14-) Hayâtü-s-Sahâbe Hazreti Ebû Bekir Döneminde, Sahâbîlerin Harp Esnasında İslâm’ı Tebliğ Etmeleri

  • 28. Hazreti Ebû Bekir Döneminde, Sahâbîlerin Harp Esnasında İslâm’ı Tebliğ Etmeleri
  • Hazreti Ebû Bekir’in Komutanlarına Verdiği Emir
  • Hazreti Hâlid’in, Rum Komutanı Cerece’yi İslâm’a Daveti ve Cerece’nin Müslüman Olması

HAZRETİ EBÛ BEKİR’in KOMUTANLARINA VERDİĞİ EMİR

Said b. Müseyyeb anlatıyor: Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) ordularını Şam yönüne gönderdiğinde kumandan olarak başlarına Yezid b. Ebi Süfyân, Amr b. Âs ve Şürahbil b. Hasene’yi getirdi. Askerler bineklerine binip yola çıktıklarında Ebû Bekir, Seniyyetü’l-Vedâ’ya kadar yürüyerek kendilerini uğurladı. Askerler: ‘Ey Allah Resûlünün halifesi, biz bineklerimizin sırtındayız ama sen yürüyorsun!’ dediler. Müslümanların Halifesi: ‘Bu adımlarımın Allah yolunda olduğunu düşünüyorum.’ diyerek şu tavsiyelerde bulundu:

“Size Allah’ın emirlerine muhalefetten sakınmanızı tavsiye ediyorum. Allah yolunda cihad ediniz. Allah’a inanmayanlarla savaşınız. Allah, dininin yardımcısıdır. Ganimet mallarından çalmayınız, hıyanet etmeyiniz, korkmayınız, yeryüzünde fesat çıkarmayınız, emirlere karşı gelmeyiniz. İnşaallah, düşmanla karşılaştığınızda onları üç şeye çağırınız. Tekliflerinize icabet ederlerse öyle kabul ediniz ve artık onlara ilişmeyiniz. Önce onları Müslüman olmaya davet ediniz. Kabul ederlerse siz de onların Müslümanlıklarını kabul ediniz ve onlara dokunmayınız. Sonra, onları Muhâcirlerin yurdu Medine’ye göç etmeye çağırınız. Bunu yaptıkları takdirde muhâcirlerin leh ve aleyhlerine olan bütün hakların onlar için de geçerli olduğunu bildiriniz. İslâm’a girip de kendi yurtlarında kalmak isterlerse, diğer Müslüman Araplar gibi onlara da Allah’ın farz kıldığı hükümlerin icra edileceğini; ama Allah yolunda cihada katılıncaya kadar fey’ ve ganimet mallarından kendilerine pay verilmeyeceğini özellikle belirtiniz. İslâm’ı kabule yanaşmazlarsa cizye vermeye çağırınız. “Evet, kabul!” derlerse kabul edip onlardan ellerinizi çekiniz. Buna da yanaşmazlarsa Allah’tan yardım dileyerek onlarla savaşınız. Hurma ağaçlarını kesmeyiniz, yakmayınız, hayvanları öldürmeyiniz, meyve ağaçlarına dokunmayınız. Hristiyan ve Yahudilerin ibadet yerlerini yıkmayınız, çocukları, ihtiyarları, kadınları öldürmeyiniz! Kendilerini kiliselere bağlamış birtakım kimseler göreceksiniz: Bir şeye karışmadıkları sürece, onları kendi hâllerine bırakınız. Yine bazı kimseler bulacaksınız: Şeytan için başlarının ortalarını tıraş etmiş olanlar. Bunlara rastladığınız vakit, bunların boyunlarını vurunuz.” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 4/654(11008))

HAZRETİ HÂLİD’in, RUM KOMUTANI CERECE’yi İSLÂM’a DAVETİ ve CERECE’nin MÜSLÜMAN OLMASI

Vâkıdî ve daha başkaları rivayet ediyorlar: “Yermük Savaşı’nda Rum komutanlarından biri olan Cerece, saftan dışarı çıkarak Hâlid b. Velîd’i istedi. Hâlid geldi. Birbirlerine o kadar yaklaştılar ki, atları karşılıklı olarak boyun boyuna geldi. Cerece: “Ey Hâlid, bana haber ver ve doğruyu söyle, yalan konuşma! Çünkü hür kimse yalan söylemez. Bana hile de yapma, zira asil olan ve Allah adına elçilik yapan biri asla hileye sapmaz! Allah sizin peygamberinize gökten bir kılıç indirmiş, o da onu sana vermiş. Sen o kılıcı çekip saldırdığında karşında kimse tutanamazmış, onları muhakkak yenermişsin, bu doğru mu?” diye sordu. Hâlid “Hayır!” dedi. “Peki, o hâlde sana neden ‘Allah’ın kılıcı’ deniyor? Bunu izah etmelisin!” diye sorunca Hazreti Hâlid: “Allah, bize peygamberini gönderdi. O da bizi İslâm’a davet etti. Biz de önceleri topyekûn kendisinden kaçtık. Sonra kimimiz onu doğrulayıp kendisine katıldı, bazılarımız ise tekzip edip uzak durmaya devam etti. Ben de yalanlayıp uzak duranlar arasındaydım. Sonra Allah, cebrî bir lütufla hidayet bahşetti. Biz de Efendimize biatimizi sunduk. Bunun üzerine bana: “Sen, Allah’ın müşriklere çektiği Allah kılıçlarından bir kılıçsın!” buyurdu ve Allah’a, bana yardım etmesi için dua etti. Bunun için “Seyfullah” adıyla anılırım. Müslümanlar içinde yer alan ve müşriklerin en yaman düşmanlarından biriyim.” cevabını verdi. Cerece: “Peki, Hâlid, neye çağırıyorsunuz?” diye sordu.

“Allah’tan başka ibadete lâyık bir ilâh olmadığına inanmaya, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getirmeye ve Allah katından gelen hakikatlere iman etmeye!” cevabını verdi.
Cerece: “Bu davetinizi kabul etmeyenlere karşı tutumunuz nedir?” diye sordu.
Hazreti Hâlid: “Cizye isteriz. Eğer cizye verirlerse kendilerini koruruz.” dedi.
“Peki, ya vermezlerse?” dedi Rum komutan.
Hazreti Hâlid: “Harp ilân eder, kendileriyle savaşırız.” diye cevapladı.
Cerece: “Size icabet edip bugün bu davaya girenin pozisyonu ne olur?’ diye sordu.
Hazreti Hâlid: “Allah’ın bize farz kıldığı emirler karşısında soylularımızla sıradan halkımız, İslâm’a ilk girenlerimizle sonradan katılanlarımız arasında hiçbir fark yoktur, konumumuz aynıdır.” diye karşılık verdi.
Cerece: “Aranıza bugün katılacak birinin mükâfatı da sizlerinki gibi midir?” diye sordu.
Hazreti Hâlid: “Evet! Hatta daha da fazla.” dedi.
Cerece: “İyi ama, siz ondan daha önce Müslüman olduğunuz hâlde nasıl olur da size eşit olabilir ki?” diye sordu.
Hazreti Hâlid: “Biz bu davayı zorunlu olarak benimsedik. Peygamberimize biatta bulunurken, o aramızdaydı, kendisine semadan vahiyler geliyordu, bize Kur’ân’la haberler veriyordu, mucizeler gösteriyordu. Gördüklerimizi görenlerin, duyduklarımızı duyanların İslâm’a girip biat etmeleri kaçınılmazdı. Ama sizler bizim gördüğümüz harikulâde hâlleri ve delilleri ne gördünüz ne de duydunuz! Bu nedenle, sizden samimiyetle bu dine girenler bizden daha üstündür.” cevabını verdi.
Cerece: “Allah için söylemek gerekirse, bana doğruları söyledin, hileye ve aldatmacaya sapmadın.” dedi.
Hâlid: “Vallahi sana doğru söyledim. Çünkü sorduğun meselelere verdiğim cevaplar bana değil Allah’a aittir.” deyince, Cerece, kalkanını çevirip Hâlid’in yanıbaşına geçti ve: “Bana İslâm’ı öğret.” dedi.

Hazreti Hâlid, onu çadırına götürdü. Üzerine bir kırba su döktükten sonra kendisine iki rekât namaz kıldırdı. Rumlar, Cerece’nin Hâlid ile birlikte döndüğünü görünce Müslümanlara öyle bir saldırdılar ki, İkrime b. Ebi Cehl ile Hâris b. Hişâm’ın komutasındaki fırkaların dışında kalan bütün İslâm ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Hâlid ile Cerece atlarına bindiler. O sırada, Rumlar İslâm ordusunun tâ ortalarına varmışlardı. Hâlid orduya seslenince Müslümanlar hücuma geçtiler. Rumlar eski yerlerine çekildiler. Hâlid düşman üzerine yürünmesini emredince kılıç kılıca çarpışmaya başladılar. Hâlid ile Cerece, güneşin yükselmeye başlamasından güneş batmaya yüz tutuncaya kadar kılıç salladılar. Müslümanlar, öğle ve ikindi namazlarını imâ ile kıldılar. Cerece, Allah rahmet etsin şehit düştü. Hâlid ile kıldığı o iki rekâttan başka namaz kılamadı.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 7/12)

-Muhtasar Hayâtü-s-Sahâbe-

Bu yazı 7 kez okundu