44-) İnsanın Cenab-ı Hakk tarafından yeryüzünde halife kılınması

İnsanın Cenab-ı Hakk tarafından yeryüzünde halife kılınması, Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir. Bu ise, ilme bağlıdır. [İşârâtü’l-İ’caz, “Bakara Sûresi, 31–33. âyetlerin tefsiri, 2. Vecih”.]

İNSANIN YERYÜZÜNDE HALİFELİĞİ VE İLİMLER

İnsan, yeryüzüne kendi iradesi ve kudreti ile gelmemiştir. O, yeryüzüne kendi iradesi ve kudreti ile gelmediği, dünya hayatına kendi iradesi ve tercihi ile bırakılmadığı gibi, yine iradesinden kaynaklanmayan pek çok şartlarla sınırlandırılmıştır. Dünyaya gelip gelmemesi; ne zaman, nerede ve hangi ırk, hangi kabile, hangi aile içinde geleceği; rengi, şekli, fiziği, kapasitesi; dünya hayatından nerede, ne zaman ve hangi şartlarda, hangi sebeple alınacağı ve kendisini çevreleyen bütün “tabiî” çevre ve hayat şartları, yani yeme, içme, yorulup dinlenme, hattâ neleri yiyip içmesi gerektiği… evet o, hayatının bütün bu aslî unsurlarının hiçbirinde kendine bırakılmamıştır. “Benim” dediği vücudu bile onun iradesi dışında çalışır; zaman, hiç ona sormadan geçer gider.

Yine, insana verilen kabiliyetler; şuur, öğrenme gücü ve irade; ayrıca, hayatta doğru ve yanlış, iyi ve kötü, güzel ve çirkin alternatifleri ve insanın bu alternatifler arasında sürekli tercih yapma konumunda olması; yapısına dercedilmiş bulunan ve vicdanının sürekli hatırlattığı ahlâk kaideleri ve bizzat hayatının kendisine, birlikte yaşadığı insanlara ve çevreye karşı üzerine yüklediği sorumluluklar da, ona yeryüzünde dilediği gibi davranabilme hürriyeti verilmediğini ve onun başıboş veya kendi başına bırakılmadığını gösterir. Hayatın bütün bu insan iradesi ve seçimine dâhil olmayan aslî unsurları ve özellikleri açıkça göstermektedir ki, insanı yeryüzüne bu konumda ve bu şartlar çerçevesinde gönderen Biri ve gönderilmesinde çok önemli bir maksat vardır.

İşte onu yeryüzünde böyle bir hayata bırakmanın adı hilâfet, yani halifeliktir. Halife, halef, yani, öncekinin yerini alan ve bir başkası adına icra ve faaliyette bulunan demektir. Yani insan, yeryüzü hayatına sözü edilen şartlar altında kendisini gönderen adına icra ve faaliyette bulunmak üzere bırakılmıştır. Bu icra ve faaliyetin adı da, Göndereni’ni tanımak ve O’na ibadet etmektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de “Ben, cinleri ve insanları ancak (Ben’i tanısınlar ve) Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât Sûresi/51: 56.) buyrulur.

İşte insan, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek, ibadet kavramının içine giren ve halife olmanın da ifade ettiği bir vazife olarak, yeryüzünde Allah adına icra ve faaliyette bulunmak mevkiinde ve sorumluluğu altındadır. Çünkü halife, kendisini gönderen ve görevlendirenin kendisine verdiği vazifeleri yapar. İnsanı yeryüzüne gönderen ve yeryüzü şartlarını hazırlayan, ayrıca yeryüzündeki hayatını sonsuz Âhiret hayatına çekirdek veya geçiş yeri ya da basamak yapan Hz. Allah (c.c.), elbette insana yeryüzünde nasıl davranacağını, nasıl davranması gerektiğini öğretmiş, yani yeryüzü hayatı için gerekli düstur ve kanunları koyup, ona talim buyurmuştur.

Şu kadar ki Allah (c.c.), insana bir de öğrenme merak ve kapasitesi vermiştir. Bitkiler şuur ve irade sahibi olmamakla, öğrenmeye muhtaç kılınmamıştır ve hayatlarını tamamen kendileri için konan şartlarda sürdürürler. Hayvanlar, yeryüzüne hayatları için gerekli bütün bilgi ile donatılmış olarak gönderilir ve doğar doğmaz veya birkaç gün ya da hafta içinde hemen hayata adapte olurlar. İnsan ise, hiçbir şey bilmeden fakat öğrenme merak ve kapasitesi ile dünyaya gönderilir. Bu da göstermektedir ki insan, bazı şeyleri öğrenmek konumunda ve mecburiyetindedir.

İşte insan, hayat şartlarının iradesine bakan boyutları konusunda gerekli bilgiyi kendisi edinecek ve bir yandan ibadetle, diğer yandan öğrenerek tekâmül edecek ve olgunlaşacaktır. Nitekim, insanın yeryüzü hayatı süresince ilk düsturları ve temelleri itibariyle peygamberlerin rehberliği altında, tafsilat ve teferruatı itibariyle ise insanın bizzat çalışıp araştırmasına dayalı olarak kâinatı inceleyen pek çok ilimler teşekkül etmiştir. Bu ilimler, insanın yeryüzündeki hilâfet vazifesi için vazgeçilmez öneme sahiptir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

 

Bu yazı 25 kez okundu