Her bir masnûun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak herşeyi ĥalkeden Ĥâliq’a mahsustur. Ve her bir mahlûkun cephesine öyle bir hâtem vurulmuştur ki, her şeyi yapan Sâni’den başka kimse de o hâtem bulunmaz. (Mesnevî-i Nûriye, “Lem’alar, 1. Lem’a”.)
Hz. Üstad Bediüzzaman’ın bu tesbiti, hem Cenab-ı Allah’ı tanıma, hem de Kur’ân’ı ve Risale-i Nurlar’ı anlama adına çok önemlidir. Bu sebeple ve iyi anlaşılabilmesi için bu tesbit sadeleştirilmeden aktarıldı. Her bir şey, Cenab-ı Allah’ın Sâni‘ (Mükemmel ve Sanatlı Yapan) isminin mazharı veya mahsulü olarak masnû, Ĥâliq (Yaratıcı) isminin mazharı veya mahsulü olarak mahlûktur. Dolayısıyla Hz. Üstad, bu tesbitinde “Her bir masnûun yüzünde Sâni’e mahsus bir sikke, her bir mahlûkun cephesinde Ĥâliq’a ait bir hâtem (mühür) bulunur.” demesi beklenirken, “Her bir masnûun yüzünde Ĥâliq’a mahsus bir sikke, her bir mahlûkun cephesinde Sâni’e ait bir hâtem bulunur.” demektedir. Niye böyle dediğini ise, yine tevhid ve ma’rifet-i İlâhî adına bir başka yerdeki şu önemli ikazından anlıyoruz:
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |