Ölüm uyandırmadan önce uyanmak gerek

İnsanların Cenab-ı Hakk’ın uyarıları karşısında hemen kendine gelmesi ve onları ciddiye alması lâzımdır. Aksi takdirde, bir istidraç olarak; yani yavaş yavaş cehenneme çekmek için verilmiş bazı imtihan imkânları olarak önümüze serilenlere hiçbir zaman için yanlış mânalar verip gevşek davranmamak, aldanmamak gerekir. Şimdi şu olaya dikkat edelim: Hazreti Musa Aleyhisselam, Firavun’a, “İsrail oğullarını benimle birlikte salıver.” dedi. Firavun bunu kabul etmedi. Allahü Teâlâ üzerlerine tufan gönderdi. Bunun bir azap olmasından korkup Musa Aleyhisselâm’a, “Rabbine dua et, bu tufanı üzerimizden kaldırsın. Biz de senin isteğini yerine getirelim.” dediler. Musa Aleyhisselâm’ın duası ile tufan bitti; ama onlar sözlerinde durmadılar. Hem de o sene daha önce eşine rastlanmadık bir ekin yetişti. Meyveler, otlaklar doldu taştı. Onlar, “İşte, bizim arzu ettiğimiz buydu.” dediler. Allah Teâlâ, bu sefer onların üzerine çekirgeler yolladı. Ekinlere musallat etti. Çekirgenin ekinleri yiyip bitireceğini görünce, “Ey Musa Rabbine dua et, bu beladan bizi kurtarsın, biz de sana inanalım ve İsrailoğullarını seninle birlikte salalım.” dediler. Hazreti Musa Aleyhîsselâm, Rabbine dua etti. Cenab-ı Hak da çekirgeleri kaldırdı. Ama sözlerinde yine durmadılar. Ekinleri topladılar ve evlere yığdılar. Dediler ki: “İşte ekinleri eve yığdık, artık bize birşey olmaz.” Bunun üzerine Allahü Teala, onlara buğday kurdu musallat etti. Adam değirmene on kilo götürüyordu da ancak üç ölçek un getirebiliyordu. Bunun üzerine, Hz. Musa’ya “Rabbine dua et de, bizden bu buğday kurdunu da kaldırsın.” dediler. “O zaman, dediğine inanırız.” dediler. Musa Aleyhisselam dua etti. Allah o belayı da kaldırdı. Ama yine inanmadılar. Bir gün Firavun’un meclisinden kurbağa sesi yükselmeye başladı. Musa Aleyhisselâm, “Sen ve kavmin bundan ne anlıyorsunuz?” diye sordu. Firavun, “Bu ne olabilir ki? Önemli bir şey değil” dedi. Akşam olunca, o kadar kurbağa fazlalaştı ki adamın çenesinin dibine, kadar kurbağalar doluyordu. Birisi konuşacağı zaman çenesini oynatınca kurbağa değiyordu. Hemen Hazreti Musa’ya koştular ve “Bizim için Allah’a dua et, üzerimizden şu kurbağaları kaldırsın da o zaman hem sana inanalım, hem de İsrailoğullarını seninle birlikte salıverelim.” dediler. Allah bunu da kaldırdı, onların üzerinden ama; yine de iman etmediler. Bundan sonra Hak Teala da üzerlerine bir belâ olarak kan yolladı. İçtikleri sular, kuyular, nehirler ve su kaplarının içinde ne varsa, hepsi de yeni akmış kan haline geldi. Firavun’a dertlendiler. “Şimdi de kan doldu her tarafımız, içecek su bulamıyoruz.” dediler. Firavun: “O sizi büyülemiştir.” dedi. Onlar, “Nereden büyüleyecek bizi. Su içecek kaplarımızda bile kandan başka bir şey bulamıyoruz.” diye karşılık verdiler. Bunun üzerine, Musa peygambere koştular ve “Rabbine dua et de bizim üzerimizden kan musibetini kaldırsın. Biz de o zaman sana inanalım ve İsrailoğullarını seninle birlikte salıverelim.” dediler. Musa Aleyhisselâm Allah’a dua etti de Hak Teâla üzerlerinden bu musibeti kaldırdı. Ama, onlar yine de iman etmediler ve İsrailoğullarını da onunla birlikte salıvermediler. Ama sonunda Hz. Musa’nın peşine düşüp Kızıldeniz’de boğuldular. Musa Aleyhisselâm’a verilen dokuz mucizenin hepsi de onun bir peygamber olduğunu gösteriyordu. Ama onlar verilen mühlet ve imkânlara bakıp bir değerlendirme yaparak imana gelemediler. Ölüm uyandırmadan önce uyanmak gerek.

Kaynak: Safvet Senih köşe yazılarından alınmıştır

Bu yazı 19 kez okundu