En Birinci Üstad En Tesirli Muallim

Üstad Hazretleri, “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. (…) Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zattan ders aldığım hâlde yemin ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinler ve mânevî derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Diğer derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. DEMEK bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum vâlidemin ders ve telkinlerini, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde esaslı birer çekirdek müşâhede ediyorum.” ((Lem’alar, 24. Lem’a, Birinci Nükte)) buyuruyor.

Almanya’da yetişen bir kızımız liseyi bitirdikten sonra üniversite okumak için Amerika’ya gidiyor. Sonra orada bir Amerikalı ile evleniyor. Bu hususta bilgisi ve İslâmî hassasiyeti olmadığından böyle bir evlilik için bir beis görmüyor. Sonra eşinin işi dolayısıyla tekrar Almanya’ya Amerikan askerî üslerden birisine geliyor. Kızımız yirmi sekiz yaşına girince göğüs kanseri olduğunu öğreniyor. Dünyası başına yıkılıyor. Ne yapacağını şaşırıyor. Bir gece Allah’a yalvarmak istiyor. Zihnini zorluyor, annesinin küçükken öğrettiği bir sûre aklına geliyor. Bilebildiği kadarı ile bir dua olarak onu okuyup okuyup niyaz ediyor. Sonra da, “Yâ Rabbi, yarın beni, bu hususta bana yol gösterebilecek kişilerle karşılaştır!” diyor. Öbür gün karşısına bir Türk bakkalı çıkıyor. Dükkandan içeri girip “Amca, acaba buralarda Türk hanımların sohbet ettikleri bir yerler var mı?” diye soruyor. Tam o sırada dükkana yaşlı bir teyze giriyor. Ona “Gel kızım, bizim gelinlerin devam ettiği bir yer var.” diyor ve onu alıp ablalarla tanıştırıyor. Sonra bu kızımız onlara “Kafamda bazı sorular var, hiç çekinmeden sorabilir miyim, bana kızmazsınız değil mi?” diyor. Onlar da istediği herşeyi korkmadan, çekinmeden sormasını söylüyorlar. Hastalıklar ve hikmetleri ile ilgili pek çok sorusuna tatmin edici cevaplar alıyor. Morali düzeliyor, tedavi de yoluna giriyor. Ama dikkat edelim, burada onu bize bağlayan küçük yaşta öğrendiği kısa bir Kur’ân sûresi…

Üstad Hazretleri, “İslâmî terbiyede ve âhiret amellerinde en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî İhlâs bulunuyor.” diyerek hanımlardaki bu fıtrî kahramanlık potansiyeline işaret ediyor. Bir ağabeyimizin kızkardeşi çocuklarını tehlikede görünce seneler önce Almanya’dan İzmir’e ailesiyle beraber dönmüştü. Fakat içi yanmasına rağmen belli bir yaşa gelmiş olan çocuklarına bir türlü sahip çıkamıyordu. Dualar etti, yandı yakıldı… Ve bir gün herkes sofrada iken ağlayarak elini sofraya öyle bir vurdu ve arkasından da ciğerpârelerine gözyaşları ile dertlerini öyle bir döktü ki, bu ihlâslı sözler âdeta yüreklerini deldi. Sonra hepsinin kısa zamanda kıvama geldiklerine ve başkaları için onların da Allah yolunda koşturduklarına şâhit olduk.

Tam tersi bir durum ise 1400’lü yıllarda İspanya’da cereyan etti. Kastilya Kraliçesi Elizabet, müslümanları kendileri için kötü ve tehlikeli buluyordu. Ne yapıp edip onları atmalı idi. O sıralarda da müslümanlar meylürrahatın, yani rahat düşkünlüğünün pençeleri altında asıl hedeflerini şaşırmış vaziyette idiler. Elizabet “Bu müslümanları Endülüs’ten atmadıkça asla yıkanmayacağım!” dedi. Gerçekten davası için on üç sene hiç yıkanmadı. Ondan dolayı da ismi “Kirli Elizabet” olarak kaldı. Ama sözünü de yerine getirmiş oldu. Eğer Hicret’ten 48 sene sonra tâ İspanya’nın Valencia şehrine kadar giden ve orada vefat eden sahabenin.. ve Miladî 711’de Cebel-i Târık’tan İspanya’ya giren Târık bin Ziyad ve arkadaşlarının sahip olduğu hizmet ruhu ile hareket edilerek Elizabet’e İslâmiyet’in güzellikleri tanıtılabilseydi, onun sıfatı bugün “Kirli Elizabet” değil; “Nurlu Elizabet” olabilirdi.

Eser: | HANIMLAR REHBERİ ÜZERİNE |Abdullah AYMAZ | Şahdamar Yayınları |

Bu yazı 6 kez okundu