147-) Bir şey zâtî olsa, yani bizzat kendinde ve kendinden dolayı var olup, ona sonradan arızî olarak eklenmemiş bulunsa, o şeyde mertebeler ve o şeyin zıttı olmaz. 

Bir şey zâtî olsa, yani bizzat kendinde ve kendinden dolayı var olup, ona sonradan arızî olarak eklenmemiş bulunsa, o şeyde mertebeler ve o şeyin zıttı olmaz. (Sözler, “29. Söz, 2. Maksat, 3. Esas, 1. Mesele”)

BİR ŞEYİN ZÂTINA AİT HUSUSİYETLERDE MERTEBELER OLMAZ

Güneş, helyum ve hidrojen atomlarından ibarettir. Gerçi milyarlarca yıl içinde yüzünde bazı lekeler oluşmuş olup, İlâhî Kudret haricî bir sebeple onu söndürmez ve Kıyamet’i koparmazsa, belki birkaç milyar yıl sonra sönecektir. Bu gerçeği bir yana koyduğumuzda, helyum ve hidrojen atomlarından ibaret olan güneş, bizatihî ışık ve ısıya sahiptir. Yani, ışık ve ısı onda güneşin zâtı itibariyle, zâtına ait olarak vardır ve dıştan eklenmiş değildir. Güneş, ışığını lamba gibi haricî bir maddeden almaz. Dolayısıyla, güneşin kendi içinde ışık ve ısısında mertebeler olmaz; çünkü mertebeler zıttın karışmasıyladır. Sıcaklıkta soğuğun, güzellikte çirkinliğin karışması veya müdahelesiyle mertebeler olur. Zâtî, yani kendinde ve kendinden dolayı var olan şeylerin zıttı da olmaz. Çünkü bu durumda bir şeyde iki zıttın birleşmesi gerekir ki, bu, muhaldir.

BASİT VARLIKLAR VE MUTLAK KEMALDE DE MERTEBELER OLMAZ

Cenab-ı Allah’ın basit olarak yarattığı, yani parçalardan oluşmuş mürekkep kılmadığı, dolayısıyla kendilerinde mertebe var etmediği ve kendilerine zıtlarının müdahelesine müsaade buyurmadığı hayat ve ölüm, aynı anda aynı yerde bulunmaz. Ayrıca, bir şey mutlak kemalde ise, kemali için izafiyet söz konusu değilse, onda da mertebeler bahis mevzuu olamayacağı gibi, onun zıttı da olmaz.

HZ. ALLAH, ALLAH OLDUĞU İÇİN MUTLAK KUDRET SAHİBİDİR

İşte, Cenab-ı Allah’ın Kudreti, hem Zâtî’dir; O’nun O’ndan ayrılmaz ve O’nsuz düşünülemeyecek bır Sıfatı olarak ve Zâtı’ndan dolayı vardır. Cenab-ı Allah’a sonradan eklenmiş, O’nda zaman içinde var olmuş değildir. Hem de mutlak kemaldedir. Ayrıca, sonsuzdur; dolayısıyla sonradan olmuş değildir, dolayısıyla mürekkep, yani parçalardan oluşmuş da değildir. Öyleyse, Kudret-i İlâhî’de mertebeler oluşmaz ve söz konusu olamaz. Zıt, bu Kudret’e müdahale edemez, çünkü zıttı yoktur, O’nun için acz bahis mevzuu değildir. Bu sebeple, Cenab-ı Allah’ın Kudret’i için bir zerreyi yaratmak ile bütün bir kâinatı yaratmak, tek bir zerreyi evirip çevirmekle bütün kâinatı evirip çevirmek, Kıyamet’te bir insanı diriltmekle bütün insanları diriltmek arasında hiçbir fark olmaz; O’nun için kolaylık–zorluk asla söz konusu değildir.

ÖLÜM VE HAYAT, BASİT VE GAYR-I MADDÎ İKİ MAHLÛKTUR

Burada parantez içi olarak ifade etmeliyiz ki, hayat ve ölümün aynı anda aynı yerde bulunmaması, onların yaratılmasında sebeplerin hakikî tesirinin olmadığını gösterir. Çünkü, kendisine sebeplerin ârız olduğu bir şey, zıtsız olmaz. Ölüm ve hayatın aynı anda bir yerde bulunmaması, onların temelde birbirine zıt olmadığını da gösterir. Her ne kadar zıt gibi görünseler ve varlıklarında sebepler söz konusuymuş gibi olsa da, o sebepler, sadece insanların gözünde ve zahiren vardır. Yoksa Cenab-ı Allah (c.c.), hayatı da, ölümü de sebepsiz olarak doğrudan yaratır. Ölüm de, hayat gibi mahlûktur, yaratılır; aslında ölüm, bir başka hayattır, kabir veya berzah hayatıdır. Ölüm de, hayat da basittir; mürekkep, yani parçalardan oluşmuş değillerdir. Bu da, maddî olmadıklarını gösterir. Bu gerçekler, materyalizmi de, Darwinizm’i de bütün iddialarıyla temelden çürütür.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 16 kez okundu