Tesir, faaliyet ve tasarruf lâtif, nûranî ve mücerret şeylerin, etkilenme ve tasarrufa açık bulunma ise maddî, kesif ve cismanî şeylerin hususiyetidir. (Mesnevî-i Nûriye, “Habbe, Zeylü’z-Zeyl”)
Semâlardan yeryüzüne, orada cemadâttan bitkilere, hayvanlara ve insana kadar bütün varlığın yönü hayata doğrudur. Ve varlık hayata doğru yol aldıkça daha çok şeffaflaşır. Hayat bütünüyle şeffaf ve manevî olduğu içindir ki, hakikati maddede arayan ve dolayısıyla aklı gözüne inmiş olan materyalist bilim, onu bir türlü açıklayamamaktadır; onu açıklayamadığı gibi, hayatın en önemli ve yine hayattan daha şeffaf ve manevî tezahürleri olan akıl, şuur, irade gibi kuvvetleri de açıklayamamaktadır.
MADDE VE HAYAT MÜNASEBETİ
Bir şey ne kadar lâtif, nûranî ve şeffaf ise hayata o kadar daha yakındır. Dolayısıyla, toprak ve su gibi kesif maddelerden sayısız varlıklar yaratan Cenab-ı Allah (c.c.), elbette topraktan ve sudan çok daha şeffaf olan ateş, enerji, hava, ışık, nur, esir ve manâlardan da sayısız varlıklar yaratacaktır, yaratmıştır ve yaratmaktadır. Buradan şu neticeye kendiliğinden ve hiç şüphe duymadan varabiliriz ki, insan gibi topraktan, yani kesif bir maddeden yaratılan, fakat en gelişmiş ve gayr-ı maddî şuur, akıl, irade ve hislerle donatılmış bir varlığın asıl varlığı maddesinde değil, ona hükmeden manevî, melekî veya ruhanî boyutundadır. İnsanda akıl, şuur, irade ve hislerin kaynağı olan bu boyuta veya insanın asıl varlık özüne ruh diyoruz.
Şu halde, bir şey ne kadar şeffaf, latif ve nûranî ise o, tesir etme, faal olma ve tasarrufta bulunma özelliğine sahiptir. Meselâ, insana hükmeden aklı, şuuru, iradesi, hisleri, kısaca, bunlara sahip bulunan ruhudur. Yeryüzünden milyonlarca uzakta bulunan güneşin şeffaf ve manâya yakın bulunan ısısı ve ışığı yeryüzündeki her şeyi tesir sahasına alırken, yeryüzündeki kocaman dağların, kayaların, yanıbaşlarındaki başka cisimlere hiçbir tesiri sözkonusu değildir. Bu apaçık gerçekler de, maddenin ve ‘tabiat’ın, varlıkların vücuda gelmesinde hiçbir rolü olmadığını, bunların fail ve mutasarrıf değil, tam tersine tesir alan ve üzerinde tasarrufta ve faaliyette bulunulan bir mef’ul, yani edilgen nesne olduklarını göstermektedir. Öyleyse, bunları yaratan ve kullanan biri vardır ki, O da, her şeyin yaratıcısı Hz. Allah’tır.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |