Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ateşi hatırlayıp ağladım. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Niye ağlıyorsun?“ diye sordu. “Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?” dedim. “Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: MİZAN YANINDA; tartısı ağır mı geldi hafif mi öğreninceye kadar, SAHİFELERİN UÇUŞTUĞU ZAMAN; kendi defterini nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı soluna mı; yoksa arkasına mı? SIRATIN YANINDA; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca; bunu geçinceye kadar.” [Ebu Davud, Sünen 28]
Gaybî olan hakikatlerden biri mizandır. Ahirete imanın bir cüz’üdür. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, bi’l-icma “Mizan haktır” demiştir. Hadislerden başka, Kur’an’la da sabittir. Ayet-i kerimede: “Biz kıyamet gününe mahsus adalet terazileri koyacağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. (O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa onu getiririz (mizana koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz” (Enbiya 47). Mizan, kıyamet günü kurulur. Kulların amellerinin yazılmış olduğu defterler mizanda tartılır. Bu mizanın iki kefesi vardır; biri hasenatın tartılması için, diğeri de seyyiatın. Hasan Basrî’den gelen bir rivayete göre mizanın bir de dili vardır.
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/400]