Sohbet ve Hizmet

Din nasihattır. Sohbet ve nasihat nâsih için bir sorumluluk, nasihat edilen için de bir fırsattır. Müşrik arapları sahabe yapan iksir Efendimizin sohbet ve nasihatlarıdır. Bir bilgiyi kitaptan okumakla bir başkasının ağzından, hele hele doğrudan doğruya kaynağından almak arasında çok fark vardır. Meselâ bizler kitaplardan binlerce hadis-i şerif okuyabilir, hattâ ezberleyebiliriz ama onları bizzat Efendimizden dinlemiş gibi etkilenmeyiz. İşte sohbetlerdeki bu sırrı Üstad ile İmam-ı Rabbânî Hazretleri şöyle açıklıyorlar:

“Birinci Hikmet: Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr ü sülûka mukabil, hakikatin envarına mazhar olur. Çünkü sohbette insibağ ve in’ikas vardır. Malûmdur ki in’ikas ve tebaiyetle, o nur-u a’zam-ı nübüvvetle beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyetiyle öyle bir mevkiye çıkar ki bir şah çıkamaz. İşte şu sırdandır ki en büyük veliler sahabe derecesine çıkamıyorlar. Hattâ Celaleddin-i Süyûtî gibi uyanık iken çok defa sohbet-i Nebeviyeye mazhar olan veliler, Resul-i Ekrem (asm) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar, yine sahabeye yetişemiyorlar. Çünkü sahabelerin sohbeti, nübüvvet-i Ahmediye (asm) nuruyla, yani Nebi olarak onunla sohbet ediyorlar. Evliyalar ise vefat-ı Nebevîden sonra Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmı görmeleri, velayet-i Ahmediye (asm) nuruyla sohbettir. Demek, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın onların nazarlarına temessül ve tezahür etmesi, velayet-i Ahmediye (asm) cihetindedir; nübüvvet itibarıyla değil. Madem öyledir; nübüvvet derecesi, velayet derecesinden ne kadar yüksek ise o iki sohbet de o derece tefavüt etmek lâzım gelir. Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nurani olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek derecede bir kasavet-i vahşiyanede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i Nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmaneyi kesbederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hint gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu. (27. Söz. Zeyl)

“Hz. Hamza’nın (r.a) katili Vahşi, Hayrül beşer Rasulüllahın (s.a.v) tek sohbetine nail olduğu için, tabiinin en faziletlisi olan Veysel Karaniden daha faziletlidir.” (Mektûbât-ı Rabbânî: 1-A. 425)

Sohbet ve nasihat o kadar önemli ki, cihat için çıkıldığında bile, müslümanlardan bir kısmının yerlerinde kalarak hem oradakilere, hem de döndüklerinde mücahitlere nasihat etmeleri için kalmaları emrediliyor:

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِى الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟‌

“Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.” (Tevbe/122)

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’den: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir topluluk oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa merkep leşi yanından kalkmış gibi olurlar. O meclis onlar için bir pişmanlık olur.” (Ebu Davud)

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’den: “Cenab-ı Hakk’ın, yeryüzünü dolaşan, ‘Tavvafûn’ adlı melekleri vardır. Bunlar Allah’ın adının anıldığı, ilim ve zikir meclislerini dolaşırlar. Sonra da Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkarlar. Rabbimiz (her şeyi bilmesine rağmen) meleklerine sorar:
-Kullarım ne yapıyorlardı?
-Ya Rabbi, Seni tesbih ediyorlardı. Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber, diyorlardı. Onlar Senin kusursuzluğunu ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu düşününce, kalp ve gönülleri dolu dolu “Sübhanallah”; sayısız nimetlerini onlara ikram etmene karşılık “Elhamdülillah”; yarattığın varlıklar üzerindeki sanatını, azamet ve yüceliğini seyredip hayranlıkla “Allahu ek­ber” diyor ve zikrediyorlardı.
– Peki, onlar Beni gördüler mi?
– Hayır, Ya Rabbi, görmediler.
– Ya görselerdi!..
– Yani, o zaman delicesine bir iştiyakla bunla­rı söyleyeceklerdi.
– Kullarım ne istiyorlar?
– Cennetini istiyorlar.
– Onlar Benim cennetimi gördüler mi?
– Hayır, görmediler.
– Ya görselerdi!..
– Evet, görselerdi çok daha şiddetli ve arzulu bir şekilde isterlerdi.
– Onları kendilerini hangi şeyden korumamı istiyorlar?
– Cehenneminden.
– Onlar cehennemi gördüler mi?
– Hayır, görmediler.
– Ya görselerdi?
– Tabii, müthiş bir korkuyla ondan kaçar ve korunmak için çok daha fazla yalvarırlardı.
– Meleklerim, sizler de şahit olun, Ben onların hepsini affettim.
Meleklerden biri sorar:
Ya Rabbi, onlar arasında birisi daha vardı ki, meclise başka bir iş için gelmişti; niyeti zikir değildi. Allah Teâlâ buyurur: Onlar bir topluluktur, onlarla oturan mahrum bırakılmaz. O da zikredenlere dâhildir.” (Buhâri, Müslim)

Sohbet ve Hizmet

Hizmetinizin üç temel dinamiği vardır. Bunlar varsa fiilen hizmet var demektir.
1- Sohbet-i cânân, 2- Âbi-abla 3- Işık evler.

“Bizim her tür birlikteliğimizin başı sohbet-i canandır. Sohbet-i Canan ile başlamayan istişareler, yümünden (bereketten) yoksun ve aynı zamanda ebterdir…” ***

“İ’lâ-yı kelimetullah adına bir kısım meseleleri görüşmek için bir araya geldiğimiz ortamlarda bile öyle bir sohbet-i Canan’a dalmalıyız ki tam kapıdan çıkacağımız esnada birileri bize niçin toplandığımızı hatırlatmalı…” (11/12/2022)

“Derse gelmeyince kendimi günahkar sayıyorum. Birkaç bin defa estağfurullah diyorum. Haddim değil, hakkım da değil ama O’nun bir yönüyle mirat’ı mücellasını (parlak aynasını) dillendirmek için. Oksijen yudumlamak gibi.”

“Sözlerinizi Sevgiliyle açın, Sevgiliyle tatlandırın ve bir sonraki musahabeye kadar gönüllerinizi zinde tutacak Sevgili bahsiyle tamamlayın. Önemli olan O’nu bulmaktır, başka şeyleri ve nefsimizi nazara vereceğimize ‘O’ demektir. Niye öyle küçük şeylere takılacağız ki?.. Kevn ü mekanları evirip çeviren, kabza-yı tasarrufunda tutan, tesbih taneleri gibi döndüren Sonsuz Kudret varken, kıskançlık ve öldüren bir hırs derecesinde O’nu nazara vermek varken, niye sinek kanadı mahiyetindeki nefislerimizden bahsedeceğiz ki? Biz hep O’nu söylemeli, O’ndan bahisler açmalıyız. Mecnun’a deseniz ki ‘Gel seninle sohbet edelim..’ Başlasanız söze; güllerden, çiçeklerden dem vursanız; o hayret içinde kalacak, ‘Bunlara ne oluyor ki Leyla varken başka şeyden bahsediyorlar.’ diyecektir. O hâlde, biz niçin bütün gönüllerin Leylasına karşı gafil yaşayalım. Gelin, hep O’nu konuşalım.” (Gurbet Mektupları’ndan)

“Bir yaramı dile getirmek istiyorum müsaadenizle. Genel anlamda bizler malayani şeylerle çok meşgul oluyoruz. Özellikle sohbet ortamlarında bir Müslüman’dan beklenen tavrı sergileyemediğimiz kanaati hâkim bende. Çok fuzuli şeyler konuşuyoruz. Ne dünya ne de ukba işlerine yarayacak şeylerle vakit kaybediyoruz. Evirip çevirip sözü sohbet-i canana bir türlü getiremiyoruz. Ne olur bir araya gelişlerimiz hep sohbet-i canan olsun. Yani evirip çevirip sözü Allah’a ve Allah’ın Resulüne bağlayalım. Dini İslam diyelim, fuzuliyatın bir damlasına bile müsaade etmeyelim. Unutmayalım, ömrümüzün dakikaları sayılı. Boşuna harcamayalım onları. Sorarlar öbür tarafta onun hesabını. Her nefeste bize rağmen, şuurumuzun taalluk etmemesine rağmen iki defa hayatımızı bağışlayan Allah’a şükredelim, hamdedelim…” (Yaşatma İdeali)

Sohbet İhmale Gelmez

İnsan ruhu bedeninden daha çabuk acıkır ve beslenmeye daha fazla muhtaçtır. Fakat asıl olan doymak değil beslenme, hem de doğru beslenme olmalıdır. Bunun için kaynak çok önemlidir. Bizim kaynaklarımız:
a) Kur’an-ı Kerim:
b) Hadis-i Şerifler:
c) Risale-i Nurlar:
d) Pırlanta Eserler:

Başka kitaplar okunmamalı mı?…

“Size bir soru sorsam, hep soruyorsun, en çabuk eskiyen pörsüyen solan  nedir? Çoğunuzun aklına bahar çiçekleri gelir. Evet, dünya baharının çiçekleri insanlar. Bir haftaya bile tahammülü yoktur. Bir hafta, onun hayat seviyesine göre onu besleyebilecek havadan, sudan, toprağın kuvve-i imbatiyesinden mahrum bırakılınca çiçeklerden daha çabuk zebil hâle gelir. Sürekli beslenmeye ihtiyacı vardır. Bir hafta eğer uzak kalırsa, düşüncelerini ele aldığınız zaman, düşünceleriyle onu müşahede ettiğiniz zaman o kadar mantık, muhakeme boşluğuna rastlarsınız ki, bu da kurt girmiş demek onun düşünceleri için. Hislerinde o kadar çok boşlukla karşılaşırsınız ki, ve şaşarsınız. Hayret, inâyet-i İlâhî olmasa bu insan nasıl ayakta durabiliyor dersiniz. O kadar çok çabuk solan bir çiçektir. Böyle olmasa Allah günde beş vakit namazı teşri kılar mı? Camiye gitmeyi, sürekli cihadı. İnsanın o kadar ayrılığa tahammülü yoktur. Sık sık ahd-ü peymanını yenilemek, sık sık bütünleşme dediğimiz şey neyse onu gerçekleştirmeli. Tıpkı bir kısım çiçekler gibi sürekli hep gözünü dikip Ona bakmalı ve hayatiyetini Onda bulmalı. Evet, kaptan sakın haftayı geçirmeyesin. Ben hemen on gün, hafta,  böyle on gün geçirince, ağzınızdan, gözünüzden, üslubunuzdan anlıyorum uzaklaştığınızı. ‘Yani yani’ konuşmaya başlıyor bakıyorsun. Yabancılaşma, davaya, düşünceye, hizmet felsefesine yabancılaşma. Kitapların içinde boğulsan bile yetmez yani. Çünkü bizim aksiyonumuz fikrimizi belirler, fikrin önündedir. Fikir hayatımız aksiyonumuza göre realize edilir…” (Özel sohbetten)

“Her bir adam eğer hanesinde dört-beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük Medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir Medrese-i Nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş-on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevablarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlas Risalesi’nde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki âdi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir diye kalbe ihtar edildi. Ben de kardeşlerime beyan ediyorum…” (Emirdağ-2)

Sohbet Meclisleri Nasıl Olmalı

Sohbet meclislerinin kendine göre bir havası, kendine göre âdâbı ve şartları vardır. O sohbetten azami ölçüde faydalanabilmek için bunlara uymak gerekir.

“Derslerde ve ders ortamında elden geldiğince aktualiteye girmeme, laubali hal ve tavırlardan uzak durarak o manevi atmosferi kirletmemeye dikkat etmeliyiz. O meclisi kahkahalarla gayri ciddi tavırlara boğarak telvis etmemeye gayret etmeliyiz. O mekânlar, o ortamlar manevi gıdalanmanın mahalleridir, maneviyat ciddiyet ve hassasiyet ister, manevi beslenmeyi kemal-i ihtimamla yerine getirmeliyiz. O meclis küstahça okunuşların yeri değildir. Ciddiyetin ortaya koyduğu müessiriyet kadar başka bir müessiriyet yoktur. Senin laubali Müslümanlık anlayışından gaflet meclisi ortaya çıkar. Ders ortamında latifenin de bir yeri vardır, o da bir hikmete dayanır, elbette bir teneffüs anı da olacaktır ama o gelip geçici ve dinlendirici olmalıdır…”

Bütün bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere esas olan sadece sohbet değil, onda güdülen maksattır. Amellerin niyetlere göre değer kazanması gerçeği sohbet için de geçerlidir. Evet ilim ve Sohbet-i Canan meclislerinde bulunmanın devam etmenin kıymetini anlatan enfes bir Peygamber sözü ve kısa açıklaması şu şekildedir:

كُنْ عَالِمًا أَوْ مُتَعَلِّمًا أَوْ مُسْتَمِعًا أَوْ مُحِبًّا، وَلَا تَكُنِ الْخَامِسَ فَتَهْلِكَ
“Ya öğrenen ol, ya öğreten ol, ya dinleyen ol ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma. Yoksa helak olursun.” (Taberânî, Beyhakî)

En meşhur açıklaması: Hadiste insanlar dört sınıfa ayrılmaktadır:

1. Âlim (عَالِم): Bildiğiyle amel eden ve başkalarına öğreten kimse.
2. Müteallim (مُتَعَلِّم): İlim öğrenmeye çalışan talebe.
3. Müstemi’ (مُسْتَمِع): İlim meclislerini dinleyen, ilme kulak veren kişi.
4. Muhibb (مُحِبّ): Âlimleri, ilmi ve ilim meclislerini seven, onlara destek olan kimse.

Beşinci sınıf ise, ilimden yüz çeviren, ne öğrenen, ne öğreten, ne dinleyen, ne de ilmi seven kişidir. Hadisteki “helâk olursun” ifadesi; cehaletin karanlığında kalmak, hakikatten uzaklaşmak ve manevî zarara uğramak anlamında anlaşılmıştır. Bu sebeple Müslümanın ilimle mutlaka bir bağı olması gerektiği vurgulanmıştır.

Alimlerin ve Hadisleri şerheden muhaddsilerin sıkça yaptığı özet yorum şudur: “İlme hizmet eden dört zümreden birinde bulun; ilme karşı ilgisiz kalma. Çünkü cehalet insanı dünya ve ahirette zarara sürükler.”

Bu yazı 7 kez okundu