Sözün selâmet ve sıhhati, ana temayı bütün etrafı, dayandığı temeller ve müdafaada kullandığı aletlerle ispat etmekte yatar. [Muhakemât, “İkinci Makale, Onbirinci Mesele”.]
SÖZ SÖYLEMENİN ÖNEMİ, SÖZÜN SELÂMET VE SIHHATİ
Hz. Bediüzzaman’ın söz ile ilgili verdiği ölçüler, sözün ve söy söylemenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Yunus Emre’nin de konuyla ilgili bir dörtlüğü gerçekten çok manâlıdır: Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı; Söz ola ağulu aşı Bal ile yağ eder bir söz. Daha önce de zikredildiği üzere, Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda çok ciddî bir ikaz vardır: “(Kişi) tek bir söz bile sarfetmiş olmasın ki, yanında onu gözetleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun.” [Kâf Sûresi/50: 18]. Abdullah ibn Mübarek hazretleri, bu âyeti okuduktan sonra Kur’ân’dan başka bir söz söylemediğini anlattığı mübarek bir kadınla ilgili olarak başından geçen şu hadiseyi nakleder:
YALNIZCA KUR’ÂN’LA KONUŞAN KADIN
Hacca gidiyordum. Irak–Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabb’den selâm sözüdür onların duyacağı.” (Yâ-Sîn Sûresi/36: 58.) âyetiyle aldı. “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur.” (A’râf Sûresi/7: 186.) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim.” (İsrâ Sûresi/176: 1.) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor. “Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gün).” (Meryem Sûresi/19: 10.) dedi.
Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın.” (Bakara Sûresi/2: 187.) âyetini okudu. “İyi de Ramazan’da değiliz!” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah, her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara Sûresi/2: 158.) âyetiyle cevap verdi. “Yolculukta oruç açılabilir.” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu, hakkınızda daha hayırlıdır.” (Bakara Sûresi/2: 184.) âyetini okudu.
Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “(Kişi) tek bir söz bile sarfetmiş olmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun.” (Kâf Sûresi/50: 18.) dedi. “Kimlerdensin?” diye sordum. “… bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra kulak da, göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur.” (İsrâ Sûresi/17: 36.) âyetiyle cevap verdi. “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın!” (Yusuf Sûresi/12: 92.) dedi.
Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir.” (Bakara Sûresi/2: 215.) âyetiyle mukabele etti. Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar!” (Nûr Sûresi/24: 30.) âyetini okudu. Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu, bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir.” (Şûrâ Sûresi/42: 30.) âyetini mırıldandı. “Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık.” (Enbiyâ Sûresi/21: 79.) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti. Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf Sûresi/43: 13–14.) âyetlerini okudu. “Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman Sûresi/31: 19.) mukabelesinde bulundu. Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun!” ( Müzzemmil Sûresi/73: 20.) dedi. “Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara Sûresi/2: 269.) cevabını verdi.
Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide Sûresi/5: 101.) âyetini okudu. Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât, dünya hayatının süsüdür!” (Kehf Sûresi/18: 46.) dedi. Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah, İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ Sûresi/4: 125, 164; Meryem Sûresi/19: 12.) âyetlerini okudu. “Ey İbrahim, ey Musa, ey Yahya!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Şu akçenizle içinizden birini şehre gönderin. Yiyeceğin en temiz ve helâlinden bulup, bir miktar alıp getirsin. Fakat çok gizli ve dikkat çekmeyecek şekilde hareket etsin!” (Kehf Sûresi/18: 19.) diye tembihledi. Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâkka Sûresi/69: 24.) dedi.
Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’ân’la konuşur.”
İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’ân’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.
İşte, söz, bu derece önemlidir. O halde o, yerinde, en iyi ve en verimli şekilde sarfedilmelidir. Ondaki maksadın, ana temanın veya tezin, iddianın, savunulan hükmün ispatı için kullanılan malzemeler bozuk olmamalı, hüküm rahat ifade edilebilmeli, dayandığı temeller hükmün hayatiyeti için kendilerine müracaat edilebilir güç ve canlılıkta olmalı ve evhamın itirazlarına mukabele ve zihinlere takılabilecek sorulara cevap teşkil edecek gerekli donanıma sahip bulunmalıdır. Demek ki söz, meyveli bir ağaçtır. Her türlü hücumdan korunmak için dikenleri ve süngüleri dizilmiş, güya o söz, birçok münazaranın neticesi, pek çok muhakemenin de özü ve dolayısıyla çok yüce olmakla, şeytanî vehimler hırsızlık için ona ulaşamaz, ona eğri nazar ile bakamazlar. Sanki konuşan, altı yönü de, yani sağı, solu, önü, arkayı, üstü, altı dikkate alıp, sözün etrafına bir sur çekmiştir; hücuma açık noktalara, konuyu veya temayı bir çerçeve içine almakla veya gerektiği ölçüde açıklayıp vasıflandırmakla veyahut da daha başka korunma vasıtalarıyla birer muhafız koyarak, sözü gelebilecek her türlü soruya cevap teşkil edecek cihazlarla donatmıştır.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-2 | Ali Ünal |