21-Şifa Tesellisi

Elde etmek uğruna elinden geleni yaptığı her şeyin insana yararlı olacağının garantisi yoktur. ‘İlla’ deyip arkasına düşülen konuların bazıları insanı dünyada felakete, ahiretteyse cehenneme sürükleyecek niteliktedirler. İnsan beklentilerin peşinden ısrarla koşar, onları elde etmek için çabalar durur; gün gelir bu ısrarların neticesinde Cenab-ı Hakk onları insana nasip eder, ancak o şeyler bu kez başına bela olur. Bazı insanların ısrarla var olmalarını diledikleri halde sonradan, doğurmaz olaydım, dedikleri çocukları, rastlamaz olaydım, dedikleri eşleri, başlamaz olaydım dedikleri işleri yok mudur? Zafer tuğlalarıyla yenilgi binası yapanların durumu ne hazindir! Bazen ‘illa!’ dediğimiz şeyden çıkar en büyük imtihanımız. Peygamberimizden ısrarla zenginlik duası isteyen, kendisine “Şükrünü yaptığın az mal şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır!” denildiği halde, bu isteğinde ısrar etmesi üzerine ; sonunda “Salebe’ye istediğini ver ya Rab!” duasına mazhar olan; ancak adım adım felakete sürüklenen Salebe’ nin çarpıcı hikayesi siyer kitaplarında anlatılmaktadır. Önceleri, ibadete olan düşkünlüğünden ‘cami kuşu’ olarak adlandırılan Salebe’nin, kavuştuğu zenginlik neticesinde mescide artık uğramayışı, hatta Efendimizin (sav) gönderdiği elçileri nezaketsizce geriçevirişi, bir peygamberin dilinden “Salabe’ye yazık oldu” cümlesine muhatap oluşu ibretamizdir.

Cesare Pavese, Yaşama Uğraşı’nda diyor ki, “Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü insan bir şeyi inatla isterse, onu elde eder. Korkunç olan, istediğimiz şeyi elde ettikten sonra ondan bıkmamızdır. O zaman suçu kaderde değil, kendi isteğimizde aramalıyız.” Biri için nimet olan şey, başkası için musibet olabilir. Makamı aracılığıyla insanlığa hizmet eden birisi için makam bir nimet; enaniyetinden sıyrılamamış, hizmet maksadıyla değil nefsani lezzet güdüsüyle hareket eden biri için makam, dünyasını da ahiretini de karartabilecek bir tuzaktır. insan başına gelen şeylerin hayır mı şer mi olduğunu bilemez. Ama seçtiği yol, hayırlı bir yolsa o yolda başına gelen olumsuz şeylerde hayırlıdır. Şer bir yol seçmişse, o yolda başına gelen hayır görünümlü işler dahi şerdir. Olayların kendisi hayır veya şer değildir. Gidilen yolun durumu, niyetin niteliği onu hayır veya şer yapmaktadır. Bu sebeple bir insana Allah’ın bahşetmesi nimet ve hayır, başka bir insana ilahi bir ceza olabilmektedir. Renksiz bütün sıvılar su olmadığı gibi görünümü nimet olan her şey de nimet değildir. Hz. Ali’den şöyle bir söz nakledilir: “Bazı nimetler vardır ki onlara sahip olmamak da büyük nimettir.” Mesela, kuvvetli bir hafıza nimet midir? Nietzsche’nin bu konudaki çarpıcı tespiti şudur: “Birçok insan sırf hafızaları fazlasıyla iyi diye orjinal düşünür olamamıştır. Kötü bir hafizaya sahip olmanın avanntajı, aynı güzel şeyi ilk defa yaşıyormuş gibi tekrar tekrar deneyimleye bilmektir. “

Bir edebiyatçımız bize tersten baktırarak şöyle bir tespitte bulunuyor: “Güçlü bir hafıza, ağır bir cezadır ve işin kötüsü: iyi anları nadiren, kötü anları sıklıkla hatırlatır.” Bizi üzen olaylar hafızada ilk etki ettiği andaki gibi kalsalardı ve musibetler bütün tazeliğiyle hafızada korunuyor olsaydı, kimse bunu kaldıramazdı. Unutmak, büyük bir ilahi lütuftur. Alzamier hastalarında gördüğümüz gibi, insan her şeyi unutarak da yaşayabilir ancak her şeyi hatırlayarak yaşamı sürdüremez. Rızık bolluğuna, dünya mutluluk ve nimetlerine mutlak ikram nazarıyla bakmak doğru olmadığı gibi, rızık darlığını, dert ve musibetleri mutlak hor görmek de yanlıştır. İkisi de birer imtihandır. Derdin mi, nimetin mi hayırlı olduğu neticede belli olacaktır. Nimeti şerre çevirmiş insanlar, belayı nimete çevirmiş insanlardan imtihan sonrasında ayrılacaktır. Gelen musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayanlar, doğru bir yaklaşımla onları sevaba ve hayra çevirmektedirler. Süleyman Peygambere binek olan rüzgar, Ad kavminin felaketi olmuştur. Hz. Mevlana der ki, ”Âlemde hiçbir zehir yahut şeker yoktur ki birine ayak, öbürüne ayakbağı olmasın! Evet … Birine ayak olur, öbürüne bukağı. Birisine zehirdir, öbürüne şeker gibi tatlı! Yılanın zehri, yılana hayattır, insanaysa ölüm! Deniz mahluklarına deniz, bağ, bahçe gibidir… Fakat karada yaşayanlara ölümdür, dağdır! Bu nisp eti birden tuttur da böylece bine kadar saya dur!” (Mesnevi, Cilt 4).

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 19 kez okundu