Göze görme kapasitesi ve mideye açlık veren ile, sema gözüne ışık sürmesini çeken ve yeryüzünü gıda sofrası olarak seren, aynı Zat’tır. (Sözler, “Lemeât”)
İnsan göz, kulak, burun, dil ve deri gibi duyu organlarına; sevgi, merhamet, şefkat, nefret, öfke, yardımlaşma vb. hislere; aradabir açlık hisseden maddî mide ile birlikte sürekli doyma ihtiyacındaki akıl midesine sahiptir. Yine insan, üşür, yanar, yorulur, susar; bunların yanısıra, pek çok şehvetlerle dopdoludur. Göz görecek, kulak duyacak, burun koklayacak, dil tadacak, dudaklar konuşma adına kıpırdayacak, deri dokunacaktır. Sevme duygusu, acıma ve yardımlaşma gibi duygular, tatmin için muhatap arayacaktır.
Midenin açlığı maddî gıda, akıl midesinin açlığı düşünme, muhakeme, öğrenme ve bilgi ile; üşüme, ısınma; yanma, serinleme; yorulma, dinlenme; susama, içme ile ve şehvetler, gereken malzeme ve münasebetlerle giderilecek veya tatmin edilecektir. Öyleyse, gören gözü tatmin için görülecek manzaralar, duyan kulağı tatmin için duyulacak sesler, koklayacak burunu tatmin için koklanacak kokular, tadacak dili, konuşacak dudak ve diğer organları, dokunacak deriyi tatmin için tatlar, konuşulacak konular, meseleler ve dokunulacak şeyler olacaktır.
Kısaca, bir yanda ihtiyaçlar, diğer yanda onları duyma ve tatmin adına organlar ve tatmin vasıtaları birbirlerine tam denk olarak vardır. Şu halde, ihtiyaçları, onları duyacak ve tatmininde kullanılacak organları ve vasıtaları var eden öyle biri olmalıdır ki, hem bütün ihtiyaçları, hem onların tatmin vasıtalarını, hem de onların tatmin şekillerini ve tatminde kullanacak organları eksiksiz bilsin ve kusursuz var etme kudretine sahip bulunsun. Bu gerçek de, yine varlığı ve Birliği’yle Cenab-ı Allah’ı gösteren en açık delillerden biridir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |