Hikmetli Kıssalar-35

[Bedîüzzaman Hazretlerinin Talebeleri ve Onu ziyaret edenlerin hatıralarının yazıldığı “Şahitlerin Dilinden” adlı eserden alınmıştır]

*️⃣Bugün kaç sayfa okudunuz?

*️⃣Çok süratli yazdırırdı”

*️⃣Bütün Dünya Okuyacak!

*️⃣Vasiyetini yazdırıyordu: Kabrim gizli olsun!

*️⃣Yok mu bir talebem?

BUGÜN KAÇ SAYFA OKUDUNUZ?”

BAYRAM YÜKSEL :

Üstadımız bazen diyordu: ‘Bugün kaç sahife okudunuz?’

  • Biz de üç veya beş dediğimiz zaman, ‘Ben iki yüz sahife okudum. Hem benim kalemim yok, çok ağır yazıyorum.
  • Hem de sizin gibi gazete gibi okuyup geçmiyorum.
  • Ben manasını da anlayarak okuyorum. Hem de bakın ne kadar tashih ettim’ derdi.

 

  • Risaleleri açarken sahifeleri hiç incitmeden, elini ağzı ile ıslatmadan çok itina ile açardı.
  • Elhamdülillah ben bugün bu kadar okudum, çok istifade ettim. Bugün imanım çok inkişaf etti’ derdi.
  • Hayretler içinde bize gösteriyordu. ‘Fesübhanallah bu eseri hiç görmemiş gibi istifade ettim’ derdi.
  • Nasıl mübarek günlerde camilerde tecdid-i iman ederler; biz de Risale-i Nur’u okumakla tecdid-i iman ediyoruz derdi.
  • ‘Kardaşlarım, bakın ben bu kadar yer okudum, hiç yanlış bulamadım. Risale-i Nur’un telifinde inayet-i İlâhiye ve hıfz-ı Rabbanî bize yardım ettiler. Bizim bu ne hünerimiz, ne de kabiliyetimiz. Bu tamamen Cenab-ı Hakkın ihsan ve kereminden, biz acizlere bir lütf-u ihsanıdır’ derdi.
  • Risale-i Nur’un telifinde tayy-ı zaman, tayy-ı mekân karışmış, az zaman içinde çok işler yapmışız’ derdi.
  • ‘Kardaşlarım, nasıl geldi ise öyle yazıyorum. Hiç değiştirmeye cesaret edemiyorum. Hiç fikrimi de karıştırmıyorum’ derdi.

[Şahitlerin Dilinden-1]

“ÇOK SÜRATLİ YAZDIRIRDI”

BAYRAM YÜKSEL :

Hafız Tevfik Ağabeyler Risale-i Nur’un telif olduğu yerleri bize gösterirken, Bir defasında şunları anlatmıştı:

Üstadımızla tenha kırlara giderdik. Münasib bir yere oturur, belirli bir noktaya bakardı. Çok süratli söylerdi, ben de çok süratli yazardım. Eli ile ‘Yaz kardaşım‘ der ve devamlı bir noktaya bakardı.

Arada bir, ‘Dur, kesildi. Git sinekleri kovala’ derdi. Ben de hakikaten çok fazla sigara içerdim, başım şişerdi. Üstadımızdan ayrılır, bir taşın arkasına oturur, sigaramı içer bitirirdim.

Üstad, ‘Gel kardaşım, gel’ derdi. Tekrar yazmaya başlardık. Öyle risaleler var ki; bazen bir saatte, bazen iki saatte yazmışız’

Yeminle söylerdi ki:

‘Aynı risaleyi başka zaman iki günde yazmakla bitiremezdim.’

Bunu mükerrer defa yeminle söyler,

  • ‘Biz o zaman ne hallerde, ne günlerdeymişiz? Kime hizmet etmişiz bilmemişiz, kaçırdık o fırsatları’ derdi.
  • ‘İşte kardaşım bu tayy-ı zaman, tayy-ı mekân budur’ derdi.

‘Ah kardaşım, Üstadın bütün hayatı hep kerametle dolu. Bizler anlatmakla bitiremeyiz’ derdi.

[Şahitlerin Dilinden-1]

BÜTÜN DÜNYA OKUYACAK

BAYRAM YÜKSEL :

Sıddık Süleyman Ağabey de birgün bizlere şunları anlatmıştı:

‘Bir gün Üstadımıza içimden dedim,

‘Biz yazıyoruz, biz okuyoruz, Üstad bu kadar zahmeti niye çekiyor?’ diye düşündüm. Böyle mülahaza ediyordum.

Üstadım, birden, ‘Kardaşım göreceksin, ben bunları bütün dünyaya okutturacağım’ dedi.

Bu neviden eski ağabeylerin hepsinden bu mevzularda çok şeyler işittik.

Münasebet geldiği için şunu da geçemiyorum:

Bir gün bulaşık yıkıyordum, Üstadımız da balkonda (Barla’daki Hacı Enver’in balkonunda) okuyordu. Aramızda on beş metre kadar mesafe vardı.

İçimden dedim. Bu Barla çok mahrumiyetli bir yer, mübarek Üstad, geldiği zaman burada duruyor. Halbuki Isparta daha güzel, her şey mükemmel ve Isparta’da hem talebe çok, hem hizmet geniş, vasıta filan da bol, diye içimden böyle konuştum.

Üstad beni çağırdı. ‘Gel evlâdım Bayram’ dedi. ‘Evlâdım sen burayı kerih görme, burası çok mühim, cidden çok mühim, burası ileride nurlanacak inşaallah’ dedi.

[Şahitlerin Dilinden-1]

“VASİYETİNİ YAZDIRIYORDU: KABRİM GİZLİ OLSUN”

BAYRAM YÜKSEL :

Hususan Üstadımızın kabrinin gizli olma meselesinde o kadar bâriz kerametini gördük ki; hakikaten harfiyyen, aynı aynına çıkmıştır. Üstadımız sık sık vasiyetini yazdırıyordu.

Birincisin, Ceylân ve Zübeyir Ağabeylerle beraberdik, Yalvaç yolu üzerinde bir dere kenarında söğüt ağacının altında yazdırdı:

‘Evlâtlarım, ben bu vasiyetimi bir ihtara binaen yazdırıyorum. Ben size vasiyet ediyorum ve bunu da kaleme alın, nasıl Gavs-ı Azam, Cenab-ı Allah’tan biraz ömür istemiş, Cenab-ı Hak hizmet için ömrünü uzatmış. Ben de Cenab-ı Allah’tan ömür istiyorum. Risale-i Nur külliyatının baskısı matbaalarda bitinceye kadar. Ta ki ehl-i dünyanın nazarı bende olsun, matbaalarda ve Risale-i Nur’larda olmasın.’

Hakikaten Üstadımız her gün Barla’ya veyahut başka bir semte gider, orada Nurları okur, veya tashih eder, evradıyla meşgul olurdu. Hem Isparta hükümeti, hem Ankara hükümeti Üstadla meşgul olurlardı.

Polisler telsizle, ‘Bediüzzaman namaz kıldı, şurada burada’ diye Ankara’ya malumat verirlerdi.

Üstadımız onları uyuturdu.

Üstad onları meşgul ederken hem Ankara, hem İstanbul, hem Samsun, hem Antalya’da Risale-i Nur’lar basılıyordu.

Üstadımız, matbaalarda Sözler basılırken, ‘Ya Rab! Bunu görsem gideceğim’ dedi. Ondan sonra Mektubat basılmaya başladı, ‘Bunu görsem gideceğim’ dedi. Lem’alar basılmaya başladı aynı şekilde ‘Bunu görsem gideceğim’ dedi.

En sonunda Şuâlar’ı ve Sikke-i tasdik-i Gaybî mecmuasını gördü.

Ya Rab! Artık ben gideceğim, benim vazifem bitti‘ diye sık sık söylerdi. ‘Allah’tan ömür istedim ve hadsiz şükür olsun, bunları da gördüm. Yalnız benim kabrim gizli olsun. İki-üç talebemden başkası bilmesin. Nasıl ömrümde mukabilsiz hediyeler bana dokunuyordu. İsabet-i nazar verecek haller var, Risale-i Nur’un mesleğindeki azamî ihlas için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından azamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. 

Dostlar uzaktan ruhuma fatiha okusunlar. Mânevî dua ile ziyaret etsinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir.

  • Risale-i Nur’daki azamî ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum.
  • Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında bulunup bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.’

[Şahitlerin Dilinden-1]

YOK MU BİR TALEBEM?”

BAYRAM YÜKSEL :

Üstadımız yine bize bir gün ders anında,

‘Afyon hapsinde talebelerim arasında ufak nazlanmalar, huzursuzluk vardı. Çok üzülüyordum. Yarabbi, yok mu bunların içinde bir talebem?’ dediğim zaman, Tahirî karşıma çıktı. ‘Evet varım Üstadım‘ diye beni teselli etti.

Üstadımız: “Tahiri, ‘gençlerin kumandanı’ derdi.

  • Tahirî Ağabeydeki hasletler bambaşkadır.
  • En çok beraber kaldığımız, çok mübarek bir ağabeyimizdir.
  • Otuz sene üç ayları tuttu.
  • Ben hiç görmemiştim vitir namazını yatsının arkasından kıldığını. Muhakkak gece erkenden kalkar, teheccüd ve vitir namazını kılardı.
  • Nur Talebelerinin adeta bir dua hazinesiydi.
  • Üstadımızdan ne gördüyse aynen tatbik ederdi.

Ben hiç kimse hakkında Üstadımızın böyle dediğini duymamışım. 

‘Tahirî velîdir. Dünyada kendini bilmesin’ derdi. Ben Üstadımızdan bu sözü, çok defa Tahirî Ağabey hakkında duymuşum.

[Şahitlerin Dilinden-1]

Bu yazı 76 kez okundu