A. Kurbanın Sünnet veya Vacip Olması
B. Kimler Kurban Kesmekle Yükümlüdür?
a. Müslüman olmak
b. Akıllı ve buluğa ermiş olmak
c. Belirli bir malî güce sahip olmak
d. Mukim olma, yolcu olmama
C. Ortaklık Usulü Kurban Kesmek
D. Kişinin Kestiği Kurbanın Etinden Yemesi
A. Vacip veya Sünnet Olması
B. Malî Gücün Ölçüsü
C. Ev Halkına Bir Kurbanın Yeterli Olup Olmaması
D. Yolcu Olup Olmama
A. Kurbanın Sünnet veya Vacip Olması
Kurban ibadeti Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye teşrifinden sonra, hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmıştır. Bu zamandan itibaren Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edinceye kadar her sene kurban kesmiş, bu ibadeti hiç terk etmemiştir. Dinen, kurban kesmek için aranan şartları taşıyan kimsenin kurban kesmesi Ebû Hanife, Evzaî, Leys ibn-i Sad’a göre vacip; 74 Hanefî mezhebinden Ebû Yusuf ve İmam Muhammed ile İmam Şafiî, Ahmed ibn-i Hanbel, Davud ez-Zahirî ve İmam Mâlik’ten 75 nakledilen iki görüşten birine göre müekked sünnettir. 76
- 74 Ebû Hanife’ye göre vacip, İmameyn’e göre sünnettir. İmam Muhammed ve Ebû Yusuf’tan vacip görüşü de nakledilmiştir. Mevsılî, el-İhtiyâr li Talili’l-Muhtâr, 5/16; İbn-i Rüşt, Bidayetü’l-Müctehid, 2/237; Bardakoğlu, Ali, “Kurban”, DİA, 26/436.
- 75 Diğer görüşüne göre kurban kesmek vaciptir. İbn-i Rüşt, Bidayetü’l-Müctehid, 2/237.
- 76 Maverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 15/71; Yıldırım, Celal, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 4/345
Kurbanın meşruiyeti noktasında herhangi bir tereddüt veya ihtilaf söz konusu değildir. Bu konuda nasslar özellikle hadisler gayet açıktır. İhtilaf bu ibadetin hükmünün sünnet mi yoksa vacip mi olduğu konusundadır.
Ahmet ibn-i Hanbel: “Gücü olanın terk etmesi mekruhtur.”
İmam Muhammed: “Terkine ruhsat olmayan sünnettir.” (Canan, Hadis Ansiklopedisi, 4/522) demektedir.
Mâlikîlere göre Mina’da olan hacıların dışındakiler için gücü yeten kimsenin bu ibadeti terk etmesi mekruhtur. (Zuhayli, Vehbe, İslâm Fıkıh Ansiklopedisi, 4/394.)
İmam Şafiî de kesmeye gücü yeten kimsenin terk etmesini hoş karşılamadığını ifade etmektedir. (İmam Şafiî, Muhammed ibn-i İdris, el-Ümm, 3/577; Maverdî, el-Hâvi’l-kebîr , 15/73; Beycûrî, İbrahim, Hâşiyetu eş-Şeyh İbrahim el-Beycûrî ala Şerhu’l-Allame İbn-i Kasım el-Ğazzî, 2/555, 556; Zuhayli İslâm Fıkıh Ansiklopedisi, 4/394)
İbn-i Ömer’e (radıyallahu anh) bir adam: “Kurban kesmek vacip midir?” diye sordu. İbn-i Ömer şu cevabı verdi: “Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Müslümanlar kurban kesmişlerdir.” Adam soruyu tekrarladı. Bunun üzerine İbn-i Ömer cevaben: “Anlamıyor musun? Allah Resûlü ve Müslümanların kurban kestiklerini söylüyorum.” dedi. [Tirmizî, Edâhî, 9; İbn-i Mâce, Dahaya, 2] Yine İbn-i Ömer’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine’de on sene ikamet etti ve her yıl kurban keserdi.” [Tirmizî, Edâhî, 11]
Kurbanın vacip veya sünnet olma sebebi, Kurban Bayramı’na ulaşmadır. Kurban Bayramı tekrar ettikçe, ömür boyu bu ibadet de tekrar eder. Kurbanın rüknü, yani bu ibadetin gerçekleşmesinin özelliği kan akıtmaktır. Bayram günlerinde kurbanı kesmeden hayvanı birisine hediye etmek, değerini sadaka olarak öğrencilere burs olarak vermek kurban yerine geçmez. Sadaka sevabı kazanılsa da kurban ibadeti gerçekleşmiş olmaz. Belirli bir malî güce sahip Müslümanların Kurban Bayramı günlerinde kurban kesmeleri önemli bir ibadettir. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) her sene kurban kesmiştir. İmkânı olduğu hâlde kesmeyenleri ağır bir dille eleştirerek kurban kesmenin İslam toplumlarına ait bir sünnet/gelenek olduğunu ifade etmiştir.
B. Kimler Kurban Kesmekle Yükümlüdür?
Kurban kesmenin vacip veya sünnet olması için şu şartlar aranır:
a. Müslüman olmak: Bir kimsenin bu ibadeti ifaya ehil sayılabilmesi ve yükümlü tutulması için Müslüman olması gerekir.
b. Akıllı ve buluğa ermiş olmak: Yetim, akıl hastası kimseler zengin de olsa mal varlıklarının korunması ve daha güvenli bir gelecek için, vasilerinin kurban kesmeleri gerekmez. Şafiî ve Hanefî mezhebinde fetva buna göredir. (**)
(**) Ebû Hanife, Ebû Yusuf ile Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre akıl ve buluğ şartı yoktur. Malî güce sahip küçük çocuklar ve akıl hastaları adına kanuni temsilcileri tarafından kurban kesilmesi gerekir. İmam Muhammed’e ve Şafiî mezhebine göre kurban mükellefiyeti için akıl ve buluğ şarttır. Hanefî mezhebinde fetva, İmam Muhammed’e göre verilmiştir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/17; Bardakoğlu, Ali, “Kurban”, İlmihal II, 2/3, 4)
c. Belirli bir malî güce sahip olmak: Kurban kesmek için malî güce sahip olmak gerekir.
d. Mukim olma, yolcu olmama: Hanefî mezhebine göre kurbanın vacip olma şartlarından dördüncüsü ikamettir. Yolcuya kurban vacip değildir, nafiledir. Diğer mezheplere göre yolcu olsun olmasın ayrım yapılmaksızın yolcuya da mukime de kurban kesmek sünnettir. Bu şartları taşıyan kimseler Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi olarak ve Allah yolunda fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir.
C. Ortaklık Usulü Kurban Kesmek
Deve, sığır, koyun ve keçi kurban olarak kesilebilen hayvanlardır. Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Deve, sığır ya da manda yedi kişi için kurban edilebilir. Hz. Câbir (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte kurban kestik. Bir deve yedi kişi için, bir sığır da yedi kişi için kurban edildi.” (Müslim, Hac, 62; Ebû Dâvûd, Dahaya, 6; Tirmizî, Hac, 66) Hanefî mezhebine göre büyükbaş hayvana ortak olanların hepsinin kurban niyetiyle, takarrub niyetiyle (udhiye, şükür, akika veya nezir kurbanı olması fark etmeksizin) ortak olmaları gerekir. Ortaklardan biri akika, diğeri nezir gibi farklı kurbanlara niyet edebilir. Ortaklardan birinin niyeti kurban değil, sırf et elde etmek ise diğerlerinin kurbanı sahih olmaz. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde ise her ortağın niyetinin takarrüp olması şart değildir. (Bardakoğlu, “Kurban”, İlmihal II, 2/3, 4; İbn-i Abidin, Reddü’l-Muhtar, 6/316) Bir kimse tek başına kesmek üzere aldığı büyükbaş hayvana sonradan altı kişiyi daha ortak kabul edebilir. Koyun ve keçiye gelince bir kişi için kurban edilebilir. İkinci bir kimse koyun ve keçiye ortak olamaz. Şafiîlere göre koyun, keçi sadece bir kişi için kesilmekle beraber, kurban sünnet-i kifâî olduğundan, bir koyunu ya da keçiyi aile reisinin kesmesi o ev halkı için kâfidir. Hanefîlerde Şafiîlerin aksine, ailedeki fertlerin her biri kurban kesecek malî güce sahipse kesmeleri gerekir.
D. Kişinin Kestiği Kurbanın Etinden Yemesi
Kişinin kestiği kurbanın etinden yemesi sünnettir. (Zahirî mezhebine göre vaciptir). Hz. Peygamber kurban kestiğinde ilkin onun ciğerinden yerdi. (Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 6/139)
Hz. Câbir’den (ra) şöyle rivayet edilmektedir: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz haccetti. Sonra kurbanlık hayvanların kesildiği yere döndü ve altmış üç deveyi kendi eliyle kestikten sonra geri kalanları kesmesi için Ali’ye (radıyallahu anh) vekâlet verdi. Sonra da her deveden bir parça alınmasını emretti. Kesilen parça etler bir çömleğe kondu ve pişirildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile Hz. Ali (ra) pişirilen etten yediler ve çorbasından içtiler.” (Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menasik, 57)
Allah Teâlâ kurbanlar hakkında “Artık siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac/28), “Hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin.” (Hac/36.) buyurmaktadır. Âyet-i kerimede geçen “Yiyiniz!” emri nedb içindir. Dolayısıyla sahibinin kurban etinden yemesi menduptur. Adak kurbanının etinden ise adak sahibi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler yiyemez.
A. Vacip veya Sünnet Olması
Kurban kesmek için aranan şartları taşıyan kimselerin kurban kesmeleri Hanefî mezhebindeki ağırlıklı görüşe göre vacip, Şafiî mezhebine göre ve diğer mezheplere göre müekked sünnettir. Müçtehitler bir konuda hüküm verirken, kendi içtihat sistemlerine göre kavram ve terimleri kullanmışlardır. Hanefîlere göre farz ve vacip ayrı şeylerdir. Hanefîlere göre hüküm derecelerinin en üstünde farz yer almaktadır. Çünkü farz, delâleti ve sübûtu kat’î bir delile dayanmaktadır ve bağlayıcıdır. Hanefîlere göre vacip; Şâri’in mükelleften yapılmasını bağlayıcı tarzda istediği fakat hakkındaki bu bağlayıcılığın, delâlet veya sübutunda zannîlik bulunan bir delille sabit olduğu fiildir. Bu kavram sünnetin üstünde, farzın aşağısında bir konumu ifade etmektedir. Hanefîlerde sünnet kavramı ise daha çok müstehap manasındadır.
Diğer mezhepler vacibi, farz ile aynı manada kullanmışlardır. Onlara göre vacip-farz mutlaka yerine getirilmesi gereklidir. Diğer mezhepler Hanefîlerin vacip diye isimlendirdiği bu ibadeti, sünnet-i müekkede diye isimlendirmişlerdir. Zira diğer mezheplerde sünnetle farz arasında ayrı özel bir isimlendirme bulunmamakla beraber, normal sünnetin üstünde farzdan aşağı bir tabaka için sünnet-i müekkede tabiri kullanılmaktadır. Ayrıca diğer mezhepler kurban kesmenin hükmünü diğer sünnetlerle aynı seviyede görmediklerinden ve normal sünnet-i müekkedelerden üst, farzdan daha alt bir kademede olduğunu söylerken, önemini vurgulayan bazı kayıtlar koyarak bu ibadetin İslam’ın simge sünnetlerinden biri olduğunu belirtmişlerdir. (Gözübenli, “Kurban İbadetinin Dinimizdeki Yeri”, Allah Yolunda Fedakârlığın Sembolü Kurban, s. 30, 31.)
Kurbanın sünnet olduğu görüşünü benimseyen cumhur İslam hukukçuları bu konuda bazı açıklama ve ikazlarda bulunmuşlardır. Örneğin Şafiî mezhebi kaynaklarında kurbanın hükmü için “Farz olmamakla beraber me’murun bih, gücü yetenin terk etmemesi gereken şeâirden olan müekked sünnet, terkine ruhsat verilmeyen sünnet” ifadeleri kullanılmaktadır. (Nevevî, el-Mecmu’ Şerhu’l-Muhezzeb, 9/288; Çalış, Halit, “Kurbanın Dini Hükmü”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı 3, 2004, s. 226)
Bir ibadetin şeâir boyutlu/dinin bir simgesi olması onu üst bir konuma getirmektedir. Bu sebeple Şafiî mezhebinde ezan, cemaatle namaz ve kurban gibi şeâir (sembol) özelliği taşıyan ibadetler, mezhepte kimilerince farz-ı kifâye olarak değerlendirilmiştir. (Şirbînî, Muğni, 1/268, 430, 563.) Kurban kesmeyi sünnet addedenler, kurban kesmeye imkânı olanların bu ibadeti terk etmelerini doğru bulmadıklarını ifade etmişlerdir. İmam-ı Şafiî, kurbanın farz olmadığını söylemekle beraber, kesmeye gücü yeten kimsenin terk etmesini hoş karşılamadığını ifade etmektedir. (İmam Şafiî, el-Ümm, 3/577; Maverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 15/73; Beycûrî, Hâşiyetü eş-Şeyh İbrahim el-Beycûrî ala Şerhu’l-Allame İbn-i Kasım el-Ğazzî, 2/555, 556) Şafiî mezhebindeki bu konumlandırma Hanefîlerin vacip anlayışına yakındır. İki mezhep arasında kurbanın hükmünün sünnet ve vacip olarak ifade edilmesinde sadece isimlendirme farklılığı vardır. Bu da usule ait bir terminoloji farklılığındandır. Dolayısıyla tüm mezhepler benzer bir görüşte birleşmektedir. Kurban farz olmadığı gibi, normal bir sünnet de değildir.
SONUÇ OLARAK
Hanefîler kurbanın hükmünü vacip kavramıyla, diğer mezhepler de sünnet-i müekkede kavramı ile açıklamaktadırlar. Şafiîlerdeki bu sünnet-i müekkede kavramı Hanefîlerin vacip kavramına yakındır.
Merhum Muhammed Hamdi Yazır bu konuda şöyle demektedir: “Kurban Bayramı namazından sonra kurban kesmek Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) fiil ve emriyle sabit olmuştur. Kurban, Resûlullah’a farz olmakla beraber ümmeti için farz kılınmamış, O’nun terk etmediği ve bayram namazından önce kesilmesini yeterli görmediği bir sünnet olarak karar kılmıştır. Böyle bir sünnet ise dinin alâmetlerinden olarak, yürünen yol manasında bir sünnettir ki farza yakındır. Bu gibilere kesin farz manasına vacip denilmezse de terkinde “Mescidimize yaklaşmasın.” gibi tehdit şüphesi bulunduğundan İmam A’zam, kurbana vaciptir demiştir. Diğerlerinin ise “vacip değil” demeleri ise “farz değil” manasınadır.” (Bkz. Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 9/356) Ancak mezheplerdeki bu terminoloji farkı sebebiyle Şafiî toplumlarda kurbana verilen önem Hanefîlere göre daha azdır. Maalesef Şafiî mezhebine mensup bazı kimselerin kurbanın hükmünün sünnet olduğundan yola çıkarak bu ibadeti müstehap veya mubah olarak algıladıklarını “Yapılsa da olur, yapılmasa da olur.” gibi bir davranış sergilediklerini ve bu ibadeti pek önemsemediklerini görüyoruz. Şu bir gerçek ki bir ibadetin farz olmayışı, sünnet oluşu onu ibadet olmaktan çıkarmaz. Hele şeâir olan, yani dinin bir işaret ve alameti sayılan, sosyal yapıyı ilgilendiren, takvayı ve teslimiyeti ifade eden bir ibadet terk edilmemelidir. Kurban kesmemek yerine, kurban kesebilmek için çareler aranmalıdır.
Mümin, imanının gerektirdiği şekilde hareket etmelidir. Ortada sabit bir peygamber sünneti var. Mademki O bu ibadeti hiç terk etmemiş, maddi durumu kurban kesmeye müsait olanların kurban kesmemelerini ağır bir dille eleştirmiş ve Kur’ân-ı Kerim Müslümanlara O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) “model şahsiyet” olarak takdim edip O’na tâbi olmamızı istemiş öyleyse bu konuda bize düşen -imkânı olanların- Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığını yapmak ve mazeretsiz olarak kurban ibadetini terk etmemektir. (Çalış, “Kurbanın Dini Hükmü”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı 3, 2004, s. 226)
Cumhura göre kurban sünnet-i müekkede olmakla beraber burada önemli olan bir ibadetin sünnet olduğu beyan edilirken “yapılsa da olur, yapılmasa da” gibi bir üsluptan sakınmaktır. Kurban kesmek sünnettir öyleyse kesmek gerekmez tavrı, düşülebilecek en büyük bir hatadır. İslam Dini’ne ait bir işaret olan kurban kesme ibadetine karşı önemsizlik ve basite indirgeyecek bir üslup ve tavırdan uzak durmak ilim sahibi kimsenin özelliklerindendir. Kurbanın sünnet olduğu görüşünde olan fakihlerin, maddi durumu iyi olanların kurban kesmemesini asla hoş görmediklerini ifade etmeleri, sözü edilen bu hassasiyetin ürünü olarak görülmelidir. (Çalış, “Kurbanın Dini Hükmü”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı 3, 2004, s. 230.). Diğer taraftan Hanefî mezhebinde “Kurban kesmek vaciptir.” deyip, “Niye vacibi yerine getirmiyorsun?” diyerek toplumda baskı oluşturmak ve kesemeyecek durumdaki insanların toplumun kınamasından kurtulmak için kurban kesmelerine sebep olmak da doğru değildir.
B. Malî Gücün Ölçüsü
Kurban kesmek için belli bir malî güce sahip olmak gerekir. Hanefî mezhebine göre malî güç, Kurban Bayramı günlerinde kişinin borçları ve aslî ihtiyaçları dışında 85 gram altın ya da buna denk para veya mala sahip olmasıdır. Yani kendisine fitre vacip olan kimseye kurban kesmek de vaciptir. Zekâttaki gibi bu paranın üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Böyle bir malî imkâna sahip her Müslüman akıllı ve bâliğ olması şartıyla kurban kesmesi gerekir.
Şafiî mezhebine göre kurban kesmek için zenginlik şart olmayıp, Kurban Bayramı süresince kendi şahsının ve geçimlerinden sorumlu olduğu kişilerin temel ihtiyaçlarından (kira, elbise, yemek vb. şeylerden) fazla olarak kurban satın alacak kadar paraya sahip olanlar kurban kesmeye muktedir sayılırlar. Bunların kurban kesmesi sünnet-i müekkededir. Bu konuda ölçü kurban kesme vakti olan Kurban Bayramı günlerinde bu malî imkâna sahip olmaktır. Ramazan Bayramı’nda bayram günü ve gecesinde temel ihtiyaçları dışında fazladan malı kalan kimsenin fitre vermesi gerektiği gibi. [Bkz. Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 6/126; Beycûrî, Hâşiyetü eş-Şeyh İbrahim el-Beycûrî, 2/555; el-Buğa Mustafa, Ali eş-Şerbecî, Mustafa el-Ğin, el-Fikhu’l-Menhecî, 1/224]
Hanbelî mezhebine göre ödemeye gücü yetecek şekilde ödünç parayla da olsa kurban almaya gücü yetenler kurban kesmeye muktedir sayılır. [Bkz. Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 6/126; Beycûrî, Hâşiyetü eş-Şeyh İbrahim el-Beycûrî, 2/555; el-Buğa Mustafa, Ali eş-Şerbecî, Mustafa el-Ğin, el-Fikhu’l-Menhecî, 1/224]
Bu miktar mala sahip olanların kurban kesme imkânına sahip oldukları düşünülmüştür. Böyle olunca kurban alma imkânı olmayanların, kurban kesmek için kendilerini zora sokmamaları en uygun olanıdır. Asgarî ücretliler, düşük gelirliler kendi bütçe imkânları içinde zorluk çekmeden kurban alıp alamayacaklarını göz önünde bulundurmaları ve ona göre karar vermeleri gerekir. Şayet kurban almakla bir zorluğa düşmeyeceklerse de bu ibadetten kendilerini mahrum etmemelidirler. Görüldüğü gibi Hanefîler, kurban kesmeyi vacip gördüğünden malî gücün ölçüsünü biraz ağırlaştırmış, diğerleri ise sünnet gördüğünden kesmek isteyenler için malî gücün ölçüsünü hafifleştirmişlerdir.
C. Ev Halkına Bir Kurbanın Yeterli Olup Olmaması
Kurban kesen her bir kimse, bu ibadetin sevabını kazanacaktır. Ancak ailenin geçimini sağlayan kimsenin kurban kesmesinin, ailenin diğer fertleri için kâfi olup olmayacağı konusunda müçtehitler arasında fikir birliği yoktur. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde ve ashâb-ı kiramın uygulamasında, bir koyunun ev halkının tamamı için yeterli olduğuna dair bazı rivayetler bulunmaktadır ki müçtehitler bu rivayetler üzerinde farklı yorumlarda bulunmuşlardır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Her ev halkı için, her yıl bir kurban kesmek gerekli (yeterli)dir.” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ebû Dâvûd, Dahaya, 1; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, 5/148) demekte, kurban keserken de “Bismillah, Allahım! Bu Muhammed’den ve onun ehl-i beytinden yana (bir kurban)dır.” (Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 4/369.) Bazı rivayetlerde “Allahım! Bu Muhammed’den, ehlinden ve ümmetinden kabul buyur.” (Müslim, Edahî, 19; Ebû Dâvûd, Dahaya, 4.) “Bu, benden ve ümmetimden kesemeyenler adınadır.” (Tirmizî, Edâhî, 22) buyurduğu rivayet edilmektedir] diyerek dua ettiği nakledilmektedir.
Hz. Peygamber’in bu duası, evdeki birinin kurban kesmesiyle o evdekiler için bu kurbanın yeterli olduğu konusunda delil olarak zikredilmektedir. Hz. Âişe: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Veda haccında Muhammed ailesi için tek bir sığır kesti.” (Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 4/369. Bazı rivayetlerde “Allahım! Bu Muhammed’den, ehlinden ve ümmetinden kabul buyur.” (Müslim, Edahî, 19; Ebû Dâvûd, Dahaya, 4.). “Bu, benden ve ümmetimden kesemeyenler adınadır.” (Tirmizî, Edâhî, 22) buyurduğu rivayet edilmektedir. Bu rivayet dışında Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zevceleri için ayriyeten kurban kestirdiği de bize nakledilmektedir. (Buharî, Hac, 115)
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) devrindeki uygulama ile ilgili diğer rivayetler şöyledir. Ebû Eyyub el-Ensarî (ra) : “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz zamanında bir kimse bir koyunu hem kendisi, hem de ev halkı için kurban olarak keserdi. Ondan hem kendileri yerdi, hem de başkalarına yedirirlerdi. Sonra insanlar övünüp tefahür etmeye başladı ve gördüğün durum ortaya çıktı.” (Tirmizî, Edâhî, 10; İbn-i Mâce, Dahaya,10; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, 5/147) demektedir.
Ebû Serîha (ra) : “Bu konuda Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetini bildiğim hâlde ev halkım beni cefaya doğru itti. (Başkalarının tesiri altında kalarak onlar gibi çok kurban kesmemi önerdiler.) Oysa (daha önce) ev halkı bir veya iki koyun kurban ederdi. Şimdi ise komşularımız bu davranışımızdan dolayı bizi cimrilikle suçluyorlar.” (İbn-i Mâce, Dahaya, 946; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, 5/147) demektedir.
Şafiî mezhebine göre, bu ibadet sünnet-i müekked olup aynı zamanda sünnet-i kifâîdir. Yani şartları tutan her bir kimsenin kurban kesmesine gerek yoktur. (Nevevî, el-Mecmu’, 9/289; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 6/126) Bir evden ailenin geçimini sağlayan kimsenin kesmesi halinde bu kurban o evde yaşamakta olan bütün aile bireyleri için yeterli olur.
Hanbelî ve Mâlikî mezhebine göre de kişinin kendi ev halkına bir koyun, bir sığır veya bir deveyi kurban olarak kesmesinde bir sakınca yoktur. Nitekim Leys, Evzaî, İshak ve Şevkânî’nin görüşleri bu doğrultudadır. (İbn-i Rüşt, Bidayetü’l-Müctehid, 2/243,244; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, 5/147; Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 4/369) Böylece Şafiî, Hanbelî ve Mâlikîler yukarıdaki hadislerle istidlal etmiş bulunuyorlar. HANEFÎLERE GÖRE, bir koyun ancak bir kişi için kesilir. Birden fazla kişi onda ortak duruma getirilemez. HANEFÎLER yukarıdaki hadislerle istidlal etmeyip, hacc-ı kıran veya hacc-ı temettu’ yapan kimsenin bir koyun kesmesinin vücûbunu dikkate alarak kıyas yapmışlardır. Ebû Hanife ferdi mülkiyeti esas aldığından, ona göre bir hâne içinde yaşasalar bile şartları taşıyan herkes kurban kesmekle mükelleftir. (Akyüz, a.g.e., 4/294.)
SONUÇ OLARAK, yukarıdaki rivayetler bir ev halkının tamamı adına tek bir kurban kesmenin yeterli olduğu hususunda herhangi bir tereddüde mahal bırakmamaktadır. Normal şartlarda bir koyun bir kişi için, bir sığır veya deve genelde yedi kişi için kesilir. Aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için Resûlullah’ın beyan buyurduğu gibi, kurbanı keserken “Bu benim ve ev halkım içindir.” derse caiz olur. (Çalış, “Kurbanın Dini Hükmü”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı 3, 2004, s. 228, 229; Yıldırım, Celal, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 4 /368-371.) İmkânı iyi olan kişilerin ayrı ayrı bu ibadeti bilfiil yerine getirmeleri tavsiye edilir. Hele hele yardıma muhtaç insanların, kardeşliğe hasret insanların bolca bulunduğu zamanlarda sadece kestiği kurbanla yetinmeyip sevinçleri arttırmak için daha fazla kesmek, elbette ki daha büyük hayırdır.
D. Yolcu Olup Olmama
Hanefî mezhebine göre kurbanın vacip olma şartlarından dördüncüsü ikamettir. Yolcuya kurban vacip değildir, nafiledir. Yolcu hükmünde olan kimse, kurban kesmekle yükümlü olmamakla beraber kurban kesmesine de bir engel yoktur. Bu ibadetin sevabını kazanır. Şafiî mezhebinde ise yolcu olsun olmasın ayrım yapılmaksızın yolcuya da mukime de kurban kesmek sünnet-i müekkededir. (Nevevî, el-Mecmu’, 9/289)
Hanefî mezhebine göre yolcuya kurban kesmeme ruhsatı, yolculara kolaylık sağlanması içindir. Zira yolcunun kurban temin etmesi, kesmesi ve etini dağıtması yolcu olmayanlara göre daha zordur. Zengin kimse de olsa yolculuk hali harcamalarda tedbirli olmayı gerektirir. Ancak günümüzde yolculuk imkân ve şartları, parayı taşıma ve kullanma durumu hayli değişmiştir. Bugün bayramlarda insanlar tatile, geziye çıkmakta veya memleketlerine gitmektedirler. Maddi imkânı olanlar için üzerlerinde para olmasa dahi kart ile parasını finansal kurumlardan çekebilmekte ve parasal anlamda bir sıkıntı çekmemektedirler. Bu durumda ruhsattan yararlanma yerine vekâleten kurban kestirmek veya bulunduğu yerde kurban kestirmek daha isabetli olacaktır. Zira kurban ibadetinin bireysel yönü yanında sosyal ve üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren bir yönü de vardır. (“Kurban”, İlmihal II, s. 4-5.)
İstifade edilen Kaynaklar
–Rehber Yayınları Kurban Dergileri
–hikmet.net @HikmetNet99
–Bir Müslümanın Yol Haritası