Tevhid nûru içinde Ehadiyet sırrı tecelli ve inkişaf eder. (Lem’alar, “1. Lem’a”)
Hz. Yunus (a.s.), kavmine gücenerek, “Cenab-ı Allah beni korur; rızkımı nerede olsa verir; O, bana kefildir.” inancı içinde (Enbiyâ Sûresi/87) onları terk etti. Bir gemiye binmiş, denizde giderken Cenab-ı Allah (c.c.) gece vakti denize atılmasına hükmetti; bir sebeple atıldı ve büyük bir balık onu yuttu. Artık o anda o balığın karnından kurtulması için tutunabileceği hiçbir sebep yoktu. Gecenin karanlığı, denizin karanlığı, balığın karnının karanlığı, bütünüyle aleyhine ittifak etmişti.
Bir başka ifadeyle, Vâhidiyet ve/veya Rahmâniyet’in kanunları içinde tutunacak dalı kalmamış, sebepler tamamen ortadan kalkmıştı. Böyle bir durumda onu ancak kudreti hem balığa, hem denize, hem de geceye geçecek biri kurtarabilirdi. İşte bu halde iken, hayatında daima Cenab-ı Allah’a tesbihte bulunmuş olan Hz. Yunus (a.s.), Allah’a ve birliğine olan inancı içinde O’na yöneldi. Yani, bütün sebeplerin ortadan kalktığı bir anda sebeplerin de yaratıcısı olarak O’na el açtı.
Bütün boyutlarıyla Tevhid, yani Cenab-ı Allah’ın mutlak Birliği, Yaratan, Yaşatan, Rızklandıran, Kurtaran, Şifa Veren, Dualara İcabet Eden’in sadece O olduğu, içindeki her bir şeyle birlikte bütün kâinatın O’nun kabza-i tasarrufunda bulunduğu, Hz. Yunus’a her bakımdan apaçık hale geldi. İşte bu kavrayış, iman, teslimiyet ve tevekkül içinde Hz. Allah’a yöneldi. O’nun Ehadiyeti’ni daha bir kavradı; yani Tevhid nûru içinde Ehadiyet sırrı gönlünde de inkişaf etti. Allah’a yöneldi de, “Sen’den başka ilâh yoktur. Sen, her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi–ortağı bulunmaktan mutlak münezzehsin. Ben, gerçekten kendine yazık edenlerden oldum!” diye yakardı. (Enbiyâ Sûresi/21: 87) İşte, bu seviyede bir tevhid, Allah’ın mutlak Birliği’ne böyle bir inanç ve teslimiyet içinde O’nun Ehadiyet’i, sebepler üstü imdadı, yardımı harekete geçti ve bu Ehadiyet tecellisiyle Hz. Allah (c.c.), kulu ve rasûlü olan Hz. Yunus’u balığın karnından kurtardı.
Cenab-ı Allah’ın benzer Ehadiyet tecellilerine her zaman şahit oluruz ve hemen herkes, hayatında defalarca bunu yaşar. Zaten O’na el kaldırıp dua etmek, O’na sebepler üstü müracaat etmek, O’nun Ehadiyet tecellisine başvurmak demektir. “Ölmeyen Allah öldürmez.”; “Çıkmayan candan ümit kesilmez.”; “Allah’tan ümit kesilmez.” gibi halk arasında meşhur olan sözler, Cenab-ı Allah’ın nûr-u Tevhid içinde tecelli ve inkişaf eden Ehadiyet tecellisine çokça şahit olmuşluğun söylettiği sözlerdir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |