1. Yuva Kurma Fıtrî Bir İhtiyaçtır
2. Sağlam Yuva, Sağlam Cemiyet, Sağlam Millet
3. Bir Yuva Her Şeyden Evvel, Fıtrat, Akıl ve İz’anın Gerekleri Üzerine Kurulmalıdır
4. Sıcak Bir Yuva Çocuğun En Tabiî Hakkıdır
5. Yuva Kurmada Verâsetin Rolü
6. Organize Olmuş Küçük Birlik: Yuva
7. Ölçü veya Yoldaki Işıklar”da “İzdivaç ve Yuva”
°°°Önsöz°°°
Her canlı, en azından yavrulayacağı zaman bir yuva yapar veya bulur. Orada yavrularını büyütür, ondan sonra yuvanın da pek önemi kalmaz. Her sene yavrulama mevsiminde böyle bir arayışa giren çok canlı vardır. Onlar için yavruların büyümesi demek, yuvaya ihtiyacın kalmadığı anlamına gelir. Anne ve yavrular da artık birbirini bile tanımazlar. Fakat insan öyle değildir. İnsanın devamlı bir yuva ile beraber bir aileye de ihtiyacı vardır. Hattâ aile yuvadan daha önemlidir. Kiralık bir evde oturabilir ama kiralık aile olmaz. İşte, bütün canlılardan farklı olarak yaratılan insanın niçin bir aileye ihtiyacı olduğunu, bu ailenin hangi kriterlerle ve nasıl bir eş ile kurulması gerektiğini detaylarıyla beraber şöyle anlatıyor Merhum Hocaefendi:
°°°°°°°°°°°
1. Yuva Kurma Fıtrî Bir İhtiyaçtır
Yuva, insanoğluyla beraber var olmuş, çok eski fakat hiçbir zaman eskimemiş bir müessesedir. Tarih boyunca yer yer sert darbelere ve hatta tasfiyelere maruz kalmasına rağmen, o her defasında kendisini yıkmak isteyen kanlı ellerden kurtulmuş ve maruz kaldığı gailelerden sıyrılarak hep varlığını devam ettirmiştir. Hikmet elinin fıtratın sinesine yerleştirdiği yuvayı, ne kadim Isparta’nın vahşî ceberutu ne de bu asrın ibtidaî diktatörlükleri yerinden söküp atamamış ve onu beşer hayatından uzaklaştıramamıştır, uzaklaştıramazlardı da. Zira, kâinatı şiirimsi bir nizam içinde vaz’eden Yüce Yaratıcı, yuvayı da bu umumî nizamın en ehemmiyetli bir parçası olarak takdir etmiştir. Tabiatın bağrına yerleştirilmiş bu ehemmiyetli parça, aynı zamanda da mevcut âlemşümul âhengin itici ve çekici kuvvetleriyle sıkı sıkıya irtibatlıdır.
Meselâ, her canlı varlık kendi fıtrat sınırları içinde başını sokup barınacağı bir yuva ve yavrularını palazlatacağı ana kadar da onları görüp gözeteceği bir mesken tesisine çalışmaktadır. Öyle ki etrafımızdaki canlıların bu mesken kurma gayreti, aynı zamanda insan aklına durgunluk verecek titizlikte gerçekleşmektedir. Canlı varlıklar arasında belli bir dönem için dahi olsa yuva kurmayan, yavrularının kendi nezaretinde yetişmesi için vasat hazırlamayan bir canlı yok gibidir. Kuşlar binbir zorlukları göğüsleyerek yuva kurarlar. Karıncalar durup dinlenmeden yerin derinliklerine delikler açar dururlar. Dağlarda gezip dolaşan bütün vahşîler, inleri ve kovukları mesken edinip oralara başlarını sokarlar.
Bütün bunlar bize, kâinatta ilmik ilmik örülen nizam ve âhengin hususiyetlerini göstermekle, her canlının kendine has, mahfuz bir yuvası olduğunu ilham etmektedir. Bu hareketler şuursuzca görünse de, ondaki âhenk, sevk-i ilâhîyi göstermektedir. Aslında bunların hepsi şuurlu bir varlık olan insana bir şeyler anlatmaktadır. Ama, galiba her şeyde olduğu gibi, büyük bir itina ve ilgi isteyen bu müessesede insan yeterince hassas olamamakta ve ona gerektiği ölçüde kıymet ve ehemmiyet verememektedir.
°°°Önsöz°°°
Vücudumuz için hücrelerin sağlıklı olmasının önemi ne ise, toplum sağlığı için de yuvanın önemi odur. Zaten hücre arapçada “oda”, yani bir bakıma yuva demektir. Sağlıklı hücreler dokuları, dokular organları ve organlar bütün bir vücudu meydana getirirler, ayakta tutar ve insanın bütün ihtiyaçlarını görmesini sağlarlar. Hücre deformasyonunun kanser dediğimiz hastalığa yol açtığını ve bu hastalığın en ölümcül hastalıklardan biri olduğunu bilmeyen yoktur. İşte bu aile ve fert bağlantısını da şöyle açıklıyor Zât-ı Muhterem:
°°°°°°°°°°°
2. Sağlam Yuva, Sağlam Cemiyet, Sağlam Millet
Sağlam cemiyet, sağlam ailelerden, sağlam aileler de sağlam fertlerden meydana gelir. Bu itibarla, içtimaî kemal fertle başlayıp, aile ile zirvelere ulaşır ve gider mükemmel bir toplum ve mükemmel bir milletle noktalanır. Mükemmel bir cemiyetin yapısında fert kadar, aile ve yuva da çok ciddî önem taşır. Bu itibarla, insanı yuvadan ayırmak insanlıktan uzaklaştırmak kadar çirkin ve tabiattan tecrit etmek kadar da gayr-i mantıkîdir. İnsanın insanlığı yuva ile tamamlanır, kemale erer ve yine onunla devamlılık kazanır. Bu yüzden yuvanın ciddiyet ve ağırlığı ile oynamak, onu örselemek, insanlık hakikatine dokunmak, onu hafife almak demektir ki, tehlike arz eden böyle bir durum tabiî dengeleri de altüst etmeye kâfi bir gayret demektir.
Meşru çizgide kurulan her yuva, maddî-mânevî kemalât ve faziletin vesilesi olmuştur. Onun bozulması veya meşruiyet çizgisinden sapması ise, milletlerin yıkılışını hazırlamıştır. Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, sıhhatli bir yuva huzur ve emniyeti temin eden en kudsî bir müessese ve içtimaînin de en mühim bir kaidesidir. Aksine, iyi kurulmayan bir yuva huzur ve emniyet vermediği gibi, yetişen nesiller için de bir han ve otelden öteye geçmeyecektir. Bütün hayatlarını böyle bir otelin soğuk duvarları arasında geçiren çiftler tali’siz, yetişen yavrular da sahipsizdirler. Günümüzde ehemmiyetini yitirmiş gayri meşru yuvacıkların, millî zemini delik deşik edip millet ağacını içten içe çürüttüğü cemiyetler birer birer yok olup gitmektedir. Yuva ve ailenin fıtrîliği ve bu mukaddes müessesenin ehemmiyeti hususunda söylenecek çok söz olmasına rağmen, bu kısa temastan sonra yuvanın İslâmî mânâda kuruluş keyfiyetine geçmek istiyorum.
°°°Önsöz°°°
Bir yuva demek eşler, yani en az iki kişi demektir. İleride genişleyecek olan ailenin olmazsa olmaz ilk iki şartı eşlerdir. O bakımdan aile projesine eş seçiminden başlamak gerekiyor. Malûm eşler sipariş üzerine temin edilemiyor. Cenâb-ı Hakkın ‘Ferd’ isminin bir tecellisi olarak, Hazreti Âdem aleyhisselâmdan kıyamete kadar her yönüyle birbirinin tıpkısı olan iki insan olmayacağına göre, farklı cinsiyetteki iki kişinin fiziki yapıları gibi huyları, karakterleri, zevkleri, hassasiyetleri vs. de elbette farklı olacaktır. Bunun için eşler, ‘tam kendilerine göre’ değil de, en çok ortak yönleri bulunan birisiyle hayatlarını birleştirilirse, aile içinde problem o kadar az, huzur o kadar çok olur. Hattâ bu farklılıkların, ‘birbirini tamamlama’ şeklinde değerlendirilmesi de mümkündür. İşin bu tarafı da şöyle ele alınıyor aşağıda:
°°°°°°°°°°°
3. Bir Yuva Her Şeyden Evvel, Fıtrat, Akıl ve İz’anın Gerekleri Üzerine Kurulmalıdır
Yuvada huzur ve emniyetin birinci şartı, eşler arasındaki uyumdur. Duygu, düşünce, kültür, ideal, ahlâk ve inançta uyum… Buna göre, yuva kurmaya teşebbüs eden her ferdin, evvelâ bu mevzularda mutabakata varabileceği birisini araştırması çok önemlidir. Aksi hâlde, tasavvurdan düşünceye, düşünceden ahlâka kadar her şeyiyle tezata düştüğü bir arkadaşla hayatını geçirme mecburiyetinde kalacaktır ki, böyle bir durum çiftler için bütün bir hayat boyu sadece ızdırap demektir. Bu durumda fertler, ya her şeye rağmen bu tezat yüklü düşüncelerin altında ezilerek beraberliklerini devam ettirecekler ya da daima yuvadan uzak kalmayı düşünecek ve derbeder bir hayat yaşayacaklardır.
Şüphesiz, cemiyet açısından ailenin devamı, bazı anlaşmazlıklara rağmen efdal olmakla beraber, böyle bir beraberlik sûrî yan yana olmadan öteye geçmeyecektir. Zira eşler, bedenleriyle hanenin içinde olmalarına rağmen ruhen birbirlerinden uzak ve hanenin dışında yaşayacaklardır. Hulâsa olarak diyebiliriz ki, iyi nesillere doğru atılan ilk adım yuva ile başlar. Yuva fıtratın, aklın ve iz’anın gerekleri istikametinde kurulur; eşler ruh, düşünce, anlayış ve ahlâkta uyum içinde olurlarsa, hane bir cennet köşesi, içindekiler de ebedî huzur ve saadete namzet tali’liler olurlar. Aksine yuva, inanç, düşünce ve anlayıştaki imtizaç ve uyum dikkate alınmadan hissîlik üzerine kurulursa, o hane huysuzlukların ve huzursuzlukların kaynaştığı bir han hâline dönüşür ve bir cehennem köşesini hatırlatır.
°°°Önsöz°°°
Alışkanlıkları, karakterleri, huy ve ahlâkları itibariyle insanlar genellikle, doğuştan sahip bulunduğu fıtrat ile, bunun kalıplara döküldüğü ve bir formata büründüğü aile ve toplum olmak üzere üç unsurun ortaya çıkardığı varlıklardır. Akıl, bilgi ve iradenin rolleri çok önemli olmakla beraber, asıl şekillenmenin ailede gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyor. Anne ile baba arasında doku uyumsuzluğunun yaşandığı bir aile ortamında çocukların ne hâl alacakları, toplum için ne ifade edecekleri de şöyle açıklanıyor:
°°°°°°°°°°°
4. Sıcak Bir Yuva Çocuğun En Tabiî Hakkıdır
Bir de meselenin çocuklar açısından ehemmiyet arz eden yönü vardır ki, anne ve babanın, aynı elektrik yüklü zerreler gibi, birbirini ittiği ve birbirinden uzak durduğu bir yuvada yetişen çocukların durumu doğrusu içler acısı olacaktır. Şu bir gerçektir ki, çocukların duygulu ve saygılı, aynı zamanda içinde bulundukları cemiyet için iyi birer rükün olabilmeleri, ancak ve ancak her yönüyle imtizaç etmiş, uyumlu bir ailenin yumuşak ve sevgi dolu atmosferinde gerçekleşebilir. Anne-babanın, aile içinde her gün bir toz-duman gibi gelip duygular üzerine çöken huysuzluğu, anlaşmazlığı, kavga ve gürültüleri bu saf dimağları da zamanla huysuz ve saygısız kılacağı açıktır. Bu da, çocukların hayatları boyunca daimî rehber olarak kabullenmeleri gereken anne-babalarına karşı itimatlarının sarsılmasına yol açacaktır ki, böyle bir yuvanın emniyet ve huzur vaad etmesi mümkün değildir. Şuurları böylesine perişan olmuş fertlerin, cemiyete faydalı birer uzuv olmaları bütün bütün imkânsızdır.
Eğer bu insanlar ciddî bir rehabilitasyona tâbi tutulmazlarsa bütün bütün kimliklerini yitirip, cemiyeti kemiren birer parazit hâline dönüşmeleri de ihtimal dahilindedir. Resmî istatistikler, cürüm işleyen ve ondan zevk alan çocukların büyük bir kısmının aile huzursuzluğu kurbanları arasından çıktığını göstermektedir. Bunun sebebi, temelde bu çocukların ciddî bir ailenin sıcak atmosferinden nasipsiz bırakılmış olmalarıdır. Bir de buna cemiyet içindeki bir kısım menfî tesirler ilave edilecek olursa, böyle çocukların hâlet-i ruhiyelerini tahmin etmek zor olmasa gerektir. Hâsılı, eğer cemiyet hayatı iyi bir aile ortamı ile desteklenmez ise, böyle bir cemiyette yetişen çocukların, azgınlık ve taşkınlıklarına değil, istikamet ve dürüstlüklerine şaşılmalıdır.
°°°Önsöz°°°
Dinimizde ırkçılığa yer olmadığı malumdur. Fakat yerine göre soy, sop ve asalet tabir edilen sülalenin, yani soy ağacının dikkate alınması gereken durumlar vardır. Bunların başında ise eş seçimi gelir. Çünkü bazı huy ve karakterler, hattâ hastalıklar insana atalarından intikal etmiş olabilir. Gelecek nesillerin sıhhatı adına işte bunların dikkate alınması gerekiyor. Evlilikte ‘küfüv’, yani denklik dediğimiz şartlardan birisi de burada aranır. Bu durumun dikkate alınmamasının toplumda yol açacağı olumsuzluklar hakkında Pırlantada şunlar söyleniyor:
°°°°°°°°°°°
5. Yuva Kurmada Verâsetin Rolü
Yuva kurarken üzerinde durulması gerekli olan hususlardan birisi de verâsetle alâkalıdır. Dünden bugüne üzerinde hassasiyetle durulan bu mesele, günümüzde daha bir ehemmiyet arz etmektedir. Verâset, çocuğun bağlı bulunduğu soy ağacının uzak ve yakın köklerinden birinin taşıdığı iyi veya kötü huylardan bazılarının çocuğa intikal etmesidir. Bu sahada ihtisas yapmış hayli ilim adamının kanaati bu merkezdedir. Mendel de bu ilim adamlarından biridir. Bilhassa son zamanlardaki araştırma neticeleri kat’î olarak göstermektedir ki, alkol ve emsali uyuşturucular sebebiyle anne ve babada meydana gelen iç deformasyon, ruh ve karakter bozuklukları verâset yoluyla aynen çocuğa geçmektedir.
Nitekim ruhî ve mânevî muvazenesizliklerin verâsetle intikal ettiği bazı çocuklar, daha sonra kendisine verilen sıkı disiplin ve eğitime rağmen bu bozuklukları ömür boyu üzerlerinde taşımış ve cemiyet içinde hep birer pürüz teşkil etmişlerdir. İzdivaç yaparken soy sop yönüyle aranan küfüv (denklik) de, İslâm’daki sağlam bir izdivacın sıhhat şartlarından olmasa bile, evleviyet (öncelik) şartlarından olduğu hakikati, bu mevzua verilen ehemmiyeti ortaya koymaktadır. İşte bu anlayış ve tavsiye üzerine kurulan izdivaç, asırlar boyunca İslâmî cemiyetin sıhhat ve devamını temin eden ana unsurlardan biri olmuştur. Yine bu anlayış ve tavsiye üzerine kurulan İslâmî ruh ve mânâ sayesindedir ki, 15 asırdır sair devlet ve cemiyetler arasında ruhî ve mânevî muvazenesizliklerin, ahlâkî ve zihnî bozuklukların en az bulunduğu bir dünya olma vasfını korumaktadır.
Asırlarca doğuda ve batıda insanlığı kasıp kavuran, toplum ve aile yapısını alt-üst eden birtakım fikrî ve içtimaî cereyanlar zuhur etmiştir ki, bu cereyanlar karşısında hayatî dinamikleri günümüze kadar sapasağlam ayakta kalabilen sadece ve sadece İslâm toplumu olmuştur. Bu da bize İslâm’daki aile yapısının ne kadar muhkem temeller üzerine oturduğunu göstermektedir. Bu da, iyi bir izdivaç ferdin şahsî ve içtimaî hayatında yapıcı ve yükseltici bir unsur olmasına karşılık, düşünülmeden yapılan kötü bir izdivaç da hem aile hem çocuklar hem de bunlardan meydana gelecek cemiyet için ciddî bir tali’sizlik vesilesi demektir.
°°°Önsöz°°°
Aşağıda geleceği üzere Efendimiz, müslümanın başkalarıyla ilgili sorumluluğunu aileden başlatıyor. İnsanın sosyal bir varlık olduğu düşünülürse ailenin, niçin her türlü sosyal yapının hücresi mesabesinde olduğu iyice anlaşılmış olur. En geniş dairedeki insan topluluklarının yapısı, işte bu en küçük toplum yapısının sağlamlığına bağlıdır. Bu gerçeği, biyolojik yapımızla da paralellikler kurarak anlatan muhterem Hocaefendi konuyu şöyle bitiriyor:
°°°°°°°°°°°
6. Organize Olmuş Küçük Birlik: Yuva
Şimdiye kadar tarifini yapmaya ve boyutlarını çizmeye çalıştığımız yuva kurulduktan sonra, içtimaî hayatımızın âhenk içinde çalışan hücresi teşekkül etmiş sayılır.
Yuva, çeşitli boyda aminoasit dizileriyle çalışan bir hücreye benzer. Burada vuruşma ya da sürtüşme söz konusu değildir. Hücre, tıpkı bir devlet gibi, içindeki ayrı ayrı boyda sıralanmış aminoasitler, DNA ve RNA’lar; yani işaret eden, şifre gönderen ve bu şifreleri alıp mühendislik ya da kimyagerlik yapan birimlere sevk eden organize bir komplekstir ve âdeta küçük bir devlet gibi teşkilatlandırılmıştır. Yuva da öyledir. O da, küçük çapta iyi organize edilmiş bir devlet gibidir. Değilse bile öyle olmalıdır. Aslında onun bir şey olup olmaması da böyle bir yöntem ve üslûp seçimine bağlıdır.
Yuva böyle âhenk içinde çalışır hâle geldikten sonra, içtimaî tekâfül (sosyal dayanışma) büyük bir rüknüne kavuşmuş sayılır. Artık bundan sonra, yuva kendi sorumluluğunun şuuruyla yaşayacak, dolayısıyla da toplum asla yuvazede olmayacaktır. Bu noktada yolumuzu aydınlatıp, mükellefiyet şuur ve idrakini tavzih ve tenbih edecek Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu nurlu beyanlarına bakabiliriz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mesulsünüz.” (Buhârî, cuma 11; vesâyâ 9; Müslim)
Yuva kurmanın mesuliyet ve mükellefiyetini perçinleyen temel dinamiğimizi bu kudsî sözde görmek mümkündür. Hatta hadisin mânâ ve mefhumu, yuva ve ailenin sınırlarını aşarak, insan olmanın mesuliyetini de ortaya koymaktadır. Kim hangi mevkide bulunursa bulunsun, kendisine terettüp eden mesuliyetleri bilip idrak etme ve ona göre davranma mecburiyetindedir. Aileyi teşkil eden fertlerin böylesine bir mesuliyet duygusu ile omuz omuza vermeleri, birbirlerini sevip saymaları, görüp gözetmeleri, maddî-mânevî belâ ve musibetleri müştereken göğüsleyip bertaraf etmelerine yardımcı olacaktır.
Eser: Enginliğiyle Bizim Dünyamız
Nur dekorlu muhtevanın silueti olarakta tarif edebileceğimiz “Ölçü veya Yoldaki Işıklar” adlı eserde “İzdivaç ve Yuva” ile ilgili “Pırlanta Müellifi” şunları söylemiştir.
✍️Evlenmek, zevk ve haz için değildir; evlenmek, aile teşkili, milletin bekâ ve devamı, ferdin duygu ve düşüncelerinin dağınıklıktan kurtarılması ve cismanî hazlarının zapturapt altına alınması içindir. Bu konuda zevkler ve hazlar ise, fıtratın çok meselelerinde olduğu gibi, birer avans ve imrendirmeden ibarettir.
✍️Evlenecek kimseler, birbirlerinin üstlerine-başlarına, kılık ve kıyafetlerine, hatta servet ve dış güzelliklerine göre değil; bu en ciddî meselede, ruh güzelliği, namus ve ahlâk anlayışı, fazilet ve karakter yüksekliğine göre karar vermelidirler.
✍️Evlenirken gerekli tetkikâtı yapmamış veya yapma fırsatını bulamamış kimselere, iş gelip boşanma kertesine dayanınca, en âkilâne kriterlerin dahi hiçbir yararı olmayacaktır. Evet, mesele yuvadaki yangından az zararla kurtulmak değil; önemli olan, yangın çıkaracak unsurların yuvaya sokulmamasıdır.
✍️Tanımadığımız kimseye kız vermemeli, tanımadığımız kızlara da talip olmamalıyız. Böyle meçhuller üzerine yapılan bir akit, ya boşanma gibi Allah’ın (celle celâluhu) sevmediği bir sonuçla noktalanır veya taraflar için hayat boyu işkencelere vesile olur.
✍️Daha ilk teşebbüste Hakk’a sığınılarak, mantık ve muhakeme üzerine kurulmuş öyle mübarek yuvalar vardır ki, bütün bir hayat boyu tıpkı bir mektep gibi çalışır ve yetiştirdiği çıraklarıyla, mensup olduğu milletin devam ve bekâsını teminat altına alır.
✍️Düşünülmeden-taşınılmadan izdivaç adına ortaya konan evlilikler ve bir araya gelmeler, arkada ağlayıp sokaklarda sürünen eşler, “öksüzler yuvası”na bırakılan yetimler ve aileleri yüreklerinden yaralayan caniliklerle neticelenmiştir.
✍️Evliliğin, ferde ait fayda ve menfaati bir ise, millete ait olanı pek çoktur. Bu itibarla, bozuk evlilik gibi, hiç evlenmemek de, kızları sefil, delikanlıları rezil edip, millete su ve kan kaybettiren bir koleradır.
✍️Ta baştan sağlam esaslar üzerine kurulmuş ve maddî-mânevî saadetin dalgalanıp durduğu bir yuva, milletçe var olmanın en sağlam bir temel taşı ve faziletli fertler yetiştirmenin de mübarek bir mektebidir. Evlerini mektepler kadar feyizli ve bereketli, mekteplerini de evleri kadar sıcak hâle getirebilen milletler, ıslah hareketlerinin en büyüğünü yapmış, gelecek nesillerin huzur ve mutluluğunu garanti altına almış sayılırlar.
✍️Millet, hane cüz’-i fertlerinden meydana gelir. Bu itibarla, evler iyi ise millet iyi, evler kötü ise millet de kötüdür. Keşke, milletin salâhını isteyenler, her şeyden evvel hanelerin ıslahına çalışsalardı…!
✍️“Ev”e, içindeki insanlara göre “ev” denir. Bir hanenin fertleri, o hanede oturanların insanî değerleri paylaştıkları ölçüde mesut sayılırlar. Evet, diyebiliriz ki insan, eviyle insanca yaşar; ev de, içindeki insanlarla “ev” olur.
✍️Ev, küçük bir millet; millet de, büyük bir hanedir. Büyük-küçük herhangi bir haneyi arızasız idareye muvaffak olmuş ve hane halkını insanlığa yükseltebilmiş birisi, az bir gayretle daha büyük organizasyonlarda da başarılı olabilir.
✍️Bir hanedeki nizamsızlık ve döküntü, o hanedeki insanların derbederliğini ve ruh perişaniyetini; bir beldede evlerin, dükkanların, sokakların pisliği, intizamsızlığı, bozukluğu da, belediye kadrosunun derece-i hissini tasvir eder.
***