Kâinatta ve/veya insan vücudunda her ve her bir şey tek bir kaynağa verilmezse, bu takdirde her bir şey, bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer her şey tek bir kaynağa atfedilirse, o zaman bütün eşya, bir şey kadar kolay olur. (Sözler, “22. Söz, 9. Burhan; 33. Söz, 11. Pencere”; Şualar, “2. Şua, 2. Makam, 2. Muktezî”)
Bu çok önemli tesbit, Hz. Üstad Bediüzzaman’ın (r.a.) Cenab-ı Allah’ın mutlak Birliği’ni ispat ve şirki ret adına sık sık kullandığı küllî gerçeklerdendir. Bir orduyu giydinecek elbiseler tek bir fabrikada dokunup üretilirse, sayının getireceği meşakket dışında bir askeri giydirmekle bir orduyu giydirmek arasında fark olmaz ve dolayısıyla bir orduyu giydirmek, bir askeri giydirmek kadar kolay olur. Fakat bir askerin elbisesi pek çok fabrikada dokunup üretilecek olsa veya her bir asker ayrı bir fabrikadan giydirilecek olsa, bu defa bir askeri giydirmek bir orduyu giydirmek kadar zorlaşır ve pahalı olur. Bir orduyu belli kanunlar dâhilinde tek bir komutanın idaresi bir askeri idare etmek kadar kolaydır, fakat ordu tek tek askerlerin kanununa ve idaresine bırakılacak olsa, bu takdirde bir askeri idare etmek bir orduyu idare etmek derecesinde müşkülleşir. Kaynağın veya merciin birliğindeki kolaylık sebebiyledir ki, bir köyde bir muhtar, bir ilçede bir kaymakam, bir ilde bir vali, bir ülkede bir hükümet bulunur ve bir ülkenin bütün insanları aynı kanunlara tâbi tutulur.
EN AÇIK GERÇEKLER KARŞISINDA “BİLİMSEL” CEHALET
İşte insan, bütün hücreleri ve organları hem birbirleriyle, hem de vücudun tamamıyla derin, kopmaz, ihmal edilmez ve hayatî münasebetler içinde bulunan bir organizmadır. Bu organizma, organları arasında muhteşem bir yardımlaşma ve işbirliği ve mükemmel bir düzen ve intizam içinde çalışmaktadır. Organizmadaki bütünlük o kadar müthiş ve mükemmeldir ki, insanı meydana getiren yüz trilyon civarında hücreden birinin mekanizmasının bozularak devreden çıkması, yani kanser olması, bütün vücudu ölüme götürebilmektedir. Kâinat da, aynen insan vücudu gibi, bütün parçaları, onu meydana getiren bütün varlıklar birbirleriyle yine derin, kopmaz, ihmal edilmez, vazgeçilmez ve hayatî münasebetler ve işbirliği halinde bir organizmadır. Bu organizma içinde meselâ tek bir kirazı elde etmek için bütün özellikleriyle, çimlenip büyüme ve kiraz ağacı olma hususiyetleriyle kiraz çekirdeği, toprak, ısı ve ışığıyla güneş, su veya yağmur, yerkürenin kendi ekseni ve güneş etrafındaki hareketleri, zaman, yani âdeta bütün sistemiyle kâinat orantılı işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliği, hem bütün ağaçlar, bütün bitkiler, bütün meyveler için de, tek bir bitki, tek bir ağaç, tek bir meyve için de aynıdır. Dolayısıyla, bütün çekirdeklerin ağaç olması ve bütün ağaçların meyve vermesi, tek bir çekirdeğin ağaç olması ve tek bir ağacın meyve vermesi kolaylığındadır. Bu da, yaratan, içindeki bütün varlıklarla birlikte kâinatı idaresinde tutan, kanunlarına itaat ettiren İlmin, İrade’nin, Kudret’in, yani Cenab-ı Allah’ın bir olması sebebiyledir. Aksi halde, birden fazla aynı ilim, irade ve kudrete sahip ilâh bulunmuş olsa idi, kâinattaki bu birlik, intizam ve işleyişindeki kolaylık olmaz, her şey bozulurdu.
Muhalin en muhali olarak, her bir şey veya varlık kendi kendisinin yaratıcısı ve rabbi, yani yetiştireni ve idare edeni olmuş olsaydı, bu defa her bir atomun, her bir tohumun, her bir çekirdeğin, içindeki bütün varlıklarla birlikte tüm kâinatı gören bir göze, bilen bir ilme, yaratıp idaresinde tutacak bir kudrete, bütün sesleri işitecek bir kulağa ve bütün olup bitenlerden haberdar olacak bir kapasiteye sahip olması gerekirdi. Bu en açık bir gerçek olduğu halde, muhalin bu en muhalini bilim adına bugün pek çok sözüm ona bilim insanı, pek çok filozof ve kendisini insan sanan insan kabul edebilmektedir. Kur’ân’da buyrulduğu gibi, “İnsan, ne kadar zalim, yani bozmakta, yerli yerine koymamakta, yanlış takdir edip yanlış değerlendirmekte ne kadar ölçü tanımaz ve ne kadar cahildir!” (Ahzâb Sûresi/33: 72)
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |