Meyve, ağacın küçültülmüş misalidir. Meyvedeki çekirdek, ağacın amel defteridir. Ağacın tarih-i hayatı, çekirdekte yazılıdır. (Mesnevî-i Nûriye, “Lâsiyyemalar”)
MEYVE VE ÇEKİRDEKTEKİ VARLIK GERÇEKLERİ
Bu küllî hakikat, pek çok imanî hakikatleri ve varlık gerçeklerini anlamada önemli bir misal teşkil etmektedir. Bir ağacın hayatı çekirdekle başlar. Çekirdek, ağacın kaderidir; bir başka ifadeyle, çekirdekte ağacın bütün gelecek hayatı yazılmış, bütün teşkilatı, yani kökü, gövdesi, dalları, yaprakları ve çiçekleriyle bütün yapısı kaydedilmiştir. Küçücük bir incir çekirdeği, koskoca bir incir ağacını kendinde taşır. Her çekirdek, kendi ağacını verir. Ağacın meyvesi, o ağacın küçültülmüş misali, o ana kadarki hayatının muhassalası, yani yoğunlaşmış neticesidir. Meyvedeki çekirdek, ağacın bütün geçmişinin, geçmiş hayatının yoğun özeti, bir başka ifadeyle, amel defteridir. Bir çekirdekten bir ağaç çıkar. Ağaç, yüzlerce meyve verir; her meyvede, ağacın cinsine göre çok sayıda çekirdek bulunur ve bir ağaç, meyveleri ve onların taşıdığı çekirdeklerle binlerce ağaca kaynaklık eder, binlerce ağaç olur.
Kâinat, bir ağaçtır. Levh-i Mahfuz, yani İlâhî İlm’in varlıklarla ilgili defteri, kâinat ağacının kaderi veya alın yazısıdır. Dolayısıyla Kader, bir bakıma Cenab-ı Allah’a ait bir ‘ön bilgi’dir. Nasıl ağaç meyvesi için dikilirse, ağaçtan gaye onun meyvesi ise, kâinat veya varlık ya da yaratılış ağacının meyvesi insandır, insanlar içinde en seçkini olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir (s.a.s.); yani kâinat, öncelikle ve özellikle O’nu meyve vermek için yaratılmıştır. Şu halde, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) manevî varlığı, nûru, kâinat ağacının çekirdeğidir. Bir başka ifadeyle, Levh-i Mahfuz’daki ilmî kayıt, ilk küllî tecellisini Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) manevî varlığı, dünya hayatı öncesi Ahmed olarak taşıdığı hakikat, yani Hakikat-ı Ahmediye olarak vermiştir.
Manevî varlığın, nûrun çekirdek olması, yanlış anlama ve değerlendirmeler olmaması için şu iki noktadan açıklama gerektirmektedir:
YAPI BENZERLİKLERİ EVRİMİ, TÜRLERİN BİRBİRİNDEN TÜREDİĞİNİ GÖSTERMEZ
Varlıkta gaye, fonksiyon ve manâ daima maddeden öncedir; madde, haricî âlemde ortaya çıkması için manâya hizmet eder. Meselâ, bir makale veya kitabı yazmaktaki gaye ve onun manâsı, onun maddî varlığından önce gelir. Gaye ve manâ olmazsa, makale veya kitap ortaya çıkmaz. Dolayısıyla, bir açıdan mükemmel bir kitap olan kâinatın da manevî ve ilmî varlığı, maddî varlığından öncedir.
Bu gerçek, Darwinistlerin varlık türleri arasındaki yapı benzerliklerinden hareketle evrime hükmetmesini de reddeder. Çünkü varlıkta önce madde veya maddî, biyolojik ya da fizikî yapı gelmez. Madde manâ, gaye ve fonksiyona göre şekillenir. Önce bir kelime veya kitap yazıp sonra ona manâ vermez, fonksiyon ve gaye tayin etmeyiz. Önce rastgele binalar yapıp, sonra onlara fonksiyon biçmeyiz. Önce harfleri rastgele sıralayıp, sonra onları manâlı kelimeler gibi ayrıştırıp, okumayız. Önce, neyi niçin ifade etmek istiyorsak maksud (kastedilen) manâyı zihnimizde oluşturur, sonra da bunu o manâyı ifade edecek harfler kalıbına, yani kelimeye dökeriz. Nasıl kelimelerin yapısı, yani harfleri arasındaki benzerlikler, kelimelerin birbirinden türediğini göstermezse, nasıl birbiriyle alâkasız pek çok manâyı ifade eden kelimeler arasında sadece birer harf farkı bile olabiliyorsa ve bu çok küçük fark dışındaki büyük benzerlikler söz konusu kelimelerin birbirinden türediğini göstermezse, aynı şekilde, türler arasındaki büyük yapı benzerlikleri de onların birbirinden türediğine asla delil olmaz. Birbirinden türeyen kelimeler de elbette vardır; ancak bu, ailelerdeki veya türlerdeki yatay büyümeyi, yani varyasyonu izahta misal teşkil edebilir. Kelimeler arası türemede olduğu gibi, bu türeme veya varyasyonda da yine gaye ve kastedilen manâ önce gelir. Yani önce kelimeyi türetip sonra ona manâ ve fonksiyon yüklemeyiz. Dolayısıyla her bir türün bir ilk Âdemi, atası olduğu ve asla türler birbirinden türemediği gibi, özellikle her bir insan ferdinin de, diğer fertlere genel yapı olarak benzerliği olmakla birlikte, kendine has dünyası, ferdî bağımsızlığı vardır ve parmak izlerine ve saç kıllarına varıncaya kadar fertler birbirinden seçilebilmektedir.
HAKİKAT-I AHMEDİYE VEYA NÛR-U MUHAMMEDÎ
Ayrıca, kâinatta maddî olanlardan çok daha fazla madde ötesi, maddî olmayan varlıklar vardır. İşte, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) nûru, manevî varlığı, bir başka ifadeyle, Hakikat-ı Ahmediye, kâinat ağacının çekirdeğidir. Nurdan maddeye geçişe, daha önce de üzerinde durulduğu gibi, insanın konuşması, yazması, enerjinin maddeye, maddenin enerjiye dönüşümü fizikî âlemde birer misaldir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), yaratılışta ilk, peygamber olarak gönderilişte peygamberler içinde sondur. O, Hz. Muhammed (sa.s.) olarak dünyadaki varlığıyla, Hakikat-ı Muhammediye’siyle kâinat ağacının en mükemmel meyvesidir. Peygamber Efendimiz’in nûru, manevî varlığı kâinat ağacının çekirdeği olmakla, bütün insanlar günahsız veya peygamber gibi olacak demek değildir. Çünkü nasıl bir ağaçta sağlamların yanısıra çürük meyveler de bulunur, fakat bütün bir ağaç tek bir çekirdekten çıkar, bunun gibi, temelde tek bir çekirdeğe dayanan kâinat ağacının insanlık dalında biten insanlar da birbirlerinden farklı farklıdırlar.
BÜYÜK İNSAN KÂİNAT, KÜÇÜK KÂİNAT İNSAN
Genel olarak insan kâinat ağacının çekirdeği ve meyvesi olması sebebiyle, kâinatta ne varsa insanda vardır. Meselâ, insanın hayal, tasavvur, tasdik, tefekkür, muhakeme, iltizam, itikad gibi pek çok tabakalarıyla zihin dünyası yedi semâya; hafızası, her varlığın, her hadisenin kendinde kayıtlı bulunduğu Levh-i Mahfuz’a; kalb, fuâd, sır, hafî, ahfâ gibi ruh veya madde ötesi dünyası, manevî–ulvî âlemlere misaldir. İnsanın maddî varlığı ise, toprak, hava ve sudan gelen atomlardan yaratılmış olmakla yeryüzünün küçültülmüş misalidir. Meselâ, nehirler yeryüzünde ne ifade ediyorsa, insandaki kan damarları onu; yer altında içinde kuyulara, pınarlara suyun aktığı su kanalcıkları neyi ifade ediyorsa insandaki kılcal damarlar bir şekilde onu ifade eder.
MEYVE VE ÇEKİRDEK, ÂHİRET’İ DE İSPAT EDER
Nasıl ilk çekirdek bütün ağacın geleceğini kendinde taşıyorsa, bütün kâinat da, onun çekirdeği olan Peygamber Efendimiz’in manevî varlığında, nûrunda dercedilmiş ve gelecek hayatı Levh-i Mahfuz’da yazılmışsa, kâinatın bütün fiilî hayatı da yine kaydedilmektedir. Aynı şekilde, insanın her bir şuurlu ve iradî söz ve fiilleri de kaydedilmektedir. Bugün artık seslerin ve görüntülerin kaydedilip tekrar dinlenmesi ve izlenmesi, kâinatın hayatının, insanın her söz ve fiilinin kaydedilmesinin bütünüyle mümkün olduğunu ispatlar. İşte nasıl ağacın hayatı nihayet meyvede ve meyvelerdeki binlerce çekirdekte kaydediliyor, sonra bu çekirdeklerden çıkan binlerce yeni ağaçta devam ediyorsa, aynı şekilde, semâsı ve arzıyla, yani göğü ve yeriyle dünya Âhiret’in, insanın dünya hayatı da onun Âhiret hayatının çekirdeğidir. Ağacın hayatının kendinden çıkan binlerce ağaçta okunup devam etmesi gibi, insanın dünya hayatı da bir çekirdek olarak, çok daha geniş, derin ve büyük boyutlarda Âhiret hayatını sümbül verecektir. Toprağa düşen insan, Âhiret âleminde o âleme has olarak çıkacaktır.
Kısaca, çekirdek, ağaç, meyve ve meyvelerdeki çekirdekler; Kader, ölümden sonra dirilme, Âhiret, insanın söz ve fiillerinin yazılması, amel defterleri ve bu defterlerin açılması, Hakikat-ı Ahmediye, Hakikat-ı Muhammediye gibi pek çok imanî gerçeklerin yanısıra, Levh-i Mahfuz, varlık ağacı, yaratılış, gökler, âlemler gibi pek çok varlık gerçeklerini açıklayan müşahhas misallerdir. Bütün bu manevî ve maddî gerçeklerin iç içeliği, birbirine misal olup birbirini açıklaması, birbirlerinin bir bakıma farklı sahalardaki ifadesi olması, hepsini yaratanın, hepsinin sahibinin Allah (c.c.) olduğunu ve O’nun Birliği’ni de açıklar ve ispat eder.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |