162-) “Eşyaya masnû (sanatlı yapılmış, sanat eseri) olarak baktığınızda.. Eşyaya mahlûk (yaratılmış) olarak baktığınızda

“Eşyaya masnû (sanatlı yapılmış, sanat eseri) olarak baktığınızda Ĥâliq’ı düşünün, aksi halde tabiatperestliğe düşersiniz. (onun Yaratıcı’nın eseri olduğunu düşünmez ve onu tabiata mal edersiniz.) Eşyaya mahlûk (yaratılmış) olarak baktığınızda Sâni’i düşünün, yoksa eşyadaki sanatı göremezsiniz.” (Mesnevî-i Nûriye, Sözler, Tabiat Risalesi )

Bu hatırlatma, hem tevhid, hem ma’rifet-i İlâhî adına son derecede önemlidir. Eşya, sadece tek bir yönüyle ve Cenab-ı Allah ile tek bir münasebeti açısından ele alınmamalıdır. Cenab-ı Allah’ın bir şeyin varlığı adına Ĥâliq (Yaratan) ismi tecelliye başladığı anda Hakîm (Hikmet Sahibi, Hikmetli Yapan)Muqaddir (Takdir Eden,) Adl (Tam Bir Denge İçinde Yaratan ve Yapan)Muhsin (Çok Güzel Yapan ve İhsan-larla Donatan)Cemîl (Nihayetsiz Güzel)Musavvir (Şekil Veren)Mülevvin (Renk Veren) gibi daha pek çok İsimleri de tecelliye başlar. Ayrıca, Kayyûm (Hayatta Tutan) ve Razzâk isimleri gibi İsimler de, yine onda hayatı boyunca tecelli eder. Dolayısıyla, bir nesneye ma’nâ-yı ismî, yani sadece kendisi cihetinden bakıldığında o nesne kâinatta tek başına ve yetim görülür ve sadece kendisini gösterir. Oysa ona ma’nâ-yı harfî, yani kendisinden başkasını gösteren cihetinde bakmak gerekir. Bu cihetten bakarken de onun ne kadar yönden Sahibi’ni, Yaratıcısı’nı gösterdiği üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

MASNÛA ĤÂLİQ’I, MAHLÛKA SÂNİ’İ DÜŞÜNEREK BAKMALIDIR

Evet, nasıl bir kitapta yazılı bir harf yalnız bir cihetle kendini, fakat pek çok cihetlerle yazarını gösterirse, bunun gibi, bir nesne veya bir varlık da, bir cihetten kendisine işaret ederken, pek çok cihetlerden Hz. Allah’a (c.c.) işarette bulunur; üzerindeki pek çok İsim ve Sıfatları’nın tecellisi noktasında Hz. Allah’a aynalık vazifesi yapar. Böyle bakma, böyle görme, her şeyi, her nesneyi ‘âyet’, yani Cenab-ı Allah’a tam delil ve işaret, O’ndan bir mektup ve bir ma’rifet kaynağı, Allah’ın varlığı, Birliği ve O’nu tanıma adına bir muallim olma mevkiine çıkarır; kendi başına, fâni ve yetim bir nesne olmaktan, Hz. Allah ile pek çok yönden münasebeti bulunan çok manâlı, pek çok vazifelerle muvazzaf, pek çok faydaları ve varlığında pek çok hikmetler bulunan İlâhî bir sanat eseri olma tahtına oturtur.

Bu çerçevede, bir şeye bir eser, sanat eseri, masnû olarak baktığımızda Ĥâliq’ı akla getirmezsek, ondaki sanatta, o şeyin kendisinde kaybolup, onun varlığını kendisine ve tabiata verebiliriz. Dolayısıyla, ona bir eser olarak baktığımızda Yaratıcı’yı akla getirmeli ve onun yaratılmış olduğunu düşünmeliyiz. Buna karşılık, bir şeye yaratılmış olarak bakar ve sadece burada takılıp, onda tecelli eden diğer İlâhî İsimler’i görmezsek, bu defa o şey, nazarımızda Cenab-ı Allah’a bir ayna, O’nun bir âyeti, mektubu, sanat eseri olmaktan çıkar; ondaki manâlar kaybolur. Dolayısıyla, herbir şeyi onda tecelli eden bütün İsimler çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 2 kez okundu