19.Bölüm [202-212]

[ 202 – 203 – 204 – 205. Sayfaların Meâlidir. ]

Yüceler Yücesi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O (celle celâluhu) her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi Melik, varlığı kendinden ve değişmeyen bir Zât olan Hak, tekvinî ve teşriî beyanlarıyla varlık ve birliğini apaçık gösteren Mübîn’dir. Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Allah’ın, vaadinde sadıklardan daha sadık, emanette eminlerden daha emin Resûlü’dür. Kâinatın sahibi, yaratıcısı, mutlak tasarruf sahibi mutasarrıfı ve her an onu sevk ve idare eden Yüceler Yücesi Allah, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ı o şanı yüce Resûl’e indirmek.. O’nun eliyle farklı farklı mucizeler ortaya koymak.. her zaman O’nu muhafaza ve muvaffak etmek.. getirmiş olduğu Din’ini bütün hakikatleriyle devam ettirmek ve O’nun hürmetli, şerefli makamını gözle görülür, âşikâr bir şekilde başka bütün mahlûkatın üstünde tutmakgibi Rahmânî fiilleri ve  yine O’nun risaletini bütün kâinata mânevî bir güneş,Din’ini bütün kullarının kemâlatına bir fihrist, hakikat-ı Ahmediye ve Muhammediye’sini, Zat-ı Ulûhiyetinin tecellilerine pek çok hüccet ve burhanlarla cami bir ayna yapmak ve bu kâinatta mahlûkatın, varlığını devam ettirebilmesi için elzem olan rahmet,hikmet ve adalet ve yine bulunmaları zaruri olan güneş, ışık, hava, su, rızık ve nimetler kadar olmazsa olmaz kudsî vazifelerle O’nu tavzif etmek gibi icraat-ı rubûbiyesiile şehadet eder ki, O (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), Yüceler Yücesi Allah’ın Resûl’üdür. 

Ey yedi kat göklerin, arzın ve bunların içindekilerin, Yüce Zâtını her an tesbih, tenzih ve takdis ederek anıp durduğu Rabbimiz! Başta Senin ulu Zât’ını ve bütün bu delilleri şahit göstererek biz de şehadet ederiz ki, varlığı zaruri, nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan yektâ, ikinci olmayan, benzeri gibi dahi olmayan tek, herkesin muhtaç bulunduğu müstağni, ebedî hayat sahibi, Kendi Kendine kaim, olmuş olacak, cüz’î-küllî herşeyi bilen, herşeyi hikmetle, yerli yerinde vaz’ eden, sonsuz kudret sahibi, dileyen ve dilediğini gerçekletirmeye yegâne muktedir olan, her şeyi işiten ve gören, kelâm sıfatıyla Kendine mahsus surette konuşan, rahmetiyle bütün varlığı kuşatan, mü’min kullarına hususi merhamette bulunan Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad, Ferd ü Samed, Hayy u Kayyûm, Alîm ü Hakîm, Kadîr u Mürîd, Semi’ u Basîr, Mütekellim-i Ezelî, Rahmân ve Rahîm Allah (celle celâluhu) Sensin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur Allahım! Senin hiçbir cihetle şerîkin, ortağın da yoktur. Biz yine Senin Yüce Zâtını ve bütün bu delilleri şahit tutarak şehadet ederiz ki, Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Senin kulun, nebin, bütün varlığın özü, hulâsası ve usaresi olan seçkin Mustafa’n ve yakınlardan yakın dostluk payesiyle serfiraz kıldığın, Zâtına habib eylediğin halilindir.

Senin mülkünün güzelliği.. masnuatının sultanı.. matmah-ı nazarın.. hidayetinin güneşi.. muhabbetinin lisanı.. rahmetinin misali.. mahlûkatının nuru.. mevcudatının şerefi.. kesret âleminde Senin vahdetinin kandili.. kâinatın tılsımı olan ince hakikatlerini ortaya koyan keşşafı.. Senin rubûbiyet saltanatının dellâlı.. razı ve hoşnut olduğun söz ve amellerin tebliğcisi.. esmâ-i hüsnâ hazinelerinin tarif edicisi.. bütün kullarının rehber ve muallimi.. kâinata serpiştirdiğin delillerinin tercümanı.. Senin görünmen ve gösterilmenin en önemli vesilesi.. Senin bizzat Kendi cemâline ve birbirinden güzel isimlerine olan muhabbetinin ve yine sanatına ve masnuatındaki güzelliklere olan muhabbetinin nurlarının aynası O’dur. Hem kâinat sarayının nakışlarında, o nakışların boyasında, her bir varlığın sanatla yaratılmasındaki hikmetlerde bulunan Âlemlerin Rabbi olarak Senin saltanat-ı rubûbiyetine ait güzellikleri beyan için, hem kâinat kitabının satırlarındaki her bir delilin kelimeleri üzerindeki hikmetli işaretleri ile, Âlemlerin Rabbi’ne ait olan isimlerin cilvelerinin definelerini tarif etmek için hem de Senin rızanı celb edecek marziyatını açıklamak için âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Habîb’in ve Resûl’ündür. 

Ey göklerin ve yerlerin yegâne Rabbi! O Habîb ve Resûl-i Ekrem’ine, âl ve ashabına, kıyamet gününe kadar yazılan ve okunan Risale-i Nur harflerinin bütünü sayısınca salât ve selâm eyle. O salâvat hürmetine bu tefekkürat-ı imaniyeyi rahmetinle bu kulunun sevap defterine, Risale-i Nur’un vefalı talebelerinin (Hizmet erlerinin) amel defterlerine, Üstadımız Said Nursî’nin ve (Rehberimizin) bizim anne babalarımızın hasenat defterlerine yazıver. Dualarımızı lütfen ve keremen kabul buyur Allahım! Bütün hamd ü senalar yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Hazreti Allah’a mahsustur.  

MÜNÂCÂT

[ 208 – 209 – 210 – 211 – 212 . Sayfaların Meâlidir. ]

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Îlahî! Günahlarım beni dilsiz hâle getirdi. Masiyetlerimin çokluğu beni pek çok mahcup etti. Gafletimin şiddeti sesimi kıstı. İşte ben de Senin rahmet kapına dokunuyor ve seyyidim ve senedim olan Şeyh Abdülkâdir Geylânî’nin makbul ve munis sesiyle, Senin mağfiret kapının önünde, kapıda durup nezaret eden meleklerin şehadetiyle, “Ey rahmeti her şeyi kuşatan!” diyerek nida ediyorum: Ey her şeyin melekûtü (iç yüzü ve idaresi) kudret elinde olan! Ey hiçbir şey Kendisine zarar dokunduramayan.. fayda da sağlayamayan.. galebe edemeyen.. Kendisinden kaçıp gizlenemeyen.. hiçbir şey Kendisine ağır gelmeyen.. hiç kimseden yardım istemeyen.. hiçbir şey Kendisini başka bir şeyle meşgul olmaktan alıkoyamayan.. hiçbir şey Kendisine asla benzemeyen ve hiçbir şey Kendisini âciz bırakamayan! Ey varlığının başlangıcı olmayan ezelî, her şeyden Evvel.. varlığının sonu olmayan ebedî, her şeyden Âhir.. âyât ve âsârıyla apaçık, her şeyin üstünde Zâhir.. Zâtı, hakikatiyle ihata edilemeyen, her şeyin ötesindeki Bâtın! Ey her şeyin üstünde, onlara boyun eğdirip hükmüne râm eden Kâhir! Lütfen ve keremen benim (Bizim) de bütün günahlarımı (zı) bağışla; bağışla ki, Senin gücün her şeye yeter.

Ey açık gizli her şeyi bilen Alîm.. ilmi ve kudretiyle her şeyi kuşatan Muhît.. her şeyi gören Basîr.. varlık âlemindeki her şeye şahit olan şehît.. her şeyi görüp gözeten Rakîb.. sonsuz ilmi her şeyin en ince noktalarına kadar nüfuz eden Latîf.. her şeyden hakkıyla haberdar bulunan Habîr! Hesaba çekeceğin hiçbir şey kalmayacak şekilde benim bütün günahlarımı ve hatalarımı bağışla; bağışla ki, Senin gücün her şeye yeter. Allahım! Kötü huylardan, bayağı heveslerden celâlinin izzeti ve izzetinin celâli, saltanatının kudreti ve kudretinin saltanatına sığınıyorum. Ey sığınacak bir yer arayanların biricik sığınağı! Şeytanî şehvetlerden, beşerî kirlerden bu bendeni de arındır. Şanı yüce nebin Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i sıddîkiyet derecesinde sevdirerek beni de gaflet pasından ve cehalet vehimlerinden arındırıp durulardan daha duru hâle getir. Getir ki, bütün benliğimden sıyrılabileyim; her şeyim Yüceler Yücesi Allah için, Allah hesabına, Allah yolunda ve Allah katından olsun. Böylece Allah’ın ihsan deryasında, Allah’ın nimetlerine gark olabileyim. Allah’ın yardımıyla mansur ve muzaffer olabileyim. Allah’ın inayetiyle mesut ve bahtiyar olup, Allah’ın himayesiyle beni O’ndan alıkoyacak her şeyden korunabileyim.

Ey Nurların Nuru! Ey sırları bilen! Ey gece ve gündüzü evirip çeviren! Ey hakiki saltanatın sahibi! Ey sonsuz kudreti daima galebe eden! Ey müstahak olanları kahrıyla iradesine boyun eğdiren! Ey azametiyle beraber kullarına çok merhametle muamelede bulunan! Ey dilediği kullarını muhabbete mazhar kılan! Ey günah ve hataları çokça bağışlayan! Ey kullarına gizli olan her şeyi bilen! Ey kalbleri, gözleri hâlden hâle çeviren! Ey ayıpları örten! Ey günahları bağışlayan! Benim günahlarımı da bağışla. Sebepler kendisine daraldıkça daralmış, kapılar yüzüne kapandıkça kapanmış, doğruluk ehlinin yolunda yürümek kendisi için zorlaştıkça zorlaşmış, ömrünün günleri gelmiş geçmiş fakat onun nefsi gafletten kurtulamamış, masiyetten sıyrılamamış ve bayağı işleri bir türlü terk edememiş bu mücrim ve âciz kuluna merhamet eyle.

Ey kulları Kendisine dua ile yöneldiğinde onlara cevap veren! Ey hesabı süratle gören! Ey keremi sonsuz olan! Ey mevhibeleri nihayetsiz bulunan! Hastalığı ağırlaşıp şifası zorlaşan, çaresi bitme noktasına dayanan, başındaki belâlar şiddetlendikçe şiddetlenen, Senden başka da bir sığınak ve ümidi olmayan bu kuluna merhamet buyur. İlâhi! Dağınıklığıma sebebiyet veren kederimi, hüznümü ve dertlerimi Sana arz ediyorum. İlâhi! Hüccetim hâcetim, mazeretim ihtiyacım, sermaye ve azığım da fakirliğim, âcizliğim ve çaresizliğimdir. İlâhi! Senin sonsuz kerem ve cömertlik denizinden bir damla benim fakirliğime çaredir. Affının köpürüp duran dalgalarından bir zerrecik bana kâfi gelir.

Ey dilediği kullarını muhabbetine mazhar kılan Vedûd! Ey Vedûd! Ey Vedûd! Ey yüce arşın Sahibi! Ey her şeyi ilk yaratan Mübdi! Ey hayattan sonra ölümü, ölümden sonra da hayatı geri veren Muîd!  Ey dilediğini dilediği gibi icraya muktedir olan Kudreti Sonsuz! Arşının rukünlerini dolduran nur-u Zâtın hakkı için Sana yalvarıyorum. Bütün mahlûkatın üzerinde dilediğin gibi tasarrufta bulunduğun kudretin hatırına Senden dileniyorum. Her şeyi kuşatan nihayetsiz rahmetin hakkı için Senden talep ediyorum. Senden başka bir ilâh yok. Ey kapısının önünde diz çökenlerin yardım taleplerine icabet eden Muğîs! Bize de yardım et ey Muğîs! Bizim de ömrümüz boyunca içine düştüğümüz bütün günahlarımızı, dilimizin sakatatı sayılan sürçmelerini bağışla. Ey Erhamürrahimîn, Senin sonsuz rahmetine dehalet ediyor ve bunları Senden diliyoruz. Dualarımıza icabet buyur. Bütün hamd ve senalar, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a mahsustur. 

***

Bu yazı 2164 kez okundu