148-) Aynada veya şeffaf bir cisimde temessül (görünme) veya aksetme, farklı şekillerde olur.

Aynada veya şeffaf bir cisimde temessül (görünme) veya aksetme, farklı şekillerde olur. (Sözler, “16. Söz, 1. Şua; Lemeât.”)

TEMESSÜLDEN MA’RİFET-İ İLÂHÎ’YE VE DAHA PEK ÇOK HAKİKATE

Varlıkların dört türlü veya dört türlü varlığın temessülü, yani görünmesi veya aksetmesi söz konusudur.

HÜVİYETLERİN TEMESSÜLÜ VEYA YANSIMASI

Kesif, maddî cisimler, sadece hüviyetleriyle, yani maddî şekilleriyle ve birer cisim olarak aksederler. Bu akis veya temessül, ölüdür; aksedenin aynı değildir. İnsanın aynadaki aksi böyledir. Maddî görüntüsü dışında hiçbir özelliği, niteliği, sıfatı, iç âlemine ait hiçbir şey aksetmez ve o aksin aynada herhangi bir tasarrufu olmaz.

KISMEN HÜVİYET, KISMEN MAHİYET TEMESSÜLÜ VEYA YANSIMASI

Maddî–nûranî cisimlerin aksi, cisimlerin kendisi değilse de, onlardan tamamen kopuk ayrı şeyler de değildir. Meselâ, maddî–nûranî bir cisim olan güneşin aynadaki ve su kabarcıklarındaki ya da deniz yüzündeki aksi veya akisleri güneşin kendisi değilse de, güneşten kopuk ayrı şeyler de değildir. Birebir güneş mahiyetinde olmamakla birlikte, güneşe ait hususiyetleri kendilerinde taşırlar. Işık ve ısılarıyla bulundukları her yerde tasarruf eder, yani orayı ısıtır ve aydınlatırlar; hattâ aynadaki güneşi karanlık bir yere tutsak, orayı da kısmen aydınlatır. Güneşin ısı ve ışığını vermesi noktasında bir ile bin veya milyar birdir, fark etmez. Onun, ısısını, ışığını, hattâ aksini bir cisimde tecelli ettirmesiyle, yani bir cismi ısıtması ve aydınlatması veya bir cisimde aksetmesiyle aynı anda bir yarımküreyi aydınlatması ve ısıtması arasında fark yoktur; bütün eşyadaki tecellisi bir şeyde, bir şeydeki tecellisi bütün eşyada tecelli etmesine mâni değildir.

Güneş canlı ve şuurlu ve buna göre ısısı, ışığı ve ışığındaki renkler Cenab-ı Allah’a ait Hayat, İlim, İrade, Sem‘ (İşitme), Basar (Görme), Kudret ve Kelâm gibi sıfatları olsaydı, o zaman tek olan güneş, yansıdığı her yerde, her şeyde bu sıfatlarıyla bulunur, her bir şeyde dilediği şekilde tasarruf eder, her şeyle ve her bir şeyle aynı anda görüşüp münasebet kurabilir, bir şeyde bulunup tasarruf etmesi bütün diğer şeylerde aynı anda bulunup tasarruf etmesine engel olmazdı.

MAHİYETLERİN TEMESSÜLÜ VEYA YANSIMASI

Nûranî ruhların veya varlıkların temessül ve akisleridir ki, hem canlıdır, hem de akseden varlık ve ruhun kendisi denebilecek ölçüde mahiyetine de sahiptir. Fakat içlerinde aksettikleri aynaların kabiliyetine göre tezahür ettiklerinden, tamamen kendileri olmazlar. Meselâ, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) veya bir başka büyük şahıs, rüyalarda kişilerin seviyeleri ve hallerine göre farklı şekillerde görünebilir veya görülebilirler. Hazret-i Cebrail (a.s.), Sahâbe’den Dıhye suretinde Peygamber Efendimiz’in huzurunda bulunduğu aynı anda, Cenab-ı Allah’ın huzurunda Arş-ı A’zam’ın önünde haşmetli kanatlarıyla secdeye gider, o aynı anda hesapsız başka yerlerde de bulunur ve İlâhî emirleri tebliğ ederdi. Bir işi, diğer işlerine mâni olmazdı. Hz. Azrail (a.s.), aynı anda kaç yerde binlerce ruhu kabzeder.

MİRAC HAKİKATİ; AYNI ANDA ÇOK YERDE BULUNMA; KALBLERİ OKUMA

Yine bu temessül veya akis sebebiyledir ki, meleklerden öte nûraniyet sahibi, mahiyeti nur ve hüviyeti nûraniye olan ve Mirac’da bedeni, maddenin enerjiye dönüşmesi misali rûhu gibi nûraniyet kazanarak veya manânın maddeye, manevînin maddîye hükmetmesi gibi rûhunun hakimiyetine girerek rûhuna eşlik eden Peygamber Efendimiz (s.a.s), aynı anda hem evliyânın keşfinde, hem sâdık rüyalarda hazır olur; bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir ve Kıyamet’te bütün asfiyâ ile bir anda görüşür; ümmetinden izin verilenlere şefaatte bulunur. Velîler içinde bilhassa biri vefat edince yerini başkası aldığı için ‘bedel’, çoğulu itibariyle ‘abdâl’ denilenler, çok yerde bir anda görünebilirler. Yine, kalblerinin saffeti ve kazandıkları nûraniyet sebebiyle bakışları ışık gibi, röntgen ışınları gibi nüfuz kabiliyeti kazanan peygamberler ve evliyâ, insanların içinden geçenleri hissedip bilebilir; insanın bilhassa gözlerde ve ellerde yansıyan düşüncelerini ve amellerini yine görüp okuyabilirler.

MAHİYET VE HÜVİYETİN BİR ARADA TEMESSÜLÜ VEYA YANSIMASI

Kelimelerin aksi ki, ağızlardan ve pek çok başka varlıktan ve âletten çıkan sayısız kelime, aynı anda havaya intikal eder. Hava zerrecikleri, Allah’ın izni ve Kudreti’yle bunların hiçbirini karıştırmadan alıcılara taşır. Ayrıca, aynı kelimenin aynı anda milyonlarca alıcıya ve kulağa girip algılanması birbirine mâni olmaz ve alıcılarda ârıza olmaması ve o anda aktarıcı havada onu değiştirecek faktörlerin bulunmaması halinde kelime, her bir alıcıya ve kulağa bütün özellikleriyle kendisi olarak girer. Yani o kelimenin kimden çıktığını, kimin konuştuğunu da biliriz. Bu da, mahiyet ve hüviyetin bir arada yansımadır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 11 kez okundu