《47》
- Celaleddin Süyuti (rahimehullah) şöyle buyurdular: Ben Şeyh Şemseddin bin Kımah’ın defterinde onun hattıyla yazılmış, Ebu’l-Abbas el-Müstağfiri’den rivayet edilmiş bir yazı gördüm. Orada şöyle deniyordu:
Mısır’a Ebû Hâmid el-Mısrî’den ilim tahsil etmek için yola çıktım. Vardığımda ondan Halid bin Velid’in rivayet ettiği hadisi istedim. Bunun için bana bir sene oruç tutmamı söyledi. Oruçları tutup tekrar hadisi istemeye gidince onu Halid bin Velid’e kadar bütün isnadıyla bana söyledi. Şöyle ki:
Bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona, “Ne istiyorsan sor.” buyurdular. O zat da sorularına başladı:
– Ey Allah’ın peygamberi! Ben insanların en alimi, en bilgilisi olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
– Allah’tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanların en alimi olursun.
– İnsanların en zengini olmak istiyorum.
– Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.
– İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.
– İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.
– İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.
– Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.
– İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.
– Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.
– Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.
– Allah’a O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.
– İmanımı kemale erdirmek istiyorum.
– Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.
– Allah’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum.
– Allah’ın farzlarını yerine getir, itaat edenlerden olursun.
– Allah’a günahlarımdan arınmış, tertemiz olarak gitmek istiyorum.
– Cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al, kıyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksızın Allah’a kavuşursun.
– Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.
– Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.
– Rabbimin bana merhamet etmesini istiyorum.
– Önce kendine ve insanlara merhamet et ki Allah da sana merhamet etsin.
– Günahlarımın azalmasını istiyorum.
– İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.
– İnsanların en kerimi olmak istiyorum.
– Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.
– Rızkımın bol olmasını istiyorum.
– Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.
– Allah ve Resûlü tarafından sevilmek istiyorum.
– O zaman Allah ve Resûlü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
– Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.
– Hiç kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.
– Duamın kabul edilmesini istiyorum.
– Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.
– Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.
– Namusunu koruyup iffetli ol ki insanlar yanında rezil olmayasın.
– Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.
– Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.
– Benim günahlarımı ne siler?
– Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.
– Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir?
– Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.
– Allah yanında en büyük günah hangisidir?
– Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.
– Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir?
– Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).
– Cehennem ateşini ne söndürür?
– ORUÇ.
[Ali el-Müttaki, Kenzu’l-Ummal, 16/127-129]
《48》
“Mele-i a’lanın (yüce dostların) bana haber verdiklerine göre ümmetimin en hayırlıları şöyle bir topluluktur ki, onlar:
Rablerinin rahmetinin genişliğini gördüklerinde bunu açıktan tebessümle karşılarlar;
Rablerinin azab edeceği korkusuyla da gizli gizli gözyaşı dökerler;
Sabah-akşam Rablerini, namazgâhları temiz olan evlerde zikrederler;
O’na zaman zaman (Cennet) ümidiyle (recâ hisleriyle) dopdolu olarak, zaman zaman da (Cehennem) korkusuyla (havfla) iki büklüm, dua dua yalvarırlar;
Allah’tan, bazen (coşarak) ellerini alabildiğine açarak, bazen de (acziyetlerini idrak ederek) ellerini aşağılara indirerek dua dua isteklerde bulunurlar;
Tekrar tekrar ve (usanmadan) Allah’a yönelirler; insanlara (yük olmazlar) külfetleri azdır, kendi nefislerine karşı alabildiğine (serttirler) ağır külfetler yüklerler;
Yeryüzünde, karıncanın yürüyüşü gibi çıplak ayakla, şaşaasız, övünme ve kibirlenmeden uzak olarak, sekine (sakin ve mütevazi bir hal) üzere yürürler;
Allah’a yaklaşmak için vesile ararlar;
Kur’ân okuturlar;
Kurban keserler;
Eski elbiseleri giyerler;
Allah tarafından onların üstünde bu hallerini gözetleyen şâhitler, onları koruyan gözler vardır ki, bunlar kendini ibadete veren bu kimseleri (ibadet etmekten mütevellid özel) işaretlerinden tanırlar;
Bunlar şehirlerde (bir arzlı gibi) akıl melekelerini çalıştırıp düşünürler ama ruhları dünyada, kalbleri ise ahirettedir;
Onların bütün dertleri, önlerindeki (kabir, mizan ve hesap)tır;
Kabirde karşılaşacakları zorluklar, (sırat) yolunu rahatça geçmek ve (kendilerine hedef seçtikleri) makamlarına istidat kazanmak için (ibadetlerle) gerekli hazırlıklarını yaparlar.”
Daha sonra Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şu âyeti okudu: “Elbette Biz o zalimleri imha edeceğiz ve onlardan sonra o ülkeye sizi yerleştireceğiz. İşte bu, huzuruma çıkmaktan ve uyardığım azaptan çekinenler içindir.” (İbrahim, 14/14)
~Hâkim, Müstedrek, 3/17~
《49》
“Şunlar müminin taşıması gereken kâmil ahlakındandır:
Dininde kuvvetli (yani dindar olup dinin emirlerini uyguluyor) olması;
Yumuşaklıkta ihtiyatlı ve dengeli olması;
İmanda yakîne ulaşmış olması;
İlim öğrenmeye hırslı olması;
Öfkelendiğinde bile şefkat edebilmesi; [Feyzu’l-Kadîr’deki rivayette, “makt” lafzı yerine “mika” ve “mia” lafızları vardır ki o takdirde manaları değişmektedir. Midesine şefkat etmesi manası da düşünülebilir. Bkz: 2/672.]
İlimle beraber güzel ahlak sahibi olması;
Zenginlik halinde dengeli olması;
Fakirlik halinde de sabırlı olup bu hali güzellikle karşılayıp (isyankarlığa düşmeyip) üstünü başını temizlemeyi ihmal etmemesi;
Tama (açgözlülük)dan sakınması;
Helalinden kazanması;
İstikamet halini korumada samimi olması;
Hidayet (İslam) yolunda enerjik, neşeli ve canlılığını koruması;
Şehvetini (nefsin aşırı isteklerini helal dairesinde) tutması;
Zor durumdaki insana merhamet hisleriyle yaklaşması.
Mümin, Allah’ın öyle bir kuludur ki, (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr’de, mümin diğer müminleri kötülüklerden sakındırır manasına gelen “iyâzen” şeklinde olan lafzın daha doğru olduğunu söylüyor. Bkz: 2/672.) kendisine öfkelenen birine öfkesini vesile sayıp ona zulüm yapmaz;
Sevdiğine karşı da (sevgisinin altında kalıp) günah işlemez;
Kendisine emanet edilen bir şeyi zayi etmez;
Hased etmez;
Kimseyi ayıplayıp izzet-i nefsini kırıcı söz söylemez;
Lanet okumaz;
Başkalarının şahid olmadığı (kendi aleyhinde bile olsa) bir gerçeği dosdoğru itiraf eder;
İnsanlara kötü lakap takmaz;
Namazını huşû ile (Allah saygısıyla dopdolu olarak) kılar;
Zekâtta hızlıdır (ödemek için can atar);
Depremlerde (yeryüzünün de Allah’ın emrinde hareket ettiğini bildiğinden) vakûrdur, paniğe kapılmaz;
Bolluk içinde olduğunda Allah’a çok şükreder;
Kendi nasibine düşen şeye kanaat edip kendisinin olmayan şeyi arzu etmez;
Kin tutmaz;
Cimriliği, onu yapmak istediği iyilikten alıkoyamaz;
İnsanları tanımak için içlerine karışır;
Onları anlamak için onlarla konuşur;
Zulme ve saldırıya maruz kaldığında da Rahman olan Allah’ın yardımı gelinceye (ve hakkını alıncaya) kadar sabreder.”
~Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2/671-673; Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, I/140~
《50》
“İçinizden, müslümanlığını ihlas ile yaşayıp güzelleştirenin işlediği her hasene (iyilik), on mislinden yediyüze kadar katlanmış olarak yazılır. İşlediği her kötülük de sadece misli ile yazılır. Allah’a kavuştuğu zamana kadar bu böyledir.” [Müslim, İman, 205.]
《51》
- “Allah Teala sizden birinizin, bir iş yaptığı zaman, onu sağlam, güzel yapmasını sever.” [ Münâvî, Feyzu’l-Kadir, 2/363.]
《52》
“Müminlerin iman bakımından en faziletlisi, istediğinde kendisine verilen, verilmediğinde de istiğna etmesini bilip elindeki ile yetinendir.” [Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/144,157.]
《53》
“Allah, her hüzünlü kalbi sever.” [ Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/246.]
《54》
“Allah, duada ısrarcı olanları sever.” [Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/246.]
《55》
“Mümin beş baskı altındadır: Haset eden mümin, öfke duyan münafık, savaşan kafir, mücadele eden nefis ve saptıran şeytan.” [ Kenzu’l-Ummâl, 1/161]
《56》
Allah katında en değerli ve sevabı en çok olan amelin hangisi olduğu Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) soruldu, Peygamberimiz de şöyle buyurdular: “Az da olsa devamlı yapılan iştir.” [Buhârî, İman, 32; Rikak, 18; Müslim, Müsafirin, 216-218; Münafıkin, 78]
《57》
“Kimin elinde bir fidan varsa, kıyamet kopacak da olsa, onu dikmeye gücü yeterse mutlak diksin!” [Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/191.]
《58》
“Müminin rîhinden (kokusundan) daha hoş bir koku yoktur. Muhakkak onun kokusu dışa akseder, duyulur. Onun kokusu (işlediği salih) amelidir. O, övgüye layıktır.” [ Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/165.]
《59》
“Konuştuğunda güzel konuşmak, konuşulduğunda güzelce dinlemek, birisiyle karşılaştığında güler yüzlü olmak ve söz verdiğinde sözünün gereğini yerine getirmek, müminin taşıması gereken ahlaktandır.” [ Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/155.]
《60》
“Mümin, yumuşak omuzludur, kardeşini sıkıştırmaz, ona genişlik verir. Münafık ise kabadır, kardeşini sıkıştırır. Mümin gittiği yerde söze selamla başlar, münafık ise kendisine selam verilsin diye önce (selam vermeyip) söze başlar.” [ Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/156.]
《61》
“Şeytan, insanoğlunun kalbinin üzerine tünemiş vaziyette bekler. Allah’ı zikredince siner, çekilir, insan gaflet etse vesvese verir.” [Buhârî, Tefsir (Nâs) 1.]
《62》
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Sadaka vermek her müslüman için bir görevdir.”
Bunun üzerine bir sahabi:
Sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapacak? dedi.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Eliyle çalışır, kazanır, hem kendi yararlanır hem de sadaka verir.” buyurdular. O sahabi, peki buna da gücü yetmezse, dedi.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Sıkıntıya düşmüş bir ihtiyaç sahibine yardım eder.” buyurdular. O kişi, buna de gücü yetmezse, diye tekrar sordu. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da bir sadakadır.” buyurdular. [ Buhârî, Zekât, 30; Edeb, 33; Müslim, Zekât, 55.]
《63》
“Üç özellik vardır ki, bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tatmıştır:
a) Allah ve Resûlü’nü herkesten fazla sevmek.
b) Sevdiğini sadece Allah için sevmek.
c) Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” [Buhârî, İman, 9, 14; İkrah, 1; Edeb, 42; Müslim, İman, 67.]
《64》
“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün geçmediği kıyamet günü gelmeden önce o kişiyle helalleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, hak sahiplerine verilir. Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” [Buhârî, Mezâlim, 10; Rikak, 48.]
《65》
“Allah Teala kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onların yüzlerine bakmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır:
Biri, yolculuk sırasında ihtiyacından fazla suyu olup da onu öteki yolculardan esirgeyen kimse.
Diğeri, ticaret malını ikindiden sonra satarken, onu şu kadar fiyata aldım diye yemin eden, gerçek hiç de öyle olmadığı halde müşterinin kendisine inandığı kimse.
Öteki de, bir devlet başkanına dünyalık hatırına biat sözü veren, kendisine para pul verirse sözünde duran, vermezse sözünden cayan kimsedir.” [Buhârî, Müsâkât, 10, Şehâdât, 22, Ahkâm, 48, Tevhid, 24; Müslim, İman, 171-173.]
《66》
“Müminler dünyada üç grupturlar:
a) Allah ve Resûlü’ne iman edip, imanlarından hiçbir şüphe duymayıp mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda mücahede edenler.
b) Diğer insanların, malları ve canları hususunda kendilerini emniyette hissettiği müminler.
c) Karşısına bir tama’ çıktığı zaman hemen onu (başkası için değil ancak) Allah için terk eden müminler.” [Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/8.]
《67》
“Belayı (imtihanı) nimet, rahat halini de musibet saymadıkça mümin imanını kemale erdirmiş sayılmaz.” Sahabe Efendilerimiz (radıyallahu anhum ecmain), bu nasıl olur Ey Allah’ın Resûlü, diye sordular.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle cevap verdiler:
“Belanın (imtihanın) peşinden rahat ve genişlik gelir, yine rahatlığın ardından da gelecek olan ancak bela ve musibettir.”
Ardından da şöyle buyurdular: “Gerçek mümin, namazda olmadığı zaman üzüntülüdür.” Sahabe, niçin ey Allah’ın Resûlü, diye sorarlar. Efendimiz de:
“Çünkü namaz kılan Rabbiyle konuşur. Namazın dışında ise insanoğluyla konuşur.” buyururlar. [Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 1/166.]
____________
Kaynak:
-Peygamberimizin Dilinden Müminlerin Özellikleri Rehber Yayınları.
-Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi
-Riyâzüssâlihî