Bu Bölümde On Fasıl Vardır
Bu bölümde Esma-i Hüsnâlar dışındaki sûre ve ayetlerin meali arapça metnin altına eklenmişir.
BİRİNCİ FASIL
[Gavs-ı A’zam Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Füyûzât-ı Rabbaniye Duasının devamı..]
Aç ve çulsuz bir vaziyette, dergâhının önünde, kurb (yakınlık) kevserlerine kanacağım, iman libasıyla donatılacağım intizarı içindeyim. Susuzluktan dilim damağım kurudu, ciğerlerim kavruldu; elemli ateşlerimin ferahlatan bir serinliğe inkılâb edeceği, muhabbet oluklarından kana kana içeceğim, kurb kâselerinden yudumlayacağım, sıkıntılarımın, elemlerimin, rahatsızlıklarımın ve hüzünlerimin bir bir dağılıp gideceği, gidip sürpriz sevinçlere dönüşeceği, bütün hastalıklarımdan şifa bulacağım anları gözlüyorum. İniltiler içinde huzuruna gelmiş garip bir yolcuyum. Vatanından, tanıdıklarından cüdâ düşmüş bir zavallıyım; dilerim ki bu gurbet, bu şekâvet ve bu talî’sizlik daha fazla sürüp gitmesin, gitmesin ve bir an evvel gurbetim sıla olsun.. ruhum ve bedenim, ağaçların altında ılgıt ılgıt esen meltem rüzgârlarının serinliğiyle huzura doysun.. gönlüm lütf u ihsanla dolsun.. kalbim rahmet ve rıdvan esintileriyle ferahlık bulsun.
يَا عَظِيمُ يَا مَنَّانُ، يَا كَرِيمُ يَا رَحْمٰنُ، يَا صَاحِبَ الْجُودِ وَالْإِحْسَانِ وَالرَّحْمَةِ وَالْغُفْرَانِ
[ يَا اَللهُ يَا رَبُّ (3) ]
Kevn ü mekânın artık dar geldiği, varlığın bütünüyle kendisinden uzak durup bir türlü ünsiyete yanaşmadığı, gece-gündüz şaşkın şaşkın, hafakanlar içinde sağda-solda dönüp dolaşan, sılada bile gurbet yaşayan, hiçbir yere sığmayan, zaman geçse de dertleri, tasaları azalmayan, bir kısım vahşiler gibi mahlûkatla bir türlü ünsiyet kuramayan bu zavallı kuluna merhamet buyur!
Rabbim, Yüce Rabbim! Senden başka bir rab var mı ki, ona yalvarayım! Başka bir ilah mı var ki, ümitlerimi onun vereceklerine bağlayayım! Senden gayrı bir kerem sahibi mi var ki, ondan atâ ve ihsan talebinde bulunayım! Cömertliğiyle maruf başka birisi mi var ki, onun fazlına bel bağlayayım! Senden gayrı bir hâkim-i mutlak, el açılan, ihtiyaç arz edilen bir başkası mı var ki, şikâyetlerimi ona ileteyim ya da işlerimi ona havale edeyim? Hayır ya Rabbi, hayır, Senden başka kerem ve cömertlik sahibi yoktur. Ey gazabından rahmetine sığındığımız, kullarını koruyup kollayan fakat Kendisi asla bir himayeye ihtiyaç duymayan Rabbim! Senden başka keremi ve ihsanı bol kerîm bir rab mı var ki, gidip ona el açayım? ALLAH’IM! Dost bildiklerim bana hep cefa ettiler. Tabip zannettiklerim canımdan usandırdılar. Yakın-uzak herkes küçümseyip alaya aldılar; dertlerim de büyüdükçe büyüdü. Vedûd ü Karîb, Raûf u Mücîb bir tek Sensin; ne olur, merhametini esirgeme –ki zaten esirgemezsin- ve gidecek başka kapısı olmayan bu kulunun yalvarışlarına icabet buyur! Rahmeti, şefkati, re’feti ve merhameti, zayıfların ve güçsüzlerin sığınağı olan Yüceler Yücesi Rab! Her şeyi bilen ve dilediği her şeyi gerçekleştirmeye muktedir olan yalnız Sen iken, kime gidip hâlimi arz edebilirim ben? Her hâlimi görüp bilen, dost ve yardımcı Sen olduğun hâlde, başka kimden yardım dilenebilirim? Kerem Senin şanın iken başka hangi kapıya iltica edebilirim? Benim yaralarımı Senden başka kim tedavi edebilir, kırıklarımı kim sarabilir; dağlar cesametindeki günahlarımı kim affedebilir?
Ey bütün sırlara nigehbân ve sadırlarda saklanan her şeye muttali olan, gücü, kuvveti elinde bulunduran ve varlığa hükmeden, her şeyin evveli ve her şeyin âhiri olan Rabbim! Senden, beni sorgusuz, sualsiz, meccanen affetmeni dileniyorum. Ey her şeyin dizginlerini elinde tutan.. hiçbir şey Kendisine zarar ve fayda veremeyen, galebe edemeyen.. hiçbir şey ilminden ve nazarından kaçamayan, Kendisine ağır gelmeyen.. hiçbir yardıma ihtiyacı olmayan.. hiçbir şey Kendisini meşgul edemeyen.. aciz bırakamayan.. Kendisine benzemediği.. her şeyin yegâne mâliki olan ve anahtarlarını elinde bulunduran Yüce Rabbim! Lütfen ve keremen, üzerimde dönüp dolaşan bütün zararları ve bütün belaları uzaklaştır. İşlerimi kolaylaştır ve bereketlendir. Beni altından kalkamayacağım şekilde muhasebe ve muâhazeye tâbî tutma. Mevhibelerini sağanak sağanak başımdan aşağıya yağdır. Her şeyin hayırlısını nasip et ve bütün muzır ve şerîr şeylerden beni sıyanet buyur! Ey her şeyin evveli, âhiri, zâhiri, bâtını.. her şeye hükmeden..her şeyi sayıp ortaya döken.. başta yaratan, ölümden sonra tekrar hayat veren.. bilen.. kuşatan.. müşahede eden.. kim ne işlerse hepsini kaydeden.. küçük-büyük yapılan her şeyi gören, haberdar olan.. Kayyûm ismiyle varlığı ayakta tutan..görünür âlemin verasında, verâların da verasında tasarruf sahibi yegâne zât olan Yüce Rabbim! Sen her şeye kâdirsin, ne olur, benden bilerek ya da bilmeyerek sâdır olmuş ne kadar hata, günah ve isyan varsa hepsini mağfiret buyur!
Ya Ekramelekramîn ve ya Erhamerrahimîn! Zerrelerden seyyarelere kadar bütün varlık, Senin mehâbet ve mehâfetin karşısında hep iki büklümdür. Sen ise bütün korkulardan münezzeh ve müberrâsın. Senden bir daha sorgu-suale maruz kalmayacağım şekilde beni affetmeni istirham ediyorum, ey kat kat perdeler ötesinden, verâların verâsından bütün varlığı evirip çeviren Allahım! Ey inanan kulların recâ kaynağı! Ümit ettiğim hususlarda beni hayal kırıklığına uğratma. Ey rahmet dileyenlere merhamet tecellîlerinde bulunan, bana da rahmetinle muamele eyle. Ey inanmış gönülleri inayetiyle koruyup kollayan, yardımınla beni de te’yîd buyur. Ey tevbe edip yeni bir teveccühle dergâhına yönelenleri muhabbet tecellileriyle karşılayan Rab! Kainatın Medar-ı İftiharı, Senin habîbin Muhammedü’l-Emîn hürmetine, benim ve bütün Müslümanların tevbelerimizi Bârigâh-ı İzzetinde kabul eyle. Âmîn, Âmîn ya Rabbelâlemîn! Ya Rab! Senin Kitab-ı Mübîn’indeki, [“Muhakkak ki Allah ve melekleri şanı büyük O Nebî’ye Peygambere hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.”] emrine ittibaen, O İnsanlığın Efendisi’ni, tertemiz ehl-i beytini, kerem ve iyiliğe kilitlenmiş ashâbını salât ü selâmlarla anıyor, el açışlarımızın, yakarışlarımızın en güzel ve en hayırlı şekilde cevap bulacağını ümit ediyoruz! [“İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”]
İKİNCİ FASIL
Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Hizbü’l-Hıfz Duası
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Ya Ekramelekramîn ve ya Erhamerrahimîn! Nefs-i emmarem heva ve heves deryalarında öyle bir tufana kapıldı ki, Senin inayetinden başka onu kurtaracak hiçbir güç yoktur. Halâs ve himaye ancak Sana aittir. Allahım nefis gemimi, (Nuh peygamberinin gemisi gibi) [“Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah’ın adıyladır. Rabbim gerçekten Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”] hakikatinin sırrına mazhar eyle. Beni, Senden uzaklaştıran şeylerin hepsinden uzak tut, tut ki Allahım, hakkında kesin bilgim olmayan şeylerin tâlibi olmayayım. ALLAH’IM! Beni ağyar düşüncesinden koru ve kederli-kudûretli, bulanık mülahazalardan arındır. Arındır ki, saflardan saf hayırlı kullarını muhafaza ettiğin yanlış vadilerden uzak kalabileyim. RABBİM! Hira otağındaki o iki sevgili kulun gibi bu kulunu da hatırla. ALLAH’IM! Vâridâtını gönlüme akıtırken beni, onları alma hususunda hazırlıklı, istidatlı ve uyanık eyle. Nur menbalarının derinliklerindeki Muhammedî inayet ve Sıddîkî muhabbetten beni de feyizlendir. Beni özüme eriştir. Dostlarına açtığın ve açmadığın sırlardan beni de hissemend eyle. Felekleri evirip çevirdiğin sırlarından bazılarını bana da aç, aç ki, omuzlarıma bir emanet olarak yüklediğin hilafet vazifesini bihakkın yapabileyim. Harf ile isim arasında uzamış, adaletle kâim olan bir büyük pay da benim nasibime ayır, ayır da muhât iken, [“Allah onlara şöyle hitap eder: Bugün hâkimiyet kimin? Mutlak galip, tek hâkim olan Allah’ın!”] âyetinin ihatasıyla muhît olabileyim.
اللّٰهُمَّ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Bütün makam, istek ve gayelerin altında kaldığı en yüce makamın sahibi Hâtemü’l-Enbiya’ya, âl ve ashâbına salât ü selâm eyle. ALLAH’IM! Ne bir saat, ne bir lahza ne de göz açıp kapayıncaya kadar inayetini üzerimizden eksik etme. Senin ilmindeki her şey ya olmuştur ya da olur. Ya Erhamerrâhimîn! Nasıl Senin Nebiy-yi Mükerremin bütün mahlûkattan üstün ise aynen öyle bütün salât ü selâm getirenlerin salât ve selâmlarından üstün, kesintisiz ve ebedî salât ü selâmlarla O Nebiy-yi Ekremine, ashâbına ve diğer nebîlere salât ve selâm eyle. Allah’ın adını andım ve “ كۤهٰيٰعۤصۤ ” hürmetine Hakk’ın kifayetiyle serfiraz oldum.
فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُۘ
Meal: [“Onların hakkından gelmek için Allah sana yeter. O hakkıyla işitir ve bilir.”]
Allah’ın adıyla “حٰمۤ عۤسۤقۤ” hürmetine mazhar-ı himaye kılındım. Zaten havl ve kuvvet sadece Allah’a aittir ve Allah’ın lütfu ile gerçekleşir. Bismillah’ı şiar edindim ve Ğaniy-yi mutlak olan Allah’ın iğnası ile servete erdim.
وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، بِسْمِ اللهِ الْغَـنِـيِّ غُـنِّـيتُ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَۤا إِلَّا هُوَۘ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْـبَـرِّ وَالْـبَحْرِۘ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَـةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَـبَّـةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِـتَـابٍ مُبِينٍ
بِسْمِ اللهِ الْعَلِيمِ عُلِّمْتُ
Meal: [“Bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayb âleminin anahtarları O’nun yanındadır. Onları Kendisinden başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez. Yer altı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane, hâsılı yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki açık, net bir kitapta bulunmasın.”] Alîm olan Allah’ın ta’limiyle ilim elde ettim. [“Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.”] Kaviyy olan Allah’ın adını andım ve O’nun kuvvetiyle güç buldum.]
وَرَدَّ اللهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَـنَالُوا خَـيْرًاۘ وَكَفَى اللهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللهُ قَوِيًّا عَزِيزًا
Meal: [“Allah, o kâfirleri, elleri boş olarak, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Müminlerin savaşmasına hacet bırakmadı. Herkes anladı ki Allah pek kuvvetlidir, mutlak galiptir.”]
***
Ya Rabbelâlemîn! Senin inayetinle yeryüzünü yeniden şekillendiren Nebiy-yi Muhterem Efendimiz’e, âl ü ashâbına salât ü selâm eyle ve bütün Müslümanları işlerinde lütuflarınla te’yîd buyur. Âmîn!
Gavs-ı A’zam Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Hizbü’l-Celâle Duası
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ALLAH’IM! Kendisinden öncesi olmayan “elif-i kâim”, kendileriyle sırların üzerini örtüp akıl ile ruh arasına koyduğun ve üzerlerine mîsakta söz aldığın “iki lam” ve câmid-müteharrik, sâmit-nâtık bütün ilimleri ihata buyurduğun “hâ” hürmetine huzuruna geldim. Her yanda parlayan ve yücelen, kahreden ve gâlip gelen, dağa tecellî ettiğinde onu paramparça, Mûsa peygamberi de baygın hâle getiren ism-i azîm-i a’zamın,
هُوَ اللهُ الَّـذِي لَا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيـزُ الْجَبَّارُ الْمُتَـكَـبِّـرُ النُّورُ الْهَادِي الْـبَـدِيعُ الْقَادِرُ الْقَاهِرُ
isimlerin hakkı için Sana yalvarıyorum. Akılların, Zâtı karşısında dehşet yaşadığı kerem sahibi, ezelî ve sermedî yegâne ilah Sensin. Sırrın sırrı da Sensin. Vaad-i Sübhânîn iktizasınca zâkirlerin kalblerini marifetinle doldurursun. يَا اَللهُ يَا اَللهُ يَا اَللهُ Bu bendeni de nur deryalarına daldır. Kalbini esrâr-ı ulûhiyet ve rubûbiyetinle doldur. Nezdindeki yerini sağlam kıl ve dileklerini gerçekleştirmek için imkânlar lutfet. Kendisinden dolayı akılların dehşete düştüğü o sırra beni de ulaştır.
ALLAH’IM! Kulağım, gözüm, gizlim, açığım, bâtınım, zâhirim topyekûn Senin vahdaniyetine şahitlik ederler. Kudret-i nûraniyeni bana da müşahede ettir ya Allah ya Hû! Ey imdada yetişecek kimse kalmadığında imdada koşan, yardım eli uzatacak bir kişi bile bulunmadığında yardım eden, meliklerin ardına kadar sürmelenen kapıları kapandığında yüce dergâhının kapısını açan Rabbim! -Nice gafiller var ki, gafletleriyle o kapıyı kendi yüzlerine kapatırlar. – Sen gerçekleştirmezsen bütün ümitler suya düşer. Sen açmazsan bütün yollar tıkanır. Ve nihayet emeller hep haybetle noktalanır. Acilen, acilen yardım eyle, yardım eyle, yardım eyle ya Rabbî! İcabet buyur, icabet buyur. Dualarıma cevap ver, hâcâtımı gider, kalb gözümün önündeki perdeleri kaldır. Bunları gerçekleştirmeye muktedir yegâne zât Sensin. Çünkü Sen “La havle velâ kuvvete illâ billahilaliyyilazîm” kenzinin biricik sahibisin. RABBİM! Sana sonsuz hamd ü senalar ediyor ve Senden Resûl-ü Müctebâ Efendimiz’e, saflardan saf ehl-i beytine, iyilerden iyi ashâb-ı kirâmına kıyamete kadar hep salât ü selâm etmeni diliyorum.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Gavs-ı A’zam Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin el-Hizbü’l-Kebîr Duası
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ , بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَۙ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِۘ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُۘ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَۙ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّۤالِّينَ
Meal: “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman ve Rahîm O’dur. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): ‘Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.’ Bizi doğru yola, nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.”
الۤمۤۚ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚ ۛ فِيهِۚ ۛ هُدًى لِلْمُتَّـقِينَۙ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَـيْبِ وَيُـقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْـنَاهُمْ يُـنْفِقُونَۙ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَـبْلِكَۚ وَبِالْأٰخِرَةِ هُمْ يُوقِـنُونَۘ أُوۨلٰۤئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meal: “Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”
وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ۟
Meal: “Hepinizin ilahı tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman ve Rahîm O’dur.”
اَللهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْـقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِإِذْنِهِ ، يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِٓ إِلَّا بِمَا شَۤاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ لَۤا إِكْرَاهَ فِي الدِّيـنِ قَدْ تَـبَـيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَـكْـفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَـقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْـقَى۠ لَا انْفِصَامَ لَهَاۘ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ اَللهُ وَلِـيُّ الَّذِينَ أٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّـلُمَاتِ إِلَى النُّورِۘ وَالَّذِينَ كَفَرُۤوا أَوْلِيَۤاؤُۨهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَـهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِۘ أُوۨلٰۤئِكَ أَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meal: “Allah o ilahtır ki, Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde, ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez; O öyle ulu, öyle büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir. Allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara götürürler. İşte onlar Cehennemlik kimselerdir ve orada ebedî kalacaklardır.”
لِلهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ وَإِنْ تُـبْدُوا مَا فِۤي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللهُۘ فَـيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَۤاءُۘ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّـهِ وَالْمُؤْمِنُونَۘ كُلٌّ أٰمَنَ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ ، لَا نُفَرِّقُ بَـيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ ، وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّـنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ لَا يُـكَلِّفُ اللهُ نَـفْسًا إِلَّا وُسْعَهَاۘ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۘ رَبَّـنَا لَا تُؤَاخِذْنَۤا إِنْ نَسِينَۤا أَوْ أَخْطَأْنَاۚ رَبَّـنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَۤا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِيـنَ مِنْ قَـبْلِنَاۚ رَبَّـنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَـنَا بِـهِ ، وَاعْفُ عَنَّاۗ وَاغْفِرْ لَـنَاۗ وَارْحَمْنَاۗ أَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meal: “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Ey insanlar! Siz içinizdeki şeyleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onlardan dolayı hesaba çeker. Sonra dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır. Doğrusu Allah her şeye kâdirdir. Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de! Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. ‘O’nun resûllerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.’ dediler ve eklediler: ‘İşittik ve itaat ettik ya Rabbenâ, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır.’ Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma! Ya Rabbenâ! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ya Rabbenâ! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!”
***
Ey merhameti merhametlerin en hayırlısı olan Allahım! Bize de merhamet eyle.
لَقَدْ جَۤاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْـفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِـتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُۧفٌ رَحِيمٌ فَإِنْ تَوَلَّوا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ۬ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Meal: [“Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir. Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.”] (Tevbe128-129)
***
Sübhan’dır Rabbim, hamd O’nadır, O’ndan başka ilah yoktur ve büyük O’dur. O’nun bütün eksiklerden münezzeh, her türlü hamd ü senaya layık ve azamet tahtının sultanı olduğunu bir kere daha ikrar ediyorum. Günahlarımı da itiraf ediyor, mağfiret dileniyorum. Ey Hayy u Kayyum, ey gökleri ve yeri var eden, ey her şeyin gerçek mâliki, ey celâl ve ikram sahibi, ey şefkati çok ve nimeti bol Rabbim, Senden rahmetini diliyorum. Rahmetinle muamele et ve kalbimi marifetinin nurlarıyla tenvîr buyur. YA ERHAMERRAHİMÎN! Sana büyük, en büyük, hoş, temiz, tertemiz, mukaddes, mübarek isminle teveccüh ediyor ve yine o ismin hakkı için dileklerimi arz ediyorum. Hayy u Kayyum, Aliyy ü Azîm, Zü’l-celâli ve’l-ikram Sensin. Her fiilinde medh u senaya layık da yalnız Sensin. Ne olur, yüzüme kerem ve ikramlarınla bak. Nihayetsiz fazl hazinelerinden büyük feyiz ve mevhibelerle beni de feyizyâb eyle. Hiç şüphesiz Senin ihsanlarına hudut yoktur. Nezdinden bir nefha-i ilahî ile bana da diriliş üfle. Muhakkak ki Sen her şeye kâdirsin. ALLAH’IM! İşlerimde bana fereç ve mahreçler lutfeyle. Gayb hazinelerinden en güzel ve en bereketli rızıklarla beni de rızıklandır. Amellerimin en hayırlısını sonuncusu, günlerimin en hayırlısını Sana kavuştuğum gün eyle ve o gün benden hoşnut ol.
Ey merhameti merhametlerin en hayırlısı olan Rabbim! Bir kez daha bildiğim yahut bilemediğim birbirinden güzel bütün isimlerini vesile ederek Sana teveccühte bulunuyorum:
يَا اَللهُ ﷻ، يَا رَحْمٰنُ ﷻ، يَا رَحِيمُ ﷻ، يَا مَلِكُ ﷻ، يَا قُـدُّوسُ ﷻ، يَا سَلَامُ ﷻ، يَا مُؤْمِنُ ﷻ، يَا مُهَيْمِنُ ﷻ، يَا عَزِيزُ ﷻ، يَا جَبَّارُ ﷻ، يَا مُتَـكَـبِّـرُ ﷻ، يَا خَالِقُ ﷻ، يَا بَارِئُ ﷻ، يَا مُصَوِّرُ ﷻ، يَا غَفَّارُ ﷻ، يَا قَهَّارُ ﷻ، يَا وَهَّابُ ﷻ،
DÖRDÜNCÜ FASIL
يَا رَزَّاقُ ﷻ يَا فَتَّاحُ ﷻ، يَا عَلِيمُ ﷻ، يَا قَابِضُ ﷻ، يَا بَاسِطُ ﷻ، يَـا خَافِضُ ﷻ، يَا رَافِعُ ﷻ، يَا مُعِزُّ ﷻ، يَا مُذِلُّ ﷻ، يَـا سَـمِيعُ ﷻ، يَا بَصِيرُ ﷻ، يَا حَكَمُ ﷻ، يَا عَدْلُ ﷻ، يَـا لَطِيفُ ﷻ، يَا خَبِيرُ ﷻ، يَا حَلِيمُ ﷻ، يَا عَظِيمُ ﷻ، يَا غَفُورُ ﷻ، يَـا شَكُورُ ﷻ، يَا عَلِيُّ ﷻ، يَا كَبِيرُ ﷻ، يَا حَفِيظُ ﷻ، يَا مُقِيتُ ﷻ، يَـا حَسِيبُ ﷻ، يَـا جَـلِـيـلُ ﷻ، يَا جَمِيلُ ﷻ، يَا كَرِيمُ ﷻ، يَا رَقِيبُ ﷻ، يَا قَرِيبُ ﷻ، يَـا مُجِيبُ ﷻ، يَا وَاسِعُ ﷻ، يَا حَكِيمُ ﷻ، يَا وَدُودُ ﷻ، يَـا مَجِـيـدُ ﷻ، يَـا بَـاعِـثُ ﷻ، يَا شَـهِيدُ ﷻ، يَا حَقُّ ﷻ،
BEŞİNCİ FASIL
يَا وَكِيلُ ﷻ، يَا قَوِيُّ ﷻ، يَا مَتِينُ ﷻ يَا وَلِيُّ ﷻ، يَا حَمِيدُ ﷻ، يَـا مُحْصِي ﷻ، يَا مُبْدِئُ ﷻ، يَا مُعِيدُ ﷻ، يَا مُحْيِي ﷻ، يَـا مُمِيتُ ﷻ، يَا حَيُّ ﷻ، يَا قَـيُّومُ ﷻ، يَا وَاجِدُ ﷻ، يَا مَاجِدُ ﷻ، يَا وَاحِدُ ﷻ، يَا أَحَدُ ﷻ، يَا فَرْدُ ﷻ، يَا صَمَدُ ﷻ، يَا قَادِرُ ﷻ، يَا قَاهِرُ ﷻ، يَا مُقْتَدِرُ ﷻ، يَا مُقَدِّمُ ﷻ، يَـا مُـؤَخِّـرُ ﷻ ، يَا أَوَّلُ ﷻ، يَا أٰخِرُ ﷻ، يَا ظَاهِرُ ﷻ، يَا بَاطِنُ ﷻ، يَا وَالِي ﷻ، يَـا مُـتَـعَالِ ﷻ، يَا بَرُّ ﷻ، يَا تَـوَّابُ ﷻ، يَا عَفُوُّ ﷻ، يَا مُنْـتَـقِمُ ﷻ، يَـا رَؤُوفُ ﷻ، يَـا مَالِكَ الْمُلْكِ ﷻ، يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ ﷻ، يَا رَبُّ ﷻ، يَا مُقْسِطُ ﷻ، يَا جَامِعُ ﷻ، يَا غَنِيُّ ﷻ، يَا مُغْنِي ﷻ، يَا مُعْطِي ﷻ، يَا مَانِعُ ﷻ، يَا ضَارُّ ﷻ، يَا نَافِعُ ﷻ، يَا نُورُ ﷻ، يَا هَادِي ﷻ، يَا بَدِيعُ ﷻ، يَا بَاقِي ﷻ، يَا وَارِثُ ﷻ، يَا رَشِيدُ ﷻ، يَا صَبُورُ ﷻ
ALTINCI FASIL
Sübhansın ya Rab! Yüce Zâtın yaratılmış herhangi bir şeye benzemekten münezzehtir. Her türlü noksandan müberrâ ve muallâ ve her türlü iyilik ve ihsanla muttasıfsın. Sübhansın; sıfatların da başkalarının sıfatlarına benzemez. Sübhansın; varlık sahasındaki bütün her şey Senin rubûbiyetine delildir. Sübhansın; teksin ve Senin tekliğin bir sayı tekliği değildir. Sübhansın; mevcûd-u hakîkî yalnız Sensin ve mevcûdiyetin bir illete bağlı değildir. Sübhansın; iyilikle marufsun. Sübhansın; ihsanla mevsufsun. Sübhansın; iyiliğinin hududu yoktur. Sübhansın; ihsanlarına nihayet yoktur. Sübhansın; Evvelsin; Senin için bir başlangıç düşünülemez. Âhirsin; Senin için bir son da söz konusu olamaz. Sübhansın; hiç kimse Sana çoluk-çocuk isnadında bulunma gibi bir densizlik yapamaz. Sübhansın; ne uzayan vakitler Sana yardımcı olur, ne de akıp geçen zaman Sende yorgunluk meydana getirir. Ey bütün mahlûkat azameti tahtında ve her emri “kâf” ile “nun” arasında olan Rabbim, Sübhansın. Ey zikriyle ihlas sahiplerinin ünsiyete erdiği Rabbim, Sübhansın. Ey kulluk yolunun yolcularını sırat-ı müstakîme erdiren Rabbim, Sübhansın. Hayatını Allah sevgisi yörüngeli sürdürenlere Cennet’i helal kılan Rabbim, Sübhansın. Zifiri karanlık gecede siyah karıncanın ayak hareketlerini gören Allahım, Sübhansın. İlm-i ezelîsi ile bütün mahlûkatının alıp verdiği nefeslerin sayısını bilen Rabbim, Sübhansın. Kuşların, yuvalarında Kendisini tesbih ettiği Rabbim, Sübhansın. Vahşî hayvanların ıssız yerlerde Zâtını yücelttiği Allahım, Sübhansın. Kullarının açık ve gizli hep Kendisini tesbihte bulunduğu Allahım, Sübhansın. Müminlerin işlerini inayet ve nusretiyle çepeçevre saran Rabbim, Sübhansın. Sübhansın Rabbim, titreyen kalbler ancak Senin zikrinle itminan bulur ve zararlardan kurtulur. Sübhansın ey “(varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de göklerin ve yerin, Kendisinin emri ile ayakta durmaları” olan Rabbim! Sübhansın ey “Her şeyi ilmiyle kuşatan” Allahım! Kerem ve hilmiyle günahkâr kullarının günahlarını yarlığayan Rabbim, Sübhansın. Zât-ı Ecell ü A’lâ’sı hakkında, “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” ferman buyuran Allahım, Sübhansın.
ALLAH’IM! En güzel dost ve yardımcı Sensin; dilediğin her şeyi gerçekleştirmeye de muktedirsin; kötülüklere karşı dilediğin keyfiyette biz kullarına da inayet buyur. Sübhansın ALLAH’IM; Seni, Senin senâ ettiğin ölçüde asla senâ edemem. Koruyup kollaman pek kavî, tutup kaldırman da pek yüksektir. Kudretinle dilediğini gerçekleştirir ve izzetinle dilediğin şekilde hükmedersin. Hayy u Kayyum Sen, gökleri ve yeri eşsiz surette yaratan Sen, Mâlikü’l-Mülk Sen, celâl ve ikram sahibi de Sensin. Rahmetine iltica ediyor, azabından Sana sığınıyoruz. Ey yardım dileyenlerin imdadına koşan RABBİMİZ, bize de inayet elini uzat. Senden başka ilah yoktur. Rahmet Peygamberi, Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yüce makamı hakkı için bize de yardım et. EY RAHMAN ve RAHÎM, ey “doğurmak ve doğurulmak, Kendisine bir şey denk olmak” gibi hususlardan münezzeh, müberrâ, mukaddes ve muallâ olan Allahım! Göklerde ve yerde en yüce sıfatlar Sana aittir. Azîz ü Hakîm Sensin. Mislin yoktur ve Sen her şeyi duyar ve görürsün. Evvel Sen, Âhir Sen, Zâhir Sen, Bâtın Sen ve her şeyi bilen de yalnız Sensin. Biz Allah’a iman ettik. İbrahim, İsmaîl, İshak, Yakub ve onun torunlarına indirilene, yine Mûsa ve İsa’ya (Allah’ın salât ü selâmı Efendimiz’in ve onların hepsinin üzerine olsun), hulasa bütün peygamberlere Rabbileri tarafından verilen kitaplara iman ettik. O nebîler arasında asla bir ayrım yapmayız. Biz yalnız O Allah’a teslim olan Müslümanlarız. [“Rabbimiz, indirdiğin kitaba iman edip Elçinin yolunu tuttuk. Sen de bizi, Senin birliğini ve nebîlerini tanıyan şahitlerle birlikte yaz.”] Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, hayrı ve şerri ile kadere iman ettik. Gizliyi, gizlinin de gizlisini bilen, arz ve semayı ayakta tutan, devam ve bekâ sahibi Allahım! Sana, esmâ-i hüsna ve sıfât-ı ulyâna, Zâtının ululuğu, celâl-i vechin, azamet ve saltanatın, sıfatların, rubûbiyetin ve yüce ilmin nasıl iktiza ediyorsa öylece iman ediyoruz.
YEDİNCİ FASIL
ALLAH’IM! Biz Senin aciz, noksan, kusurlu, sürçmemek ve düşüp kaymamak için her zaman inayetine muhtaç kapının boynu tasmalı kullarınız. Söz, fiil ve amellerimizde her zaman itaat içerisinde olmaya çalışırız.
فَـتَـعَالَى اللهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
Meal: [“Öyleyse artık şu gerçeği bilin ki Allah yüceler yücesidir. Gerçek hükümran O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Pek değerli arşın Rabbidir.”]
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ۟ بَـدِيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۘ أَنَّى يَكُونُ لَـهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَـكُنْ لَـهُ صَاحِبَةٌۘ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ذٰلِكُمُ اللهُ رَبُّـكُمْۚ
لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ۬ وَهُوَ يُـدْرِكُ الْأَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Meal: [“O, müşriklerin Kendisine isnat ettikleri bu gibi nitelendirmelerden münezzehtir, yücedir. Gökleri ve yeri yoktan var eden O’dur. O’nun nasıl çocuğu olabilir ki, Kendisinin eşi de yoktur. Gerçek şu ki: her şey O’nun mahlûkudur ve O her şeyi hakkıyla bilir. Rabbiniz Allah, işte bu vasıflara sahip olan Yüce Zâttır. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyi yaratan O’dur. O hâlde yalnız O’na ibadet edin. Her şeyin yönetimi O’nun elindedir. Gözler O’na erişemez. O’nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. (Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan) latîf ve habîr O’dur.”]
***
Bizi de âyât-ı kerîmelerinde ferman buyurduğun bu hakikatlerle dirilt; onların gereklerini ifaya muvaffak kıl; o hakikatler üzerine sâbit-kadem eyle ve yine onlarla haşret ey Âlemlerin Rabbi olan Allahım!
***
يَا مَنْ هُوَ الْأَوَّلُ قَـبْـلَ كُلِّ شَيْءٍ، يَا مَنْ هُوَ الْأٰخِرُ بَعْدَ كُلِّ شَيْءٍ، يَا مَنْ هُوَ الظَّاهِرُ فَـوْقَ كُلِّ شَيْءٍ، يَا مَنْ هُوَ الْبَاطِنُ دُونَ كُلِّ شَيْءٍ يَـا نُـورَ الْأَنْوَارِ، يَا عَالِمَ الْأَسْـرَارِ، يَـا مُدَبِّـرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ، يَـا مَالِكُ يَـا عَزِيـزُ يَـا غَفَّارُ يَا قَهَّارُ، يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ يَا وَدُودُ يَا وَهَّابُ، يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ، يَا عَلَّامَ الْغُيُوبِ، يَا غَفَّارَ الذُّنُوبِ، يَا سَـتَّارَ الْعُيُوبِ، يَا كَشَّافَ الْكُرُوبِ، يَا حَبِيبَ كُلِّ مَحْبُوبٍ
Meal: Evvel Sensin; Senden önce hiçbir şey yoktu. Âhir Sensin; fenâ ve ademden münezzehsin; nihayette bütün varlık fenâ bulacak ve yine bir tek Sen kalacaksın. Zâhir Sensin; Senden daha vâzıh, ayan-beyan bir hakikat yoktur. •Her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde kâinat ve hâdiselerin biricik mercii Bâtın da yine Sensin. •Nuru’l-envâr, Âlimü’l-esrâr, Müdebbiru’l-leyli ve’n-nehâr, Mâlik ü Azîz, Ğaffâr u Kahhâr, Rahman u Rahîm, Vedûd ü Vehhâb, Mukallibü’l-Kulûb, Allâmü’l-Ğuyûb, Ğaffâru’z-zünûb, Settâru’l-uyûb, Keşşâfu’l-Kürûb, Habîb-i küll-i mahbûb ve bütün matlupların ötesinde nihâî Matlup yalnız Sensin.
***
YA ERHAMERRAHİMÎN! Şanın hakkı için Senden dileniyorum, ne olur, rahmet, fazl, kerem, cömertlik ve cemâl kapılarınla arama bir perde ve örtü koyma. ALLAH’IM! Bizim efendimiz, Senin de kulun, elçin, habîbin, sadık ve emîn resûlün, hak yolunu açıp şehrah eyleyen kâmil-i mükemmel son nebî Hazreti Muhammed’e salât ve selâm eyle. Cennet’te, O Habîb-i Huda’ya, (Benim için Allah’tan vesileyi dileyin, çünkü o Cennet’te bir makamdır ki, ona Allah’ın kullarından sadece birisi nâil olabilir. Umarım ki, o kul ben olayım. Öyle ise benim için vesileyi her kim Allah’tan dilerse şefaati hak eder) niyazındaki vesîleyi, yine en üstün mertebelerden biri olan fazileti ve en yüksek dereceleri ver. Yine O’na vaad etmiş olduğun makam-ı mahmudu, havzı ve livâ-ı hamdi lutfet; Sen, hiç şüphesiz, vaadine muhalefet etmezsin. O Senin sevip seçtiğin Habîb-i Mücteba, şefaat yetkisi verip hoşnut olduğun Şefî-i Murtaza, elçi yapıp saflardan saf hâle getirdiğin Resûl-i Mustafa ve insanlığın en hayırlısı kıldığın Nebiy-yi Münteka’dır. Allahım Nâm-ı Celîlin yeryüzündeki bütün gönüllerde duyulacağı zamana kadar, O Habîb-i Edîb’ine ve âl ü ashâbına her an salât ü selâm ve bereket ihsan eyle!
ALLAH’IM! İnsanlık âleminin en şereflisi.. bütün iman hakikatlerinin buluşma noktası.. ihsan tecellîlerinin mukaddes mahalli.. Rahmanî sırların merkezi.. memleket-i Rabbaniyenin müzeyyen yıldızı.. nebîler gerdanlığının ortasındaki şâşâlı mücevheri.. peygamberler ordusunun seraskeri.. mükerrem elçiler kervanının yanıltmaz rehberi.. topyekün insanlığın medâr-ı şerefi.. izzet sancağının sancaktarı.. şan u şeref dizginlerinin zimamdarı.. ezel sırlarının şahidi.. sâbikûn-u evvelînin nurlarının müşahidi.. evveliyet lisanının tercümanı.. ilim, hilim ve hikmetin menbaı.. cüz’î ve küllî bütün nurların mazharı.. arz ve semadakilerin gözdesi.. iki cihanın ruhu.. dünya ve âhiret âlemlerinin yanılmaz ve yanıltmaz rehberi.. ubûdiyet erlerinin zirvesi.. seçkin konumların müşahhas ahlâkı.. hillet ve hullet makamlarının müstesna mümessili.. Habîb-i Ekrem.. Resûl-i Muazzam.. Nebiy-yi Muhteşem Efendimiz Muhammed ibn Abdülmuttalib’e, diğer enbiya ve mürselîne, melâike-i mukarrebîne, bütün ehl-i taata ve gökler ve yerlerdeki salih kullarının hepsine, en faziletli salavât, en müzekkâ tahiyyât ve hem fazilet hem de adet bakımından en yüksek berekât ile; zâkirler Seni zikrettikleri, gafiller de gaflet içinde bocalayıp durdukları sürece salât ü selâm eyle. Çok salât ü selâmlarla, milyonlar ve onun katı salât ve selâmlarla, her an onlara salât ve selâm eyle ey Âlemlerin Rabbi Allahım!
SEKİZİNCİ FASIL
ALLAH’IM! Rahmetini, merhametini, bereketini, fazlını, tahiyyâtını, nimetlerini, re’fet ve selâmını Seyyidü’l-Mürselîn, Hâtemü’n-Nebiyyîn, İmamü’l-Müttakîn, gökçek yüz ve parlak nâsiyelerin eşsiz Rehberi, kıyamet günü abdest uzuvları nurlu olanların önderi, bütün mahlûkatın en faziletlisi, Senin abdin, habîbin ve resûlün, hayır ve iyiliğin kılavuzu, rahmetin elçisi, ümmetinin şefaatçisi, Efendimiz Hazreti Muhammed üzerine eyle. O’nu, öncekilerin ve sonrakilerin gıpta ile baktığı Makam-ı Mahmud’a eriştir. YA ERHAMERRAHİMÎN! Zâkirler zikr ile mutmain olduğu, gafiller de gafletle bocaladığı sürece, mahlûkatın sayısınca ve hoşnutluğun miktarınca, Seyyidina İbrahim peygambere ve âline salât ü selâm ve bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve âline de salât, selâm ve bereket ihsan eyle. Yarattıkların içerisinde kim en hayırlı şeyi Senden dilemişse onu Efendimiz’e ihsan et. Kıyamet gününe kadar da yine Dergâh-ı İzzetinden en hayırlı ne istenilecekse, onu da Habîb-i Edîbine lutfet. O’nun şefaat-i kübrasını kabul buyur ve yüksek derecelerini daha da yükselt. Hazreti İbrahim ve Mûsa’ya (ala nebiyyina ve aleyhimesselâm) verdiğin gibi, âhirette ve dünyada talep ettiklerini O’na da ver.
Ey Efendimiz Hazreti Muhammed’in ve ehl-i beytinin RABBİ! O Efendiler Efendisi’ne salât ü selâm eyle. Bize de, O’na layık ameller işlemeyi müyesser kıl ve layık gördüklerini bizden kabul buyur. Bizim salât ü selâmlarımızın, bizi güzelliklere eriştirmesine karşılık kendisine şükranda bulunmamız lazım geldiğinden ve bunun hakkını ödeyebilmekten aciz olduğumuza binaen, ya Rabbi, bu nimetin hakkından Sen gel ve Efendimize her ne suretle mükâfat yapılmak icap ederse lütfen bizim tarafımızdan onu yapıver. Cennet’te vesileyi, derece-i âliyeyi, vaad buyurmuş olduğun makam-ı mahmud’u, havzı ve sancağı O’na ihsan et. Bunları O’na vaadeden Sensin ve Sen katiyen vaadinden dönmezsin. YA ERHAMERRAHİMÎN! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, hane halkına, ashâbına, evladına, ezvâcına, ehl-i beytine, yardımcılarına, mümin akrabalarına, ensârına, tarafında olanlara, ittiba edenlere, sevenlerine, muhacirîne, O’ndan yana çıkanlara, zürriyetine, ümmetine ve onlarla beraber bize, gökleri ve yeri dolduracak kadar, Senin kadîm mülkünde şimdiye kadar olmuş ve bundan sonra olacak ne varsa hepsinin sayısınca ve onların da katları sayısınca, ezelden ebede kadar her an salât ve selâm eyle. EY MERHAMETLERİN EN MERHAMETLİSİ! Senin rahmet peygamberin Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve bütün ashâbına evvel ve âhir, açık ve gizli hep salât ve selâm eyle. O salât ü selâmla da bu aciz kulunun başındaki düğümleri çöz.. sıkıntılarını gider.. içine düştüğü yalnızlık girdabından kurtar ve ihtiyaçlarını is’af buyur. İbrahim nebî ve hane halkına salât ü salam ettiğin gibi, efendimiz Hazreti Muhammed ve ehline de salât ve selâm eyle. Muhakkak ki, Sen her türlü hamd ü senaya layık ve şanı yücelerden yücesin.
ALLAH’IM! Hazreti İbrahim’e ve aile efradına Rahmaniyetinle muamele ettiğin gibi, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enam (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’e ve ehline de Rahmaniyetinle muamele et. Yine İbrahim nebîne ve ailesine Rahîmiyetin ile teveccüh buyurduğun gibi, Beşerin İftihar Tablosu Efendimiz’e ve ailesine de Rahîmiyetinle teveccüh buyur. Hazreti İbrahim ve âline selâm ve esenlikle ihsanda bulunduğun gibi, zikredenler zikrettiği, kendini gaflete salanlar da o gafletlerinde kaldığı sürece Allahım, yarattıkların sayısınca, hoşnutluğun miktarınca, arşın ağırlığınca ve kelimelerini yazan mürekkepler kadar ve bunların milyon katlarıyla Efendimiz Hazreti Muhammed ve âline de selâm ve esenlikle ihsanda bulun. YA RAB! Dergâh-ı İzzetine rahmet, re’fet ve merhamet Peygamberi Efendimiz Hazreti Muhammed’in şanını şefaatçi kabul ederek teveccühte bulunuyorum. O, bütün yaratılmışların en hayırlısı olan Nebiy-yi Mükerrem Efendimiz’e, âl ü ashâbına salât, selâm ve bereket lutfet. O’nun hürmetine, benim ve kadın-erkek topyekün müminlerin ve Müslümanların günahlarımızı mağfiret buyur.
DOKUZUNCU FASIL
[“Şüphesiz Senin gücün her şeye yeter.”] hakikatinin esintileriyle beni de ferahlandır. Nihayetsiz mevhibelerinden ve muazzam fazl u ihsan hazinelerinden beni de feyizlendir. İşlerimde birbirinden güzel çıkış yolları lutfeyle. Gayb hazinelerinden güzel, geniş ve bereketli rızıklarla beni de rızıklandır. En güzel amellerimi sonuncuları ve en hayırlı günlerimi Sana kavuşacağım günler eyle. Ey merhameti sonsuz Rabbim! O gün, ne olur, bu kulundan razı ve hoşnut ol. ALLAH’IM! İznine sığınarak Resûl-ü Kibriya’na da, “Ey rahmet peygamberi Efendim, Senin isminle Rabbim’e yöneldim ve ihtiyaçlarımı gidermesini diledim.” diyerek seslenmek isterim. ALLAH’IM! Senin merhametine hudut yoktur; o şanı yüce elçini hakkımda şefaatçi eyle. O’nun hakkı için bana merhamet et, ihtiyaçlarımı karşıla, dualarımı kabul buyur ve istediklerim hususunda fazl u ihsanda bulun. Ey bütün kâinatın Rabbi, mukaddes kitapların Sahibi, hesabı çabuk olan, dualara icabette bulunan,
يَا رَحِيمُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبُ يَا حَنَّانُ يَا مَنَّانُ يَا بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَا مَالِكَ الْمُلْكِ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ يَا حَيُّ يَا قَـيُّومُ
Allahım! Ulvî sıfatların, tastamam kelimelerin, münzel kitabın, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Resûlün hakkı için Senden diliyoruz: “Bize hem dünyada hem de âhirette güzellikler ihsan eyle ve bizi Cehennem azabından koru.” ALLAH’IM! Bize hidayet, takva hissi, iffet ve gönül tokluğu ver. ALLAH’IM Cahillikten ve belalardan sana sığınıyorum. ALLAH’IM! Gurbetin tasa ve kederinden, uyuşukluktan, Senin sevmemenden, yüzüme bakmamandan, reddetmenden, cismaniyetin perdelerine takılıp da Senden uzak düşmekten, mekr-i İlahîye maruz kalmaktan, altından kalkamayacağım iptilalarla imtihan edilmekten, her türlü elem ve hüzünden, acizlik yaşamaktan, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borç altında ezilmekten, insanların kahrına uğramaktan, Hak kapısından uzaklığın hicranını yaşamaktan, cefa çekmekten, huzur-u İlahîde yüzüme bakılmamasından, teker teker bunların hepsinden Senin yüce dergâhına sığınıyorum. Yüce Yaratıcının ismi anılınca daha korkulacak hiçbir şey kalmaz; zira mahlûkatından ne birinin ne de hepsinin gücü O’nun gücünden fazla değildir. O, “Lâ havle velâ kuvvete illa billah” kenzinin sahibidir. O, ne dilerse o olur. Bütün nimetlerin yegâne kaynağı yine O’dur. Hayır ve güzellik adına ne varsa hepsi O’ndandır. Kötülükleri bertaraf edecek yegâne zât da O’dur.
***
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ وَمِنْ شَـرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَـبَۙ وَمِنْ شَـرِّ النَّـفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
، قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ مَلِكِ النَّاسِۙ إِلٰـهِ النَّاسِۙ مِنْ شَـرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ اَلَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِۙ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ
Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “De ki: İnsanların Rabbine, insanların yegâne Hükümdarına, insanların İlahına sığınırım. O sinsi şeytanın şerrinden. O ki insanların kalplerine vesvese verir. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da.”
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَۙ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ مَالِكِ يَوْمِ الدِّيـنِۘ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُۘ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْـتَـقِيمَۙ صِـرَاطَ الَّذِيـنَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّۤالِّينَ
Meal: “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): ‘Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.’ Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.”
بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيـمِ
أَلۤمۤ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚ ۛ فِيهِۚ ۛ هُدًى لِلْمُتَّـقِينَ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُـقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُـنْـفِقُونَ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَـبْلِكَۚ وَبِالْأٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوۨلٰۤئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdîk ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا وَسَنَدِنَا مُحَمَّدٍ وَأٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
ON’UNCU FASIL
Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Seher Vakti Duası
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
İLÂHÎ! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Senin yüce dergâhının kapısı ise bir dileği olanlara her zaman açıktır. YA RABBÎ ve ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim, Hayy’sın, Kayyûm’sun; uykudan, uyuklamadan münezzeh ve müberrâsın. YA RAB! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini örtünce döşekler de seriliverdi ve sevenler sevdikleriyle baş başa kaldılar. Sen, Senin yolunda, Sana ulaşma istikametinde cehd ü gayret içinde bulunanların biricik sevgilisi, (benim gibi) yalnızlık gurbetine maruz kalanların da yegâne enîsisin! İLÂHÎ! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu kapından kovacak olursan, ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim? İLÂHÎ! Yakınlığından mahrum edersen beni, o zaman kimin yakınlığını umabilirim? İLÂHÎ! Şayet Sen bana azap etmeyi murad buyurursan, ben biliyorum ki, cezalandırılmaya fazlasıyla müstahakım. Fakat affınla sarıp sarmalarsan, yine biliyorum ki o da Senin lütuf ve keremindir. YA SEYYİDÎ VE YA İLÂHÎ! Marifet erbabı kulların Seni bulduklarında Senden başka ne varsa hepsinden yüz çevirmişlerdir. Salih kulların Senin fazlınla necâta ermiş, taksîratı pek çok günahkârlar da “Tevbe, ya Rabbi!” deyip yine Senin kapına yönelmişlerdir. Ey affı güzel Rabbim! Ne olur, affının serinliğini ve marifetinin halâvetini benim ruhuma da duyur ve beni onlarla doyur! Her ne kadar ben bunlara layık olmasam bile, haşyetle huzurunda iki büklüm olup ikâbından sakınılmaya layık olan da, mücrimlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız Sensin!
Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Bir Münâcâtı
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ALLAH’IM! Hak ve hakikati görmeye, Hakk’ın kapısını bulmaya ve o kapının önünde durmaya muvaffak kılan hiç şüphesiz Sensin. Bu kulunu ayrıca Hakk’ın davetçisi ve dellâlı olmakla lütuflandıran da Sensin. Şimdi Sen, o davet ettiğim kullara vuslat nasip eder de, beni vuslattan men edersen, o zaman vay benim hâlime! Onlara ihsanda bulunur da, beni mahrum bırakırsan, o zaman esefler olsun hâl-i pürmelâlime! Onları kabul eder de, beni kovarsan yazıklar olsun benim acınacak zavallı hâlime. ALLAH’IM! İzzet ve celâline kasem olsun ki, hizmetine ve huzurunda durmaya layık birisi olmadığımı çok iyi biliyorum. Kullarından gizli kalmış o kadar çok ayıbım var ki, o kusurlar yüzünden Senin sevgini hak etmediğimin de farkındayım. Lâkin ey Rabbim! Tutunacak bir delili ve ifade edecek bir mazereti olmayan, bununla beraber hatalarını telafi etmek isteyen, hem seyyidinden kaçmış hem de onun gazabından ve kovmasından endişe eden bir köleye düşen, bir vesile ve şefaatçi ile tekrar efendisine teveccühte bulunmak değil midir? İşte bu mülahazalarla ALLAH’IM, huzuruna bu kez de nezdinde şefaati makbul azîz kullarını vesile ederek geldim. Ne olur, kovulmaya müstehak olsam bile, kabul ettiğin kulların yüzü suyu hürmetine kapından uzaklaştırma. Mahrum bırakılmaya layık olsam bile, rahmetine mazhar kıldığın kulların hakkı için bana da merhamet eyle. Beni bir yay gibi eyleme ki, oku fırlatır da, ok bir türlü yerinden ayrılmaz. Başkalarının söküklerini tamir edip de, kendisi hep üryan duran bir iğne ya da kendini yakarak başkalarını aydınlatan bir mum gibi de eyleme. İLÂHÎ, -Sen en iyi bilirsin ki- ikramda bulunmak için evine davet ettiği misafirlerin içinde bulunan bir tufeylî ve bir miskini geri çevirmemek kerem sahibinin şanındandır.
Sen Ekramülekramîn ve Erhamürrâhimînsin. Merhamet buyur ya Rahman, ya Erhamerrâhimîn!
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَأٰلِـهِ وَصَحْبِـهِ أَجْمَعِينَ
–Yakaran Gönüller-