➖Regâib
➖Âriflere Göre Recep Kelimesi
➖Rahmet Pazarına Gelen Rağbet: Regâib
➖Bediüzzaman’ın Ufkundan Regâib
➖Pırlanta Müellifi ve Regâib
➖Pırlanta Notlar ve Regâib Gecesi Duâ
➖İslam Tarihinde İlk Reğâib Kutlamaları
➖REĞÂİB’in Kandil Gecesine Dönüşmesi
➖Kandillerin Değerlendirilmesi
➖Mübarek Geceleri İhya için kılınan namazlar Sahih mi?
➖SORU: Regaip kandili sahih mi?
***
“REGÂİB”
ZAMAN vardır, yükselen dualarla değer kazanır; ZAMAN vardır, inen rahmetlerle nurlanr; ZAMAN vardır, rahmet kapılarının ardına kadar açık olmasına dâyelik yapar; ZAMAN vardır, kutludur, dinin daha bir içten yaşandığı, Allah’ın varlığının daha bir hissedildiği anları barındırır… Kutlu ZAMAN dilimlerinde, bazı geceler ön plana çıkmıştır ki, Receb ayının ilk Cuma gecesi de bunlardan biridir. Başka bir deyişle Receb ayı; Mirac, Berât ve Kadir gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan “Regaib” gecesini barındırmaktadır.
Kelime olarak Reğâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli ihsan” manalarına gelen RAĞİBE kelimesinin çoğuludur. Re-ğa-be mazi fiil kökünden türetilmiştir. Reğabe kelime olarak “Herhangi bir şeyi istemek, dilemek, arzu etmek, ona meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarfetmek” demektir. Rağîb, rağabe’den türemiş bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen şey anlamına gelmektedir. Müennesi (dişisi) Rağîbe’dir, bunun da çoğulu Reğâib’dir. Kur’an’da Reğâib şeklinde bir kelime geçmemektedir. Ancak “RE-ĞA-BE’den türemiş olan çeşitli kelimeler, sekiz ayet-i kerimede geçmekte ve “reğabe”nin ifâde ettiği mana doğrultusunda kullanılmaktadır. BU ayetler bazıları şu şekildedir: “YERĞABU” haliyle Bakara,2/130; “YERĞABU” haliyle Tevbe, 9/120; “RAĞIBÛNE” haliyle Tevbe,9/58-59; “RAĞABEN” haliyle Enbiyâ, 21/90; “FE’RĞAB” haliyle İnşirah suresi,94/7-8; “TERĞABÛNE” haliyle Nisa, 4/ 127; “RÂĞIBÜN” haliyle Meryem, 19/46; şeklinde geçmektedir.
“ÂRİFLERE GÖRE RECEB KELİMESİ”
Bir şeyin değerini bilmek için, önce o şeyi bilmek lazım, nedir, ne değildir. Reğâib gecesi, hakkında ne biliyoruz? Kandil gecelerini çok iyi değerlendirmemiz lazım, tamam. Az bilgiye rağmen zamanı çok iyi değerlendirme mümkün mü, veya ne kadar mümkün? Hakkında bir kitap(çık) yazılabilecek seçkin bir gecenin fihrist başlıkları gibi, süzme cümleler ile Reğâib’i ve onun karşısındaki duruşumuzu bir kere daha hatırlamaya ihtiyacımız var.. Var, ÇÜNKÜ İBADETLERİMİZ AZ, GÜNAHLARIMIZ ÇOK. Bir gönül sızlasa , bir his titrese , bir yürek inlese yeter dûn himmetliliğine sığınmadan. Bilerek duygulanmak ve duyarak kulluk yapmak ödevindeyiz. Bildiğimizi sandığımız, ama –kimimiz itibariyle- hakkında on dakika bile konuşmaktan aciz kaldığımız bir kutlu zaman dilimi belki de bu..
Müslüman halklar arasında bu Reğâib geleneğinin arkasında hiç şüphesiz bazı İslam âlimlerinin bilgilendirmeleri ve teşvikleri bulunmaktadır. Regâib gecelerinde daha çok dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak ve çeşitli nafile ibadetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür denilebilir. Buna göre: Reğâib, üç ay sürecek olan mübarek ahiret pazarının ilk sergisi. Her kandil gibi bir arınma, aklanma, paklanma, yunup yıkanma fırsatı. İBADET, DUÂ ve İSTİĞFAR zamanı. Ahirete yatırım vakti. Mü’minler için bir fuar, bir panayır, bir çarşı; her türlü sevap ticaretinin yapıldığı bir pazar yeridir. Bir kalemin ifadesiyle: “Ölmüş ve çatlamış olan bir toprak için su ne ise, ölmüş ve çatlak kalbler için de bu gecenin ehemmiyeti odur.”
Üç Aylar’ın ilki olan Recep, “ikram olunan ay ve hazırlanmak” mânâlarına da gelmektedir. Recep ayı, kutlu zaman dilimleri olan Üç Aylar’a bir hazırlık yapmanın ve erişilecek büyük ikramlardan nasip almanın habercisi sayılmaktadır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) bu aya ulaştıklarında “Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, 1/186, Hadis no: 554) diyerek dua ederlerdi. Bu duayı Recep ayına erişen her müminin yapması gerekir ki; bundan sonra gelecek mânevî ihsan ve ikramlardan payına düşeni alabilsin. Ârifler, Receb kelimesinin harflerinin her birine birer mânâ vererek bu ayın kutsîyet ve faziletini belirtmek istemişlerdir. Bunlara göre, Receb’in “R” si, Allah’ın “Rahmet”ine; “C” si, kulun “cürm”üne; “B” si ise Allah’ın “Birr” (iyilik) ve ihsanına işarettir. Âriflerin bu işaretleri, bu zaman dilimlerinde yapılması gerekenler hakkında önemli ip uçları verebilir: Bu ayda çokça Allah’ın rahmeti istenmeli, işlenilen cürüm ve günahlar hatırlanarak onları bir daha işlememek üzere tevbe etmeli ve Allah’ın yüce ihsanından istifade etmeye çalışılmalıdır.
“RAHMET PAZARINA GELEN RAĞBET: REGÂİB”
Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem)’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütuf ve ihsanlara, semavî derecelere eriştiği bir gecedir. Yukarıdada geçtiği gibi Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen ”ragîbe” kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regâib Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. “Kıymetli, değerli ve hediye” gibi çeşitli mânâlara gelen Regâib’i; ihsanla dolu, değeri büyük ve ihyâ edilmesi gereken bir gece olarak değerlendirmek gerekir. Bu mübarek geceler ile Cenâb-ı Hakk Müslümanlardaki ÜLFET HASTALIĞINI YOK EDEREK, onların yeniden canlı bir hayata başlamalarını ister. İnsanlar, bu gecede mânevî hayatlarına çeki düzen vermeli ve ilâhî huzura lâyık olmaya çalışmalıdırlar. Aslında zamanın bütünü kıymetlidir ve insanlar tarafından değerlendirilmek için verilmiş en büyük nimettir. Ancak, öyle an ve zamanlar vardır ki; Cenâb-ı Hakk’ın o âna verdiği mânevî bir özellikten dolayı o ân bir anda binlerce yıllık anları kuşatabilecek bir berekete kavuşur. İşte büyüklerimiz bizlere bu anlardan biri olan Regâib’i hakkıyla değerlendirip, Cenâb-ı Hakk’a dua dua yalvarmamız gerektiğini tavsiye buyurmuşlardır.
Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi vesellem), Ramazan ayı dışında en fazla Recep ve Şaban aylarında oruç tutmuştur. Regâib gecesinin Recep ayının içerisinde oluşu bu ayın önemini bir kat daha artırmaktadır. Regâib, ilk mübarek gece oluşu hasebiyle, müminlerin yeni bir heyecanla karşıladıkları bir gecedir. Bu ay içinde aynı zamanda Miraç, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin bir müjdecisi olan “Regâib Gecesi” vardır. Halk arasında “Bu gece, Âmine Hatun’un Peygamberimiz’e (sallallâhu aleyhi vesellem) hamile kaldığı gecedir” tarzında yanlış bir kanaat yaygındır. Esasen, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi vesellem) doğum tarihi böyle bir kanaati doğrulamamaktadır. Şu kadar var ki, Âmine Hatun, Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi vesellem) hamile olduğunu bu gece fark etmiş olabilir. Halk arasında yaygın olan kanaatin böyle yorumlanması daha uygun olmalıdır. Yine bu gecede kılınan on iki rekatlık bir namazdan bahseden Ömer Nasuhi Bilmen, bu gece namazı için şu ifadeleri kullanıyor: “Bu gece Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi vesellem), söz konusu mazhariyet ve mevhibeler için Cenâb-ı Hakk’a şükür için on iki rek’at namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihyâ etmenin sevabı pek çoktur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali)
“BEDÎÜZZAMAN’IN UFKUNDAN REGÂİB”
Bediüzzaman Hazretleri Regâib’in kutsîyetini anlatırken; “Regâib gecesinin kutsîyeti (kutsallığı) Hazreti Peygamber’in (sallallâhu aleyhi vesellem) bir derece, bir cihette âlem-i şehadete (Görünen âleme) teşrifinin bütün kâinatça ve bütün asırlarda Rahmeten lil’âlemîn olduğundan kâinatın bu geceyi alkışladığından” bahsediyor. (Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybiyye)
Peygamberimiz’in doğuşuyla yeryüzü nasıl küfür ve cehaletin karanlıklarından kurtulup büyük bir mutluluğa kavuştuysa, onun teşriflerinin ilk basamağı olan bu geceyi de bütün kâinat alkışlamış, coşkun bir sevinçle ayakta karşılamıştır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır. Bediüzzaman Hazretleri’nin Üç Aylar ve mübarek geceler hakkında başka eserlerde görülmeyen tesbitlerde bulunması da dikkat çekicidir. O Regâib gecesinin Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi vesellem) terakkî (ilerleme yükselme) hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu bildirmektedir. (Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybiyye). Bu gece Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi vesellem), söz konusu mazhariyet ve lütuflar adına Cenâb-ı Hakk’a şükür için on iki rek’at namaz kılmışlardır. Bu gecede böyle bir namaz kılmak MÜSTEHAPTIR. (Gazâlî, İhyâu Ulûmi’ddîn, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut, 1/203-204).
Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur. Diğer zamanlarda okunan her Kur’ân harfi için on sevap verilirse, Recep ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Her fırsatta bu gün ve gecelere vurgu yapan Bediüzzaman Hazretleri bir başka yerde yine bu kârlı pazara vurgu yaparak en sonunda bu gecelerde yapılması gereken şeylere de şöyle dikkat çeker: “Berat gecesi, bütün senede bir kutsî çekirdek hükmünde ve insanlığın kaderinin programı nev’inden olması yönüyle, Kadir Gecesi gibi kutsaldır. Herbir salih amelin sevabı, Kadir Gecesi’nde otuz bin olduğu gibi; Berat Gecesi’nde herbir hayırlı işin ve her bir Kur’ân harfinin sevabı da yirmi bine çıkar. Diğer vakitte on ise, Üç Aylar’da yüze ve bine çıkar. Ve bu kutsî meşhur gecelerde, onbinlere, yirmi veya otuz binlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar KUR’ÂNLA, İSTİĞFAR ve SALÂVATLA meşgul olmak büyük bir kârdır.” (Bediüzzaman, On Dördüncü Şua) “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzama‘da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.” (Şualar, On Dördüncü Şua) Bu gece rahmet meleklerinin; rahmete susamış müminleri hayır hasenat işlemeye, ibadet ve taatte bulunmaya teşvik ettikleri mübarek bir gecedir. Daima bu gecelerin ehemmiyeti üzerinde ısrarla duran ve değerlendirilmelerini isteyen Bediüzzaman Hazretleri konuyla ilgili şunları söylüyor. “Duaları, evradları mübârek gecelerde, hususan Regâib ve Miraç ve Berat, Kadir ve cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz.” (Bediüzzaman, Hanımlar Rehberi)
***
“PIRLANTA MÜELLİFİ ve REGAİB”
Pırlanta Müellifi; Bediüzzaman Hazretleri Regaib gecesinin Zat-ı Ahmediye’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) manevi terakkisinin başlangıcının, Miraç gecesinin de O’nun zirveye ulaşmasının ünvanı olduğunu söylüyor.. ve bunu nasıl anlamalıyız şeklinde bir soruya kırık Testi Serisinde şunları söylemiştir :
Muhtemelen Hz. Pîr manevi müşahede ve mükâşefesine dayanarak bu tespitleri yapmıştır. Mevcut kaynaklardan hareketle bu sözün temel esprisini kavramakta zorlanabiliriz. Bazı kaynaklarda Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gecede anne karnına düştüğü ifade edilir. Ne var ki Efendimiz’in dünyaya teşrif ettiği gün nazar-ı itibara alındığında böyle bir tespitin doğru olmadığı anlaşılır. Bu tarihî yanlışın farkına varan ulemadan bazıları, Hazreti Âmine’nin Efendimiz’i hâmil olduğuna bu gecede muttali olmuş olabileceğini söylemişlerdir. Fakat elimizde bunu tasdik edecek sahih bir rivayet yoktur.
Bununla birlikte Hazreti Bediüzzaman’ın yaklaşımından hareketle konu ile ilgili olarak şöyle denebilir: Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gecede Cenab-ı Hakk’ı dileyerek O’na doğru seyahatine başlamış, peygamberliğe hazırlanmış ve Mirac’a uygun bir donanım kazanma yolunu tutmuş olabilir. Efendimiz’in manevî ve ruhî hayatı itibarıyla terakkisi de bir manada O’nun ikinci doğumu ve mebde-i hayatı olarak görülebilir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha sonra Allah’ın işaret ve tenbihleriyle sahip olduğu potansiyel donanımı çok iyi değerlendirmiş ve kullukta öyle mertebelere ulaşmıştır ki, ubudiyetinin semeresi olarak Miraç’la mükâfatlandırılmıştır. Gerçi nübüvvetten önce veya İslâm’ın başlangıcında ne Regaib ne Beraat ne de Kadir gecesi vardı. Bunlar dinî hükümlerin teessüsünden sonra belirlenmiştir. Fakat bazı önemli olaylar bu gecelere denk gelmiş olabilir. Genel olarak bakılacak olursa, üç aylar olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan aylarının faziletine dair kaynaklarda farklı rivayetler olduğu görülür. Bu ayların her birinde de eşref gün ve geceler vardır. Receb-i Şerif’in ilk cuması Regaib kandili, 27. gecesi ise Miraç kandilidir. Şaban-ı Şerif’in ortasında Beraat kandili vardır. Ramazan-ı Şerif’in sonunda da Kadir gecesi bulunur. Bunların yanı sıra bizim için de oldukça önemli bir gece daha vardır ki o da Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi olan Mevlid kandilidir. Vilâdet-i nebeviyenin vuku bulup İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallahu aleyhi vesellem) dünyayı şereflendirdiği bu geceyi Müslümanlar uzun asırlardır mevlitlerle, salat u selamlarla, daha farklı program ve etkinliklerle kutlaya gelmişlerdir. Gerçi Mevlit kandili, insanların Cenab-ı Hakk’a teveccüh edip çokça istiğfar ve dua ettikleri, ibadet ü taatle geçirdikleri bir gece olarak bilinmez. Fakat o Sonsuz Nur’un dünyamızı şereflendirdiği bu gece Müslümanların bayramı kabul edilebilir.
Tekrar Bediüzzaman’ın sözüne dönecek olursak, o, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gecelerde elde ettiği mazhariyetleri ifade etmek suretiyle aynı zamanda bu gecelerin kıymetine de vurguda bulunmuştur. Demek ki Regâib gecesinin de diğer gecelere nispeten zaman itibarıyla ayrı bir önemi vardır. Cenab-ı Hakk’ın bazı hususi zamanlarda ayrı bir teveccühü olur. Başka zamanlarda verdiği mükâfatın on, yüz, belki bin katını bu zamanlarda verir. Bir yönüyle bu kutlu zaman dilimleri, yapılan ibadetleri nemalandırır, bereketlendirir. Fakat herkes kendi istidadına göre bu kutlu zaman dilimlerinden istifade eder.
Zarfın Yümnü ve Bereketi Mazrufa Yansır: Evet, üç aylar, hususiyle Ramazan ayı ve bunların yanı sıra Regâib, Miraç, Beraat ve Kadir geceleri, yapılan ibadet ü taatlere ayrı bir derinlik kazandırır; zarfın yümnü ve bereketi mazrufa da yansır. Bunların faziletini şöyle bir misalle izah edebiliriz: Toprak çok vefalıdır, çok bereketlidir. Bağrına atılan tohumlar yedi, belki yetmiş başak verir. Allah için yapılan ibadetler de böyledir. Kur’ân, her bir iyiliğe on sevap verileceğini vaad buyurur. Fakat bir de öyle bir toprak düşünün ki âdeta Cennet toprağı gibidir. Bağrına ne atarsanız atın hemen başağa yürür, meyve verir. Her bir tohumdan da belki binlerce başak çıkar. İşte mübarek gün ve gecelerde yapılan amelleri buna benzetebiliriz. Mademki bu mübarek gün ve gecelerde Cenab-ı Hakk’ın kullarına fevkaladeden bir teveccühü oluyor ve yapılan ibadetlerin sevabı birden bine çıkıyor, Müslümanlara düşen vazife de bu kutlu zaman dilimlerini en verimli şekilde değerlendirerek o fırsatlar kuşağında heybelerini doldurmaktır. Özellikle uykudan fedakârlık yaparak gecenin ihya edilmesi çok önemlidir. [22-01-2023 Tarihinde yayınlanan Kırık Testiden alınmıştır]
“REGAİB GECESİ DUA ve PIRLANTA TAVSİYELER”
Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden bir diğeri de duadır. Bütün mübarek gecelerde olduğu gibi bu gecede de ibâdetin özü olan duayı çokça yapmaya işaret eden Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) bir hadislerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir: Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib Gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi. [İbn-i Asâkir]. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem), bir hadislerinde REGÂİB GECESİNDE yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir. [Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s-Sagîr, (Feyzü’l-Kadir’le birlikte) 3/454)]
Öyleyse, bütün dünyada Müslümanların.. İMAN VE KUR’AN HİZMETİNİN.. HİZMET ERLERİNİN türlü türlü bela ve musibetlerle boğuştuğu.. din düşmanlarının Müslümanlar için akla hayale gelmedik planlar yaptığı.. masum insanların tahammül sınırlarını zorlayan çok çeşitli sıkıntılara maruz kaldığı bugünlerde bütün mülkün sahibi, her şeyi gören ve her şeye gücü yeten Rabbimize dua dua yalvaralım, en içten dualarımızla bütün bir ümmet için tekrar ber tekrar O’ndan yardım dileyelim dilenelim. Hacet namazıyla.. Tesbih Namazıyla.. kaza namazıyla.. Kur’an ve cevşen ve “el-Kulûbüddâria” yani “Yakaran Gönüller” ile.. hem ŞİRKET-İ MÂNEVİYE USÛLÜ Hem de FERDÎ OLARAK Dualar ederek gecemizi aydınlatalım.. Kâinattaki herşey tasarrufunda bulunan Ezel ve ebed sultanı RABBİMİZDEN Müslümanlar ve Mazlumlar için beklenen cennet iklimi bize lütfetmesini, müjdelenmiş ve emareleri çoktan ortaya çıkmış baharları getirmesini dileyelim, dilenelim. Evet, başta Regâib olmak üzere, onun ardından gelen Mirâc, Berâat ve Kadir geceleri, zamanın Allah’a en yakın zirveleridir ve O’na yaklaşmanın, O’na açılmanın, O’na yükselmenin rıhtımları, limanları ve rampaları sayılırlar. Ne mutlu bu limanlardan sonsuzluğa açılanlara, bu rampalardan manevi alemlere sıçrama yapanlara.
Yine “Pırlanta Müellifi: [22/01/2023_Tarihli_Regâib gecesi] adlı Kırık Testi’de Regâib gecesiyle ilgili şunları söylüyor:
Mübarek gün ve gecelerin faziletleriyle ilgili eser yazan bazı zatlar Regâib gecesiyle ilgili hususi bazı namazlardan bahsetseler de SAHİH HADİSLERDE bu geceye mahsus özel bir ibadet söz konusu değildir. Fakat insan amellerin hora geçtiği ve ahirette katlanarak geriye döneceği bu gecede kılabildiği kadar namaz kılmalı, dua dua Allah’a yalvarmalıdır. Bu geceler duaların umumiyet kesbetmesi adına büyük bir fırsattır. ŞAYET mü’minler bu geceleri önemli birer fırsat bilerek hep birlikte ellerini Rabbü’l-Âlemin’e kaldırır, başlarını secdeye koyar, gözyaşlarıyla yana yakıla Allah’a dua ederlerse Allah da yapılan dualara icabet buyurur. Özellikle ümmet-i Muhammed’in bir süreden beri maruz kaldığı felâketlerin bertaraf edilmesi adına Allah’a yalvarıp yakarmak çok önemlidir.
BAZI KİMSELER kendileri için hususi taleplerde bulunabilirler. Mesela Allah’tan sıcak bir yuva, hayırlı bir evlat veya dünya mameleki isteyebilirler. KİMİLERİ, “Allah’ım bana bir tane keçi nasip eyle, her gün onun sütünü sağayım, iki tane de tavuk ver, onların da yumurtasını alayım.” diyebilir. Bunlar aleyhine konuşulmaz. En fazla, herkes kendi himmetine göre istekte bulunur, der geçilir. BAZILARI da Cehennem’e düşmemek, Cennet nimetlerine kavuşmak, Efendimiz’in şefaatine nail olmak isterler. Bunlar da kulak ardı edilecek talepler değildir. Ama BAZILARI da vardır ki kendileri dünya malı adına hiçbir şeye sahip olmasalar, belki yamalı urbalar içinde yaşasalar da dualarında sürekli “Allah’ım ne olur ümmet-i Muhammed’e hayırlar ihsan eyle! Allah’ın ne olur ümmet-i Muhammed’i içine düştüğü bu sefalet ve zelillikten halas eyle! Nam-ı Celil-i İlâhiyî her yerde dalgalandır!” der inlerler. KİMİLERİ, kendileri için dua etmeyi bile israf-ı kelam sayar. Onların bütün istekleri hep ümmet-i Muhammed, Din-i Mübin-i İslâm hakkındadır. Bu bir ufuk meselesidir. Bu konuda kimseyi ta’n u teşni etmeye hakkımız yoktur. Hayatı kendine bağlı götüren, cismaniyetten sıyrılamayan, bir darlığın mahkûmu olan insanların bağlandıkları şeyler de buna göre olur. Allah onların dualarını da kabul edebilir, onları da Cennet’ine koyabilir. Bütün insanlığı kucaklayacak engin bir vicdana, ve âlî bir himmete sahip olan kimselerin talep ve istekleri de kendilerine göre olacaktır. Bence duada bile enginliklere açılma söz konusuyken bir darlığa mahkûm olmamak lazım.
Kutsal Mekanlarda Dua: Kâbe ve Arafat gibi bazı mekânlarda yapılan dualar gibi hususi bazı zaman dilimlerinde yapılan dualar da zarfın kıymetinden kabul referansı alır. Buna, mekan ve zamana ait kıymetin onların içinde yapılan amellere aksedişi de denebilir. Allah’ın özel bir kıymet atfettiği mekân ve zamanlarda yapılan duaların kabule karin olması daha fazla ümit edilir. Tabir caizse, padişahın farklı münasebetlerle halkına ulufeler dağıtması gibi, Cenab-ı Hak da belirli zaman aralıklarında ellerini kaldıran insanlara, liyakatlerine bakmaksızın ihsanlarda bulunur. Yeter ki biz Allah’ın ihsan u ikramlarına gönülden inanarak, güvenerek isteyelim. Kalben O’na bağlanalım ve beklediğimizi O’ndan bekleyelim. Zat-ı Ulûhiyet’e karşı tereddüt ve şüphe ifade eden düşünce, mülahaza ve sözlerle O’na teveccüh etmek anlamsızdır. “Verirse verir, vermezse vermez” gibi laubali ve saygısızca tavırlarla dua edilmez. Bu tür dualar -Allah muhafaza- ötede insanın suratına çarpılır. Tabii ki verip vermemesi O’nun bileceği iştir. Ancak kula düşen, Rabbinden istediklerini ısrarlı bir tavırla ve o hususta tek merciin O olduğuna inanarak istemektir.
Mübarek Gecelerde Rabb ile Baş Başa Kalma: Mübarek gecelerde, gönülleri yumuşatacak, gözleri yaşartacak özel programlar da yapılabilir. BİRLİKTE ibadet ü taat yapılabilir. ELLER hep birden Allah’a kaldırılabilir. Allah için bir araya gelen insanlar farklı bir atmosfer oluştururlar. O atmosfere giren insanların kalbleri yumuşar. İnsanlar da evlerine çekildiklerinde yumuşamış kalbleriyle Allah’a yönelir, yüreklerinin sesini dillendirirler. TOPLU YAPILAN programların kendine has bir tadı ve rengi olsa da bunlar insanın tek başına Rabbiyle baş başa kalmasının verdiği huzuru veremez. Bazen genel atmosfer ve başkalarının varlığı insanın içini rahatça Allah’a dökmesine mani olur. Bu yüzden hiç kimsenin olmadığı bir yerde insanın vefalı bir yürekle bir iki saat Allah’a içini dökmesi çok önemlidir. [22-01-2023 tarihinde yayınlanmış Kırık Testi’den alınmıştır]
***
“İSLAM TARİHİNDE İLK REĞÂİB KUTLAMALARI”
Reğâib’in toplu kutlamaları hicrî beşinci asırdan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. “Hakkında kesin bir emir ve kaynak bulunmadığı halde, Regâib Gecesi kutlamaları ülkemizin de dahil olduğu bazı müslüman beldelerde asırlardan beri asırlardan beri sürüp gelmektedir. Bu kutlamaların ilk defa ne zaman ve nasıl başladığı hakkında İsmet Parmaksızoğlu şu bilgiyi vermektedir: “Sünnî müslümanlar arasında bu gecenin kandil sayılması 480 Hicrî (1087-1088) tarihinde, önce Bağdad’da başlamıştır. Şiîlerin Eyyâm-ı Aşûre, Iydü’z-Zehrâ, Vilâdet-i Eimme (İmamların doğum günleri) v.b. ünlü mehrecanlardaki (kutlamaları, fuar ve şenliklerdeki) taşkınlıklara karşılık olmak üzere sünnî ulema da ihyâ-yı leyâlî (kandil geceleri) ihdasına tevessül etmişlerdir.” [İsmet Parmaksızoğlu, Türk Ansiklopedisi, “Regaibiyye” md.; bkz. Akkuş, Yrd. Doç.Dr. Mehmet, “Edebiyamızda Reğâibiyye ve Salâhî’nin Matlau’l-Fecri”, s.131]. Parmaksızoğlu, bazı gecelerin (ki ilk akla gelen beş kandil gecesi oluyor) birer “kandil gecesi” olarak ihya edilerek kutlanmasını, Şiiler’in kendi aralarında kutlaya geldikleri bazı mehrecanlara bir tepkiye bağlıyor, onlara mukabil ehl-i sünnet Müslümanlarına kendi aralarında böyle bir manevî şenlik ihdası yapılmış olduğuna ta’lik ediyor. İlk defa Reğâib gecesi, hicrî 480 tarihinde Bağdat’ta topluca kutlanmıştır diyor. Burada şu mühim hikmeti hatırlamak lazımdır: Ümmet-i Muhammed’in, diğer dinlerin veya batıl mezheplerin dinî veya millî törenlerine özenerek onlar gibi kutlamalara girişmelerinden ise, dinlerinde “kutsal” olan bazı değerleri örfî anlamda “kutlamaları” İslam uleması tarafından tecviz ve tahsin edilmiştir ki yüzyıllardır sözkonusu kutlamalar, halkın dinî hayatlarında can pompalayan bir atardamar olarak devam edegelmektedir.
İbn Receb el-Hanbelî (ö.1393) der ki: “Mütekaddimûn denilen ilk dönem uleması Reğâib namazından ve Reğâib hadisinden hiç bahsetmemişlerdir. İlk defa ortaya çıkışı da hicrî dördüncü yüzyıldan sonraya rastlar. Bu sebeple de ilk dönem selef uleması bu Reğâib namazını hiç bilmemişler ve hakkında da hiç konuşmamışlardır.” (İbn-i Receb, Letaifu’l-Ma’ârif, s.228.)
Ebu Muhammed İzzüddin b. Abdisselam el-Makdisî, Kudüs’te Beytü’l-Makdis’de Receb ayının ilk Cuma gecesi Reğâib namazı kılınması geleneğinin 480’li yıllarda başladığını belirtmiştir. (Seyyid el-Affânî, Ruhbânü’l-Leyl (Gece Yolcuları-Gece İbadetleri), s.709-710.). TDV İslam Ansiklopedisi’nde de: “Regaib namazıyla ilgili rivayet de hicrî 5. / miladî 12. asra dayanmaktadır.” denilmiştir. İmam Gazzâlî (ö.1111) ise sözkonusu rivayetin âhâdî yolla geldiğini, kendi döneminde Kudüs halkının istisnasız olarak bu namazı kıldıklarını ve kılmayanlara da müsamaha göstermediklerini haber verir.
İmam Zebîdî (ö.1790) ise sözkonusu Reğâib hadisinin Ebu Tâlib el-Mekkî el-Mâlikî (ö.993), Reğâib hadisini senediyle birlikte Kûtü’l-Kulûb’una kaydetmiş olması sebebiyle, 400’lü yıllarda “ihdas edilmediği”ni, belki bu yıllarda iştihar ettiğini ve Reğâib namazının şüyû’ bulduğunu söylemiştir. Bu hadise yapılan tenkitleri tek tek cevaplamış ve nihaî hüküm olarak Reğâib namazının kılınmasını caiz görmüştür.
***
“REĞÂİB’İN KANDİL GECESİNE DÖNÜŞMESİ”
İslam’ın ilk dönemlerinde ahadî birkaç hadis ve bazı yöresel telakkiler ile sınırlı kalan, fakat -kutsiyeti mahfuz olmakla beraber- topluca namazla ihya edilmesi, bir nevi “kutlanması” meselesi hicrî beşinci asırdan itibaren Müslüman dünyada giderek yaygınlaşan ve adeta –bazı ulemaya nazara- bir örf-i şer’î hüviyetini kazanan Reğâib kandili, zamanla umumî sayılabilecek bir etkinliğin, bir hayır faaliyetinin ve ihya merasimlerinin ünvanı olmuştur ki: Reğâib gecesi, sadece Anadolu’da veya Türk aleminde değil, belki pekçok İslam ülkesinde ve bilhassa tasavvuf âleminde daha ziyade bilinen, takip ve tes’îd edilen bir gece olarak karşımıza çıkmaktadır. “Bu gibi mübarek gecelerde kandil yakmak suretiyle resmî hürmet hareketlerine (ise ilk defa 1524-1574 yılları arasında yaşamış olan) II. Sultan Selim’in saltanatları zamanında başlanmış ve hâlen de devam etmektedir.”
Bazı kaynaklarda geçtiğine göre: “(Hicrî 12.) milâdî on sekizinci asırda ise, Reğâib geceleri tekke ve zaviyelerde gösterişli törenlerle kutlanmaya başlandı. Tasavvuf ehli olan şairler, bu gece için reğâibiyye adı verilen şiirler yazdılar. Bu şiirlerin bazıları bestelenerek yapılan törenlerde okundu. Diğer mübarek gecelerde olduğu gibi, Regâib kandillerinde de minârelere kandillerin asılması gelenek haline geldi. Halk arasında Reğâib gecelerinde ibâdet ve duada bulunma, geceyi kandil simidi ve şekerlemeleri ile kutlama âdeti yerleşti. Bu gibi âdetler, günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.”
İbnü’n-Nehhas, kandil meselesine itiraz eder ve der ki: “Bu gecelerde Şam ve çevresinde birçok renkli kandillerle evler süslenir. Bunu adet edinmek ve kaçınılmaz sanmak bid’attır. Bu kandilleri de genellikle evlerin ön sundurmalarına asarlar. Sonra da kadınlar ve çocuklar evlerinde oturup bunları seyrederler. Bunu sokaklardan geçen insanlar görüp seyrettikçe, onlar da bu yaptıklarıyla övünürler. Hele özellikle bazı başıboş insanların bu gecelerde yaptıkları masraflar haddini aşar. Bunun hepsi bid’attır ve Seyyidü’l-Mürselîn’in (sallallâhu aleyhi vesellem) sünnetine aykırıdır.”
“Dinin aslî unsuru” addetmedikten sonra, millî kutlamaların cevâziyeti prensibince mezkur şenliklerde dinî bir sakınca olmayacağı âşikârdır; bu kutlamalarda israf veya ihtilat gibi hususlar ise umumî cevaz hükmünü iptal etmez; haram karıştırılmaması kaydıyla ibâhâ kâidesi hükümfermâ olur. Beri taraftan günümüzde kandil gecelerinde İbnü’n-Nehhâs’ın anlattığı gibi evlerde israf sayılabilecek şekilde fazladan ışıklar yakılmamakta, israflara girilmemekte; belki sadece gecenin manevî ışığını en ziyade barındıran mekânlar olması itibariyle Allah’ın evleri camilerin minaret ışıkları açılmakta ve bazı salâtîn camileri de mahyalarla ışıklandırılmaktadır ki bu da gayet normaldir. “Dinin aslî parçası bir mesele olarak kabul edilmediği ortada iken, Müslümanların örfü veya geleneği kapsamındaki bu kabil tes’îd ve ihya merasimlerine ve güzel geleneklerine karşı da ileri-geri konuşmak haksız bir zulüm olur kanaatindeyiz. Hâsıl-ı kelam: M.Zeki Pekalın’ın kaydettiği üzere çoğunluk mü’minlere göre: “Regaip gecesinin minarelerimizi kandil, elektrik ziyalariyle tenvir ederek ve o güne mahsus kandil simitleri ve tekerlemeleri yapmak suretiyle kutlulanması ise müstahsen âdetlerimizdendir.”
***
KANDİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza-i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:
1. Kur’ân-ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli..
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli..
3. Kaza, nafile (tesbih/hacet gibi) namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir?” gibi konular başta olmak üzere, hayatî meseleler müzakere edilmeli..
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tövbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi kendine ve diğer mü’min kardeşlerine, hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
12. Mazlum , Mağdur ,Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilebilir; hoşnutlukları alınıp; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulabilir..
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e-posta ile tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
19. Kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
(Kandil Dergilerinde yazılan tavsiyeler özetlenmiştir.)
***
MÜBAREK GECELERİ İHYA İÇİN KILINAN NAMAZLAR SAHİH Mİ?
“Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili hususi bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet-i Kur’ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir… Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu, “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur.” anlamına gelmez. Teheccüd ve nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb-ü Sitte, III/289). Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta ise bir beis yoktur; sevaptan hâli değildir.
SORU: Regaip kandili sahih mi? Recep ayının ilk Cuma gecesinin Cuma gecesi ve Recep ayı içerisinde olmasının dışında bir kutsiyeti var mıdır? Bununla alakalı sahih bir hadis-i şerif var mıdır? Yoksa bu geceye sonradan bir kutsiyet atfetmek Bid’at olmaz mı?
CEVAP: Regaib gecesiyle ilgili rivayetler olmakla birlikte bu rivayetlerin ya ZAYIF veya UYDURMA olduğu ifade edilmiştir. Bu geceyle ilgili olarak sahih bir rivayet olmasa da müslümanların bu geceyle ilgili genel kabulleri, bu gecenin üç ayların başlangıcı olması ve Recep ayından bir gece olması itibariyle bu gecenin ihya edilmesi bidat olmaz. Elbette dinde olmayan uygulamaların, -mesela bu geceye özel namaz kılmak gibi- icra edilmesi doğru değildir. Allahu a’lem… [@HikmetNet99 hikmet.net ]
İstifade edilen Kaynaklar
•Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli-Ali Ünal
•Kutlu Zamanlar (Farklı Bir Açıdan Mübarek Gün ve Geceler) Abdülkadir Süphandağı
•Zamanın Allah’a En Yakın Zirveleri: ÜÇ AYLAR ve KANDİLLER/Rehber Yayınları: 2005
•Risâle-i Nûr Külliyatı
•hikmet.net
• Kırık Testi