•14.Bölüm

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

Altı ve Yedinci Fasıldaki Esma-i Hüsnâ’lar haricindeki Arapça bölümlerin altına mealleri eklenmiştir..

BİRİNCİ FASIL

İMAM GAZZÂLÎ HAZRETLERİNİN HÜSN-Ü HÂTİME DUASI

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

يَا حَيُّ يَا قَـيُّومُ ، يَا بَدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ، يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ 

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ أَنْ تُحْيِيَ قَلْبِي بِنُورِ مَعْرِفَتِكَ أَبَدًا

[ يَا اَللهُ (3) ]

يَا رَحْمٰنُ، يَا رَحِيمُ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla Ey Hayy u Kayyûm! Ey semâvât u arzı eşsiz bir surette yaratan Yüce Yaratıcı! Ey celâl ve ikram sahibi! Ey Yüceler Yücesi Allahım! Senden marifetinin nuruyla her zaman kalbime diriliş üflemeni diliyorum. “Ey Allah! (3 defa)” Ey Rahman, ey Rahîm, ey Merhametliler Merhametlisi!

İMAM GAZZÂLÎ HAZRETLERİNİN CÜNNETÜ’L-ESMA DUASI

Fakir, Kur’ân-ı Kerîm’i tetebbu ettim ve bazı âyetlerin bir kısım ihtiyaç ve isteklere münasip olduğunu gördüm. Allah’ın izniyle o maksatlara ulaşmaya vesile olacakları mülahazasıyla işte bu âyetleri bir araya getirdim. (İmam Gazzâlî, rahmetullahi aleyh)

Yüce Allah’ın Birliğini ve Fazl u Şerefini İlan İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O’ndan başka ilah yoktur. Hayatı veren de, ölümü yaratan da O’dur.”

Tevbenin Kabulü ve Mağfiret Talebi İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ 

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ 

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَأٰمَنَ 

إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ 

إِنَّ اللهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا 

وَاللهُ يُـرِيدُ أَنْ يَـتُوبَ عَلَيْكُمْ

إِنَّ اللهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

فَـبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O, aynı zamanda günahları bağışlar, tevbeleri kabul buyurur.” “Muhakkak ki, tevbe eden ve inanan kimseyi bağışlarım.” “Muhakkak ki tevbeleri en güzel şekilde kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin!” “Allah, Tevvab ve Rahîm’dir (tevbeleri kabul eder ve çok merhametlidir).” “Allah, sizin tevbenizi kabul buyurmak istiyor.” “Şüphesiz Allah Ğafûr ve Rahîm’dir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).” “Müjdele onu: Mağfiret onun, şerefli mükâfat onun…” “Onlar için pek geniş bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vardır.” “Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.”

Af Talebi İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ 

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

فَإِنَّ اللهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Allah da Afüvvdür, Kadîrdir (affı çoktur, her şeye kâdir olduğu hâlde yine de affeder).”

Duaların Kabulü ve İhtiyaçların Giderilmesi İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَقَالَ رَبُّـكُمُ ادْعُونِۤي أَسْتَجِبْ لَـكُمْ

فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ

أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin ki size karşılık vereyim.” “Öyleyse ibadeti gönülden olarak ve yalnız O’na yapın, yalnız O’na yalvarın.” “Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da davetime icabet etsinler.”

Duanın Kabule Karîn Olması İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ 

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

إِنَّ اللهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Şüphe yok ki Allah Semî ve Basîrdir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür).”

İlim ve Hikmete Nâil Olmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

يُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

وَاللهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Size kitap ve hikmeti öğretir.” “Allah bütün kalplerin içyüzünü bilir.”

Düşmanlık Besleyenlere Karşı Nusret ve Fethin Müyesser Olması İçin

 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَـتْحًا مُبِينًا

وَيَنْصُرَكَ اللهُ نَصْرًا عَزِيزًا

وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

وَاللهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَۤاءُ

حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ

فَافْتَحْ بَـيْنِي وَبَـيْنَهُمْ فَتْحًا

عَسَى اللهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ

وَاجْعَلْ لَـنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Biz sana apaçık bir fetih ve zafer ihsan ettik.” “Sana şanlı bir zafer vermek için…” “Nusret ve zafer, ancak (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi), Azîz ve Hakîm Allah nezdinden gelir.” “Allah, yardımıyla dilediğini destekler.” “Çünkü müminleri desteklemek, ahlâk-ı İlahîye ve âdet-i Sübhaniye olarak Bizim üzerimize aldığımız bir haktır.” “(Nûh (aleyhisselâm): Ya Rabbî!) ‘Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver.’ dedi.” “Umulur ki Allah yakında bir zafer ihsan eder.” “(Allahım!) Katından bize bir yardımcı yolla.” “Ya Rabbî dedi, beni yalancı saymalarına karşı Sen yardım et bana!”

Zalimleri Dize Getirmek ve Sultanların Gözünde Heybetli Görünmek İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Bütün yüzler, (hayatın ve hâkimiyetin tam manasıyla sahibi olan) Hayy u Kayyum’a baş eğmiştir.”

Katı Kalblerin Yumuşaması İçin

 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَإِنَّ اللهَ بِكُمْ لَرَؤُۧفٌ رَحِيمٌ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Muhakkak ki Allah size karşı Raûfdur, Rahîm’dir (son derece şefkatlidir, merhamet ve ihsanı boldur).”

Düşmanlardan ve Belalardan Kurtulmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّـومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

نَجَوْتَ مِـنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

وَيُنَجِّي اللهُ الَّذِينَ اتَّـقَوْا بِمَفَازَتِهِمْ

فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Şu zalimler güruhunun elinden beni halâs eyle ya Rabbî!” “Allah, Kendisine karşı gelmekten sakınanları, Cehennem’den kurtarıp muratlarına kavuşturur.” “Biz de onu, yakınlarını, evlatlarını ve halkından iman edenleri büyük bir beladan kurtardık.”

Düşmanlara Galip Gelmek İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

إِنَّ حِزْبَ اللهِ هُمُ الْغَالِبُونَ

فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرِينَ

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ

اَلْحُكْمُ لِلهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Hiç şüphesiz, Allah’ın desteklediği inananlar tarafında olanlar her zaman galip gelirler.” “(Firavun ve takımı gibi) olanlar ise mağlup olup küçük düşerler.” “Şüphesiz ki senin Rabbin Kaviyy ve Azîz’dir (çok kuvvetlidir, mutlak galiptir).” “Artık şimdi hakkınızdaki karar o çok ulu ve yüce Allah’a aittir.”

Düşmanı Yenmek ve Zararlarından Korunmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَۤاءُ وَالضَّرَّۤاءُ

إِنَّۤا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا

أَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ

عَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ

وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَمِيمٌ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara dûçar oldular.” “Hepsinin üzerine taş savuran bir fırtına gönderdik.” “Onları mutlak galip, tam muktedir olan Allah’ın şanına yaraşır tarzda cezalandırdık.” “Onlara büyük bir gazap ve şiddetli bir azap vardır.”  “Ölüm her yandan gelir.” “Bugün artık burada (Cehennem’de) onun bir dostu olmaz.”

İKİNCİ FASIL

Düşmandan ve Tuzaklarından Korunmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَـكَمٌ عَـدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

حَسْبِيَ اللهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ

حَـسْـبُـنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

وَكَانَ اللهُ عَلَى كُلِّ شَـيْءٍ رَقِيبًا

إِنَّ اللهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

قَـالُـوا سُـبْـحَانَـكَ أَنْـتَ وَلِـيُّـنَا

إِنْ كُلُّ نَـفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur.” “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.” “O ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır!” “Allah her şeyi görüp kontrol etmektedir.” “Seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz, koruyucumuz onlar değil, sadece Sensin, dediler.” “Hiçbir kimse yoktur ki yanında onu gözeten bir melek bulunmasın.”

Rızkın Bollaşması İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَتَـرْزُقُ مَنْ تَشَۤاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

فَابْتَغُوا عِنْدَ اللهِ الرِّزْقَ

وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرِيمًا

فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللهِ وَفَضْلٍ

إِنَّ اللهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Sen dilediğin kimseye sayısız rızıklar verirsin.” “Rızkınızı Allah nezdinde arayın.” “Ona Cennet’te kıymetli bir nasip hazırlarız.” “Allah’tan bir âfiyet, selâmet ve lütuf ile geri döndüler.” “Muhakkak ki Allah Ğaniyy ve Hamîd’dir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, her türlü övgüye layıktır).

Hatırlı ve İtibarlı Olmak İçin

 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

تُعِزُّ مَنْ تَشَۤاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَۤاءُ

قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Dilediğini aziz, dilediğini zelîl kılarsın.” “Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vâde belirlemiştir.”

Sayılan Biri Olmak ve Nimete Mazhariyet İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

فَتَعَالَى اللهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Gerçek Hükümdar olan Allah çok yücedir.”

Gönlün Huzura Ermesi ve Vakar Sahibi Olmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

فَأَنْزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Derken Allah onun üzerine sekinetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.”

Kalbden Hüznü Defetmek İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O en büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz.”

Kalb İnşirahı İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

يُرْزَقُونَۙ، فَرِحِينَ بِمَۤا أٰتٰيهُمْ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Rızıklandırılırlar. Ayrıca Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.”

Gam, Keder ve Acının Def’i İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَإِنَّـا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Dilersek onu gidermeye de kâdiriz.”

Açlık ve Susuzluğun Giderilmesi İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَـدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَـعْـدَ عُـسْـرٍ يُـسْـرًا

اَلَّـذِي هُـوَ يُـطْعِمُـنِـي وَيَسْقِينِ

وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren.” “Onların Rabbi, kendilerine tertemiz bir içecek ikram etmiştir.”

Yağmur Yağması İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Gökten, su indiren de O’dur.”

İhtiyaçların Giderilmesi İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

إِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O, Yâkub’un içinde hissettiği bir ihtiyacı giderdi.”

Kin, Nefret ve Düşmanlık Duygularına Karşı

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَـيْـنِي وَبَيْنِكَ

وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ ،فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَۤاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ

خَصْمَانِ بَغَى بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “İşte dedi, seninle ayrılmamızın vakti geldi!” “Biz onların aralarına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve nefret bıraktık.” “Biz de aralarına kıyamet vaktine kadar devam edecek adavet ve nefret koyduk.” “Size olan düşmanlıkları, zaten ağızlarından taşıp meydana çıkmıştır.” “Biz sadece birbirimize hakkı geçen iki davalıyız.”

Sihrin Bozulması ve Zararının Def’i İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَلَا يُـفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى

مِنْ شَرِّ النَّـفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Sihir ve büyü yapan nereye varırsa varsın, hiçbir yerde iflah olmaz.” “Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden (sabahın Rabbine sığınırım.)”

ÜÇÜNCÜ FASIL

Zorlukların Kolay Hâle Gelmesi ve İsteklerin Gerçekleşmesi İçin

بِـسْـمِ اللهِ الرَّحْـمٰـنِ الرَّحِـيـمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَــيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَـعْـدَ عُسْرٍ يُسْـرًا

كَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللهِ يَـسِيرًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Bu da Allah’a çok kolaydır.”

Hastalıklardan Şifa Bulmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

لِلَّذِينَ أٰمَنُوا هُدًى وَشِفَۤاءٌ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “O (Kur’ân) iman edenler için hidayet ve şifadır.”

Her Türlü Hastalıktan Kurtulmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Ey ateş! Serin ve selâmet ol ona!”

Taûn Türü Bulaşıcı ve Tehlikeli Hastalıklardan Korunmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Ölü iken kendisini dirilttiğimiz kimse gibi olur mu?”

İnkarcıların İnkarını Def’ İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَيُحِقُّ اللهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِـه۪

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Allah sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır.”

Düşmanların Hakkından Gelmek İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَمَنْ عَادَ فَـيَـنْـتَـقِمُ اللهُ مِـنْـهُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Kim dönüp tekrar aynı cürmü işlerse Allah ondan, onun intikamını alır.”

Düşmanların Ağzını Bağlamak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَۤى أَفْوَاهِهِمْ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Bugün mühür vuracağız ağızlarına.”

Düşmanlardan Saklanmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُـبْصِرُونَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Öylesine çepeçevre sardık ki, artık hiç göremezler onlar.”

Kötülerin Dillerinin ve Basiretlerinin Bağlanması İçin

بِسْــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيـمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَــيُّـومٌ حَـكَـمٌ عَـدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُـسْـرًا

صُـمٌّ بُـكْـمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

Bismillahirrahmanirrahîm Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bundan ötürü akıllarını kullanıp gerçeği anlayamazlar.”

Cehennem Azabından Sakınmak İçin

بِـسْــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَـدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَـعْـدَ عُسْرٍ يُسْرًا

رَبَّـنَـا اصْـرِفْ عَـنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Ey Kerîm Rabbimiz, Cehennem azabını bizden uzaklaştır.”

Sekerât-ı Mevtin Kolay Olması İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَجَۤاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Vakti geldiğinde ölüm sekeratı başlar.”

Bir Halden Daha Güzel Bir Hâle Geçmek İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

عَسَى رَبُّـنَۤا أَنْ يُـبْدِلَـنَا خَيْرًا

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Umulur ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir.”

İyilik ve Lütfa Mazhar Olmak İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

أَحْسِنْ كَمَۤا أَحْسَنَ اللهُ إِلَيْكَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et.”

Sıkıntılardan ve Hapisten Kurtulmak İçin

بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَــرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.”

Dalâletten Kurtulup Selamete Ermek İçin

بِـسْـمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَـرْدٌ حَـيٌّ قَـيُّـومٌ حَـكَـمٌ عَدْلٌ قُـدُّوسٌ

سَـيَجْعَلُ اللهُ بَـعْـدَ عُـسْـرٍ يُـسْـرًا

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَـقِيمَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Bizi sırat-ı müstakime, dosdoğru yola eriştir.”

Nimetin Şükrünü Eda ve Mazhar Olunan Lütufların Artması İçin

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

فَرْدٌ حَيٌّ قَـيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ

سَيَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

وَالْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Bismillahirrahmanirrahîm. Ferdün Hayyün Kayyûmün Hakemün Adlün Kuddûs. “Allah, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık ihsan eder.” “Hamd ü sena, şükr ü minnet, medh u tebcîl, Ma’bûd-u Mutlak Allah’ın hakkı ve O’na mahsustur.”

DÖRDÜNCÜ FASIL

İbn en-Nahvî el-Mağribî’ye (k.s.) Ait Kasîde-i Münferice

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey sıkıntı! Şiddetlen şiddetlenebildiğin kadar zira sonunda dağılıp gideceksin. Zaten senin gecen de gelecek olan sabahın aydınlığını çoktan haber vermiştir. 1 Gecenin karanlığında bile yıldızlar vardır. Büsbütün karanlık yoktur. Sonunda da bütün yıldızların piri olan güneş gelir ve ışığıyla gecenin zulmetine son verir. 2 Hayır bulutu da hep yağmur yüklüdür. Zamanı gelince o da yağmurunu boşaltıverir. Aslında Yüce Mevlâmız’ın, kullarının istifadesi için hazırlamış olduğu nimet ve ihsanları sayılamayacak kadar çoktur. Bu nimetlerin ebedlere kadar hayat bahşeden buğu buğu kokuları vardır. Öyleyse sen de buram buram tüten bu kokuların asıl kaynağına yönel. 3 İşte o zaman ümit edilir ki hayat bahşeden o kaynak taşar, taşar ve o deryadan dalgalarla gelip sana ulaşır. Bütün mahlûkat O Yüceler Yücesi’nin kudret elindedir. Kimisi bolluk içindedir, kimisi de darlık içinde. Hepsinin inişi de çıkışı da Allah’ın elindedir. O, dilediğini indirir, dilediğini de çıkarır. Onlar için takdir edilen hüküm ne ise, işte o, hayatta da, âkıbette de, dünyada da ukbâda da hiç şaşırmadan gidip onları bulur. Bütün takdir edilenler kudret eliyle dokunmuş hikmetlerdir. Dokumaları ilahîdir. Sonra da gelip sahiplerini bulmuşlardır. (İnişler ve çıkışlar, evet bütün bunlar hep hikmetledir.) Düzgün bakanlar onları ölçülü görür, bakış zaviyesini tutturamayanlar da eğri zannederler. (Hâlbuki hepsi ölçülü, hepsi yerli yerindedir.) Şe’n-i rubûbiyete delâlet eden bütün deliller baştan beri bu hikmetlerdeki güzelliklere de şehadet ederler. Allah’ın kazasına rıza göstermek akıllı davranmanın ta kendisidir. Sen de işte tam o noktaya, yani rıza-yı İlahî’ye yönel. Allah’ın hidayet kapıları sana açılınca,ne hâlde olursan ol, bırak ve o hazinelere koş ve içlerine gir. (Bir makam ya da hâl Sana açıldığında fırsatı fevt etme ve içeri gir.) O makam ve hallerin nihayetine yaklaştığın zaman lazım olan edebe de sımsıkı sarıl ve kazanma kuşağında kaybetmekten kork. (Şatahata girme, temkin ve teyakkuz ile hareket et.) Öyle hareket et ki, o noktalara gelince ilklerden ve önden gidenlerden olasın. 4 Gerçek hayat işte oradadır. Hayatın güzelliği de oradadır. O noktaların geçildiği yerdedir. 5 Orada nice sevinenler, nice erenler vardır. Ne mutlu o yolda yürüyenlere, yürüyüp erenlere, erip sevinenlere! Amellerin durgunlaşınca onları hemen harekete geçir. Sen heyecan ile şevklenince onlar da şevk ile coşarlar. Allah’a karşı işlenen ma’siyetlerdeki çirkinlik, ahlâkı çirkin olana güzel görünür. Allah’a tâat ve kulluğun güzellik ve gökçekliği ise, sabah aydınlığının nurları gibi çok parlaktır. Kulluğu ve ibadetleriyle kim Cennet’in güzelliklerini arzular ve isterse neticede Allah’ın inayetiyle o güzelliklere nâil olur. O halde, yarın kıyamette mesrûr olmak ve necata ermek istersen, bugün, burada takva azığıyla işte o güzelliklere liyakat kesbetmeye bak. Rabbinin kelâmı olan Kur’ân’ı yanık bir kalb ve hüzünlü bir ses ile oku. Gece namazı çok Kur’ân okumak bakımından pek müsaittir. Âyetleri anlayarak tekrar ede ede oku. (Oku ki, fehmin artsın, münacattaki lezzetten nasibin çoğalsın.) Manalarını da iyice teemmül et. Böylece hem Cennet’e dâhil olur, hem de sıkıntılarından kurtulursun. Kur’ân âyetlerinin fışkırıp duran pınarından kana kana iç. (Cennet’teki gibi) bir katıksız iç, bir de iki lezzeti birleştirerek katıklı iç. 6 İnsanların hidayetine vesile olan, onlara yol gösteren akıl medhedilmiş, Allah’tan uzaklaştıran heva da zemmedilmiştir.

  • 1-Karar kararabildiğin kadar, çünkü kararmanın son noktası aydınlığa açılmanın başlangıcıdır.
  • 2-Hiçbir tasa ve hiçbir sıkıntı mutlak değildir. Aksine her tasa ve sıkıntı ilahî lütuf aralıklarını beraberinde getirir. En sonunda da rahmet-i İlahîye yetişip bir fereç ve mahreçle o gam ve kederi alıp götürür.
  • 3-Nimetleri arayıp araştır. Esbâbını kolla. Sebeplerini yerine getirdiğin aynı anda takva dairesinde bulunmaya da özen göster. Şayet sen müttaki olursan, sıkıntı gider, yerine sürûr ve huzur gelir.
  • 4-Cennet’e girenlerin ilklerinden olasın.
  • 5-Cennet’tedir.
  • 6-“Onlara (her türlü zarara karşı İlâhî teminat) mührü taşıyan saf şarap ikram edilir. İçildiği zaman misk kokusu bırakır. O halde, yarışacaklarsa insanlar, bu Cennet devleti için yarışsınlar. Bu şarabın çeşnisi, Cennet’in en yüce kaynağından alınan en hoş içeceğindendir. Ki o kaynaktan kana kana Allah’a en yakın has kullar içer.” (Mutaffifîn Sûresi, 83/25–28)

BEŞİNCİ FASIL

Allah’ın Kitabı’nın, mahlûkatın akıllarını terbiye etmesi gayet açık ve nettir. İnsanların en seçkinleri, en hayırlıları hidayet üzere olan ilim sahipleri ve ilim meraklılarıdır. Bunların dışında kalanlar ise kendilerinden söz edilmeye değmeyecek kadar küçük varlıklardır. Eğer gerçekten cesur bir adam isen, harp meydanındaki toz ve topraktan çekinme(zsin.) 1 Hidayet fenerini gördüğün zaman, ona doğru yükselebildiğin kadar yüksel. 2 Gönül aşka müptela olduğu zaman, iştiyakın şiddetinden mutlaka canı yanacaktır. Güzelin tebessümü güzeldir. Bir de dişleri yerli yerinde ise o zaman ayrı bir güzel olur. 3 Esrâr-ı İlahîye torbasının ağzı, bütün emniyet ve korunaklığıyla kendi bağcığının altında toplanmıştır. 4 Rıfk u mülâyemet ve yumuşak huyluluk sahibi için durmadan akıp devam eden bir hazine gibidir. Kabalık ve sertlik ise herc ü merce götürür. Yüce Allah’ın salât ve selâmı, insanları sırat-ı müstakîme ulaştıran hidayet rehberi, Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine olsun. Ve güzel ahlâkın, aynı zamanda hep hakkı en güzel şekilde seslendiren lisanın sahibi Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh)… Ve en muzdarip anında Hazreti Sâriye’ye seslenen büyük kerâmet sahibi Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh)… Ve hem hayâ eden, hem de kendisinden hayâ edilen gökçek yüzlü, güzel huylu, iki nur sahibi Hazreti Osman’ın (radıyallahu anh)… Ve yağmur yüklü bulutlar gibi değişik ilimlerle mücehhez olarak dolaşan Hazreti Ali’nin (radıyallahu anh)… Ve torunların en bahtiyarı olan Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’in (radıyallahu anhumâ), anneleri Hazreti Fâtıma’nın (radıyallahu anhâ) ve bütün ehl-i beytinin… Ve hiç eğrilmeden hep O’nun izini takip eden ashâbının ve yakınlarının… Ve ümmeti içinde, güzellerden güzel dininin maârifiyle onlara tâbî olan âlimlerin… üzerine olsun. Ey benim Güzeller Güzeli, Yüceler Yücesi Rabbim! Onların ve ailelerinin hatırına, bize olan nusret ve ferecini bir an önce gönderiver. Ey Kerîmler Kerîmi! Bir lahza ayrılmadan hep kapında duran bu muhtaç kuluna yardım et. Yarın mahşer gününde necata erenlerden olabilmem için, amellerimde benim sonumu da o bahtiyar kullarının âkıbeti gibi güzel eyle. İşte huzurundayım ve Senin sonsuz cömertliğini itiraf ediyorum. Ne olur, lütfen ve keremen, mazeretlerimi kabul buyur. (Ey kârî!) Şayet sen de bir sıkıntıyla karşı karşıya kalırsan, “Ey zorluk, şiddetlen şiddetlenebildiğin kadar zira sonunda dağılıp gideceksin.” de.

  • 1-Şeytan ve nefisle mücadeleden korkmazsın.
  • 2- Mürşid-i kâmili bulduğun zaman vakit fevt etme ve bir an önce yanına varmaya bak.
  • 3- Hakikate ulaştıran ilim ve salih amel ve bunların yolları zâtında güzeldir. Bunlar bir de sağlam temellere dayanırsa o zaman daha da güzel olurlar. Ya da, Cennet güzeldir fakat Allah’ın hoşnutluğu o güzelliğe bambaşka bir güzellik katar.
  • 4- İlahî sırlar, muhafaza altındadır. Bir torbanın ağzındaki kulpu elinde tutan kimse gibi, ancak mezun olanlara o sırlar açılabilir. =

***

Gavs-ı A’zam Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Füyûzât-ı Rabbaniye Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

[Fatiha Suresi]

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ۝ اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَۙ ۝ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ ۝ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِۘ ۝ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُۘ ۝ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَۙ ۝ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّۤالِّينَ ۝

Meal: “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman ve Rahîm O’dur. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): ‘Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.’ Bizi doğru yola, nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.”

[Bakara Suresi 1-5ayetleri]

الۤمۤۚ ۝ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚ ۛ فِيهِۚ ۛ هُدًى لِلْمُتَّـقِينَۙ ۝ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَـيْبِ وَيُـقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْـنَاهُمْ يُـنْفِقُونَۙ ۝ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَـبْلِكَۚ وَبِالْأٰخِرَةِ هُمْ يُوقِـنُونَۘ ۝ أُوۨلٰۤئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ۝

Meal: “Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”

***

“وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ۟”

Meal: “Hepinizin ilahı tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman ve Rahîm O’dur.”

***

اَللهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْـقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِإِذْنِهِ، يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِٓ إِلَّا بِمَا شَۤاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ۝ لَۤا إِكْرَاهَ فِي الدِّيـنِ قَدْ تَـبَـيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَـكْـفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَـقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْـقَى لَا انْفِصَامَ لَهَاۘ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ۝ اَللهُ وَلِـيُّ الَّذِينَ أٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّـلُمَاتِ إِلَى النُّورِۘ وَالَّذِينَ كَفَرُۤوا أَوْلِيَۤاؤُۨهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَـهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِۘ أُوۨلٰۤئِكَ أَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ۝

Meal: “Allah o ilahtır ki, Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde, ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez; O öyle ulu, öyle büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir. Allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara götürürler. İşte onlar Cehennemlik kimselerdir ve orada ebedî kalacaklardır.”

***

شَهِدَ اللهُ أَنَّـهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلٰۤئِكَةُ وَأُوۨلُوا الْعِلْمِ قَۤائِمًا بِالْقِسْطِۘ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ، إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الْإِسْلَامُۗ، وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوۧتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَۤاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْـيًا بَـيْنَهُمْۘ وَمَنْ يَكْفُرْ بِأٰيَاتِ اللهِ فَإِنَّ اللهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ ۝ فَإِنْ حَۤاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۘ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوۧتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّنَ ءَأَسْلَمْتُمْۘ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۘ وَاللهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ ۝

Meal: “Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahit bizzat Allah’tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ilim erbabı da bu gerçeğe, Azîz ve Hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah’tan başka ilah olmadığına şahittirler. Allah katında hak din İslâm’dır. O Ehl-i kitabın ihtilafları, kendilerine gerçeği bildiren ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki haset ve ihtiras yüzünden olmuştur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilsinler ki, Allah onların hesabını çabuk görür. Buna karşı Seninle münakaşaya kalkışanlara de ki: ‘Ben yüzümü, özümü Allah’a teslim ettim. Bana bağlı olanlar da O’na teslim oldular.’ O Ehl-i kitapla, kitap ehli olmayan ümmîlere (müşriklere) de ki: ‘Siz de teslim olup Müslüman olmaya var mısınız?’ Eğer hakka teslim olup İslâm’a girerlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse, Sana düşen görev, sadece hakkı tebliğdir. Allah kullarını hakkıyla görür.” (Âl-i İmrân Sûresi 18-19-20)

ALTINCI FASIL

إِنَّ رَبَّـكُمُ اللهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّـامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِه۪ۘ أَلَا لَـهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُۘ تَـبَارَكَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ ۝ اُدْعُوا رَبَّـكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۘ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ ۝ وَلَا تُـفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ إِنَّ رَحْمَتَ اللهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ۝

Meal: “Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra da arşa istiva buyurdu. O Allah ki geceyi, durmadan onu kovalayan gündüze bürür. Güneş, Ay ve bütün yıldızlar hep O’nun buyruğu ile hareket ederler. İyi bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O’na mahsustur. Evet, o Rabbülâlemîn olan Allah ne yücedir! Rabbinize için için yalvararak, başka nazarlardan uzak, gizlice dua edin. Gerçekten O, haddi aşanları hiç sevmez. Islah olmuş ülkeyi ifsat etmeyin. Hem endişe, hem de ümit ile O’na yalvarın. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti iyi kimselere yakındır.”

***

قُلِ ادْعُوا اللهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمٰنَۘ أَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَىۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْـتَغِ بَـيْنَ ذٰلِكَ سَبِيلًا ۝ وَقُلِ الْحَمْدُ لِلهِ الَّذِي لَمْ يَـتَّخِذْ وَلَـدًا وَلَمْ يَـكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِـيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَـبِّـرْهُ تَـكْبِيرًا ، اَللهُ أَكْـبَـرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلهِ حَمْدًا كَثِيرًا، وَسُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ بُـكْـرَةً وَأَصِيلًا

Meal:“De ki: Dua ederken ister ‘Allah’ ister ‘Rahman’ diye hitap edin. Hangisini deseniz en güzel isimler hep O’nundur! Namazında sesini pek yükseltme, ama iyice de kısma, ikisinin arası bir yol tut. ‘Her türlü hamd O Allah’a mahsustur ki, asla evlat edinmemiştir. Hâkimiyetinde hiçbir ortağı yoktur. Acze düşüp de bir desteğe muhtaç olmamıştır.’ de ve tekbir getirerek O’nun büyüklüğünü ilan et.” Büyük Allah’tır. Her türlü hamd O’na mahsustur. Tesbih ve hamd ü senalarla anılmaya layık yegâne Zât da yine O’dur.

***

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ،

وَالصَّۤافَّاتِ صَفًّاۙ ۝ فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ۝ فَالتَّالِـيَاتِ ذِكْـرًاۙ ۝ إِنَّ إِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۘ ۝ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَـيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۘ ۝ إِنَّا زَيَّـنَّا السَّمَۤاءَ الدُّنْـيَا بِـزِينَةٍنِ الْكَوَاكِبِۙ ۝ وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ۝ لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُـقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ ۝ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ۝ إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْـبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ۝ فَاسْتَـفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَاۘ إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ

Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “Yemin ederim o saf saf dizilenlere, sevk ü idare edip men edenlere, Kitap okuyanlara ki, sizin ilahınız bir tek İlahtır. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş’in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir. Biz dünyaya en yakın semayı yıldızlarla süsledik. Ve orayı her türlü şeytandan koruduk. Onlar Mele-i A’lâ’ya yükselip dinleyemezler, çünkü her taraftan bombardımana tutulurlar. Dinlemeye kalksalar kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap vardır. Şayet içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar. Onlara bir sor bakalım: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.”

***

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَـنْـفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُواۘ لَا تَـنْـفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍۚ۝ فَبِأَيِّ أٰلَۤاءِ رَبِّكُمَا تُـكَذِّبَانِ ۝ يُـرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَـنْـتَصِرَانِۚ ۝ فَبِأَيِّ أٰلَۤاءِ رَبِّكُمَا تُـكَذِّبَانِ۝

Meal: Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin sınırlarını geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz. O hâlde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz? Üzerinize ateşler, duman alevleri gönderilir de artık kendinizi savunamazsınız. O hâlde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?”

***

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَللّٰهُمَّ إِنِّـي أَعُوذُ بِكَ وَأَتَـوَسَّلُ إِلَيْكَ وَأَتَـوَجَّهُ إِلَيْكَ وَأَتَضَرَّعُ إِلَيْكَ بِأَسْمَائِكَ الْحُسْنَى هُوَاللهُ الَّذِي لَا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ ، اَلرَّحْمٰنُ ، اَلـرَّحِـيـمُ ﷻ، اَلْمَلِكُ اَلْقُدُّوسُ، اَلــسَّــــلَامُ  اَلْمُؤْمِنُ ، اَلْمُهَيْمِنُ ، اَلْعَزِيزُ ، اَلْجَبَّارُ ، اَلْمُتَـكَـبِّرُ اَلْخَالِقُ ، اَلْبَارِئُ ، اَلْمُصَوِّرُ ، اَلْغَفَّارُ ، اَلْقَهَّارُ ﷻ، اَلْوَهَّابُ ، اَلرَّزَّاقُ ، اَلْفَتَّاحُ ، اَلْعَلِيمُ ، اَلْقَابِضُ، اَلْـبَاسِطُ ، اَلْخَافِضُ، اَلرَّافِعُ ،اَلْمُعِزُّ ، اَلْمُذِلُّ، اَلسَّمِيعُ ، اَلْـبَـصِيـرُ ، اَلْحَكَمُ ، اَلْعَدْلُ، اَللَّطِيفُ ، اَلْخَبِيرُ ، اَلْحَلِيمُ ، اَلْعَظِيمُ ، اَلْغَفُورُ ، اَلشَّكُورُ ، اَلْعَلِيُّ ، اَلْكَبِيرُ ، اَلْحَـفِـيظُ ، اَلْمُقِيتُ ، اَلْحَسِيبُ ﷻ، اَلْجَلِيلُ ، اَلْكَرِيمُ ، اَلرَّقِيبُ ، اَلْمُجِيبُ ، اَلْوَاسِعُ ، اَلْحَكِيمُ ، اَلْوَدُودُ ، اَلْمَجِــيــدُ ، اَلْـبَاعِثُ ، اَلشَّهِيدُ ، اَلْحَقُّ ، اَلْوَكِيلُ ، اَلْقَوِيُّ ، اَلْمَتِينُ ، اَلْوَلِيُّ ، اَلْحَمِيدُ ، اَلْمُحْصِي ، اَلْمُبْدِئُ ، 

YEDİNCİ FASIL

اَلْمُـعِـيـدُ ، اَلْمُحْيِـي ، اَلْمُمِيتُ ﷻ، اَلْحَيُّ ، اَلْقَيُّومُ ، اَلْوَاجِدُ ، اَلْمَاجِـدُ ﷻ، اَلْوَاحِدُ ، اَلْأَحَدُ ،  اَلصَّمَدُ ، اَلْقَادِرُ ، اَلْمُقْـتَـدِرُ ، اَلْمُـقَـدِّمُ ، اَلْمُؤَخِّرُ ، اَلْأَوَّلُ ، اَلْأٰخِرُ ، اَلظَّاهِرُ ، اَلْبَاطِنُ ، اَلْوَالِي ، اَلْمُـتَـعَالِ ، اَلْبَرُّ ، اَلتَّوَّابُ ، اَلْمُنْـتَـقِمُ ، اَلْمُنْعِمُ ، اَلْعَفُوُّ ، اَلرَّؤُوفُ ، مَالِكُ الْمُلْكِ ، ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ ، اَلرَّبُّ ، اَلْمُقْسِطُ ، اَلْجَامِعُ ، اَلْغَنِيُّ ، اَلْمُغْنِي ، اَلْمُعْطِي ، اَلْمَانِعُ ، اَلضَّارُّ ، اَلنَّافِعُ ، اَلنُّورُ ﷻ، اَلْهَادِي، اَلْبَدِيعُ ، اَلْبَاقِي، اَلْوَارِثُ ، اَلرَّشِيدُ ، اَلصَّبُورُ

 ***

هُـوَ اللهُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الْـفَـرْدُ الصَّمَدُ الَّذِي لَـمْ يَـتَّخِذْ صَاحِـبَـةً وَلَا وَلَـدًا، لَمْ يَـلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَـكُنْ لَـهُ كُفُوًا أَحَدٌ، لَـهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى وَالصِّفَاتُ الْعُلْـيَا وَلَـهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى وَلَـهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيـزُ الْحَكِيمُ ، لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌۚ  وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ، لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ۬ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ ، هُـوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ، أٰمَنَّا بِاللهِ وَمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَۤا أُنْزِلَ إِلَۤى إِبْرٰهِيمَ وَإِسْمٰعِيلَ وَإِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَۤا أُوۧتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَۤا أُوۧتِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۚ ، لَا نُفَرِّقُ بَـيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ۬ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ، رَبَّـنَۤا أٰمَنَّا بِمَۤا أَنْزَلْتَ وَاتَّـبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْـتُـبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ۝

Meal: Benim Rabbim olan Allah birdir, tektir, eşi benzeri yoktur, herkesin muhtaç olduğu bir müstağnidir, ne eş, ne de çocuk edinmiştir. “Ne doğurmuş, ne doğurulmuş, ne de herhangi bir şey O’na denk olmuştur.” En güzel isimler, en yüce sıfatlar, yerde gökte ne varsa hepsi sadece O’na aittir. Azîz ü Hakîm O’dur. “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” “Gözler O’na erişemez. Onun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. Gözlerin görmediği her şeye nüfûz eden, her şeyden haberdar olan Latîf ve Habîr O’dur.” “Evvel O’dur, Âhir O; Zâhir O’dur, Bâtın O! O her şeyi hakkıyla bilir.” “Biz Allah’a, bize indirilen Kur’ân’a, keza İbrahim’e, İsmâil’e, İshak’a, Yâkub’a ve onun torunlarına indirilene ve yine Mûsa’ya, Îsâ’ya, hülasa bütün peygamberlere (aleyhimüsselâm) Rabbileri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onlar arasında asla bir ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olan Müslümanlarız.” “Ya Rabbenâ! İndirdiğin kitaba iman edip Elçinin yolunu tuttuk. Sen de bizi, birliğini ve nebîlerini tanıyan şahitlerle birlikte yaz.”

***

رَبَّنَا أٰمَنَّا بِكَ وَبِأَسْمَائِكَ وَصِفَاتِكَ وَمَا أَنْتَ بِهِ مَوْصُوفٌ فِي عُلُوِّ ذَاتِكَ كَمَا يَنْـبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِكَ وَمَا أَنْتَ لَهُ أَهْلٌ فِي عَظِيمِ رُبُوبِيَّـتِكَ وَكَمَا هُوَ اللَّائِقُ بِكَ فِي كَمَالِ أُلُوهِـيَّـتِكَ، أٰمَنَّا بِكَ وَبِكُـتُبِكَ وَرُسُلِكَ وَبِمُحَمَّدٍ  عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَبِمَا جَاءَ بِـه۪ مِنْ عِنْدِكَ عَلَى مُرَادِكَ وَمُرَادِ رَسُولِكَ وَكَمَا تُحِبُّ وَتَـرْضَى، وَعَلَى مَا هُوَ فِي عِلْمِكَ الْأَعْلَى، يَا عَالِمَ السِّرِّ وَأَخْفَى، يَا قَـيُّومَ الْأَرْضِ وَالسَّمَاءِ

Meal: [Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı-şerri, acısı-tatlısıyla kaderin Allah Teâlâ’dan olduğuna inandık. Rabbimiz, Sana, güzel isimlerine, ulvî sıfatlarına, ulûhiyetindeki kemâl ve rubûbiyetindeki azametinin muktezası bütün yüce vasıflarına da iman ettik. Sana inandık, gönderdiğin kitaplarına, peygamberlerine ve Server-i Enbiya olan Hazreti Muhammed’e (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm), O’nun getirdiklerine, Senin ve Resûlü’nün murad buyurduğunuz şekilde, Senin sevip hoşnut olacağın, ilm-i İlahînde ferman ettiğin surette inandık, ey gizli olanları ve daha gizlilerini bilen ve arz u semayı ayakta tutan Rabbimiz! ]

***

Haddini bilmez kullarını hemen cezalandırmayan Merhametliler Merhametlisi Allahım! Biz çok aciz ve çok kusurluyuz. Kalblerimizin kaymaması, ayaklarımızın sürçmemesi için Senin inayetine çok muhtacız. Söz, fiil ve amellerimizde her zaman Sana itaat içinde olmaya gayret ediyor; “Öyleyse artık şu gerçeği bilin ki Allah yüceler yücesidir. Gerçek hükümran O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Pek değerli arşın Rabbidir.” [“O, müşriklerin Kendisine isnat ettikleri nitelendirmelerden münezzehtir, muallâdır. Gökleri ve yeri yoktan var eden O’dur. O’nun nasıl çocuğu olabilir ki, Kendisinin eşi yoktur. Gerçek şu ki: her şey O’nun mahlûkudur ve O her şeyi hakkıyla bilir.”] âyetlerinde ifade buyurduğun gerçeklere de gönülden inanıyoruz.

SEKİZİNCİ FASIL

Yüceler Yücesi Allahım! Bizi işte hep bu mülahazalarla dopdolu yaşat, bunlarla canımızı al ve yine bunlarla dirilt. Bizi bu mülahazaların hakikatine ulaştır. Ey Ezel ve Ebed Sultanı Allahım! Âlemlerin Rabbi yalnız Sensin. Evvel Sensin; Senden önce hiçbir şey yoktu. Âhir Sensin; fenâ ve ademden münezzehsin; nihayette bütün varlık fenâ bulacak ve yine bir tek Sen kalacaksın. Zâhir Sensin; Senden daha vâzıh, ayan-beyan bir hakikat yoktur. Her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde kâinat ve hâdiselerin biricik mercii Bâtın da yine Sensin. Mahlûkatın üzerinde hüküm süren güç, Senin karşı konulamaz gücündür. Bütün yaratılmışlar zevale kaydıktan sonra varlığını devam ettirecek Bakî-i Hakikî de yalnız Sensin! Bütün nurların kaynağı Sen, sırlara âşina Sen, geceyi-gündüzü dilediği gibi düzenleyen Sen, Melik, Azîz, Kahhâr, Rahîm, Vedûd, Ğaffar, gayb âlemlerini bilen Allâmü’l-guyûb, kalbleri evirip çeviren Mukallibü’l-kulûb, kusurları örten Settâru’l-uyûb, günahları mahvedip kullarını bağışlayan Ğaffâru’z-zünûb yalnız Sensin. ALLAH’IM! Din yolunu açıp şehrah eyleyen ve insanlığa Cennet’e giden yolları gösteren, kulun ve elçin, apaçık nurun, dosdoğru ve emîn Resûlün, İnsan-ı Kâmil Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât ü selâm eyle. Kendisinden razı olup şefaat hakkı tanıdığın ve seçilmiş bir elçi olarak âlemlere gönderdiğin o Nebîler Serveri’ne şefaat hakkını ver ve O’nu vaad buyurduğun, başkalarına yardım elini uzatma makamlarının doruğu olan Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Yüceler Yücesi ALLAH’IM! İbrahim peygambere ve ehline salât ü selâm ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed’e, âline ve ashâbına da bütün âlemlerdeki mahlûkatın ve kelimelerin adedince, arşının ağırlığınca ve hoşnutluğun miktarınca, çok çok salât ve selâm eyle. Şüphesiz hamdedilmeye layık Yüceler Yücesi yalnız Sensin. Rahmeti, merhameti, şefkati sonsuz ALLAH’IM! İstediklerimizi, Senin birbirinden güzel isimlerin, ulvî sıfatların, tastamam kelimelerin, indirdiğin mukaddes kitapların ve özellikle Kur’ân-ı Mübîn’in, Senin kulun ve Resûlün, bizim efendimiz olan Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa hürmetine istiyoruz.

Ey farklı zaman dilimlerinde kullarının gönüllerini mukaddes kitaplarıyla nurlandıran! Ey hesabı pek çabuk olan! Ey bendeleri dergâhına yönelince onların dualarına icabet buyuran! Ey dünyada ve ukbada kullarına merhametle muamelede bulunan! Ey onlara şah damarlarından daha yakın olan ve dileklerine icabet eden! Ey yarattıklarına sevgisi ve şefkati hudutsuz olan! Ey ihsanlarını bol bol yağdıran celâl ve ikram sahibi, Hayy u Kayyûm, Yüceler Yücesi Rab! “Bize de hem dünyada iyilik ve güzellik ver, hem de âhirette iyilik ve güzellik ver ve bizi Cehennem azabından muhafaza buyur.”

ALLAH’IM! Engin rahmet hazinelerine müracaat ediyor, hidayetimizi, takvamızı, iffetimizi ve gönül tokluğumuzu ziyadeleştirmeni diliyoruz. Bela cenderelerine maruz kalmaktan, şekâvet vadilerine yuvarlanıp bedbaht olmaktan, hakkımızda takdir buyuracağın acı kazadan ve düşmanlık besleyen insafsızların şamata ve eğlence malzemesi olmaktan yine Senin sonsuz şefkatine sığınıyoruz. Bilebildiğimiz yahut bilemediğimiz ne kadar iyilik ve güzellik varsa, şimdi ve sonra o güzelliklerin hepsiyle bizleri sevindir. Bütün hamd ü senalar Sanadır ya Rab. Kendisinden yardım dilenilecek ve tevekkül edip inayetine sığınılacak da yalnız Sensin. Sonsuz güç ve kudret de sadece Sana aittir. Senin kulun ve nebîn, bizim Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) hayır ve iyilik adına Senden ne dilemişse biz de onların hepsini diliyor ve O masumlar masumunun sığındığı bütün şerlerden de Senin yüce dergâhına iltica ediyoruz.

•[“Allahım! Benim Rabbim Sensin. Senden başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Beni Sen yarattın; şüphesiz ben Senin kulunum ve gücüm yettiğince Sana verdiğim sözlerimde durmaya ahdettim. Bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğüm kötülüklerden dolayı Senin affına sığınıyorum. İhsanlarının sınırsızlığına rağmen Sana karşı içine düştüğüm isyanlardan dolayı bin pişmanım. Bağışlamak şanından olan Yüce Rabbim, bu aciz bendeni de bağışlayacağını ümit ediyorum. Çünkü günahları Senden başka bağışlayacak hiç kimse yoktur. (4 defa)” ]

Rahmeti sonsuz RABBİMİZ! Senden, gönüllerimizin derinliklerine her zaman orada kalacak bir havf hissi yerleştirmeni istiyoruz, istiyoruz ki, o havf hissi Senin sevip hoşlanmadığın şeylerden bizi sakındırsın. Habîb-i Ekrem’in gibi biz de Senin cemâl-i bâ-kemâlini müşahedeye ve Sana vuslata şevk diliyoruz. Bizi, Cennet’e götüren yol saydığın ilim yolundan ve ibadetlerin en faziletlilerinden biri olarak tavsif buyurduğun tefekkür ibadetinden uzak düşürme. Nezdindeki sırlar ve zararları defeden ismin hürmetine, ezkaza içine düştüğümüz günah ve ayıpları tekrarlamaktan bizi muhafaza buyur. İlim öğrenme sevdasıyla yanıp tutuşan, öğrendiklerini hayatına tatbik etmek için didinip duran ve bu çizgide sâbit-kadem olan bahtiyarlardan eyle. Resûlün Hazreti Muhammed’in (aleyhisselâm) lisanıyla beşeriyetin gönlüne akıttığın, yine bir zaman onlarla dostun İbrahim peygamberi imtihan ettiğin, O’nun da tastamam yerine getirdiği ve bunun üzerine “Seni insanlara önder yapacağım.” diye buyurduğunda, İbrahim’in (aleyhisselâm) , [“Neslimden de imamlar çıkar.”] dediği ve Senin, [“Zalimler ahdime (nübüvvete) nâil olamazlar.”] ferman ettiğin kudsî kelimelerle gönüllerimizi zinetlendir.

DOKUZUNCU FASIL

Ya Rab! Bizleri o zürriyet içindeki hayırlı nesillerden eyle. Yollarımızı takva dairesinde hareket edenlere mihmandarlık yapan kutluların yollarıyla kesiştir. Allah’ın adıyla, O’ndan medet dilenerek, O’na sığınarak ve [“Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.”] emrine ittiba ederek (ben de ikrar ederim ki), gerçek güç ve kuvvetin yegâne sahibi Allah’a güvendim.O’na inandım. Hakkımdaki hükümlerine razı oldum. O’na dayandım ve Yunus peygamber gibi şöyle nidâ ediyorum:

لَۤا إِلٰهَ إِلَّۤا أَنْتَ سُبْحَانَكَ۠ إِنِّي كُـنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Meal: “Ya Rabbî! Sensin İlah, Senden başka yoktur ilah. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!”

***

 يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ يَا سَمِيعُ يَا بَصِيرُ يَا مُؤَيِّدُ يَا قَدِيرُ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ يَا مَنْ [ هُوَ (٣) ]

يَا هُوَ يَا أَوَّلُ يَا أٰخِرُ يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ ، تَـبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Meal: Ey Yüceler Yücesi Aliyy, ey Azîm, ey Halîm, ey Alîm, ey Semî’, ey Basîr, ey Müeyyid, ey Kadîr, ey Hayy, ey Kayyûm, ey Rahman, ey Rahîm, ey [“Hû (3 defa)]”, ey Hû, ey Evvel, ey Âhir, ey Zâhir, ey Bâtın.. Ey azamet ve kerem sahibi!

***

Ey nâm-ı celîli çok, çok yüce olan Rabbim! Affını ve inayetini umarak dergâhına sığındım; bahtına düştüm, n’olur, dualarımı kabul buyur! ALLAH’IM! Nurunla bizi dosdoğru yola hidayet eyle ve huzurunda hep sadâkatle kullukta bulunma payesini bize de lutfet! Lutfet ki Allahım, dillerimiz sürekli Senin zikrinle meşgul, bedenimiz bütün uzuvlarıyla Senin emrine itaat içinde olsun. Kalblerimiz yalnız Senin marifetinle dolsun. Ruhlarımızı müşâheden ile kanatlandır; latîfelerimizi yakınlığınla taçlandır. Sen her şeye kâdirsin. Senden, dünyanın gelip geçici cazibedar güzelliklerine karşı zühdümüzü ve nezdindeki derecelerimizi artırmanı diliyoruz. Ey kalblerin ancak yakınlığıyla sükûn ve itmi’nana erdiği.. hayatın sadece lütf u ihsanlarıyla başladığı ve devam ettiği.. ünsüyle ve dergâhının kapısını hep açık tutmakla, salih ve mukarreb kullarının gönüllerine ferahlık salan.. ölümü ve hayatı yaratan.. dilediklerini saîd kılıp yakınlaştıran, müstehakları da şakî eyleyip uzaklaştıran.. kalb gözünü kendi iradeleriyle görmez hâle getirenleri dalâlet çukurlarına atan.. temiz gönülleri sırat-ı müstakîme ulaştıran.. fakirliğe maruz bırakan ya da zenginlikle serfiraz kılan.. kullarını imtihan eden.. dilerse affeden.. her şeyi takdir buyuran ve irade ettiklerini kazasıyla varlık sahasına çıkaran Yüceler Yücesi Allahımız! Biz katiyen inanıyoruz ki, olup biten her şey Senin ezelde takdir buyurduğun büyük planın birer parçası olarak meydana gelmektedir.

RABBİM! Senin kapından başka hangi kapıya yönelebilir, Senden başka kime teveccühte bulunabilirim? Ululuk ve azamet tahtının yegâne sultanı Sensin; güç ve kuvvet de yalnız Sana aittir. YÜCE RABBİM! Maksûd-u Hakikî Sen iken, başka kimi maksat ittihaz edebilirim ben? Biricik ma’bûd Sen iken, başka kime ubûdiyette bulunabilir kapının kulu bu benden? Bütün hazineler Senin tasarrufun altındayken benim ihtiyaçlarımı Senden başka kim karşılayabilir! Ey kullarının Kendisine tevekkül ettiği.. korku hissine kapılanların dergâhına sığındığı.. darda kalmışların ümitlerini ihsanlarına bağladığı.. ızdırar içerisinde kıvranan bîçarelerin güç ve kuvvetinin sonsuzluğuna, rahmetinin enginliğine sığındığı.. ellerin fazl u keremine açıldığı ve dileği olanların kapısına yöneldiği Ulu Mevlâm! Hiçbir surette ve hiçbir sebeple Sana karşı şekvada bulunma hakkım yoktur; ben de salih kulların gibi rahmetini ümit ediyor ve inayetini diliyorum; beni tevekkül gibi yüce bir hasletin özüne ulaşmış bahtiyarlardan eyle! Ey kullarına en yakın olan, onları işiten ve isteklerine icabet eden Rab! Bu çaresi tükenmiş kulunun dileklerine de cevap ver; onun endişe ve korkularını da gider ve umduklarında onu haybet ve hüsrana uğratma! YÜCE ALLAH’IM! Bizler yürüyeceğimiz yolu tam olarak bulamamış bir kısım şaşkınlarız; yolların en müstakîmine Sen bizi hidayet et! Fakirliğimize, zayıflığımıza ve aczimize derman ol; günahlarımızı yarlığa, ey Nur, ey Hâdî, ey Ğaniyy, ey Kaviyy, ey Ğafûr u Rahîm!

ALLAH’IM! Nezdinden göndereceğin bir ruhla bizi te’yîd ve takviye buyur. Yüce katından insanî enginliklere akan bir rahmet yağmuru olan ilm-i ledünden bize de ta’lim et. Razı ve hoşnut olduğun yüce dinimiz üzerine ayaklarımızı sabitle ve bizi, haklarında ebedî saadet takdir ettiğin, hoşnutluğunla sevindireceğin, cemâlinle gözlerini aydınlığa kavuşturacağın saîd ve bahtiyar kullarından eyle! ALLAH’IM! Şu muvakkat dünya hayatında sadece Sana kullukta bulunmak ve ma’siyetlerden hep kaçmak istiyorum. Bu dileklerimi gerçekleştirmeyi benim için kolay hâle getir; neticede de beni Cennet’ine al, cemâlini müşahede ile mesrûr et ve ikâbına, gazabına uğramaktan sıyanet buyur! ALLAH’IM! Ömrümüzü hep tâat eksenli sürdürme, ölmeden evvel de tevbe kurnalarında küçük-büyük bütün günahlarımızdan arınıp öylece huzuruna gelme hususunda bizden yardımını esirgeme! (Sen zaten esirgemezsin ki!) Sorgu esnasında da yalpalamaktan ve kaybetmekten koru ve bizi kitabını sağından alanlardan eyle. Mahşer gününün korku ve endişelerinden emin kıl. Sırat-ı müstakîminden ayırma. Rahmetinle, kereminle bizi naîm cennetlerine al.. affınla, hilminle muamelede bulun; bulun ki dokunamasın bize o azab-ı elîm, ey Berr u Rahîm ve ey Halîm ü Kerîm! YA EKRAM-EL-EKRAMÎN! Bizim bir faydayı celbedecek ya da bir zararı defedecek güç ve kuvvetimiz yoktur. Bizler hiçbir şeye sahip olmayan bir kısım fakirler, hiçbir şeye güç yetiremeyen bir kısım zayıflarız. Hayır bütünüyle Senin elindedir ve her iş encâmı itibarıyla Sana avdet edecektir. ALLAH’IM! Bizi emir buyurduğun hususları gerçekleştirmeye muvaffak kıl. Mükellef tuttuğun vazifelerimizi yerine getirebilmemiz için yardımcı ol. Fazl u rahmetinle, gönüllerimizi Senden başka her şeyden müstağnî tut. İnâyât ü kereminle kırık ve döküklerimizi tamir buyur ve bize yüce nezdinden mâ fâtımızı (fevt ettiğimiz güzellikleri) telâfi imkânları sun! ALLAH’IM, merhameti sonsuz Allahım! Bizim idrak ufkumuzun kuşatamadığı ya da istemeyi bile bilemediğimiz, hayır olarak kullarından herhangi birisine vaad ettiğin ya da ihsan buyurduğun ne kadar güzellik varsa onların hepsini rahmetinden biz de diliyoruz.

ON’UNCU FASIL

ALLAH’IM! Güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Sen Erhamürrâhimînsin; bütün çaresizlerin Rabbi de, bu çaresiz kulunun Rabbi de Sensin. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı?Eğer bana karşı gazabın yoksa, çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza, daha geniştir.

İLÂHÎ! Gazabına giriftar, yahut hoşnutsuzluğuna dûçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve âhiret işlerinin medâr-ı salâhı Nur-u Vechine sığınırım. İLÂHÎ! Sen razı olana kadar Senin affını muntazırım. İLÂHÎ! Bütün havl ve kuvvet sadece Senin elindedir. Sana hamd ü senalar olsun. Ey emellerimi lütf u keremine ve ihsanlarının güzelliğine bağladığım, gizli-açık her hâlimi gören ve âkıbetimin nasıl olacağını bilen Yüce Rabbim! İnişli-çıkışlı hallerimi ve dilimin ihtiyaçlarıma tercüman olamayışını da yine Sana şikâyet ediyorum. Yegâne Mâlikim Sen, yaptığım her işi neticeye erdirecek olan Rabbim de Sensin. Hiçbir hâlim Sana gizli kalmaz. Ne kadar gamım, kederim varsa hepsini görür, işitir ve bilirsin. RABBİM! Giriftar olduğum musibetler büyüdü de büyüdü.. tasalarımın hadd ü hesabı yok.. gençliğim çoktan elden gitti..duygu ve düşüncelerim duruluğunu kaybetti.. kederler topyekün üzerime çullandı. Bir mükâfata mı mazhar olacağım yoksa bir mücazaata mı maruz kalacağım, onu da kestiremiyorum, ey dönüşümün Kendisine olacağı, içimden geçenleri de, dışıma aksedenleri de, arzularımı da, âkıbetimin nasıl olacağını da bilen Rabbim!

ALLAH’IM! aciz ve zayıf düştüm.. çaresiz kaldım.. fikrim herc ü merce uğradı..durumum iyice zora girdi.. hâlim kötüleştikçe kötüleşti.. hayalleriyle yaşadığım güzelliklerin gerçekleşme ihtimali iyice düştü.. hasretim büyüdükçe büyüdü.. âh u enînlerim semalara ulaştı.. sırlarım âşikâr oldu.. gözyaşlarım sel olup aktı… ALLAH’IM! Sen benim tek sığınağımsın. Huzuruna gelebilmek için en büyük vesilem de yine Sensin, Senin rahmetindir; açığımı ve gizlimi bilen sadece Sen olduğun için acılarımı, ızdıraplarımı Sana arz ediyor, başımda dönüp duran felaketleri def ü ref’ etmeni diliyorum. ULU ALLAH’IM! Senin kapın bir ihtiyacı ve bir talebi olanlara her zaman açıktır ve Senin ihsanların muhtaç olanlara mutlaka ulaşır. Arz-ı hal edilebilecek ve bir talepte bulunulabilecek en nihaî mercî de Sensin. Ey duyan, gören, olup biten her şeyi manzar-ı âlâdan temâşâ eden, arzın ve semanın, esmâ-i hüsnanın sahibi, isimleri kâinatın devam ve bekâsının vesilesi Yüce Rabbim! Senden, yaş akıttığım gözlerime, bitkin ve bîtap düşen bedenime, dermansız hâlime, sönüp gitmeye yüz tutmuş gençliğime merhamet etmeni diliyorum. YA RAB! Başvuracağı çareler tükenmiş bu kulunun önündeki yollar daraldıkça daraldı.. bütün kapılar yüzüne kapandı.. doğruların yürüdüğü doğru yola girmesi de iyice zorlaştı.. üzüntüsü, tasası arttıkça arttı.. ömrü tükenmeye yüz tuttu da, hâlâ huzura, esenliğe ve gönül duruluğuna giden kapılardan hiçbiri kendisine açılmadı.. günler geldi geçti de nefis ne gafletten sıyrıldı ne de pespaye işlerden elini eteğini çekti. Ey Kendisine el açıldığında cevap veren, dilediği hususu anında gerçekleştirmeye muktedir olan, azamet, kerem ve lütuf sahibi Rabbim! Benim içine düştüğüm musibetleri de ancak Sen bertaraf edebilirsin. Recâ hislerimi tamamıyla Senin inayetine, rahmetine, şefkatine bağladım; ne olur, bu aciz kulunu haybet ve inkisara uğratma!

EY BENİM YÜCE RABBİM! Ne olur, dualarımla Senin arana perde koyma, dileklerimi geri çevirme ve beni hicranımla, bir hiç hükmünde olan havl ve kuvvet(sizliğ)imle baş başa bırakma Acziyetime, ihtiyacıma merhamet et! Sadrım daraldı, fikrim teşvişe uğradı; ne yapacağımı, nasıl davranacağımı şaşırmış bir hâlim var. Gizlimi de açığımı da bilen Sen, faydayı celb, zararı defedecek Sen, yüce nezdinden sürpriz bir fereç ve mahreç gönderecek Sen, bütün zorlukları kolay hâle getirecek de yine Sensin! RABBİM! Rahatsızlığı arttıkça artan, şifa bulması zorlaştıkça zorlaşan, dertleri çoğaldıkça çoğalan, bununla beraber devaları iyice azalan, başındaki musibetler bütün bütün kabaran ve onlardan kurtuluş çareleri hiç denilecek kadar zayıflayan bu bîçareye merhamet et ve ona inayet elini uzat! Ey teveccühleriyle mahzun kullarının kalblerini imar buyuran, cömertliği ve nimetleriyle bütün mevcûdatı iltifatlara boğan Merhametliler Merhametlisi! Çaresiz kalanların melcei, ümidi, yardım edeni ve şifa vereni yalnız Sensin. Ben de Senin kulunum; ben de Senin nezdindekilere muhtacım. Fakirim; sehavetinden akıp akıp gelecek lütuflarını gözlüyorum. Günahkârım; günahlarımı silip süpürdüğün, beni de affınla sarıp sarmaladığın müjdesini bekliyorum. Çok korkuyorum; müsamaha ve emn ü eman diliyorum. İsyankârım; ettiğim tevbelerin, kötülük ve isyan kokan hatalarımı silip süpüreceği ümidini taşıyorum. Kapında fakir ve aciz bir dilenciyim; ihsanlarının gelip beni de sürura gark edeceği recâsıyla yaşıyorum. Sayısız kayıtların mahpusu oldum; kulluğuma mâni olan o bağların süratle çözüleceği ve müşahede ufkuyla sevindirileceğim ümidini besliyorum.

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 570 kez okundu