Her bir şey için iki sûret veya biçim vardır: Biri maddîdir ki, Kader, her bir şeye âdeta bir gömlek gibi, ona tam uygun olan sûreti verir. Diğeri ma’kûle, yani akıl gözüyle görülendir ki, bir şeyin bütün hayatında sahip kılınıp değiştirdiği sûretlerin tamamından oluşan vehmî sûrettir. (Mesnevî-i Nûriye, “Lâsiyyemalar”)
Nasıl bir terzi her bir insana vücuduna, vücudunun boynu, kolları, omuzları, beli, kalçası, bacakları ve ayakları gibi hatlarına göre bir elbise biçer ve diker, bunun gibi, her bir şeye mahiyetine, mahiyetinin sınırlarına göre bir vücut elbisesi giydirilir. Eşyanın mahiyetini tayin eden de, onların varlığındaki gayedir. Dolayısıyla, her bir şeye dikilen vücut elbisesinde o şeyle takip edilen gayelerin tahakkuku esas alınır. Meselâ, insana iki göz, iki kulak, bir ağız, bir burun, iki el, iki bacak, iki ayak verilmiştir. İç organları, insanın hayatını en verimli şekilde sürdürebileceği şekilde yapılmış ve vücuda yerleştirilmiştir. İnsanın varlığından gaye, ancak insana verilen vücutla mümkündür. Her bir şeyin bu birinci, yani maddî vücudunda Kader mühendistir, Kudret ustadır. Yani Kader, İlm’in tayin ve tesbitlerine göre bütün hatlarıyla vücudu çizer ve Kudret de, bu çizgiler üzerinde zerreleri, atomları kullanarak onu inşâ eder. Bunu, her bir manânın kendini ifade edecek harfler ve harflerden oluşan kelimeler, cümleler kalıbını giymesine benzetebiliriz.
MUKADDERAT VEYA MA’KÛLE OLAN SÛRET
Her bir şeye verilen ikinci sûret ise, ucunda ateş bulunan bir sopanın hızla döndürülmesinden hâsıl olan veya hâsıl olmuş görünen dairevî ateş gibi, o şeye hayatı boyunca giydirilen sûretlerin toplamıdır. Bu vehmî sûret, akıl gözüyle görülür. Meselâ, her gün yüzbinlerce hücrenin ölüp yerlerini yenilerine bırakmasıyla belli zaman aralıklarıyla yenilenip duran insan vücudu, anne karnında aşılanmış bir yumurtacıktan öldüğü âna kadar farklı veya yeni sûretler alır. Her bir şeyin hayat boyu geçirdiği safhalardan, yaşadığı hadiselerden ve kendisine giydirilen sûretlerden müteşekkil bu aklî veya vehmî sûrete mukadderat denir. Her bir varlığın ma’kûle olan, yani akıl gözüyle görülebilecek bu ikinci sûretinde de yine pek çok hikmetler vardır. Bu hikmetler, bir varlığın hayatı boyunca değiştirdiği veya giydiği maddî sûretlerin hikmetlerinin tamamı kadardır; hattâ her bir varlığa bizzat böyle bir sûret takdir edilmesinin ve maddî sûretlerin sürekli değiştirilmesinin hikmetlerini de bunlara ilâve ettiğimizde elbette çok daha fazladır. Bu ikinci, vehmî veya ma’kûle olan sûrette Kader mistardır, yani bir cetveldir ki, o sûretin bütün çizgilerini çizer; Kudret ise masdar olup, Kader cetvelenin çizdiği çizgiler üstünde yapılan teşekkülât Kudret’ten sudur eder. Veya Kader çizilmiş satırlardır ki, Kudret, o satırlar üzerine hayatın bütün anlarını yazar. İşte, bütün bu anlar toplamına mukadderat denir.
ARIDAKİ MÜHENDİSLİK İNSANDA YOKTUR
İnsan, onca aklı, mühendisliği ve gücüne rağmen bir arının çizdiği ve yaptığı peteği çizemez ve yapamaz. Demek ki, arıdaki mühendislik ve ustalık, insanda yoktur. Çünkü arıya o mühendisliği veren Kader’dir ve iradesiz olan arı, Kader’in mühendisliğini kusursuz icra eder. Fakat insan, kendisine verilen irade, yani Kader’e tam teslim olamaması sebebiyle, ancak kapasitesi kadar iş yapabilir. Her bir hayvan türü, bir veya birkaç noktada insanın kapasitesini aşar ve insandan daha üstündür. İnsan, değil kendisine ve bir ağaca, bir ota bile, onun varlığındaki gayeleri, mahiyetini ve bütün diğer varlıklarla olan münasebetini bilip de ne maddî sûretini takdir edip çizebilir ve kesip–biçip dikebilir, ne de maddî sûretlerinden oluşan vehmî veya ma’kûle sûretini kesip–biçip dikebilir. Oysa kâinatta, hususen yeryüzünde her an sayısız maddî ve ma’kûle sûretler kusursuz, yanlışsız, eksiksiz ve fazlasız, ayrıca en yüksek sanat değerine sahip olarak kesilip biçilmekte ve dikilmektedir. Fesübhânallah! Bu akıl almaz iş, her şeyi bilen, gören, her sesi duyan, mutlak irade ve kudret sahibi Hz. Allah’tan başka kime nisbet edilebilir?
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |