45-) Bir yol (din, sistem, meslek, meşrep, mezhep veya ideoloji) hak ve hakikate dayanmıyorsa, ancak tahakküm ve istibdatla ayakta kalmaya çalışır.

Bir yol (din, sistem, meslek, meşrep, mezhep veya ideoloji) hak ve hakikate dayanmıyorsa, ancak tahakküm ve istibdatla ayakta kalmaya çalışır. Tahakküm ve istibdat; taassup, safsata ve başkalarını dalâlette görme doğurur. Oysa bir din, sistem, mezhep, meşrep veya ideolojiyi ayakta tutacak olan, hak, delil ve tatbiktir.[Muhakemât, “1. Makale, 8. Mukaddime”.]

Bir din, sistem, meşrep, mezhep veya ideolojide hak yerine kuvvet; akıl, fikir ve delil yerine sadece his, heves, taklit ve meyiller, hüdâ yerine hevâ hakim ise veya hakim hale gelirse, bu takdirde istibdat ve tahakküm ortaya çıkar. Yani kuvveti elde tutanlar, taklit edilenler, his ve heveslerine tâbi olanlar, akla, fikre, delile, hattâ istişareye savaş açar ve kendi yanlış yollarını zorla kabûl ettirmeye ve uygulamaya kalkarlar. Dinin, sistemin, mezhebin, meşrebin ve ideolojinin devamı için istibdat ve tahakküm, tek yol haline gelir. Bu da taassubu, safsatayı ve başkalarını dalâlette görmek ve göstermekle kendini hidayette göstermeyi doğurur. Oysa bir dinin, sistemin, meşrep, mezhep ve ideolojinin devamı, sahip bulunduğu haktadır. Eğer bunlarda bir hak varsa, hakka ve hakikate dayanıyorlarsa, dayandıkları hak ve hakikati bizzat temsil ve delilleriyle ortaya koyduklarında halk nazarında daha çok kabûl görecek, kalblere daha rahat yerleşeceklerdir. Dolayısıyla, hak ve hakikate dayalı bir din, sistem, meşrep, mezhep veya ideoloji, temelini teşkil eden hak ve hakikati temsil ve tatbikle ve delilleriyle savunmakla ayakta kalır. Hak olduğunu iddia eden bir yol için gereken de budur.

Ancak hak ve hakikate dayanmayan, halk nazarında kabûl görmeyeceğinden endişe eden veya görmeyen, delil yerine bazı şahısları taklit veya takiple kendini devam ettirmeye çalışan bir din, sistem, mezhep, meşrep veya ideoloji, arz edildiği gibi, ancak tahakküm ve istibdat, yani zorla ve baskıyla ayakta kalma yolunu seçer. Ve delil diye safsataya ve taraftarlarının taassubuna, yani fanatizmine yaslanır. En önemli bir silah olarak da, kendi doğrularını veya kendini delillerle, sahip olduğunu iddia ettiği hakikat temelinde ve bizzat temsille ortaya koymak yerine, başka din, sistem, meşrep, mezhep veya ideolojileri sürekli tenkit, suçlama ve yanlışta, dalâlette görme ve gösterme yolunu tercih eder. Taraftarlarının tek yaptığı da, sürekli başkalarını suçlama, tenkit etme, sapkın görme ve kendi din, sistem, mezhep, meşrep veya ideolojilerinin boş ve safsataya dayalı propagandasından ibaret olur. Halbuki kendi yolunun hak olduğuna inanan, onu tatbik ve temsille ortaya koyar, başkalarını tenkit yerine onun muhabbetiyle yaşar ve onu delillerle savunur.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 26 kez okundu