➖İlk Hayatı
➖İslam’la Şereflenmesi ve Akabe Biatlarında bulunuşu
➖Medine’de Efendimiz ile birlikte geçen günler
➖Suffe Ashâbını doyurması
➖Allah Rasulü ile Savaş Meydanlarında Hz. Sa‘d b. Ubâde
➖Mekke Fethinde Hz. Sa’d b. Ubâde
➖Hz. Sa‘d b. Ubâde’nin Tebük Savaşı için yardımları
➖Hz. Sa’d b. Ubâde’nin son sözleri
➖Hz. Sa‘d b. Ubâde’nin Hayatından ibretli tablolar
➖Efendimizin İltifatına mazhar olması
➖Hz. Sa‘d b. Ubâde’nin Efendimizin artırmak istemesi
➖Hz. Sa’d b. Ubâde’nin Hoşgörülü oluşu
➖Hz. Sa‘d b. Ubâde’nin Duâları
➖Hz. Sa’d b. Ubâde’nin Annesi için Hayır Duaları peşinde koşması..
➖Hz. Sa‘d b. Ubâde’nin Efendimizden Rivayet ettiği bazı hadis-i şerîfler
***
SA’D B. UBÂDE
Cömertlik, insanı Yüce Allah’a yaklaştıran en önemli hususiyetlerinden biridir. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “CÖMERT, Allah’a, cennete ve insanlara YAKIN; cehennemden de UZAKTIR …” (Tirmizî, Birr, 40) buyururken bu hakikate işaret etmişlerdir. Yüce Allah’ın Kur’ân’da bildirdiği üzere, sahâbîlerin üstün faziletlerinden biri de, KARDEŞLERİNİ KENDİ NEFİSLERİNE tercih edecek kadar CÖMERT olmalarıydı. (Haşir, 59/9)
İLK HAYATI:
Cahilliye devrinde dahi, KAHRAMANLIĞI ve KÜLTÜRÜ yanında CÖMERTLİĞİ ile meşhur olan Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), İSLÂMİYET DÖNEMİNDE, yıllarca her gün yaklaşık yüz sahâbîye yemek vermiş nice askerin silâh ve diğer ihtiyaçlarını karşılamıştır. EFENDİMİZ, bir gün onun bu cömertliğini dile getirince, Hz. Sa’d, “Biz, İslâm ile şereflenmekle Allah’a ve Resûlü’ne minnettarız.” diyerek Efendimiz’e sonsuz bağlılığını ve tevazuunu ortaya koymuştu.
Medine’nin en zengin ve asil ailesinden gelen Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh), HAZREÇ KABİLESİNİN REİSİ olup büyük bir SERVETİN İÇİNDE şatolarda hayat geçirirken Allah Resûlü’ne iman etmesi, onun hakikat önünde boyun eğen bir yiğit olduğunu gösterir.
Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) Hazreç’in liderliğini yapmış olan dedesi Düleym, savaşlardaki kahramanlığı kadar cömertliği ile de tanınmıştı. Medine’nin bir köşesindeki şatosu her gün ziyafete gelenlerle dolup taşmaktaydı. Her sabah bir görevli, şatonun üstüne çıkar, “Ey ahali! Ete ve yağa ihtiyacı olanlar! Düleym b. Hârise’nin şatosuna koşun!” der; Düleym b. Hârise de gelenlerin ihtiyaçlarını karşıları. Düleym’in vefatından sonra oğlu Ubâde’nin devam ettirdiği bu geleneği Hz. Sa’d de sürdürmüştür. (İbn Sa’d, Tabakât, 3:614.) Onun vefatından sonra da bu gelenek, oğlu Hz. Kays tarafından devam ettirilmiştir.
[Sa’d b. Ubâde’nin oğlu Hz. Kays, bir defasında aç kalan askerleri doyurmak için dokuz tane binek deveyi kesmiştir. O’nun bu cömertliği Efendimiz’e haber verildiğinde Efendimiz, ‘Cömertlik, onun ailesinden gelen ahlâkın güzelliklerindendir.’ buyurdular. (Kandehlevî, Hayâtü’s-sahabe, 2:374.)]
Hz. Sa’d, bir PRENS GİBİ YAŞARKEN özel bir eğitim almıştı. Toplumun en kültürlü ve asil insanı olan Hz. Sa’d, Arap dilinin bütün inceliklerini bilen ve bu sahada kendisine müracaat edilen insan hâline gelmişti. Onun bu özelliği, hiç şüphesiz ki Akabe’de Allah Resûlü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) dinlediği Kur’ân’ın ifadelerine hayran kalmasında ve ona gönül vermesinde etkili olmuştur.
Medineli bahtiyarların Efendimiz’e bağlılıklarını ifade ederek O’na biat ettikleri haberi etrafa yayılınca, Kureyş müşrikleri buna çok kızmışlardı. Ancak, biatin gece ortasında ve gizli bir şekilde yapılmasından dolayı müşrikler, bu bahtiyar Medinelilerin kimler olduğu öğrenememişlerdi. Onlar, bu biatte bulunan Medinelileri hemen tespit edip işlerini bitirmek istiyorlardı. Öteden beri sık sık Mekke’ye gelen Hz. Sa’d’den bir haber alabileceklerini sanmışlardı. Sır vermemenin önemini çok iyi bilen Hz. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), MÜŞRİKLERİN BÜTÜN ZORLAMALARINA RAĞMEN Akabe’de bulunan arkadaşlarının isimlerini onlardan gizlerken büyük bir tehlikenin önüne geçmişti.
Dost ve Arkadaşlarını gammazlayanlara yuh olsun..
İSLÂM’LA ŞEREFLENMESİ VE AKABE BİATLERİNDE BULUNUŞU
Peygamberliğin 13. senesinde Medineli sahâbîler, hac mevsiminde Mekke’ye Efendimiz’le buluşmaya gelirken, onlarla birlikte pek çok insan Mekke’ye hac ziyareti yapmak ve panayırlara katılmak için yola çıkmıştı. Sa’d b. Ubâde de ikinci grupla beraberdi. Sahâbîler, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile hasret gidermek ve O’na bağlılıklarını ifade etmek için buluşmak üzere çıktıkları bu yolculuğun asıl maksatlarını gizlemişlerdi.
Allah Resûlü ile buluşma sözü veren Medineli bahtiyarlar, Ebû Cehil ve adamlarının saldırılarına uğramamak için Akabe’ye gece vakti gelmişlerdi. Her şey Akabe’de kutlu buluşma hazırlıklarının yapıldığı anda ortaya çıkmıştı. Hz. Sa’d b. Ubâde bunu fark etmişti. Sahâbîler de, bu temiz fıtratlı insanı Efendimiz’in huzuruna götürmeyi uygun bulmuşlardı. Kâinatın Efendisi’nin huzuruna götürülen Hz. Sa’d’ın kalbinde iman ışıkları, Sonsuz Nur’u görür görmez yanmıştı.
O, yüce bir hakikatin peşinde idi. Ancak, Hz. İbrahim’den (aleyhisselâm) kalan tevhid inancına karıştırılmış putperestliğin arkasından giden ve putları için her sene on tane kurban kesen Hz. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), Efendimiz’den Kur’ân’ı dinler dinlemez aradığı yüce hakikati bulmanın sevinciyle iman etmişti. Her şey süratle gelişiyordu. Az sonra, hemşehrileri olan Medineli Müslümanlar Allah Resûlü’nün davasına sahip çıkma yolunda gerekirse canlarını dahi feda edeceklerine dair biat edeceklerdi. Hz. Sa’d b. Ubâde de (radıyallahu anh) bu YÜCE KUR’ÂN DAVASINA SAHİP ÇIKMAYA KARAR vermişti. O, kabilesinin önderiydi. Hz. Sa’d Allah Resûlü’ne biat sırasında kabilesinin temsilciliğini yaparken İslâm’a girer girmez büyük hizmetlerde öncü olacağını göstermişti.
MEDİNE’DE EFENDİMİZ İLE BİRLİKTE GEÇEN GÜNLER
Efendimiz Medine’ye geldiklerinde ne ikamet edecekleri bir yer ne de yemeğini yapacak hanımı vardı. Muhterem zevceleri, mü’minlerin annesi Hz. Hatice, hicretten üç sene önce vefat etmişlerdi. Ensâr, Şeref Misafirine evlerinin kapılarını sonuna kadar açmıştı. Ancak, bu devlet kuşu Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (radıyallahu anh) başına konmuştu. Bu mübarek eve Efendimiz ile şereflenmek üzere pek çok sahâbî geliyordu.
Bu arada, İslâm’a yeni girecek olanlar da, ziyaretçiler arasındaydı. Günün her saatinde sayıları oldukça yüksek olan bu misafirlerin yemek ihtiyaçlarının çoğu, Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh) tarafından karşılanırdı. Hz. Sa’d, çok zaman akşamları Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) tirit gönderirdi. Bu yemek, et, süt, sirkeli zeytinyağı veya tereyağı gibi malzemelerden birinin ekmek üzerine dökülmesiyle yapılıyordu. Bir defasında Hz. Sa’d, kesmiş olduğu devenin beynini pişirip Efendimiz’e ikram etmişti. Efendimiz de, kendilerine yapılan bu ikramdan dolayı Hz. Sa’d’a hayır dua etti. [Zehebî, Siyer, 1:271; Kandehlevî, Hayâtü’s-sahabe, 2:355.]
SUFFE ASHÂBINI DOYURMASI
Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) şatosunda dedesi Düleym zamanından beri devam eden muhtaç insanlara ikram etme geleneği, hicretten sonra daha da anlam kazanmıştı. Yüce Allah, Hz. Sa’d’ın İslâmiyet’ten önce göstermiş olduğu cömertliğinin mükâfatı olarak onu Allah Resûlü’ne kavuşturmuştu. Artık o, inançları uğrunda, barındıkları evlerini ve sahip oldukları mallarını Mekke’de bırakıp gelen MUHACİRLERE SAHİP ÇIKIYORDU. Bunlar arasında özellikle, bütün vaktini Allah Resûlü’nden ilim talebiyle geçirenlerin ihtiyaçlarını karşılamak Hz. Sa’d için ayrı bir anlam ifade ediyordu.
EĞİTİME ve TALEBE YETİŞTİRMEYE büyük önem veren Allah Resûlü, Mescid-i Nebevî’nin bir bölümünü okul hâline getirmişlerdi. SUFFE adı verilen bu okuldaki talebelerin ihtiyaçları Efendimiz başta olmak üzere Ensâr tarafından karşılanırdı. Akşam olduğunda Ensâr’dan bazıları ikişer, üçer kişiyi evine götürürlerdi. Onlardan sekiz-dokuz kadarını evine götüren sahâbîler dahi bulunmaktaydı. Hayatının tamamını Efendimiz’den ilim öğrenmeye tahsis eden bu talebelerin maddi ihtiyaçlarını karşılayan sahâbîlerin başında gelen Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), her akşam evine SEKSEN TALEBEYİ davet ederdi. Suffe talebelerinin bazıları odun toplayıp satarak geçimlerini temin etmelerine rağmen genellikle, onların ilimden başka bir şeyle meşgul olmalarını istemeyen Ensâr onların ihtiyaçlarını karşılarlardı. [İbn Hacer, İsâbe, 2, 30]
ALLAH RESÛLÜ İLE SAVAŞ MEYDANLARINDA HZ. SA’D B. UBÂDE
Kureyş, Müslümanları yok etme amacıyla kurulacak büyük bir ordunun masraflarını karşılamak üzere Suriye’ye bir ticaret kervanı göndermişti. Bu malların çoğu, hicrete zorlanan Muhacirlerin gasbedilen mallarıydı. Bunları geri almak ve Kureyş’in savaş hazırlığına engel olmak üzere Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kadar sahâbîsiyle Medine’den hareket etmişlerdi. Maksatları savaşmak olmadığından yanlarında sadece tehlikelere karşı kendilerini savunacakları kılıçları vardı. Ancak, Bedir’e geldiklerinde, at ve develerine binmiş, her türlü silâhla donanmış kalabalık bir müşrik ordusunun üzerlerine doğru geldiğini gördüler. Böyle bir manzara karşısında Allah Resûlü, “Kervanı takip için yola çıkmıştık. Düşmanla karşılaştık. Sizin görüşünüz nedir?” diyerek sahâbîleriyle istişarede bulundular.
Muhacirlerin ileri gelenleri savaşmak için Allah Resûlü ile birlikte olduklarını bildirmişlerdi. Oradaki cemaatin çoğu Ensâr’dan meydana gelmekteydi. Efendimiz onların görüşlerini almak istediklerinde Sa’d b. Muâz (radıyallahu anh) etkili bir konuşma yaparak bu uğurda her türlü tehlikeyi göze almaya hazır olduklarını belirtti. Daha sonra söz alan Sa’d b. Ubâde de (radıyallahu anh) yaptığı konuşmada: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim, eğer bize bineklerimizi denize sürmemizi emredecek olsanız, mutlaka (gözümüzü kırpmadan) daldırırız. Bize onlara binip Berkı’l-Gımâd’a gitmemizi emretseniz onu da yaparız!” (Müslim, Cihad 83) diyerek her türlü tehlikeyi göze aldıklarını ifade etti.
Efendimiz ashâbıyla Bedir’e doğru ilerlerken yolda Hz. Sa’d b. Ubâde’nin (ra) ayağını yılan sokmuş; büyük sahâbî, bu beklenmedik kaza sebebiyle savaşa katılamamıştı. (İbn Sa’d, Tabakât, 3:614; Zehebî, Siyer, 1:271.)
Hz. Sa’d tedavi edilirken, Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem) onu ziyaret ederek şifaya kavuşması için dua etmişlerdi. (Buhârî, Cihâd 127, Mardâ 15, Libâs 98, Edeb 115, İsti’zân 20, Müslim, Cihâd 116). Bedir Savaşı’na mazereti sebebiyle katılamayan Sa’d b. Ubâde (ra), Allah Resûlü’nün önünde savaşamadığından dolayı çok üzülüyordu. O, evinde hasta hâlde yatarken Bedir’de Müslümanların savaşı kazandıklarının müjdesini aldığında çok sevinmişti.
Bedir’de fecî bir şekilde hezimete uğrayan müşrikler, bir sene sonra intikam duyguları ile Uhud’a gelmişlerdi. Hz. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), bu defa, daha önce kaçırmış olduğu fırsatı elde ettiğine çok seviniyordu. Savaşın en tehlikeli anlarında on beş kadar sahâbî Allah Resûlü’nün yanında vuruşuyordu ve Hz. Sa’d da bu fedakârlardan birisiydi. Efendimiz’e gelen tehlikelere karşı göğüslerini siper eden bu kahraman sahâbîlerin gayretleri ve Allah’ın (celle celâluhu) izniyle savaş kazanılmıştı.
Hz. Sa’d, Hendek Savaşı’nda da Efendimiz’in yanında yerini almıştı. Allah Resûlü, Hendek Savaşı’nda düşmanın birliğini dağıtmak üzere Gatafanlılara Medine’nin hurma gelirlerinin üçte birini vermeyi teklif etmişti. Gatafan kumandanları, daha fazla hurma almak için Efendimiz ile pazarlık yapmaya çalıştıkları sırada Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), arkadaşı Sa’d b. Muâz (radıyallahu anhumâ) gibi, yapmış olduğu konuşma ile düşmanın bir şeyler koparmasını engellemiş ve onlara gözdağı vererek savaştan geri çekilmelerini sağlamıştı. (Adilberr, İstîâb, 2:162.)
Uhud Savaşı’ndan itibaren Allah Resûlü ile bütün savaşlara katılan Hz. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), Beni Mustalık, Hendek, Hayber ve Huneyn savaşları ile Mekke’nin fethinde birlik komutanı olarak bulunmuştur. Hz. Sa’d, Hudeybiye Barışı’nı takip eden Bey’at-i Rıdvan’da Efendimiz’e bağlılık yemini edenler arasında yer almıştı.
Allah Resûlü ile sahâbîlerinin Umre ziyareti için Medine’den silâhsız olarak yola çıktıkları bir anda müşrikler tarafından Mekke’ye girmelerine engel olunması oldukça üzücü bir hadise idi. Sahâbîlerin büyük bir tepki gösterme eğiliminde oldukları bu hadiseden dahi istifade etme yoluna giden Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), müşrikler ile bir barış antlaşması yapmıştı. Bu arada Mekke’ye elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberinin gelmesi Hz. Sa’d’ın da bulunduğu sahâbîleri derinden yaralamış;bu yolda canları pahasına da olsa, onlara gereken dersi vermek için savaşmak üzere Allah Resûlü’ne biat etmişlerdi. Yüce Allah, Kur’ân’da, Bey’at-ı Rıdvan’a katılan bu sahâbîlerden “razı” olduğunu haber vererek onların yüce makamlara ulaştığını bildirmiştir. (Fetih, 48/18)
MEKKE FETHİNDE HZ. SA’D B. UBÂDE
Hudeybiye Barışı’nın müşrikler tarafından bozulmasından sonra şartlar Mekke’nin fethini gerekli kılmıştı. Sekiz sene kadar önce, müşriklerin işkenceleri sebebiyle Efendimiz’in ashâbıyla terk etmek zorunda kaldığı bu mübarek şehrin kapıları şimdi Müslümanlara açılmıştı. Allah Resûlü, on bin kişilik sahâbî ordusuyla Mekke’ye yaklaşmıştı. Ashâbına kesinlikle kan dökülmemesini emretmişti. Yıllarca her fırsatta Müslümanları yok etmeye çalışan Mekkelilere karşı caydırıcı bir güce de sahip olan Allah Resûlü, sahâbîlere askerî bir düzen vermişti. Birlikler hâlinde hareket eden sahabîlerin başlarında bulunan ordu komutanları ellerinde sancaklar taşımaktaydı.
Efendimiz, Ensâr’ın sancağını Sa’d b. Ubâde’ye (radıyallahu anh) vermişlerdi. Mekke’nin girişinde Hz. Ebû Süfyan ile karşılaşan Hz. Sa’d, henüz Ebû Süfyan’ın İslâm’a girdiğinden habersiz olduğundan onun eski dönemini hatırlayarak, “Bugün savaş günüdür. Bugün Allah Kureyş’i zelil edecektir. Şeref ve haysiyetleriniz ayaklarımız altına alınacaktır.” demişti. Bu ifadeler, henüz kısa bir süre önce İslâm’a girmiş olan bir şahsın bazı duygularını harekete geçirebilirdi. Hz. Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) bu sözlerini işiten Efendimiz, Sa’d b. Ubâde’yi kumandanlık vazifesinden alarak, sancağın, oğlu Kays’ın eline verilmesini emrettiler. (İbn Abdilber, İstiâb, 2:163-164.) Emre itaatteki inceliği kavramış büyük sahâbî Hz. Sa’d da, Efendimiz’in bu kararına boyun eğme inceliğini göstermişti.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hareketiyle Kureyş’i savaşa sevk edecek bir hareketi önlemişlerdi. Hz. Sa’d’ın düşman zannettiği bir şahsa söylemiş olduğu bu sözler, Mekke’nin fethi sırasında kan akıtılmasına sebep olabilirdi. Efendimiz Hz. Sa’d’a, “Bugün Kâbe’nin tazim ve hürmet göreceği gündür.” (Buhârî, Meğazi, 48) buyururken bu kutsî mekânda kan akıtılmasının uygun olmayacağını belirtmişlerdi.
Allah Resûlü ile birlikte bulunduğu bütün savaşlarda Ensâr’ın başında birlik komutanı olarak görev yapan Hz. Sa’d, Mekke’nin fethi günü, bir nefer olarak üzerine düşecek askerî vazifeyi yapmaya hazır olduğunu göstermişti. Onun bu hareketi hakiki bir mü’minin vasfı olan tevazua güzel bir örnektir. Mekke’nin fethinden kısa bir süre sonra Efendimiz, HUNEYN’e giderken sancağı yine Sa’d b. Ubâde’ye (radıyallahu anh) vermişti. Savaş henüz başlamadan düşmanın pususuna düşen sahâbîlerin kritik anlar yaşadığı dakikalarda Hz. Sa’d, Efendimiz’e gelen tehlikelere karşı göğsünü siper etme fedakârlığını göstermişti.
HZ. SA’D’IN TEBUK SAVAŞI İÇİN YARDIMLARI
Hudeybiye Barışı, İslâm’ın Arap Yarımadası’nda hızla yayılması için gerekli hoşgörü ortamını sağlamıştı. Mekke’nin ileri gelenlerinden Hâlid b. Velid gibi niceleri bu barış ortamı döneminde İslâm’a girerken, Allah Resûlü İslâm’a davet için komşu devlet başkanlarına mektuplar ve elçiler göndermişti. Bu arada Mekke’nin fethedilmesiyle Arabistan bölgesinde sadece Allah ve Resûlü’nün yüce adı hâkim olmuştu.
Bütün bu güzel gelişmelerden rahatsız olan Bizans imparatorunun, büyük bir ordu ile Medine’ye saldırmak için hareke geçtiği haberi alındı. Allah Resûlü, düşmanın saldırısını durdurmak üzere büyük bir ordu hazırlamaya başlamıştı. Etraftaki Müslüman kabilelerin de iştirakiyle OTUZ BİN KİŞİLİK ORDU hazırlanmıştı. Bu ordu Suriye önlerine kadar gidecekti. Mevsim sıcak olduğundan bineklere ihtiyaç vardı. Ancak savaşa katılan sahâbîlerin çoğu yoksul insanlardı. Efendimiz, ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için varlıklı sahâbîlerine müracaat etmişlerdi. Allah yolunda malların infak edileceği bugün Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh) ordunun büyük bir bölümünün silâh ve binek ihtiyacını karşılayacak miktarda malı getirip Efendimiz’e teslim etmiştir. [Kandehlevi, Hayatü’s-sahabe, 1:421-423]
SA’D B. UBÂDE’NİN SON SENELERİ
Hicretin 10. senesinde Efendimiz, ashâbıyla birlikte hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke’de toplanmıştı. Hac sırasında vermiş olduğu hutbede Allah Resûlü, ashâbına fâni dünyadan ebediyet âlemine göç vaktinin yaklaştığını hissettirmişti. Veda Haccı ismi verilen bugünlerde, Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh) Allah Resûlü’nün yanından ayrılmayan sahâbîlerden biri idi. Veda Haccı’ndan kısa bir süre sonra Efendimiz ahirete irtihal ettiğinde, sahâbîler bu üzücü hadise karşısında derinden yaralanmıştı. Yaşadıkları şokun tesirinden zor da olsa uzaklaşmaya çalışan sahâbîler, hadisenin ikinci gününde, Efendimiz’in yerine, ümmetin birliğini sağlayacak bir halife seçmek üzere Sâideoğulları mahallesinde, Sa’d İbni Ubâde’nin etrafında toplandılar. Bu konuda, sahâbîlerden bazıları Ensâr ve Muhacirler için birer halife seçilmesini teklif etmişlerdi. Ensâr kendileri arasından Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) halife olmasını istiyordu. (Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb, 5)
İslâm toplumunda iki halife olmasının zaman içinde toplumun parçalanması anlamına geleceğini düşünen sahâbîlerden bazılarının Araplar üzerinde Kureyş’in idaresinin etkili olacağını ifade etmeleri üzerine Hz. Ebû Bekir halife seçildi. Medine’de Hazreç kabilesinin yıllarca liderliğini yapmış, ileri görüşlü, cesaretiyle ve cömert oluşuyla halkın gözünde önemli bir yeri olan Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), bu hadiseden sonra siyasetle bir ilişkisinin kalmadığını anlamıştı. Yıllarca Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından ayrılmayan, Allah Resûlü’nün ahirete irtihalinden sonra Medine’de bulunmanın dayanılmaz bir durum olduğunu ifade eden nice sahâbîler gibi Hz. Sa’d da, Şam’a giderek oralarda İslâm’ı tebliğ etmeye karar vermişti. Nitekim o, yıllarca yemek ve diğer ihtiyaçlarını karşılayan seksen kadar Suffe talebesini de kendisiyle birlikte Şam’a götürerek orada irşad hizmetlerinin yapılmasını sağlamıştır. Ömrünün son senelerini Şam bölgesinde geçiren Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), Hz. Ömer (radıyallahu anhumâ) zamanında Havran’da vefat etmiştir. (İbn Hacer, İsâbe, 2:30.)
SA’D B. UBÂDE’NİN HAYATINDAN İBRETLİ TABLOLAR
Ashâbının, kendilerine karşı göstermiş oldukları teveccühlere fazlasıyla karşılık veren vefa örneği Efendimiz onlara ayrı ayrı iltifat ederlerdi. Hz. Sa’d’ın Efendimiz’in iltifatlarına mazhar oldukları pek çok örnek bulunmaktadır. Tarihin kaydettiği bu tablolardan bazıları şunlardır:
- EFENDİMİZ’İN İLTİFATINA MAZHAR OLMASI
Efendimiz ashâbıyla sohbet ettiği bir sırada Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh) oğlu Kays ile mescide gelmişti. O, selâm vererek boş bulduğu bir yere oturmak istemişti. Allah Resûlü, “Şuraya buyurun.” diyerek onu sağ tarafına oturttular. Efendimiz, “Ensâr’a merhaba! Ensâr’a merhaba!” diyerek Hz. Sa’d’a iltifat ettiler. Allah Resûlü, ayakta durmakta olan Hz. Sa’d’ın oğluna, “Bana yaklaş!” deyince o da Efendimiz’in yanına gidip ellerini ve ayaklarını öpme bahtiyarlığına ermişti. Peygamberimiz ashâbıyla konuşmaya devam ederken, “Ben de Ensâr’dan biriyim. Onların çocuklarındanım.” buyurdular. Hz. Sa’d da, “Sizler bize şeref verdiğiniz gibi Allah da, sizi şereflendirsin.” deyince Efendimiz, “Sizlere şeref vermeden önce Yüce Allah sizleri şereflendirmiştir…” buyurdular.
Efendimiz ile her fırsatta birlikte olmaya çalışan Hz. Sa’d, zaman zaman O’nu kendi evine davet ederek ona ikramda bulunurdu. Bir defasında kendilerine hurma ve süt ikram eden Hz. Sa’d’a Efendimiz, “Sizin yemeklerinizi sâlih kimseler yediler. Oruçlular sofranızda iftar ettiler. Melekler de size hayır duada bulundular. Ey Rabbim! Sa’d b. Ubâde’nin üzerine nimetlerini indir!” diye dua ettiler. [Kandehlevî, Hayâtü’s-sahabe, 2:356.]
- HZ. SA’D’IN EFENDİMİZ’İN SELÂMINI ARTIRMAK İSTEMESİ
Hz. Sa’d’ın oğlu Kays anlatıyor: Efendimiz, bir defasında Hz. Sa’d’ın evine teşrif buyurmuşlar ve “Esselâmu aleyküm ve rahmetullâh” diye selâm vermişlerdi. Babam hafif bir sesle selâmı almıştı. Allah Resûlü, babamın sesini duymadığından yine selâm verdi. Babam bu defa da selâmı sessizce aldı. Ben babama “Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) içeri girmesi için izin vermeyecek misin?” deyince, “Bırak da bize çokça selâm versin!” dedi. Efendimiz “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” diye selâmını tekrar edince babam da yine selâmı gizlice aldı. Daha Sonra Allah Resûlü, “Esselâmu aleykum ve rahmetullah” deyip geri gitmeye başladı. Babam hemen koşarak “Ey Allah’ın Resûlü! Sizin selâmınızı işitiyor ve gizlice cevap veriyordum. Sizin bize daha fazla selâm vermenizi arzulamıştım!” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz, babamla birlikte evimize teşrif buyurdular. Bu sırada, Efendimiz abdest alınca babam O’na, safrân bitkisi suyuyla boyanmış bir havlu takdim etti. Allah Resûlü havluyla kurulanırken, “Ey Rabbim! Salâvatını ve rahmetini Sa’d ailesi üzerine kıl!” diye dua ettiler. (İbnu’l- Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 2:222)
Efendimiz, kendisine ikram edilen yemeklerden sonra evimizden ayrılmak istediğinde babam; sırtına kadife atılmış bir merkep getirdi ve “Ey Kays! Resûlullah ile beraber git!” dedi. Yola çıktığımızda Efendimiz “Benimle beraber merkebe bin.” deyince ben, bunu kabul etmeyerek geri dönüp eve geldim. [Ebû Dâvûd, Edeb 138]
- HZ. SA’D B. UBÂDE’NİN HOŞGÖRÜLÜ OLUŞU
Allah Resûlü birkaç sahâbîyle birlikte, Sa’d b. Ubâde’ye (radıyallahu anh) geçmiş olsun ziyaretine giderlerken, yolda İbnu Selül’ün de aralarında bulunduğu bir topluluğa rastladılar. Onlar arasında müşrik, putperest, Yahudi olduğu gibi Müslümanlar da vardı. Merkebin ayaklarından kalkan tozları gören İbnu Selül, burnunu örtüsüyle sarıp, “Bizi toz içinde bırakma!” diye küstahlık yaptı. Allah Resûlü, onun bu sözüne aldırış etmeden cemaate selâm verip Allah’a davet etti ve onlara Kur’ân okudu.
İbnu Selül, Aleyhissalâtu vesselâm’a: “Baksana! Bundan daha güzel bir şey yok. Eğer söylediğin hak ise, bizim cemaatimizi rahatsız etme, evine dön! Yanına kim gelirse bunları onlara anlat!” dedi. Bunun üzerine cemaatin arasında bulunan Abdullah İbnu Ravâha da: “Ey Allah’ın Resûlü! Sen bizim toplantılarımıza gel! Zira biz bunu istiyoruz!” dedi. Bundan sonra Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler aralarında atıştılar. Nerdeyse birbirleriyle kavga edeceklerdi. Efendimiz’in gayretleri sonucu kısa sürede aralarındaki tartışma sona ermiş, ortalık sükûnete kavuşmuştu. Resûlullah da bineğiyle yoluna devam etti. Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) evine ulaştı, kendilerine geçmiş olsun diyerek dua buyurdular. Daha sonra, oradaki sahâbîler ile, İbnu Übey’in yaptıkları küstahlık üzerinde konuşmaya başladılar.
Bunun üzerine Sa’d b. Ubâde: “Ey Allah’ın Resûlü! Onu affet, Sana Kitabı gönderen Yüce Rabbine yemin ederim ki, Allah’ın Sana indirdiği Hak geldiği zaman, bu topluluğun tamamı, İbnu Übey’e taç giydirmeye karar vermişti. Yüce Allah, Sana bu yüce hakikati verince onun başa geçmesi engellenmiş oldu. O adam bunu bir türlü hazmedemiyor. İşte, karşılaşmış olduğun küstahlığı bu sebepten yapmıştır.” dedi.
Sa’d b. Ubâde’nin (radıyallahu anh) bu düşüncesini Allah Resûlü çok beğendiler. Zaten, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendilerine kaba davranan nicelerini affetmiş değil miydi? O, İslâm’ı yayma davasında mübarek şahsına yapılanları görmezden gelerek bu kutsî yolda yürüyenlere rehberlik etmişti. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), bu dersi Efendimiz’den almıştı. Efendimiz bu konuda onlara şu âyet-i kerimeleri öğretmişti >“Muhakkak siz, malınızla ve canınızla imtihan olunacaksınız ve sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve Allah’a ortak koşanlardan pek çok incitici sözler işiteceksiniz.Eğer sabreder ve takvaya sarılırsanız, işte bu, uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.” (Âl-i İmrân, 3, 186) <
>“Kitap ehlinden çoğu, imanınızdan sonra sizi tekrar inkâra döndürmek isterler. Bu, kendilerine hak iyice belli olduktan sonra nefislerinde duydukları kıskançlık yüzündendir. Allah’ın emri gelinceye kadar onlara aldırış etmeyin ve onları kınamayın. Muhakkak ki, Allah her şeye hakkıyla kâdirdir.” (Bakara, 2, 109) <
Efendimiz’in bu müspet hareketi, daha önce kendilerine kaba davrananların kalplerini yumuşatmış ve onların İslâm’a girmelerine vesile olmuştu. [Buhârî, Edeb 115]
SA’D B. UBÂDE’NİN DUALARI
Hz. Sa’d’ın evi, sayıları yüze yakın insanın her gün yiyip içtiği bir yerdi. Onun ihtiyaç sahibi insanlara yaptığı yardımların haddi hesabı yoktu. Kendileri Medine’nin varlıklı bir ailesinden gelmekteydi. O, sahip olduğu servetini insanlara yardım için harcamaktan büyük bir zevk alırdı. Bunun için daha çok mal sahibi olmayı arzular Allah’a şöyle dua ederdi: “Ey Allah’ım! Sana hamdetmeyi bana nasip et ve bana şeref ihsan et. Şeref ancak çalışmakla olur. Çalışmak da mal ile olur. Ey Allah’ım! Az mal beni ıslah etmez ve az mal ile gereği gibi çalışamam.” [Zehebî, Siyer, 1:274.]
HZ. SA’D’IN ANNESİ İÇİN HAYIR DUALARI PEŞİNDE KOŞMASI
Hz. Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), sahabî hanımlar arasına girme şerefine ulaşmış olan annesi Umre binti Mes’ud için, vefatından sonra pek çok hayırlar yapmıştır. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de Hz. Sa’d’ın annesinin vefatından sonra kabrine gidip dua etmişlerdir. Annesinin vefatından sonra Hz. Sa’d, Allah Resûlü’ne gelip, “Sevabını anneme bağışlamak üzere onun adına bir köleyi hürriyete kavuştursam, ona faydası olur mu?” diye sormuştu. (Muvattâ, Itk, 13). Efendimiz’den almış olduğu “Evet!” cevabı üzerine annesi için daha çok hayır yaptırma yollarını aramıştı. Efendimiz bir defa da, Medine’de Müslümanların içme suyu sıkıntısı çektiğini hatırlatarak bir su kuyusu açtırmasını istemişti. Hz. Sa’d’ın, sevabının annesine bağışlanmak üzere açtırmış olduğu “Sikâyetü âl-i Sa’d”, Hz. Osman’ın bir Yahudi’den satın alarak vakfettiği “Rume” kuyusu saadet asrında Müslümanların su ihtiyacını karşıladığı önemli kaynaklardandır.
SA’D B. UBÂDE’NİN EFENDİMİZ’DEN RİVAYET ETTİĞİ BAZI HADİS-İ ŞERİFLER
Allah Resûlü’nü görme ve uzun seneler o Nur Kaynağı’ndan istifade etme şerefini elde etmiş olan Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), Efendimiz’den pek çok kutsî sözler işitmiştir. Hz. Sa’d’ın Efendimiz’den naklettiği bir hadis-i şerif şöyledir:
وعن سعد بن عبادة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. أنَّ النَّبِىَّ (صلى الله عليه و سلم) قالَ: ]مَا مِنِ امْرِئٍ يَقْرَأُ الْقُرآنَ ثُمَّ يَنْسَاهُ إﻻَّ لَقِىَ اللّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أجْذَمَ[. أخرجه أبو داود .
“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan bir kimse sonradan (terk eder ve okumayı) unutursa kıyamet günü cüzzamlı olarak Allah’a kavuşur.” [Ebû Dâvud, Vitr, 21]
Açıklama :
Ebu Dâvud, bu hadisi: “Kur’ân’ı ezberledikten sonra unutanın feci hâli” başlığıyla sunar. Böylece hadisin, aslında “kıraat eden (okuyan)” tâbirinden “ezberleyen”i anlamış olmaktadır. Ancak alimler bunun “bakarak” veya “ezberden” veya “mânâ yönüyle” olabileceğini belirtirler.
Keza tehdid “okumayı bırakana”dır, ister fiilen unutmuş olsun isterse unutmamış olsun farzketmez. Hadiste: “Allah’a eczem olarak kavuşur” denmektedir. Eczem “cüzzâma yakalanmış” demek olduğu gibi “elleri olmayan” veya “dişleri dökülmüş” veya “unutma kabahatini örtecek bir özrü olmaksızın” mânâlarına da gelmektedir. Çünkü cüzzâm hastalığı dişlerin, azaların, ellerin dökülmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla “Allah karşısında konuşamayacak, delil getiremeyecek, kusurunu affettiremeyecek…” gibi mânalar anlaşılmıştır.
(Açıklama bölümü Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisinden alınmıştır)
Kaynak Eser: “MEDİNE’NİN ÖNCÜLERİ”