•27.Bölüm

[Bu Bölümde On Fasıl Vardır]

BİRİNCİ FASIL

Muhammed Bahâüddîn en-Nakşebendî Hazretlerinin Evrâd-ı Kudsiyye’si

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ الْحَيُّ الْقَـيُّومُ الْحَقُّ الْمُبِينُ، اَلَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ

Meal: Allahım! Her şey ve herkes üzerinde tasarruf sahibi Melik, hayatı Kendinden, ebedî hayy olan Hayy, Kendi Kendine kâim olan Kayyûm, varlığı kendinden ve değişmeyen bir zât olan Hakk, tekvînî ve teşrîî beyanlarıyla varlık ve birliğini apaçık gösteren Mübîn Sensin! Senden başka bir ilah yoktur.

أَنْتَ رَبِّي خَلَقْتَنِي، وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِـنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ يَا غَفَّارُ 

Meal: Allahım! Sen, benim Rabbimsin. Beni Sen yarattın. Ben, Senin kulunum ve gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağlıyım. İşlediklerimin şerrinden Sana sığınırım. Üzerimdeki nimetlerini itiraf, günahlarımı da ikrar ederim. Beni bağışla ey Ğaffâr; zira günahları sadece Sen bağışlarsın.

سُبْحَانَ اللهِ، وَالْحَمْدُ لِلهِ، وَلَا إِلٰـهَ إِلَّا اللهُ، وَاللهُ أَكْبَرُ

Meal: Şanı yüce Allah bütün eksikliklerden münezzehtir. Bütün hamdler Allah’a mahsustur. Allah’tan başka bir ilah yoktur. Büyük Allah’tır.

وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيم

Meal: Gerçek havl ve kuvvet Yüceler Yücesi, azamet sahibi Allah’a aittir.

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِکُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ 

Meal: “Evvel ü Âhir, Zâhir u Bâtın O’dur. O her şeyi tastamam bilir.”

لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَـهُ الْحَمْدُ، يُحْيِي وَيُمِيتُ، وَهُـوَ الْحَيُّ الَّذِي لَا يَمُوتُ،بِـيَـدِهِ الْخَـيْـرُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَـيْءٍ قَدِيـرٌ

Meal: Allah’tan başka bir ilah yoktur; yalnız O vardır. Şerîki bulunmaz. Mülk O’nundur ve her türlü medh u sena O’na mahsustur. Hayat veren O, verdiği hayatı geri alan da yine O’dur. O, hayatı Kendinden, lâ yemût bir Hayy’dır. Her türlü hayır ve güzellik O’nun elindedir. O her şeye Kadîr’dir.

***

EY ULULUK TAHTININ BİRİCİK SULTANI AZÎM, Sen Sübhansın; bütün kemâl vasıflarıyla muttasıf, topyekün noksan sıfatlardan, bütün eksikliklerden de münezzehsin. Bütün varlık kendi lisanlarıyla Seni tesbih edip durmaktadır.

SÜBHANSIN, ey bütün varlık ayakta tutmasıyla duran ve topyekün mevcûdât Yüce Zât’ını huşû ve hürmetle anan Kayyûm u Mükerrem! SÜBHANSIN, ey dilediğine dilediğini temlik eden gerçek sahip, Vâris! Sübhansın, ey her şeye gücü yeten Muktedir! SÜBHANSIN, ey sırları ve gizli şeyleri de bilen Âlim! SÜBHANSIN, ey yerde ve göklerde ölümden sonra diriliş bahşeden ve diriliş erleri gönderen Bâis! SÜBHANSIN, ey bütün varlığın Kendisine kullukta bulunduğu Ma’bud-u Mutlak! SÜBHANSIN, ey kulları için üns esintilerini ve havf u dehşet fırtınalarını takdîr eden Mukaddir! SÜBHANSIN, ey hiçbir afet Kendisine ulaşamayan Yüceler Yücesi! SÜBHANSIN, ey zaman ve vakitleri yaratan! Kadrin yücedir ve Sen haddini aşan zalimlerin çirkin söz ve isnatlarından nihayetsiz derecede muallâsın. SÜBHANSIN, ey Senden gayrı hiçbir şey ve hiçbir kimsenin boyunduruğu altına girmeyen kullarına en müstesna ihsanlarından olan hürriyeti bahşeden ve onlardan kölelik bağını çözen!

Ey sebepleri ve onların neticesi olan müsebbebâtı yaratan, SÜBHANSIN! Ey Kendisine ölüm ârız olmayan Hayy u Kayyûm, SÜBHANSIN! Ey benim ve bütün insanların yegâne İlahı, SÜBHANSIN! Bizi yaratan başkası değil sadece Sensin. Bize, yarattığın varlıkların çoğundan daha fazla ihsanda bulunan da Sensin. Hamd ü minnet bütünüyle Sanadır. Zira bütün nimet ve ihsanlar, bolluk ve genişlikler Sendendir. Şanın pek yücedir. İhsanlarını ve ululuğunu görmeyip de işlediğimiz bütün kusurlardan dolayı nedametle kapına geldik, afv u mağfiretini diliyoruz Allahım; ne olur bizi bağışla.

***

اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَا شَيْءَ قَبْلَكَ، وَأَنْتَ الْأٰخِرُ فَلَا شَيْءَ بَعْدَكَ، وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَا شَيْءَ يُشْبِهُكَ، وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَا شَيْءَ يَرَاكَ، وَأَنْتَ الْغَالِبُ فَلَا شَيْءَ يُعَادِلُكَ، وَأَنْتَ الْوَاحِدُ بِـلَا كَثِيرٍ، وأَنْتَ الْقَادِرُ بِلَا وَزِيـرٍ، وَأَنْتَ الْمُدَبِّـرُ بِلَا مُشِيرٍ

Meal: Allahım! Evvel Sensin; Senden önce hiçbir şey yoktu. Âhir Sensin; fenâ ve ademden münezzehsin; sonunda bütün varlık fenâ bulacak ve yine bir tek Sen kalacaksın. Zâhir Sensin; Senden daha vâzıh, ayan-beyan bir hakikat olmadığı gibi Senin bir benzerin de yoktur. Her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde kâinat ve hâdiselerin biricik mercii Bâtın da yine Sensin; her şeyi görür fakat dünya gözüyle asla görülmezsin. Mahlûkatın üzerinde hüküm süren güç, Senin karşı konulamaz gücündür. Sen, yüce sıfatlarının eşi ve benzeri olmayan yegâne Vâhidsin. Her şeye gücü yeten Kadîr de yine Sensin; Senin bir vezire ihtiyacın asla söz konusu değildir. Bütün varlığı evirip çeviren Müdebbir de yalnız Sensin; bir yardımcıya da katiyen muhtaç değilsin.

***

İKİNCİ FASIL

قُـلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَۤاءُ وَتَـنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَۤاءُ۬ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَۤاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَۤاءُۘ بِيَدِكَ الْخَيْرُۘ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ۝ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ۬ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ۬ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَۤاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Meal: “Allahım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini azîz, dilediğini zelîl kılarsın. Her türlü hayır yalnız Senin elindedir. Sen elbette her şeye kâdirsin. Geceyi gündüze katar günü uzatır, gündüzü de geceye katar geceyi uzatırsın. Ölüden diri, diriden de ölü çıkarırsın. Ve dilediğin kimseye sayısız rızıklar ihsan edersin.”

***

Dünya ve âhiretin Rahman ve Rahîm’i Sensin. Onları dilediğine verir, dilediğinden de uzak tutarsın. Senden bu kuluna, başkalarının merhametine muhtaç bırakmayacak bir merhametle muamelede bulunmanı diliyorum Allahım!

***

SÜBHANSIN, ey veraların verasında bulunan ve bu dünyada kullarıyla Yüce Zâtı arasında perdeler yaratan! SÜBHANSIN, ey vakar ve kibriya ridasını sadece Yüce Zâtına mahsus kılan! SÜBHANSIN, ey bütün eşyanın yegâne Mâliki! SÜBHANSIN, ey mülkünde sadece Kendi diledikleri cereyan eden! SÜBHANSIN, ey kudret ve ululuğu, izzetinin bir hususiyeti olan, yedi kat göklerde ve arzda olanlarla beraber kalblerdeki tereddütleri de bilen ve ey Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi diğer şehir ve beldelere üstün kılan! SÜBHANSIN, ey yerin ve toprağın altındakileri bilen! SÜBHANSIN, ey çok yüce olmakla beraber dünya gözüyle görülemeyecek kadar latîf bulunan! Şanın çok yücedir ve Sen ululuk tahtının yegâne sultanısın. Senden başka bir rab, Senin gücünden başka bütün mevcûdâta hükmedip emrine boyun eğdiren bir kâhir güç yoktur.

ALLAHIM! Nimet veren, fazl u ihsanda bulunan, günahları görmezden gelen, şükürlere en güzel şekilde cevap veren Sensin. Şehadet ederim ki, Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah Sensin. Sen benim de Rabbim, her bir şeyin de Rabbisin.

***

فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ

 الْعَلِيُّ الْکَبِيرُ الْمُتَعَالِ

Meal: “Semavât u arzı yaratan, gayb ve şehadet âlemlerini bilen de yalnız Sensin.” Yüceler Yücesisin.

طٰهٰ ، طٰسۤمۤ ،طٰسۤ، يٰسۤ، حٰمۤ ، عۤسۤقۤ

Meal: “Tâ Hâ”, “Tâ Sîn Mîm”, “Tâ Sîn”, “Yâsîn”, “Hâ Mîm. Ayn Sîn Kâf”

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ۝ بَـيْنَهُمَا بَـرْزَخٌ لَا يَـبْغِيَانِ

Meal: “O iki denizi salıverdi, birbirine kavuşurlar. Fakat aralarında bir engel bulunduğundan, birbirinin sınırını aşmazlar.”

اَللهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَـيُّ الْقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِـنَـةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَـهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِـإِذْنِهِ ، يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِٓ إِلَّا بِمَا شَۤاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ،

Meal: “Allah’tan başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsîsi gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.”

حٰمۤ، حٰمۤ، حٰمۤ، حٰمۤ، حٰمۤ، حٰمۤ، حٰمۤ حُمَّ الْأَمْرُ، وَجَاءَ النَّصْرُ، فَعَلَيْنَا لَا يُنْصَرُونَ 

Meal: “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” “Hâ Mîm” İş tamam olmuş ve Hakk’ın nusreti gelip bizi bulmuştur. Kötülük düşünenler, daha bize karşı hiçbir yardım ve yardımcı bulamazlar.

حٰمۤۘ ۝ تَـنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِۙ ۝ غَافِـرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَـدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۘ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُـوَۘ إِلَـيْـهِ الْمَصِيرُ 

Meal: “Hâ, Mîm. Bu kitabın vahyolunup bölüm bölüm indirilmesi, Azîz ve Alîm Allah tarafındandır. O aynı zamanda günahları bağışlar, tevbeleri kabul buyurur, ama cezalandırması da çetin olup, lütuf ve ihsanı pek geniştir. O’ndan başka ilah yoktur. Dönüş yalnız O’na olacaktır.”

يَفْعَلُ اللهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ ، وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ ، وَلَا مُنَازِعَ لَهُ فِي جَبَرُوتِهِ، وَلَا شَرِيكَ لَهُ فِي مِلْکِهِ وَمَلَكُوتِهِ۪ 

Meal: O, kudretiyle dilediğini yapar ve izzetiyle dilediği gibi hükmeder. Ceberûtunda O’na karşı koyacak bir güç, mülk ve melekûtunda da Kendisine bir şerîk ve ortak yoktur.

سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ (١٠٠)

Meal: “Sübhanallahi ve bihamdih/Allah, bütün kemâl vasıflarıyla muttasıf, bütün eksikliklerden de münezzehtir ve her türlü hamd ve sena O’na mahsustur. (100 defa)”

لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ، مَا شَاءَ اللهُ كَانَ، وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَـكُنْ،أَعْلَمُ أَنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ، وَأَنَّ اللهَ قَدْ أَحَاطَ بِکُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا

Meal: Gerçek kuvvet Allah’ındır. Allah ne dilerse o olur; olmamasını dilediği de olmaz. “İyi bilirim ki, Allah her şeye kâdirdir” ve “Allah, ilmiyle her şeyi ihata etmiştir. O’nun ilmi dışında hiçbir şey olmaz.”

ÜÇÜNCÜ FASIL

ALLAHIM! Bizim ya da içimizdeki aklını kullanmayan sefihlerin işledikleri yüzünden bizi gazabınla öldürme ve ibretâmiz azabınla helak etme. Bize istikamet ve afiyet bahşet. Her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi Melik, Zâtında mukaddes ve münezzeh, fiillerinde mutahhir ve munazzif Kuddûs olan Allahım, Sübhansın. Mülk ve melekût âlemlerinin sahibi Allahım, Sübhansın. İzzet, azamet, heybet, kudret, kibriya, celâl, cemâl, kemâl, bekâ, saltanat, hüccet ve ceberût sahibi Allahım, Sübhansın.

SÜBHANSIN ALLAHIM; Melik, Hakk ve Hayy’sın. Uyumaktan münezzeh, ölmekten uzaksın. Ebedî, Bâkî ve dâimîsin. Bizim Rabbimiz, bütün meleklerin ve Cebrâîl’in Rabbi, Sübbûh ve Kuddûs’tür; her türlü kemâl evsâfıyla mevsûf, bütün noksanlardan berî ve Zâtında mukaddes ve münezzeh, fiillerinde mutahhir ve munazziftir. ALLAHIM! Bize ilminden öğret, nezdinden anlayış lutfet. Duyan kulağımız, gören gözümüz ol. Bize nusret ve zafer kılıcını kuşat. ALLAHIM! Bizi Sana şükreden, Seni zikreden, huzurunda hudû ve rehbetle duran, çok tâatta bulunan, tevazu ve ihlasla Sana yönelip huzurunda boyun eğen ve âh u enînlerle daima dergâhına teveccüh eden kullarından eyle.

ALLAHIM! Tevbemizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, duamıza icabet et, delilimizi sabit ve sağlam kıl, bize doğruyu söylet, sadırlarımızdaki kin ve nefreti söküp al ve kalblerimizden hırs, gücenme, intikam gibi zararlı düşünce ve hisleri çıkar. ALLAHIM! Ansızın gelen ölümden, her türlü yangından, küfür yobazlığından, gafletten, rahat düşkünlüğüne götüren bolluktan, her türlü zorluk ve baskıdan ve helake sebebiyet verecek gizli günahlardan Sana sığınıyoruz. ALLAHIM! Bize, günahlarla aramıza girecek bir haşyet; bizi, bütün ulvî âlemlerin kendisine müteveccih bulunduğu, zâtî ve vasfî hususiyetleriyle her şeyin ötesinde, mukaddes, lâmekânî ve lâzamanî bir hakikat olan Haziratü’l-Kuds’e yükseltecek, yükseltip tedbir ve temkinle girmemize vesile olacak bir kulluk ve dünya ve âhiret musibetlerini hafifletecek bir yakîn lutfet. Bizi en hayırlı kullarınla beraber haşreyle. Hayat bahşettiğin sürece kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimiz yoluyla bize hayır ve güzellik ihsan et. Bu ihsanını da kalıcı ve devamlı eyle. Bize zulmetmeyi meslek hâline getirenlerden intikamımızı Sen al. Israrla düşmanlık yapanlara karşı yardımcımız Sen ol. Hata, kusur ve günahlarımızı yarlığa. Bela ve musibetleri bizden uzaklaştır. Hastalarımıza şifa bahşet. Gönüllerimizi tenvîr buyur. İhtiyaçlarımızı gider. Evlâd ü ıyalimize ve bizden sonra gelenlere merhamet et. Bu fâni dünyanın kendi yüzüne bakan hiçbir şeyini en büyük kaygımız ve ilmimizin son gayesi kılma. Bizi dinî ve dünyevî musibetlerden sıyanet buyur. Günahlarımız sebebiyle, merhametsiz insanları bize musallat etme. Merhametliler Merhametlisi Sensin, bizim de yegâne Mevlâmız’sın; ne olur şefkat ve merhametinden bizi mahrum etme.

ALLAHIM! Senden kalblerimizi hidayete erdirecek, dağınıklığımızı giderecek, bizi yeniden birlik ve beraberliğe eriştirecek, hastalarımıza şifa vesilesi olacak, amel ve vakitlerimizi bereketlendirecek, bize her şeyin en doğrusunu gösterecek ve bizi hayırlı emellerimize ulaştıracak bir rahmet dileniyoruz. ALLAHIM! Sen her nesne ve her kimsenin Kendisine muhtaç olduğu fakat Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed; nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan bir yektâ Vâhid ve eşi, benzeri olmayan Ferd’sin. Samedâniyet, vahdâniyet ve ferdâniyetin, apaçık izzetin ve geniş rahmetin hakkı için, Senden kulaklarımıza nur, gözlerimize nur, kabirlerimize nur, kalblerimize nur, hislerimize nur, ruhlarımıza nur, önümüze nur, arkamıza nur, üstümüze nur, altımıza nur, sağımıza nur ve solumuza nur verip tenvîr buyurmanı diliyoruz. ALLAHIM! Bizim de ilmimizi, nurumuzu ve hilmimizi artır ve bizi zâhir ve bâtın nimetlerinle donat.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Dinimiz için Allah bize yeter.

Dünyamız için Allah bize yeter.

Gam ve tasa veren şeylere karşı, keremi bol Allah bize yeter.

Haddini aşıp hukukumuza tecavüz eden bâğîlere karşı, Halîm ve Kaviyy olan Allah bize yeter.

Hakkımızda kötülük düşünüp, bize komplo kuranlara karşı, cezası pek çetin olan Allah bize yeter.

Ölüm anında, rahmeti bol Rahîm Allah bize yeter.

Kabirdeki sorgu sırasında kullarına karşı pek müşfik olan Raûf Allah bize yeter.

Öldükten sonra yeniden diriltilir ve mahşerde ameller tartılırken, lütufları çok Latîf Allah bize yeter.

Kıyamette, hesap gününde Kerîm Allah bize yeter.

Amellerin tartıldığı mîzanda, Latîf Allah bize yeter.

İnsanların Cennetlikler ve Cehennemlikler olarak ayrıldığı sırada, her şeyi yerli yerinde vaz’eden Hakîm Allah bize yeter.

Sıratta, her şeyi ve herkesi, her an görüp gözeten Müheymin ve her şeye gücü yeten Kâdir Allah bize yeter.

***

حَسْبِيَ اللهُ لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (7)

Meal: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir. (7 defa)”

***

Merhaba, hoş geldin [ey sabah ve yeni gün] [ey akşam ve yeni gece!] Merhaba ey kutlu zaman! Ve merhaba ey kâtip ve şâhit melek! Şu ikrarımızı bizim için kaydet: Hamîd, Mecîd, Refî’, Vedûd, Muhît olan, kâinatta, hikmeti muktezasınca, dilediğini yapan Allah’ın adıyla ki, [“O, kuluna şah damarından daha yakındır.”] Allah’a inanmış, likâullahı tasdîk etmiş, hüccetlerini itirafta bulunmuş, ulûhiyette tek olduğunu kabul etmiş ve O’na güvenip dayanmış olarak sabahladık/akşamladık. Kendisinden başka bir ilah bulunmadığına, yine Yüceler Yücesi Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, nebîlerini ve Arş’ını taşıyan meleklerini şahit tutarız. Yine şehadet ederiz ki, Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) O’nun kulu ve elçisidir. Cennet hak, Cehennem hak, Kevser havuzu hak, şefaat hak, Münker ve Nekîr melekleri hak, hesap ve mîzan hak, sırat hak ve vaad-i İlâhî haktır. [“Kıyamet saati kesinlikle gelecek ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir.”] İşte biz, bu itikat ve inançla yaşar, ölürken o inançla ölür, ötede dirildiğimizde de yine aynı inançla diriliriz ve inşaallah, Allah’ın sıyanet ve inayetiyle azaptan masûn ve mahfûz oluruz.

ALLAHIM! Biz günah işleyip nefsimize zulmettik. Sen bizim büyük, küçük bütün günahlarımızı bağışla. Çünkü onları ancak Sen bağışlayabilirsin. Bizi ahlak, amel ve sözlerin en güzeline ulaştır. Şüphesiz, onların en güzeline ulaştıracak Senden başka hiç kimse yoktur. Onların çirkin olanlarını da bizden uzak tut. Tut ki, Senden başka onları bizden uzak tutacak bir kimse yoktur. LEBBEYK YA RAB! Fermanına uydum. Divanına geldim. Büyük bir sürurla emrine ve davetine icabet ettim. Her zaman etmeye de âmâdeyim. Her hayır ve güzellik Senin elindedir. Mağfiretini istiyor ve tevbelerimizi kabul buyurmanı rica ediyoruz. İnandık Allahım gönderdiğin bütün peygamberlere, indirdiğin bütün kitaplara ve hepsini tasdik ettik, hepsini hak bildik. ALLAHIM! İçimizi hayâ hisleriyle donat ve o hayâyı dışımıza aksettir. Kalblerimizi sürûr ve huzûr ile doldur.

ALLAHIM! Bizi hayır ve hasenâtı bol, cömert ve kendisini dünyanın fâniyât ü zâilâtından çekmiş kullarından eyle; cimri, aksiyon ve hareketten uzak, olduğu yere çakılakalmış, söz getirip götüren, gurur ve kibire kapılmış ve fesat için uğraşan kimselerden eyleme. ALLAH’IM Lüzumsuz yere konuşup gevezelik yapmaktan, kıtlıktan, haddini aşmaktan, geçim sıkıntısından, kesin olmayan bilgiye ve zanna tâbi olmaktan, sarhoşluk veren şeylerden, felçten, hırstan, sar’a hastalığından, sihir ve büyüden, kabalık ve sertlikten, faize bulaşmaktan, koyu ve karanlık fitnelere sürüklenmekten ve sıkıntılı bir hayat sürmekten sana sığınıyoruz.

BEŞİNCİ FASIL

ALLAHIM! İçinde bulunduğumuz şu günün evvelini sulh ü salâh, ortasını felah, sonunu da her bakımdan muvaffakiyetli kıl ve günümüzü saadet, şehadet, tevbe, mağfiret ve iman ile sona erdir. ALLAHIM! Günümüzün evvelini rahmetinle şenlendir. Ortasını bizim için dünyaya rağbet ve hırstan uzak eyle. Sonunda da ikram ve mağfiretinle bizi ayrıca sevindir. ALLAHIM! Bize hayatın tasalardan en uzak ve hoş olanını, ömrün en bahtiyarını, rızkın da en geniş ve faydalı olanını ihsan et. ALLAHIM! Affınla bizi affet; fazlınla da günahlarımızı bağışla.

SÜBHANSIN ALLAHIM; bütün kemâl sıfatlarını hâiz, topyekün noksan vasıflardan da uzaksın. Sana sonsuz hamd ve sena olsun. Ben, Seni, Senin büyüklüğüne layık bir şekilde asla sena edemem. Sen, kendini nasıl sena etmişsen öyle azametli, öyle merhametlisin. Şanın ulu, medh ü senân da pek yücedir. Orduların asla hezimet yaşamaz. Sana verilen söze muhalif davranılmaz. Senden başka bir ilah da katiyen bulunmaz. SEN SÜBHANSIN; mükemmel bütün evsâf ile muttasıf, bütün eksikliklerden de berîsin. Biz Sana bihakkın ibadet edemedik ey Ma’bûd! Sen Sübhansın; her türlü noksandan münezzehsin. Biz Seni hakkıyla bilemedik ey Ma’rûf! Sen Sübhansın; bütün eksikliklerden müberrâsın. Biz Sana hakkıyla şükredemedik ey her dilde Meşkûr!

ALLAHIM! Bize bahşettiğin nimetlerine karşı içimizi şükür hisleriyle doldur! Şüphe yok ki Senin kudretinin vasıfları yarattıklarının evsâfından çok, çok yücedir. Sen mahlûkatı yaratırken ona şahit olan bir zıttın olmadığı gibi, ruhları yaratırken Sana mâni olacak bir mislin ve benzerin de yoktu. ALLAHIM! Ağlamayan gözden, ürpermeyen gönülden, huşû duymayan kalbden, fayda vermeyen ilimden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan ve yardıma muhtaç hâllere düşmekten Sana sığınıyoruz. ALLAHIM! Kur’ân’ın sırlarını bizim idraklerimize de aç, bizi nur libasıyla donat, letâif deryasına daldır ve gökçek yüzlülere bahşettiğin marifet lütuflarını bizim başımızdan aşağıya da sağanak sağanak yağdır. Ey bütün nurların kaynağı Nûru’l-Envâr, ey Latîf ü Settâr! Senden, enbiyanın kandili, evliyanın nurlu alemi, asfiyanın kameri, ins ü cin âlemlerinin güneşi, doğu ve batı ufuklarının ışığı Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi efdalü’s-salavât ve ekmelü’t-tahiyyât) salât etmeni ve o salavât hürmetine vücûdumuzu irfan semalarına yükseltmeni, şühûdumuzu da ihsan makamında sabit eylemeni diliyoruz.

يَا اَللهُ يَا نُورُ يَا وَاسِـعُ يَا غَفُورُ

Ey sema Kendi emriyle bina edilen, arz kudretiyle döşenen, yüksek dağlar hikmetiyle sapasağlam dikilen, Ay ve Güneş’in nur ve ziyası fazlıyla ışık veren! Bütün yıldızların, Ay ve Güneşin kendisiyle parlayıp parıldadığı, bulutların kendisiyle gürleyip gökyüzünü çınlattığı ismin hürmetine Senden, bizi her türlü tehlikeden koruyacak bir sıyanet ve bütün hayatımızı tenvîr edecek parlak bir nur istiyoruz. [“Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek. Allah gece ile gündüzü birbirine çeviriyor, geceyi gündüze, gündüzü geceye dönüştürüyor, sürelerini uzatıp kısaltıyor. Elbette bunda görebilenler için alınacak bir ders vardır.”]

[ طٰسۤمۤ ] Hoşnut olmadığı mûsikî aletlerinden, yalan ve iftiradan, başka haramlar irtikâp etmekten, hilekârlıktan, nefse uyarak başkalarıyla cedelleşmekten, hasedine mağlup düşmüş hasetçilerin ve isyanından utanmayan fâcirlerin komplolarından, gece ve gündüzün elîm hâdiselerinden ve ins ü cinnin şerrinden yüceler yücesi, azamet tahtının yegâne sultanı Allah’a sığınırız.

ALTINCI FASIL

يَا حَفِيظُ اِحْفَظْـنَا (٣)

Meal: “Ya Hafîz! Bizi muhafaza buyur. (3 defa)”

***

 يَا وَلِيُّ يَا وَالِي، يَا عَلِيُّ يَا عَالِي، يَا مَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ , وَلَا يَعْلَمُ أَحَدٌ كَيْفَ هُوَ إِلَّا هُوَ ، يَا اَللهُ، يَا رَحْمٰنُ، يَا حَيُّ، يَا قَـيُّومُ، يَا حَقُّ يَا وَكِيلُ، يَا وَاحِدُ، يَا أَحَدُ، يَا صَمَدُ، يَا مَنْ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ ، اِغْفِرْ لِي مَا مَضَى مِنْ ذُنُوبِي، وَاعْصِمْنِي فِيمَا بَـقِيَ مِنْ عُمُرِي، وَارْزُقْنِي أَعْمَالًا زَاكِـيَـةً تَرْضَى بِهَا عَنِّي، وَتُبْ عَلَيَّ يَا رَبُّ، يَا وَهَّابُ، يَا فَـتَّاحُ، يَا مُحْيِي، يَا مُمِيتُ، يَا قَهَّارُ، يَا سَلَامُ 

Meal: Ey kullarının yüce dostu ve her şeyin hâkimi olan Veliyy ü Vâlî! Ey kadri yüce, şanı yüksek, müteâl Aliyy ü Âlî! Ey Kendisinden başka bir ilah olmayan, keyfiyeti Kendinden başka herkese meçhûl olan! Ey Allah, ey Rahman, ey Hayy, ey Kayyûm, ey Hakk, ey Vekîl, ey Vâhid, ey Ehad, ey Samed, ey “doğurmamış ve doğmamış olan. Hiçbir şey Kendisine denk olmayan!” Ne olur geçmiş bütün günahlarımı bağışla ve geriye kalan ömrümde beni günahlara düşmekten koru. Beni, razı olacağın tertemiz ameller işlemeye muvaffak kıl. Tevbelerimi de ne olur kabul buyur, ey Rab, ey Vehhâb, ey Fettâh, ey Muhyî, ey Mümît, ey Kahhâr, ey Selam! “

 سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ (٧) 

Meal: “Rabb-i Rahim’den sözle olan bir selâm yine onlaradır. (7 defa)”

 فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُۘ (٣) 

Meal: “Onların hakkından gelmek için Allah sana yeter. O hakkıyla işitir ve bilir. (3 defa)”

***

هُوَ اللهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ اَلرَّحْمٰنُ ﷻ، اَلرَّحِيمُﷻ ،اَلْمَلِكُ ﷻ، اَلْقُدُّوسُﷻ اَلسَّلَامُﷻ ،اَلْمُؤْمِنُﷻ ،اَلْمُهَيْمِنُﷻ ، اَلْعَزِيزُﷻ ،اَلْجَبَّارُﷻ ، اَلْمُتَـكَـبِّـرُﷻ ،اَلْخَالِقُ ﷻ، اَلْبَارِئُﷻ ،اَلْمُصَوِّرُﷻ ، اَلْغَفَّارُﷻ ،اَلْقَهَّارُ ﷻ، اَلْوَهَّابُ ﷻ، اَلرَّزَّاقُﷻ ، اَلْفَتَّاحُ ﷻ، اَلْعَلِيمُﷻ ، اَلْقَابِضُﷻ ، اَلْبَاسِطُ ﷻ، اَلْخَافِضُ ﷻ، اَلرَّافِعُ ﷻ، اَلْمُعِزُّ ﷻ، اَلْمُذِلُّﷻ ، اَلسَّمِيعُﷻ ، اَلْبَصِيرُ ﷻ، اَلْحَكَمُﷻ ، اَلْعَدْلُﷻ ، اَللَّطِيفُﷻ ، اَلْخَبِيرُ ﷻ، اَلْحَلِيمُﷻ ، اَلْعَظِيمُﷻ ، اَلْغَفُورُ ﷻ، اَلشَّكُورُ ﷻ، اَلْعَلِيُّ ﷻ، اَلْكَبِيرُ ﷻ، اَلْحَفِيظُﷻ ،اَلْمُقِيتُﷻ ، اَلْحَسِيبُﷻ ، اَلْجَلِيلُ ﷻ، اَلْكَرِيمُ ﷻ، اَلرَّقِيبُﷻ ، اَلْمُجِيبُﷻ ، اَلْوَاسِعُﷻ ، اَلْحَكِيمُ ﷻ، اَلْوَدُودُﷻ 

YEDİNCİ FASIL

 اَلْمَجِيدُ ﷻ ، اَلْبَاعِثُ ﷻ، اَلشَّهِيدُ ﷻ ، اَلْحَقُّ ﷻ، اَلْوَكِيلُ ﷻ، اَلْقَوِيُّ ﷻ، اَلْمَتِينُ ﷻ، اَلْوَلِيُّ ﷻ، اَلْحَمِيدُ ﷻ، اَلْمُحْصِي ﷻ، اَلْمُبْدِئُ ﷻ، اَلْمُعِيدُ ﷻ،اَلْمُحْيِيﷻ ، اَلْمُمِيتُ ﷻ ،  اَلْحَيُّ ﷻ ، اَلْقَيُّومُ ﷻ ، اَلْوَاجِدُﷻ ، اَلْمَاجِدُﷻ ، اَلْوَاحِدُ ﷻ، اَلْأَحَدُ ﷻ، اَلصَّمَدُ ﷻ ، اَلْقَادِرُ ﷻ ، اَلْمُقْتَدِرُ ﷻ ، اَلْمُقَدِّمُﷻ ، اَلْمُؤَخِّرُ ﷻ، اَلْأَوَّلُ ﷻ ، اَلْأٰخِرُ ﷻ ، اَلظَّاهِرُ ﷻ، اَلْبَاطِنُ ﷻ ، اَلْوَالِي ﷻ، اَلْمُتَعَالِ ﷻ، اَلْبَرُّ ﷻ، اَلتَّوَّابُ ﷻ ، اَلْمُنْتَقِمُ ﷻ ، اَلْمُنْعِمُ ﷻ ، اَلْعَفُوُّ ﷻ ،اَلرَّؤُوفُ ﷻ ، مَالِكُ الْمُلْكِ ﷻ ، ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ ﷻ، اَلرَّبُّ ﷻ، اَلْمُقْسِطُ ﷻ ،اَلْجَامِعُ ﷻ ، اَلْغَنِيُّ ﷻ ،اَلْمُغْنِيﷻ ، اَلْمُعْطِي ﷻ ،اَلْمَانِعُ ﷻ، اَلضَّارُّ ﷻ ،اَلنَّافِعُ ﷻ، اَلنُّورُ ﷻ ،اَلْهَادِي ﷻ ، اَلْبَدِيعُ ﷻ ،اَلْبَاقِي ﷻ، اَلْوَارِثُ ﷻ ،اَلرَّشِيدُ ﷻ ، اَلصَّبُورُ ﷻ ؛اَلَّذِي لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْـبَـصِيرُ , حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ غُفْرَانَكَ رَبَّـنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِير

Ey kendisi için fenâ asla söz konusu olmayan Dâim! Ey zevâlden berî ve münezzeh olan Kâim! Ey hiçbir vezire ihtiyaç duymadan kâinâtı idare ve tedbîr eden Müdebbir! Bize, anne-babamıza, erkek-kadın bütün müminlere, hepsine, her zorluğu kolay hale getir. ALLAHIM! Senin verdiğine mâni olacak, men ettiğini verecek, kazânı geri çevirecek, hükmünü değiştirecek, dalâletiyle başbaşa bıraktığını hidayet edecek, hidayetini murad buyurduğunu dalâlete sürükleyecek, zor kıldığını kolaylaştıracak, kolay hâle getirdiğini zorlaştıracak hiçbir kimse, hiçbir merci’ ve hiçbir otorite yoktur. Mal ve makam sahiplerinin sahip olduğu şeyler de, Senin lütuf ve ihsanının yerine geçip kendilerine fayda vermez.

***

سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَلِيِّ اَلْعَظِيمِ ﷻ ، اَلْحَسِيبِ ﷻ ، اَلْحَكَمِ ﷻ، اَلْعَدْلِ ﷻ ،اَلرَّقِيبِ ﷻ ، اَلْبَاذِخِ ﷻ ،اَلشَّامِخِ ﷻ ، اَلْمُجِيبِ ﷻ ،اَلْغَنِيِّ ﷻ ، اَلرَّشِيدِ ﷻ ،اَلصَّبُورِ ﷻ ، اَلْجَلِيلِ ﷻ ،اَلْبَدِيعِ ﷻ، اَلنُّورِ ﷻ ،اَلْمُقْسِطِ ﷻ ، اَلْجَامِعِ ﷻ ،اَلْمُعْطِي ﷻ ، اَلْمَانِعِ ﷻ

***

ALLAH’TAN BAŞKA BİR İLAH YOKTUR. Güvenilip dayanılan ve Kendisine itimat edilen Vekîl, her şeyi ra’ye’l-ayn bilen Şehîd O’dur. Allah’tan başka bir ilah yoktur. Kudret-i kâhire sahibi Metîn, zâtî şan ve şeref sahibi Mecîd O’dur. ALLAH’TAN BAŞKA BİR İLAH YOKTUR. Nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan bir yektâ Vâhid, kâinatları idare eden, her şeyi gözeten Vâlî yine O’dur.

***

[Her türlü tehlike ve korkuya karşı, [“LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÛLULLAH / Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) O’nun elçisidir. (3 defa)”];

•her türlü bolluk ve bereket için,

[ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ];

•her türlü genişlik için,

[ اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ ];

•hayret ve hayranlık uyandıran her şey için,

[ سُبْحَانَ اللهِ ];

•her darlık için,

[ حَسْبِىَ اللهُ ];

•bütün günahlar için,

[ اَسْتَغْفِرُ اللهِ ];

•her üzüntü ve keder için,

[ مَاشَاءَ اللهُ ];

•kader ve kazanın her türlüsü için,

[ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ ];

•bütün musîbetler için,

[ اِنَّا لِلّٰهِ ];

•her tâat ve ma’siyet için,

[ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ ]

•ve her türlü hüzün için de,

[ اِسْتَعَنْتُ بِاللهِ ] deriz.

Bütün bunlara karşı hazırlığımız işte bu kudsî kelimeler ve onlara temel teşkil eden mülahazalardan ibarettir.

***

[“ALLAHIM! Senden başka ilah olmadığına, Senin hiçbir ortağın bulunmadığına ve Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) Senin kulun ve resûlün olduğuna; Seni, hamele-i arşını, meleklerini ve bütün mahlûkatını şâhit tutarak sabahladık. Gerçek güç ve kuvvet Aliyy ve Azîm olan Allah’a aittir. (3 defa)”]

Ey dünyada Rahman, âhirette de Rahîm isminin tecellîleriyle muamelede bulunan Allahım! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et; bizim Mevlâmız Sensin ve Sen rahmet ve şefkati en hayırlı, en güzel olansın. Maddî-manevî hastalıklara şifa bahşeden Allah’ın adıyla ki O Allah, Kendini bize “esmâ-i hüsnâ”sıyla bildiren ve sıfât-ı sübhâniyesiyle zihin, mantık ve muhâkemelerimize bir çerçeve vaz’eden, bütün esmânın Müsemmâ-yı Akdesi ve bütün evsâf-ı kemâliyenin Mevsûf-u Münezzehi, ulûhiyet tahtının biricik mâliki ve rubûbiyet arşının sahib-i bîmisali Zât-ı Ecell ü A’lâ’dır.

Yarattıklarının ihtiyaçlarını karşılama ve sıkıntılarını gidermede kâfî Allah’ın adıyla ki, O Allah, “Mâbud-u bi’l-hak” ve “Maksud-u bi’l-istihkak”tır. Kullarına afv u afiyet ihsan eden Allah’ın adıyla ki, O Allah, yarattığı her şeyle Kendini ifade eden ve bin bir dille vicdanlara varlığını duyuran, böylece zamandan, mekândan münezzeh olduğu hâlde her yerde hâzır ve nâzır bulunduğunu hatırlatan bir Mâlum-u Müteâl ve bir Mevcud-u Bîmisaldir.

بِسْمِ اللهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ، وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٣)

Meal: Yüce ismi anılınca ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî’ ve Alîm’dir. (3 defa) 

EY MADDÎ-MANEVÎ HAYAT VEREN ALLAH’IM! Hem dünya hem de âhiret yurdunda, bize de sıhhat ve afiyet içinde güzel bir hayat lutfet. Şüphesiz Sen her şeye Kâdirsin. [“En iyi koruyan Allah’tır ve O, Merhametliler Merhametlisi’dir.”] [“Allah, ilmi ve kudretiyle o kâfirleri arkalarından kuşatmıştır. Onlar ne derse desin, o çok şerefli bir Kur’ân’dır. O’nun aslı Levh-i Mahfuz’dadır.” [“Namazlara, hele salât-ı vustaya dikkat edin ve kalkıp huşû ile Allah’ın huzurunda durun.”]

إِنْ كُلُّ نَـفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ نِعْمَ الْحَافِظُ اَللهُ

Meal: “Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici, bir koruyucu bulunmasın.” Ne güzel koruyucudur Allah!

يَـا حَافِظُ اِحْفَظْنَا مِنْ كُلِّ شَـرٍّ وَضَـرٍّ (٣)

Meal: “Ey koruyup kollayan, muhafaza eden! Bizi her türlü kötülük ve zarardan koru. (3 defa)”

DOKUZUNCU FASIL

ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشَى طَۤائِفَةً مِنْکُمْۙ وَطَۤائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۘ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍۘ قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلهِ يُخْفُونَ ف۪ۤي أَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُـبْدُونَ لَكَۘ يَـقُولُونَ لَوْ كَانَ لَـنَا مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۘ قُلْ لَوْ كُنْـتُمْ فِي بُـيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَـبْـتَلِيَ اللهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْۘ وَاللهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 

Meâl: “Sonra o kederin peşinden üzerinize bir güven duygusu indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hali verdi. Bir kısmınız ise can derdine düşmüş, Allah hakkında cahiliye devrindekine benzer, gerçek dışı şeyler düşünüyorlar: “Bu işin kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var?” diye söyleniyorlardı. De ki: “Bütün yetki ve hüküm Allah’ındır.” Onlar aslında içlerinde, sana karşı açığa vuramadıkları bir şeyler saklıyor ve kendi aralarında: “Bu emir ve komuta işinde bir payımız olsaydı, şimdi burada olmaz, öldürülmezdik.” diyorlardı. De ki: Siz evlerinizde dahi olsaydınız, haklarında ölüm takdir edilenler, mutlaka düşüp ölecekleri yerlere doğru çıkacaklardı. Allah, sizin içinizde olanı sınamak ve kalblerinizi her türlü vesvese ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki bunu başınıza getirdi. Allah sinelerin özünü dahi bilir.”

***

اَلَّذِينَ يَـقُولُونَ رَبَّـنَۤا إِنَّـنَۤا أٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَـنَا ذُنُوبَـنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ۝ اَلصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِـتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ ۝ شَـهِدَ اللهُ أَنَّـهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰۤئِكَةُ وَأُوۨلُوا الْعِلْمِ قَۤائِمًا بِالْقِسْطِۘ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُۘ ۝ إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الْإِسْلَامُ، 

Meâl: Müttakiler: “Ey bizim kerim Rabbimiz, biz iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!” diye yalvarırlar. Onlar sabırlı, imanlarında sadık ve samimî, Allah’ın huzurunda itaatle divan duran, mallarını hayırda harcayan, seher vakitlerinde Allah’tan af dileyen müminlerdir. Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahid bizzat Allah’tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ehl-i ilim de bu gerçeğe, Azîz ve Hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah’tan başka ilah olmadığına şahittirler. Allah katında hak din, İslâm’dır.”

***

فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ۝ وَلَـهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ ۝ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِـنَ الْمَـيِّـتِ وَيُخْرِجُ الْمَـيِّـتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَـعْـدَ مَوْتِـهَاۘ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ

Meâl: “Haydi, siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın! Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur. İkindi vaktinde de, öğleye girerken de, O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın! O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölmüş toprağa hayat verir. İşte siz de öldükten sonra böylece diriltileceksiniz.”

***

[“Benim Mevlâm, o kitabı indiren Allah’tır ve O bütün salih kulların koruyucusudur.”] •[“Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki mukadderatı O’nun elinde olmasın. Rabbimin gösterdiği yol doğrudur.”] •[“Biz neden Allah’a tevekkül etmeyelim ki gireceğimiz yolları bize O gösterdi. Bize verdiğiniz her türlü eza ve sıkıntıya sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a dayanıp güvenmelidirler.”] •[“De ki: ‘Allah bizim hakkımızda ne takdir etmiş, ne yazmışsa başımıza ancak o gelir. Mevlâmız, sahibimiz O’dur. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.’”] •[“Eğer Allah sana bir sıkıntı, bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Şayet sana hayır dilerse, o durumda O’nun bu lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, lütfunu, ihsanını kullarından dilediğine eriştirir. O, öyle Ğafûr, öyle Rahîm’dir.”] •[“Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de, öleceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitaptadır.”] •[“Nice canlı mahlûk var ki, rızıklarını kendileri taşıyamazlar. Ama sizi de, bütün onları da rızıklandıran Allah’tır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.”] •[“Allah’ın insanlara göndereceği herhangi bir nimeti engelleyip tutacak güç bulunmaz. O’nun vermediğini gönderecek bir kuvvet de yoktur. O, öyle Azîz ve öyle Hakîm’dir.”] •[“Gerçek şu ki: Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan Yüce Allah’tır. Şayet onlar yıkılacak olursa onları Allah’tan başka kimse tutamaz.Doğrusu O Halîm’dir, Ğafûr’dur.”] •[“Eğer Allah sana bir sıkıntı, bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Şayet sana hayır dilerse, o durumda O’nun bu lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, lütfunu, ihsanını kullarından dilediğine eriştirir. O, öyle Ğafur, öyle Rahîm’dir.”]

ON’UNCU FASIL

•[“Eğer onlara: “gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorarsan “Allah!” derler. De ki: “Peki öyleyse, şimdi baksanıza Allahtan başka ibadet ettiğiniz şu nesnelere: Şayet Allah bana bir musibet verirse bunlar o musibeti giderebilirler mi? Yahut bana rahmet ve nimet vermek isterse o rahmeti engelleyebilirler mi? Şu hâlde sen şöyle de: “Allah bana kâfidir. Güvenecek yer arayanlar da, yalnız O’na dayanıp güvensinler.”] •[“Allah bu yardımı sırf size müjde olsun ve kalbleriniz bununla müsterih olsun diye yaptı. Nusret ve zafer, ancak Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından gelir.”]

[ حٰمۤ ۝ عۤسۤقۤ ] [ كۤهٰيٰعۤصۤ ]

ALLAHIM! İstek ve ihtiyaçlarımıza cevap ver ve bize şefkatinle muamelede bulun. O Allah’tır. Allah ismi O’na has bir ism-i zât ve alemdir. Her şeye gücü yeten Kâdir(قَادِرُ), müstehak olanları kahreden Kâhir(قَاهِرُ), âyât ve âsârıyla apaçık Zâhir(ظَّاهِرُ), Zât’ı, hakikatiyle ihata edilmeyen Bâtın(بَاطِنُ), her şeyi yoktan var eden Fâtır(فَاطِرُ), en ince noktalara kadar ihtiyaçları gören, gözeten Latîf(لَّطِيفُ), herkesten ve her şeyden haberdar olan Habîr(خَبِيرُ) O’dur. Celle celâluhû. O’nun şanı çok, çok yücedir. [“O’nun sözü haktır. Sûra üfleneceği gün de hâkimiyet O’nundur. Görünmeyeni de, görüneni de, olmuşu da, olacağı da O bilir. O, Hakîm ve Habîr’dir.”]

***

تَحَصَّنْتُ بِـالْقَوِيِّ الْمَـتِـيـنِ اللَّطِيفِ الْكَافِي الْحَفِيظِ الْحَـيِّ الْقَـيُّـومِ الَّذِي لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ , يَا حَنَّانُ يَا مَنَّانُ، يَا بَـدِيعَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، يَا حَيُّ يَا قَـيُّومُ، يَاذَالْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Meal: Ben, Kaviyy, Metîn, Latîf, Kâfî, Hafîz olan, uyuklama ve uyku gibi avârızdan münezzeh bulunan Hayy u Kayyûm’a sığındım. Ey şefkat ve ihsanı bol Hannân u Mennân, ey semâvât u arzı eşsiz benzersiz yaratan Bedî’, ey hayatı kendinden olan ve bütün varlık ayakta tutmasıyla ayakta duran Hayy u Kayyûm, ey celâl ve ikrâmı yüce Zâtında cem’ eden Zü’l-celâli ve’l-ikram! 

***

Ulûhiyetinin azameti hürmetine, tabiatlarımızı beşeriyetin dar mahbesinden kurtarmanı ve ruhlarımızı ulvî âlemlerin sekenesi olan meleklerle beraber yüceltmeni diliyoruz. Ey sınırsız esmâ-i hüsnasının tecellilerini göstermek için yarattıklarını halden hâle çeviren Muhavvilü’l-ahvâl, hâlimizi en güzel hale çevir. Ey sürpriz lütufların sahibi Hafiyyü’l-eltâf, bizi korktuklarımızdan emin eyle. Sübhansın Allahım; bütün eksikliklerden berîsin. Her hamd Sana mahsustur. Seni tenzih ü tesbihle beraber, Sana hamd ü sena ederim. Yine şehadet ederim ki, Senden başka ilah yoktur. Huzurunda yalvarıyor, tevbede bulunuyor ve beni bağışlamanı diliyorum. Ne olur, tevbemi kabul buyur ve beni bağışla.

ALLAHIM! Nuru bütün varlıklardan önce yaratılan ve zuhûru âlemlere rahmet olan Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), geçmiş ve gelecek bütün mahlûkat sayısınca, onlardan rahmetinle Cennet’e aldıkların ve isyanlarıyla kendilerini Cehennem’e müstahak olanlar adedince salât eyle. ÖYLE BİR SALÂT Kİ, bütün sayıları, bütün sınırları içine alsın. Sınırsız, sonsuz, nihayetsiz ve kesintisiz olsun. Senin O’na olan dâimî, bâkî ve sonsuz ilminle beraber durmadan devam eden salâtınla birlikte bu salâtın aynısı da O’nun âl ü ashâbının ve güzide neslinin üzerine olsun. Bunu Senin rahmetinden diliyoruz, ey Merhametliler Merhametlisi! [“İzzet ve kudret sahibi olan senin Rabbin onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”]

EY ALLAHIM, EY RABBİMİZ!  Dua ve yakarışlarımızı kabul buyur; şüphesiz Sen gizli-açık her şeyimizi duyan ve itibara alan, cüz’î-küllî her şeyi bilen Semî’ u Alîm’sin. ALLAHIM! Bize her hayrı lutfet ve bizi her şerden koru.

***

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، طِبِّ الْقُلُوبِ وَدَوَائِهَا، وَعَافِـيَـةِ الْأَبْـدَانِ وَشِفَائِهَا، وَنُورِ الْأَبْصَارِ وَضِيَائِهَا، وَعَلَى أٰلِـهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

Meâl: ALLAHIM! Kalblerin tabîp ve devası, bedenlerin afiyet ve şifası, gözlerin nur ve ziyası Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve âl ü ashâbına salât eyle. 

***

Âlemlerin Rabbi Allah’a sonsuz hamd ve sena, Peygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), tertemiz aile fertlerine ve güzîde sahabesine de salât ve selâm olsun. Kelâm-ı Kadîmin, Resûl-i Kerîm’in, cemî-i enbiya ve mürselîn hakkı için, Evrâd-ı Kudsiye ve içindeki yüce hakâik hürmetine, ey ihtiyaçları gideren ve belaları defeden Allahım, bizden de bela ve musibetleri uzaklaştır. Bizi ve anne-babamızı hüsn-i hâtime ile rızıklandır. Huzuruna gelirken dünyadan en güzel hâl üzere ayrılmayı hepimize nasip eyle. Âmîn! Âmîn! Âmîn! Allah’ın sonsuz salât ve selâmı, Efendimiz Hazreti Muhammed’e, ehline ve ashâbına olsun.

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 860 kez okundu