•Muharrem Ayı ve Aşûre Günü

•Muharrem Ayı
•Aşure Günü Olayları
•Aşûre Günü Ne Yapılmalı
•Aşure Günü Duası

Aşûre günü, kamerî ayların birincisi olan Muharrem ayının 10. günüdür. Cenab-ı Hakk (cc), rahmetinin gazabını geçmiş olmasının bir neticesi olarak, bazen kullarına yeni ve ekstra fırsatlar vermek, onları affetmek, sevaplarını katlayabilmeleri için bazı olayları, ayları ve günleri vesile yapar. Bunlardan birisi de Muharrem ayı ve onun onuncu günü olan aşure günüdür. Aşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Bazı tefsirlerimizde, genel kabul olarak Zilhiccenin ilk on gününden bahsedildiği söylenen, Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin, Muharrem ayının ilk on günü olduğu da söylenmektedir. (Taberani, Hak Dini Kur an Dili, 8/5793)

Muharrem ayının dört haram aydan, yani o zaman dilimlerinde sevapların da, günahlarında katlandığı aylardan birisi olduğunu bildiren hadis-i şeriflerden birisi şöyledir: Ebu Bekre Nufey’ubnu’l Hâris Es-Sakafi r. Anh’dan: Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Zaman, döne döne Allah’ın arz ve semavatı yarattığı gündeki düzenini tekrar buldu. Sene oniki aydır. Bunlardan dördü haram aydır. Haram aylar da üç tanesi peş peşe gelir: “Zül-kade, Zü’l-hicce ve Muharrem. Bir de Cumadi ve Şaban ayları arasında yer alan Mudarlılar’ın Receb’i.”

“MUHARREM AYI”

Muharrem ayının fazileti ve o ayda yapılması gerekenler hakkında Peygamber Efendimizden şu mealde hadis-i şerifler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:  “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu. (Tirmizî, Savm: 40)

Başka bir hadîs-i şerîfde ise, bu ayda ne yapılması gerektiği şöyle açıklanır: Ebu Hüreyre r. Anh’dan: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır.” ​(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai)

“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” (İbni Mâce, Sıyam: 43) Bu hadisin açıklamasında İmam-ı Gazali Hazretleri, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” (İhya, 1/238) demektedir.

“AŞURE GÜNÜ OLAYLARI”

Bütün günler, geceler, aylar ve yıllar Allah’ındır. Mekânı, zamanı ve onun bölümleri diyebileceğimiz zaman dilimlerini yaratan Odur. Bazı zaman dilimlerinin diğerlerinden farklı olması bize göredir. Bu durum, onlarda meydana gelen bir takım önemli olaylardan kaynaklanır. İşte aşure günü de önemini buradan alır. Fakîh Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri’nin beyânına göre, bu ay ve günle ilgili olarak, bazı rivayetlerde gelen ve bilinmesi gereken en önemli olaylar, şunlardır:

1. Yerlerin ve göklerin yaratılması,
2. Hz. Adem (a.s.)’in tevbesinin kabul edilmesi,
3. Hz. Musa (a.s.)’nın Firavun’un şerrinden kurtulması ve Firavun’un helak olması,
4. Hz. İbrahim (a.s.)’in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
5. Hz. Eyyûb (a.s.)’un hastalıktan şifâ bulması,
6. Hz. Yûnus (a.s.)’un balığın karnından kurtulması,
7. Hz. Süleyman (a.s.)’a saltanat verilmesi,
8. Hz. Nuh (a.s.)’un gemisinin karaya oturması,
9. Hz. Hüseyin (r.a.)’in şehid edilmesi ve
10. Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.

Bunların dışında ve bunlara ilaveten, daha başka kaynaklarda şu önemli olayların da bugün meydana geldiği rivayet ediliyor:

1. Hz. Yusuf (a.s.), kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşura Günü çıkarılmıştır.
2. Hz. İsa (a.s.), o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
3. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
4. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
5. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
6. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (Sahihi Müslim Şerhi, 6/140)

Görüldüğü gibi bu günlerde hep istenen ve arzulanan olaylar değil, Hz. Hüseyin Efendimizin katledilmesi gibi menfur olaylar da cereyan etmiştir.

“AŞÛRE GÜNÜ NE YAPILMALI”

Aşure günü, Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da bilinir ve kutsal sayılırdı. Yahudilere benzememek ve orucu tam Aşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve onbirinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Aşûre gününün orucu hakkında İbni Abbas da (r.a.) bize şu malumatı aktarır: “Rasulullah aleyhissalatu vesselâm Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşure gününde oruç tuttuklarını gördü ve: “Bu oruç nedir?” diye sordu. Kendisine şöyle cevap verildi: “Bu gün iyi bir gündür. Allah Teâlâ bu günde Musa (a.s.) ile İsrailoğullarını düşmandan kurtarmıştır. Bu sebeple Musa (a.s.) bu günde oruç tutmuştur.” Peygamber Efendimiz de aleyhissalatu vesselâm“Ben Musa’ya sizden daha yakınım” buyurdu ve bu günde oruç tutulmasını emretti.” (Buhari, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 127; Ebu Davud, Savm, 63.). Bu durum Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar devam etti. Daha sonra ise Rasulü Ekrem aleyhissalatu vesselâm Aşure orucu mevzuunda insanları muhayyer (serbest) bıraktı.

Şu hadis-i şerif bu muhayyerliği ifade eder: “Bu gün Aşure günüdür. Bu günde oruç tutmak sizlere farz olmamıştır. Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın.” (Buharî, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 116; Muvatta, Sıyam, 34.) Böylece aşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. ​Hepsi nafile olan bu ibadetler önemli olmakla beraber, haramlardan uzak durmak, bunlarla kıyaslanamayacak kadar çok daha önemlidir. Bir taraftan oruç tutup, bir taraftan onun bunun gıybetini yapmak, iftira atmak, yalan söylemek, sû-i zanlar içinde yaşamak, yapılan bu ibadetlerle telâfi edilemeyecek çok büyük günahlardır. En doğrusu hem bunları yapmak, hem de esas tutulması gereken günahlara karşı oruç tutmaktır.

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslâm öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Aişe validemiz şöyle demektedir: “Aşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi aşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” (Buhari, Savm: 69.)

Tirmizî’de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: “Aşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” (Tirmizî, Savm: 40.)

Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, İbn-i Mesud’dan rivayet edilen bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Kim ailesine Aşure günü geniş (cömert) davranırsa Allah da ona senenin geri kalan günlerinde lütuf ve ihsanlarını yağdırır.” (Cami’üs-Sağîr, 6/ 235.). Sahabe’den Cabir (r.a.) diyor ki: “Ben bunu kırk yıl denedim, hiç aksamadı.” Tabiînin büyüklerinden Süfyan Sevrî de der ki: “Biz bunu denedik ve öyle olduğunu gördük.”

Bu konuda pek çok hadis rivayeti mevcuttur. Bazıları zayıf olsa da sahih olanları da vardır ve İbn-i Abidin, çok yoldan rivayet edilmesinden dolayı, bunların hepsinin “hasen hadis” derecesine çıktığını söyler. [İbni Abidin, Terc. 15/557.]

Ayrıca Peygamber Efendimiz aleyhi ekmelüttehayâ, aşure günü göze sürme çekmeyi tavsiye buyurmuş ve faydasını da şu şekilde beyan etmiştir: “Kim aşure günü sürme sürünürse, ebediyyen göz ağrısı çekmez.” [Beyhaki Şuabü’l İman’da, (3797). İbni Abbas’tan zayıf isnadla merfu hadis olarak rivayet etmiştir. Ayrıca bkz: Nasbu’r Raye, 2/455-456).].. Bazı fıkıh kitaplarımız, bu mevzunun Peygamberimiz tarafından teşvik olarak beyan edildiğini belirtmişlerdir. [Hidaye, Kitabu’s Savm, 1/151.]

Bütün bu hadis-i şeriflere göre, bu ayda ve aşûre gününde her zamankinden fazla olarak yapılması gereken ibadet namaz ve oruçtur. Yalnız bu oruç Ramazan ayındaki gibi her gün değil, tutabildiği kadar tutmaktır. Özellikle Muharrem’in dokuz, on ve onbirinci günlerini oruçlu geçirmektir. Bunu yapamayanlar sadece dokuz ve onuncu günleri, onu da yapamayanlar sadece onuncu günü oruçla geçirebilirler. Sadece onuncu günü oruçlu geçirmek daha önceden o günde oruç tuttukları bilinen Yahudilere benzememe açısından çok tavsiye edilmemekle beraber, o günü oruçlu geçirmenin haram olduğu da söylenemez.

“ÖZET OLARAK!”

Bu günün bizleri ilgilendiren en önemli yönü ise, Rabbimizin verdiği yeni bir fırsat olarak şunları yaparak değerlendirmeye çalışmaktır:

a) Yeniden ibadete, duaya ve tövbeye yönelmek, bilhassa haram ve helal konusunda unuttuğumuz hassasiyetleri hatırlamak, ülfet ve ünsiyetten kurtulmaya çalışmak.

b) Geçmişte bugün yaşanan olaylardan ders çıkarıp, tekrar aynı hatalara ve benzerlerine düşmemek.

c) Geleceğin en önemli hadisesi olarak kıyameti hatırlamak, kendimizi o güne hazırlamak için yeniden motive etmek.

d) Bugünde sadece oruçla yetinmeyip, hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması gerekir. Zira Peygamber efendimiz (sav), mü’minlerin aile efradına şura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını da tavsiye etmiştir.

e) Aşûre gününde gerçekleşen kurtuluş günlerini ve olaylarını şu andaki durumumuza tatbik ederek, aynı tarzda veya benzeri şekillerde bizlere de necât vermesi için Rabbimize yalvarmak.

“AŞURE GÜNÜ DUASI”

Bir kere daha aşure gününün, milletçe ve insanlık olarak güzel günlerin yaşanmasına vesile olması dileğiyle, dersimizi Kulubu’d Daria’da geçen aşure duasıyla bitirelim. Gümüşhanevi hazretleri’nin derlemiş olduğu Mecmuatü’l Ahzab’ta, İbni Arabi cildinin 600. sayfasında, bu eserin muhtasarı olan Kulubu’d- Daria’nın da 737. sayfasında geçen duanın meali şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim. Allahım, Sen, Ebedî’sin, Kadîm’sin, Evvel’sin. Sonsuz keremin ve fazlın hürmetine, önümüzdeki yeni yıl içinde bizi, şeytandan, onun avenelerinden ve dostlarından korumanı isterim. Sürekli kötülüğü emreden, fenalık isteyen nefsime karşı yine Sen’den yardım dilerim. Beni Sana yaklaştıracak amellerle benim her türlü derdime deva bahşetmeni ümid ederim. Ey Celal ve İkram Sahibi, Ey Merhametlilerin en Merhametlisi, rahmetini beklerim!

İstifade edilen Kaynaklar:
-Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi
-Hak Dîni Kuran Dili tefsiri
-Hikmet.net @HikmetNet99

Bu yazı 153 kez okundu