18.Bölüm [193-201]

[193 ve 201.Sayfalar dahil Meâlidir]

Dağlar, vadiler ve sahralar kendilerine mahsus lisanlarıyla; her çeşit canlının her türden ihtiyacı için depolanmış hazinelerinin ve kaynaklarının farklı farklı faydalarından müteşekkil kelimeleriyle, yine mahlûkatı rızıklandırmak için gönderilmiş sümbüllü bitkilerden müteşekkil kelimeleriyle ve aynı zamanda canlılara yiyecek olmak üzere ellerini uzatmış meyveli ağaçlardan müteşekkil kelimeleriyle derler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Çeşit çeşit bitkiler, sınıf sınıf ağaçlar kendilerine mahsus lisanlarıyla; âhenk, uyum ve intizam içindeki ölçülü yaprak, çiçek ve tohumlarından müteşekkil kelimeleriyle ve birbirinden farklı suretlerinin bir intizam, mizan ve imtiyaz içinde açılıp ortaya çıkmalarıyla der ve şehadet ederler ki, Allah’tan başka bir ilâh yoktur.

 

Bütün hayvanat ve huveynat, topyekûn büyük ve küçük hayvanlar, kuşlar ve kuşçuklar kendilerine has lisanlarıyla; hepsi yerli yerinde uzuv, alet, cihaz ve hislerinden müteşekkil kelimeleriyle söyler ve kendilerine mahsus, ölçülü ve zinetli suretlerinin açılıp inkişaf etmeleriyle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Bütün enbiya ve resûller (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) kemâlat ve mucizatları, kitap ve sahifeleri, muamele ve münâcâtları kelimeleriyle der ve yakarış ve yardım taleplerine cevaben lütfedilen Rabbânî mukabeleler, gaybî iane, ikram ve medetlerle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Hayra kilitlenmiş ahyâr, vilâyetini ilimle taçlandran asfiya, doğruluk, fıtratının bir yanı hâline gelmiş sıddîkîn kendilerine has lisanları ile; nuranî ve birbirine muvafık hüccet, burhan ve delillerinden müteşekkil kelimeleriyle ikrar ve ilan ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur. 

 

Bütün evliya ve aktâb (kutuplar) kendilerine mahsus lisanlarıyla; birbirine mutabık müşahede ve keşiflerinden müteşekkil kelimeleriyle ilan ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur.

 

Bütün melâike ve ervah-ı tayyibe kendilerine has lisanlarıyla; dünyayı dolduran tesbihat ve tahmidatlarından müteşekkil kelimeleri ile ve insanlara binler ve binler defa temessül ederek göründükleri sırada tevatüren verdikleri haberlerin birbirine tevafukları ile söyler ve şehadet ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur.

 

Yine bütün müstakim akıllar, selim kalbler kendilerine mahsus lisanlarıyla; mezhep ve meşrep farklılıklarına rağmen, birbirine uygun olan yakîn, kanaat, delil ve keşiflerinden müteşekkil kelimelerle ifade ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Bütün kütüb ve suhuf-u semaviye kendi lisanlarıyla; farklı zaman ve mekânlarda gelen vahiy ve ilham kelimeleriyle ilan ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Evet, Allah (celle celâluhu) rubûbiyet ve şefkatini fiilen ve hâlen gözler önünde gösterdiği gibi, rahmâniyet ve ulûhiyetini de vahiy ve ilhamlar ile açıkça ilan etmektedir.

 

Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek lisanıyla; kemâlat, mucizat ve Din’ine ait hakikatlerden, ayrıca âl ü ashabının, asfiya-i ümmetinin tevhid hususunda O’nu hakka’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve ilme’l-yakîn ile tasdikte icma etmelerinden müteşekkil kelimelerle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Cihat-ı sittesi (altı ciheti) parlak, makamat-ı sitte tarafından musaddak ve hakâik-i sitte üzerine mukarrar (karar kılmış) olan Ku’an-ı Mu’cizü’l-Beyan kendi lisanıyla; sûre, âyet, meyve ve eser, hakikat ve sırlarından müteşekkil kelimeleriyle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Hakikat-i insaniye kendine mahsus lisanıyla; hayatı, hisleri, seciye ve huyları, ayrıca (Cenab-ı Allah’ın esmâ-i hüsnâ ve sıfât-ı ulyâsına) bir mikyas (ölçü) ve bir mir’at (ayna) oluşundan müteşekkil kelimeleriyle; evsafı, ahlâkı, Allah’ın arzda yarattığı halife, kâinata yaptığı fihrist oluşu ve (emanet-i kübra olan) enaniyetinden müteşekkil kelimeleriyle; cami, şümullü ve kapsamlı yaratılışı, mütenevvi (farklı farklı) ibadetleri, pek çok ihtiyaçları, nihayetsiz acz u fakr ve noksanlığı ve sayılamayacak kadar çok istidatlarıyla der ki, Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Muazzam ve mücessem bir Kur’ân olan kitab-ı kebir-i kâinat muhit/kuşatıcı bir dil ile; gelir ve giderleri, üzerinde yaşayan sakinleri ve içinde bulunan müştemilatı ve bütün bunların ölçülü ve muntazam yenilenmeleri ve değişmelerinden müteşekkil kelimeleriyle; hudûsu (sonradan yaratılması) ve imkânı (varlığının zorunlu değil mümkin olması, olup olmaması mümkün iken var edilmesi), sakinlerinin değişip durması, müştemilatındaki muntazam değişiklikler, şekillenmeler ve sevk ü idare, ayrıca bütün cüz ve parçalarındaki gayet derecede ölçülü teavün (yardımlaşma), tesanüd (dayanışma) ve tenasüb (uygunluk) kelimeleriyle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Hazreti Vâcibü’l-Vücud sıfat, isim, şuûn ve fiillerinin tecellileriyle.. mükemmel bir sistem ve denge içinde yaratıp idare ettiği eserleri ve sanat harikalarından müteşekkil kelimeleriyle.. hem bütün mevcudattan kendilerine mahsus farklı farklı ibadetlerin görünmesine karşılık kâinatın her tarafında varlığını gösteren mutlak ulûhiyetinin görünmesiyle.. bütün mahlûkatı kuşatan rubûbiyet-i âmmesinin ortaya çıkması ile.. bütün masnuatını kapsayan faaliyet-i şamilesinin görülmesiyle bizzat şehadet eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Ulûhiyetinde ve rubûbiyetinde şirki her cihetle reddeden nihayetsiz kemâlat, kibriyâ ve azamet (büyüklük ve ululuk) sahibi, Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Şirki hiçbir açıdan kabul etmeyip reddeden mutlak hâkimiyet ve âmiriyet sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Tevhidin lazımı olan rubûbiyet-i âmme ve ulûhiyet-i mutlaka sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Birbirine benzeyen hadsiz eşyanın muntazam suretlerini her tarafta birbirine hiç karıştırmadan, hikmetle açan Fettâhiyet-i âmme sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Her bir tarafta birbirine benzer çok geniş rahmet ve şefkat tecellileriyle mütecelli olan Rahmâniyet-i vâsia sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Zerrâttan seyyârata, atomlardan gezegenlere kadar her şeyi ihata eden muhteşem sevk ve idarenin sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Birbiriyle pek karışık ve içiçe bulunan bütün canlılarn belirlenmiş iaşe ve rızıklarını, onların tam ihtiyaçlarına göre lütfeden Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Her noktayı kuşatan isim ve fiillerin sahibi, her yere yayılmış bulunan unsur ve türlerin yaratıcısı Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Bütün eşyayı, mutlak çoklukla beraber nihayet derecede intizam içinde.. mutlak süratle beraber benzersiz bir ölçü içinde.. birbirinden pek çok uzaklıkla beraber emsalsiz bir ittifak ve uyum içinde.. mutlak bir karışıklıkla beraber tam bir imtiyaz ve farklılık içinde.. mutlak bir bolluk ile beraber paha biçilmez bir kıymet içinde yaratan ve bütün bu icraat-ı Sübhaniye apaçık Yüce Zâtının birliğine delâlet eden Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Vahdetinin mühürleri, birer mektup gibi yarattığı sanat harikası eserlerinin üzerinde kesretle görünen Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Bütün kâinattaki, vahdeti gerekli kılan, şirki de reddeden sevk u idaredeki birlik ve umumi ve mükemmel intizam şehadet eder ki, Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.

 

Âlemin bütün cüzleri, parçaları; her biri ehadiyete delâlet eden ve kader kalemi ile belirlenen kabiliyetleri ölçüsünde her bir şeyde görünen, bilerek ve nihayetsiz bir itkan ile ortaya konan sanatıyla beraber vâhidiyete delâlet eden yardımlaşmaları, birbirinin ihtiyaçlarına cevap vermeleri, ölçülü ve dengeli hareketleriyle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. 

 

Yüceler Yücesi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O (celle celâluhu) her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi Melik, varlığı kendinden ve değişmeyen bir Zât olan Hak, tekvinî ve teşriî beyanlarıyla varlık ve birliğini apaçık gösteren Mübîn’dir.

 

Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Allah’ın, vaadinde sadıklardan daha sadık, emanette eminlerden daha emin Resûl-i Zişân’ıdır. Evet, ümmiliği ile beraber, getirmiş olduğu en mükemmel Din islâmiyet ve şeriatıyla birden zuhurunun.. O’nun gayet derecedeki ciddiyet ve itminanına, nihayet mertebedeki güven ve itimadına, sıdk u sadakat ve hakkaniyetindeki kemâline delâlet eden ve emsalsiz harika meyveler netice veren kuvvetli iman, itikat ve ibadetinin..

pek yüksek dua, münâcât ve davetinin..

en şümullü tebliği ve sağlamlardan daha sağlam metanetinin şehadetiyle; hem iman esaslarına ait bütün hakikatlerin ittifakla O’nu tasdik etmesinin şehadetiyle; hem kendi ulvi şahsiyetinin binler kemâlat ve mucizelerinin şehadetiyle; ayrıca hadd ü hesaba gelmeyen hakikat ve delilleri ile Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın..

işaretlerinin kudsiyetiyle Cevşen’in..

delillerinin kuvvetiyle (Risale-i) Nur’un..

peygamberliğinden önce, O’nun risaletini teyit eder mahiyette vuku bulan irhasat türünden hâdiseleri haber veren mazinin..

binler hâdise ile O’nun nübüvvetini tasdik eden istikbalin..

hakka’l-yakîn derecesindeki kuvvetli imanlarıyla O’nu tasdik eden ehl-i beytinin..

ayne’l-yakîn mertebesindeki kâmil imanlarıyla O’nu tasdik eden ashabının..

ilme’lyakîn ölçüsündeki tahkikatleriyle O’nu tasdik eden asfiyanın..

keşif ve yakinleriyle O’nu tasdik hususunda mutabakat sergileyen bütün aktâbın..

kâhinler, gaipten seslenen hâtifler ve âriflerin, O’nun peygamberliğini müjdeleyen haberlerini tevatür ölçüsünde çokluk ve sağlamlık ile bildiren mazinin..

mukaddes kitap ve sahifelerinde O’nun risaletini müjdeleyen nebi ve resûllerin (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm)..

Kâinatın yaratılışındaki gayeler ve gözetilen ilâhî maksatların gerçeklemesi, her bir parçasının kıymetini bulması ve vazifesini yerine getirmesi, güzellik ve kemâlatının ortaya çıkması ve hakikatlerindeki hikmetlerin gerçekleşebilmesi sadece ve sadece beşerden peygamberlerin gönderilmesine, özellikle de risaleti bütün insanlığı cami/kuşatıcı olan Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm)’ın risaletine mütevakkıf/bağlı olması sırrıyla, zira Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem)’in risaleti olmasaydı, nihayetsiz anlamları olan bu mükemmel mevcudat boşu boşuna gidecek, anlamsız kalacak ve kemâlatını yitirecekti, ki bu, birçok vecih ve cihetlerden muhaldir/imkânsızdır bütün gayeleri ve hakikatlerindeki hikmetleri ile kâinatın şehadetiyle O (aleyhi ekmelüttahiyyat ve etemmütteslimat), Allah’ın (celle celâluhu) şanı yüce Resûl’üdür.

***

Bu yazı 1771 kez okundu