170-) Her bir şey birer mühr-ü Ehadiyet ve birer sikke-i Samediyettir ve mekânın kâtibini gösterir.

Her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hattâ her bir hayvan, her bir ağaç, birer mühr-ü Ehadiyet ve birer sikke-i Samediyet olduklarını; bulundukları mekân ise, bir mektup suretini almasıyla bir imza olarak o mekânın kâtibini gösterir. (Lem’alar, “30. Lem’a, 4. Nükte, 3. İşaret”)

Cenab-ı Allah (c.c.), İsimleri’nin tecellileriyle kâinatı yaratmıştır. Kâinattaki bir şeyin varlığı için her şeyin varlığını gerektiren birlik, onu teşkil eden varlıkların bir aradalığı, kâinatın bütün unsurları arasında en küçük bir meyvenin varlığı ve hayatı için bile denebilir ki bütün kâinatı onun yardımına koşturan yardımlaşma ve dayanışma, Yaratan’ın Birliği’ni gösterdiği gibi; içindeki her bir şey ve her şeyin tek tek ve toptan hususiyetleri, ayrıca kâinatın bütününde görülen tek tek ve tüm hususiyetler, Allah’ın kâinatta tecelli eden İsimleri’ne aynalık yapar. İşte kâinatın tamamında yansıyan ve onu içindeki sayısız nesne ile bir bütün haline getiren İlâhî tecelliye Vâhidiyet tecellisi denir. Bunun yanısıra, varlık türlerini birbirinden ayıran ve ‘fârik vasıflar’, yani ‘ayırt edici özellikler’ denilen hususiyetler vardır. İşte her bir türü diğerlerinden ayrı o tür olarak tayin eden de, yine Cenab-ı Allah’ın Vâhidiyet tecellisidir. Benzer şekilde, her bir insanı tüm insanlık türüyle olan ortak özellikleriyle yaratmadaki tecelli de yine Vâhidiyet tecellisidir. Yani, küllî (tümel)lerde ve bütündeki tecellidir Vâhidiyet tecellisi. Buna karşılık, her bir insanda onu diğerlerinden ayıran hususî özellikler, her bir hayvanı yine fert olarak kendi kılan özellikler, her bir otta, her bir çiçekte, her bir meyvede, her bir cisim veya nesnede onu fert kılan özellikler, Cenab-ı Allah’ın Ehadiyet tecellisidir. Bir başka ifadeyle, Ehadiyet tecellisi, kendilerine has özellikleriyle fertleri fert yapan tecellidir. Dolayısıyla her bir ferdî varlık, bir Ehadiyet mührüdür, sikkesidir, tuğrasıdır.

HER BİR VARLIĞIN RIZKI KADER’DE BELLİDİR

Bunun yanısıra, bütün kâinat, varlığını ve varlığının devamını Cenab-ı Allah’a borçludur. Bütün varlıkların varlıklarının devamı için hepsinin ortak ihtiyaçları vardır ve bu ortak ihtiyaçları karşılamada Cenab-ı Allah su, hava, toprak gibi küllî unsurları kullanır. Ayrıca, her varlık türünün aslî ihtiyaçları ve bunların karşılanma şekli ve karşılanmasında kullanılan malzeme de bellidir. Bütün varlıkların bu şekilde ihtiyaçlarını karşılama ve rızıklarını verme, Cenab-ı Allah’ın Rah-mâniyet tecellisidir. Fakat Hz. Üstad Bediüzzaman’ın vurguladığı üzere, “Umumî bir nimetlendirme ile şahsa olan inayet arasında zıtlık yoktur. Meselâ, bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur. Yani, bu ziyafet umumî olduğundan davet umumiyette kalır, şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh, Allah’ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumî olup, O’nun varlıkları nimetlendirmesinde şahıslar kastedilmemiş değildir. Ancak o umumiyette hususiyet de maksuttur. Bu sebeple, tek tek şahıslar o umumî nimetlendirmede kastedilmediklerinden o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarını düşünmek hatadır.” (Mesnevî-i Nûriye, “Zerre”)

Evet, bütün varlıkların hayatlarının devamı için gerekli olan rızık, bütün varlıklar için birden akıp giden bir nehir (gibi) değildir. Her bir otun, her bir çiçeğin, her bir ağacın, her bir hayvanın, her bir insanın küllî rızık içinde kendine has ve kendine ait rızkı da vardır. Bu rızık, bellidir, takdir edilmiştir, onun için ayrılmıştır ve küllî rızık içinde ona hususî olarak verilir. Her bir varlığın bu şekilde rızkının verilip, hayatının devam ettirilmesi de, Cenab-ı Erhamür-rahimîn’in Rahîmiyet tecellisidir. Vâhidiyet ve Rahmâniyet tecellileri birbirine, Ehadiyet ve Rahî-miyet tecellileri de birbirine bakar.

Netice olarak, kâinatın içindeki her bir varlık, ferdiyetiyle ve hususî görümü ve rızıklanmasıyla Cenab-ı Allah’ın Ehadiyeti’nin ve O’na mutlak muhtaç olup, ihtiyacının onun tarafından karşılanması açısından da Samediyeti’nin, yani Cenab-ı Allah hiçbir şeye muhtaç olmamasına mukabil, her bir şeyin O’na muhtaç olmasının bir mührüdür. Bu şekilde, meyvelerin, çiçeklerin, bitkilerin, ağaçların, hayvanların, insanların bir arada bulunduğu her bir mekân, her bir bahçe, her bir bağ, her bir bostan, her bir yurt, her bir mahalle, içindekilerin kelimelerini teşkil ettiği bir mektuptur. Bu mektup da, âdeta bir imza gibi yine Cenab-ı Allah’ı gösterir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 5 kez okundu