ON BİR HIZIR (aleyhisselâm) TAVSİYESİ”

ALLAH’IM! Ferîd-i Kevn ü Zaman Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve özel bir hayat mertebesiyle lütuflandırdığın, rahmetine mazhar kıldığın, rahmet yağmuru olan ilm-i ledünden ta’lim buyurduğun ve daha nice güzel sıfatlarla donattığın Hızır’a (aleyhisselâm) salât ve selâm buyur. Senin salât ü selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun. [Muhammed ibnü’l-Hanefiyye’ye (r.a.) Ait Bir Salât ü Selam/ Yakaran Gönüller]

Kur’ân-ı Kerim’in Kehf suresi 60-82. ayetlerinde Hz. Mûsa’nın, “Allah’ın kullarından bir kul” ile seyahati anlatılır. Hızır ve Hz. Musa arasında yaşanan ve insanlığa bilgi türlerinin gizemli bir senaryo eşliğinde anlatıldığı bu olaydan sonra bu ikili bir daha buluşup görüştüler mi net olarak bilemiyoruz. Ancak nakledilen bir hadis-i şerif bize buluşma hususunda ve Hızır’dan bilgi alma mevzuunda Hz.Musa’nın Allah’tan talebi olduğunu ve bu talebe binaen tekrar buluştuklarını öğreniyoruz. O buluşmada Hz.Musa Hızır’dan bazı tavsiyeler de istemiştir.

  • Olay şöyle nakledilmektedir: Ömer b. Hattab (ra) Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şöyle dediğini naklediyor:

“Kardeşim Musa (as) dedi ki: “Ey Rabbim, bana gemide -gemiyle yaptığımız seyahatte- gösterdiğin zatı bir daha göster.”
Allah ona şöyle vahyetti: “Ey Musa sana o zatı göstereceğim. Ancak buluşup görüşmeniz kısa süreli olacak.”
Derken Hızır, güzel kokular ve beyaz elbiseler içinde çok güzel bir surette çıkageldi. Hızır söze şöyle başladı: “Selam sana ey İmran’ın oğlu Musa! Rabbin sana selam söylüyor. O’nun rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.”
Musa dedi ki: “O -Allah- selamdır. (yani selam O’nun adıdır.) Selam O’nadır ve Selam O’ndandır. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Ben O’nun nimetlerini saymaya kalksam, O bana yardım etmedikçe bu işe gücüm yetmez.”
Sonra Musa Hızır’dan şunu istedi: “Bana -bazı- tavsiyelerde bulunmanı istiyorum. Senden sonra bana Allah’ın indinde faydası dokunacak tavsiyeler…”

Hz. Musa’nın taleplerini dinleyen Hızır söze şöyle başladı:

“Ey ilim talep eden zat, muhataplarına bir meseleyi anlatmak üzere konuştuğun zaman acele edip hemen bıkkınlık gösterme. Çünkü dinleyenlerin durumu konuşanın durumuna göre daha zor ve usandırıcıdır.” 

Hızır’ın İLK tavsiyesi öğrenme ve öğretme psikolojisiyle alakalıdır.

Hızır’ın İKİNCİ tavsiyesi şudur:

وَاعْلَمْ انَّ قَلْبَكَ وِعَاءٌ. فَانْظُرْ بِمَا تَحْشُو بِهِ وِعَاءَكَ

“Bilmelisin ki, kalbin -korunması gereken- bir kaptır. Kalp kabını ne ile doldurduğuna -kalbine neleri ve kimleri koyduğuna- dikkat et!” Filesine koyduğu meyve ve sebzeleri itinayla seçip ayıran insanın, kalbine koyduklarını da itina ile seçip ayırması, onun kalp nezaheti ve manevî kimliği açısından çok önemlidir. Çünkü Allah indinde var olmak kalbî nitelikleri canlı ve aktif tutmayla ciddî bağlantılıdır.

Hızır’ın üçüncü tavsiyesi şöyledir:

وَاعْرِفِ الدُّنْيَا وَانْبِذْهَا وَرَاءَكَ فَإِنَّهَا لَيْسَتْ لَكَ بِدَارٍ وَلَا لَكَ فِيهَا قَرَارٌ وَإِنَّهَا جُعِلَتْ بُلْغَةً لِلْعِبَادِ لِيَتَزَوَّدُوا مِنْهَا لِلْمَعَادِ

“Dünyayı iyi tanı-öğren-, onu terk edip arkanda bırak. Çünkü dünya senin için -ebedî kalınacak- bir yurt değildir. Dünya kulun gelişmesini tamamlayacağı bir yer kılınmıştır. Orada sonsuz hayatlarına hazırlık yapsınlar diye…”

Evet, dünyayı iyice tanımak ve öğrenmek, dünyaya ve metâına kanmamak için çok önemlidir. Onu iyice tanıyamayanlar onun tarafından kolayca aldatılırlar. Ve dünyaya körü körüne bağlananlar, dünyalık bir şeyi başkalarıyla paylaşamazlar. İnfak onlar için en zor ibadet ve katlanılması en ağır bir yük olur. Bediüzzaman Hz dünyayı okurken onun hakkında şunları kayda geçirir: “Dünyanın üç yüzü vardır:
Birinci Yüzü: Cenâb-ı Hakk’ın esmâsına bakar. Onların nukûşunu gösterir.Mânâ-yi harfiyle, onlara âyinedarlık eder.Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubât-ı Samedaniyyedir. Bu yüzü gayet güzeldir. Nefrete değil, aşka lâyıktır.
İkinci Yüzü: Âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır. Cennet’in mezrasıdır, rahmetin mezheresidir. (çiçek bahçesidir) Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete layıktır.
Üçüncü Yüzü: İnsanın hevesâtına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehli dünyanın mel’abe-i hevesâtı (nefsî istek ve arzuların oyuncağı) olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânîdir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte hadîste vârid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir. Sahabelerin ve sâir ehlullahın mergub dünyaları, evvelki iki yüzdedir. (Bkz. B.S.Nursî, Sözler, 32.Söz, 2.Mevkıf,3.Maksat,5.Remiz.)

Demek ki, dünyanın birden çok yüzü var. İnsan hangi yüze baktığını ve hangi yüzünü sevdiğini iyi bilmeli ve hesabını ona göre yapmalıdır. Çünkü dünya çoklarını aldattı ve onu elde etmeyi hedefleyenleri toprağının altına alıp ebediyetten mahrum olmalarına sebep oldu.

Hızır’ın dördüncü tavsiyesi:

يَا مُوسٰى! وَطِّنْ نَفْسَكَ عَلَى الصَّبْر وَأَشْعِرْ قَلَبَكَ التَّقْوٰى تَنَلِ الْعِلْمَ ، وَرُضْ نَفْسَكَ عَلَى الصَّبْرِ تَخْلُصْ مِنَ الْإِثْمِ

“Ey Musa! Nefsini sabra alıştır, takvayı kalbine şiar yap ki gerçek ilme nail olasın.Nefsini sabırlı olmaya razı et ki günahlardan kurtulasın.” Sabır bir dayanma ve direnme aktivitesidir. İnsana kendisini ve nelere katlanabileceğini öğretir. İnsan kendisini belki de en iyi sabır aracılığıyla tanıyabilir.

Hızır’ın beşinci tavsiyesi:

يَا مُوسٰى! تَفَرَّغْ لِلْعِلْمِ إِنْ كُنْتَ تُرِيدُهُ فاِنَّمَا الْعِلْمُ لِمَنْ تَفَرَّغَ لَهُ

“Ey Musa! Şayet ilim talep ediyorsan, -hayatında- ilme yer aç, boşluk bırak. Çünkü ilim, hayatında ona yer açanlar içindir.”

Hızır’ın altıncı tavsiyesi:

وَلاَ تَكُنْ هَكّاراً بِالْمَنْطِقِ مِهْذَارًا إِنَّ كَثْرَةَ الْمَنْطِقِ تَشِينُ الْعُلَمَاءَ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِذِي اقْتِصَادٍ فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنَ التَّوْفِيقِ وَالسَّدَادِ

“Sakın mantık’ı hakir görüp gevezelik zannetme. Fazlaca mantıkla meşgul olmak ulemaya bir ayıp gibi kabul edilse de, sen iktisatlı ol. -orta bir yol tut- Başarı ve istikamet bundadır.

Hızır’ın yedinci tavsiyesi:

يَا ابْنَ عِمْرَانَ! لَا تَفْتَحَنَّ بَابًا لَا تَدْرِي مَا غَلْقُهُ وَلَا تَغْلِقَنَّ بَابًا لَا تَدْرِي مَا فَتْحُهُ

“Ey İmran’ın oğlu! Kapatmasını bilmediğin -kapatmaya gücün yetmeyen- kapıları sakın açma! Nasıl açacağını bilmediğin -açmaya gücün yetmeyen- kapıları da sakın kapatma!” Yani ey İmran’ın oğlu sınırlarını iyi tespit et. Yapabileceklerini ve yapamayacaklarını idrak ederek yaşa. Allah’ın senin için çizdiği sınırlara riayet et. O sınırların içinde bir milim boşluk bırakma. Ama sakın o sınırların dışına da bir adım dahi atma. İnsan, Allah’ın onun için çizdiği sınırlarla var olma durumundadır.

Hızır’ın sekizinci tavsiyesi:

يَا ابْنَ عِمْرَانَ! مَنْ لَا يَنْتَهِي مِنَ الدُّنْيَا نَهْمَتُهُ وَلَا تَنْقَضِي مِنْهَا رَغْبَتُهُ كَيْفَ يَكُونُ عَابِدًا ؟

“Dünyaya düşkünlüğü bitmeyen, dünyaya yerleşme düşüncesinden kurtulamayan nasıl “âbid” olabilir?” Dünyayı aklından ve kalbinden çıkar ki, kulluk yolun açılsın, kalp ve kafan senin lehinde hareket etsin. Eğer dünya ve dünyalık düşüncesini içinden atamazsan nesneleşirsin ve değerini yitirirsin.

Hızır’ın dokuzuncu tavsiyesi:

يَا مُوسٰى! تَعَلَّمْ مَا تَعْلَمَنَّ لِتَعْمَلَ بِهِ وَلَا تَعَلَّمْهُ لِتُحَدِّثَ بِهِ فَيَكُونُ عَلَيْكَ بَوْرُهُ ، وَيَكُونُ لِغَيْرِكَ نَوْرُهُ

“Ey Mûsâ, bütün öğrendiklerini onlarla amel etmek için öğren, onları konuşmak -konuşma malzemesi yapmak- için değil. Eğer sırf konuşmak için ilimle meşgul olursan sıkıntısı sana, sefası başkalarına olur.”

Hızır’ın onuncu tavsiyesi:

يَا ابْنَ عِمْرَانَ! اجْعَلِ الزُّهْدَ وَالتَّقْوٰى لِبَاسَكَ وَالْعِلْمَ وَالذِّكْرَ كَلَامَكَ وَأَكْثِرْ مِنَ الْحَسَنَاتِ فَإِنَّكَ مُصِيبٌ السَّيِّئَاتِ وَزَعْزِعْ بِالْخَوْفِ قَلْبَكَ فَإِنَّ ذٰلِكَ يُرْضِي رَبَّكَ

“Ey İmran’ın oğlu, takva ve zühdü elbisen yap, ilim ve zikri kelamın -sözün- yap. Hayır ve hasenatı çoğalt. Çünkü sen seyyiâtla maruz kalmışsın. Havf ile kalbini sars, ırgala.. Bu senin Rabbini razı eder.”

Evet, takva ve züht, insanı bütün dış etkilerden, nefis ve şeytanın tuzaklarından koruyan bir zırh elbisesi mesabesindedir. Takvaya sarılıp zühde tutunanlar korunmuş bir hayat yaşarlar. Takva ve zühtten mahrum yaşayanlar ise kar ve tipi altında sokakta çıplak kalmış, hem âleme karşı rezil olmuş hem de o soğukta korumasız kalıp acıyı ve azabı tatmışlardır. İnsan mahremini örtmeden insanların içine çıkamaz. Kişi örtünür, giyinir ve ancak o zaman insanlar içinde bulunabilir. Allah’ın huzuruna çıkabilmek için de bir elbiseye ihtiyaç vardır. İşte o elbise züht ve takvadır. Allah insana iki kulak tek ağız vermiş; az konuşsun, çok dinlesin diye.Sonra dilinin etrafına otuz kadar muhafız kimliğinde diş dizmiş. Dili korusunlar, zararını engellesinler diye. Ve dilin üzerine insan vücudundaki en güçlü organlardan birisini, çeneyi kapatarak dili adeta hapsetmiş. Çünkü dil korunması en güç organdır. Hızır’ın tavsiyesinde buna işaret edilerek ilim ve zikir sadedinde konuşma tavsiye edilmiş ve “Dil işte bunun için var, onu boş lakırdılar için beyhude yorup helakinize sebep yapmayın.” mesajı verilmiştir. Bu sözlerin bir peygamber üzerinden -Hz. Musa- söyleniliyor olması da ayrıca dikkat çekicidir. Herkes varsın kendisini buna göre hizaya koysun demektir bu…

“Hayır ve hasenatı çoğalt.” denilerek hayır ve hasenat yapmakta sınır tanımama öğretilmiştir. Eğer yeniden bir saadet dünyası kurulacaksa ve yeryüzünde peygamber ocağı yeniden tütecekse, bu ancak varlığı infak, sâlihât, hasenat, hayrat gibi diriltici ve inşa edici ibadetlerle kucaklamakla olacaktır.

Ve işte Hızır’ın son cümlesi:

وَاعْمَلْ خَيْراً فاِنَّكَ لَا بُدَّ عَامِلٌ سِوَاهُ قَدْ وُعِظْتَ اِنْ حَفِظْتَ فَتَوَلَّى الْخِضْرُ وَ بَقِيَ مُوسٰى حَزِيناً مَكْرُوباً

“Hayır yapmaya bak, hayrın dışında bir şeyle meşgul olma! İşte böylece vaaz u nasihatte bulundun eğer tutabilirsen...”

Hızır bu tavsiyelerden sonra oradan ayrıldı. Musa hüzünle ve kederle arkada kaldı. (el-Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, 10, 235-236.) Hazreti Musa’nın Hızır’la olan diyalogu birçok tavsiye ile çerçevelenmiştir. Hayata, ahirete, ilme, takva ve zühde dair tavsiyeler birbirini takip edip ebedi saadetin vesileleri olarak sıralanmıştır. Hızır’ın tavsiyeleri nihayetinde “hayır ve hasenatı çoğalt, hayrın dışında bir şeyle meşgul olma” cümleleriyle diyalog bitirilmiştir. Adeta hayır ve hasenatla meşgul olmak, infakla ebediyete hazırlık yapmak Hızır’ın bütün tavsiyelerinin özü ve vardığı nihai mertebe olarak sona bırakılmıştır. Çünkü insan, ömrü boyunca birçok tavsiyeye kulak kabartır, o tavsiyeleri yapmaya çalışır. Hatta bu tavsiyelerin onun hayatında olumlu ya da olumsuz etkileri de olur. Ancak infak etmek, hayr u hasenatta bulunmak, imkânlarını başkalarının ihtiyaçlarını gidermek için kullanmak ruh haleti ise insanın melekleştiği ve ruhaniliği temsil ettiği bir ufuktur ki, o, mertebe olarak ve tavsiyelerin en tesirlisi olarak sonda yer alır. Ona ulaşasıya kadar kat edilmesi icap eden uzun mesafeler ve uğranılması gereken birçok mertebeler vardır. Ve sonuç itibari ile insan, infak edebilme mertebesini yakalayınca artık dünyaya ait tavsiye alan değil, ebedi saadete dair tavsiye veren olur. Çünkü bundan sonra onun için vermek genel bir ahlak haline gelir.

Süreç içinde infak, yaşamın önemli gayelerinden birine dönüşür ve insan infak edebilmek için bahaneler arar. İnsan, ömrünün anlamını infakta yakalayınca, Rabbinin kendisiyle infak üzerinden hususi bir münasebet kurduğunu idrak edince artık hayatını bir infak varlığı olarak sürdürür ve infakla Rabbine yürümenin projesini hazırlar. İnfakı Rabbine yürüme projesi olarak görüp bilenler, infak adına verdikçe Rabbe giden yolun bir kısmını yürümüş olma ve aradaki mesafeyi biraz daha kapatma zevki ruhanisini tadarlar.

–İnfak, arzın sema inşa etme gayreti…
–İnfak, dünyanın ahretin elini tutma çabası…
–İnfak, yürek elinin beden eline himmeti…
–İnfak, “var”la “yok”un buluşma noktası…
–İnfak, elin verdiğiyle arşı avuçlaması…
–İnfak, fakrın ginâya, ğinânın istiğnaya dönmesi…
–İnfak, kanayan yaraya, yanan kalbin merhem olma çilesi…
–İnfak, gayba zahrı’l-gayb duası…
–İnfak, bitme duygusunun yetme ufkunda çiçek açması…

Eser: Himmet Köprüsü /Işık Yayınları

Bu yazı 13 kez okundu