194-) Kâinattaki intizam ve nizam, Kader’i ispat eder.

Kâinattaki intizam ve nizam, ayrıca her bir varlığın mukadderat-ı hayatı, Kader’i ispat eder. (Sözler, “10. Söz, Zeylin İkinci Parçası; 26. Söz, 3. Mebhas, Mukaddime”)

Kâinatta her bir şeye ilmî varlığına ve mahiyetine göre belli ve kesin ölçüler dâhilinde bir vücut elbisesi giydirilmekte ve her şey, ucunda ateş bulunan bir sopanın hızla çevrilmesiyle oluşan veya oluşmuş görünen dairevî ateş gibi, hayatı boyu yaşadıkları ve aynı ölçüler içinde değiştirdiği vücut elbiseleriyle aklî veya vehmî bir şekil çizmektedir. ‘Mukaderat-ı hayatiye’ denilen bu şekil de, asla rastgele değildir. Arzedildiği üzere o da, önceden tayin ve tesbit buyurulmuş belli ölçülere göredir.

Bu hakikati daha müşahhas bir misalle açıklayacak olursak, meselâ zihnimizde oluşan bir manâyı zahire yansıtmak, harice çıkarmak için onu harflerden oluşan kelime kalıbına dökeriz. Söz gelimi, ‘güzel’ manâsını hariçte g, ü, z, e, l harflerinden müteşekkil ‘güzel’ kelimesiyle gösteririz. Şu halde bu kelime, mücerret olan güzel manâsının elbisesi, vücudu veya kalıbıdır. İşte bu manânın bu kalıba dökülmesi veya ona bu vücudun giydirilmesi bir ölçü, bir takdir işidir. Yani, bu manâyı rastgele harflerle veya onu harice çıkarmada kullandığımız harfleri rastgele dizmekle ifade etmeyiz. Onu ifade etmek, yani harice çıkarmak için mutlaka belli harflerin kullanılması ve bu harflerin belli bir şekilde dizilmesi gerekir. İşte her bir varlık ve varlıklar âlemindeki her bir hadise, Cenab-ı Allah’ın böyle bir kelimesidir ve onun asıl varlığı bir manâdan veya ilimden ibarettir. Bu manâ veya ilim ise Cenab-ı Allah’ın İlmi’ndedir. Dolayısıyla bütün varlıkların ve hadiselerin Cenab-ı Allah’ın İlmi’nde ilmî varlığı sözkonusudur. İlâhî Meşiet, bu manâlara veya ilmî varlıklara mahiyetlerine göre bir miktar veya ölçü biçer. Bu ölçü ve miktar, yalnız onların vücuduyla sınırlı olmayıp, haricî âleme çıkarıldıktan sonra geçirecekleri bütün hayat safhalarını, vücut elbiselerinde sözkonusu temel ölçü veya miktara göre meydana gelecek bütün değişiklikleri, başlarından geçecek bütün hadiseleri, yani onların ‘mukaderrat-ı hayatiye’lerini de içine alır. İlâhî Kudret de, sözkonusu mahiyetlere veya onlara Meşiet’in takdir buyurduğu ölçülere göre ilmî varlıkları zahirî âleme çıkarır. Bu âlemde her bir varlık, hayatını yine kendisi için takdir buyrulan ölçüler içinde geçirir, yani ‘mukadderat-ı hayatiye’sini yaşar ve resmeder.

İşte kader; ölçü, miktar ve her bir şeyin varlığı, hayatı, hayatının bütün safhaları ve başından geçecek bütün hadiseler, ayrıca her bir hadisenin niteliği, nerede hasıl gerçekleşeceği konusunda İlâhî Meişet tarafından tayin ve tesbit buyrulan kefiyet demektir. Kâinatın tamamındaki ve her bir şeydeki intizam, denge ve nizam, asla dışına çıkılamayan böyle bir ölçünün, miktarın, keyfiyetin varlığını apaçık göstermektedir. Aynı takdir ve ölçü, insan ve hayatı için de sözkonusudur. Fakat insana ve cinlere irade ve dolayısıyla karar ve davranışları için bir özgürlük sahası bahşedilmiş olduğundan, gerçi onlar bu sahada iradeleriyle hareket ederler. Fakat bu demek değildir ki, onlar, İlâhî Meşiet’in çizdiği hududun dışına çıkabilirler. Asla! Şu kadar ki, İlâhî Meşiet, irade sahibi varlıkların özgürlük sahalarındaki karar ve davranışlarıyla ilgili ölçüleri tayin buyururken, onların nasıl davranacaklarını nazara alır ve ona göre tayinde bulunur veya nazara almış ve ona göre tayinde bulunmuştur. Yani Kader, irade sahibi varlıkların özgürlük sahaları içindeki karar ve davranışlarıyla ilgili olarak bir ‘ön bilgi’ gibidir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 11 kez okundu