65-) Din, bir imtihandır; teklif-i İlahî bir sınamadır

Din, bir imtihandır; teklif-i İlahî bir tecrübe, yani kulları denemedir, sınamadır, ta ki, yüce ruhlar ile âdî ruhlar, beşerin istidat madenindeki kıymetli cevherler ile değersiz madenler birbirinden ayrılsın[Sözler, “20. Söz, 2. Makam, İki Mühim Suale Cevap”]

Allah (c.c.), insan gibi irade sahibi ve sorumlu varlıkları hayat sahasına gönderir. İrade sahibi olmak demek, iki alternatif arasında tercihte bulunmak demektir. İnsan hayatı, bu tercihlerin toplamıdır. Ve insan, genel olarak tercihlerinin sonucunu görür. İnsanın insanlığı, şerefi, bir bakıma onun hürriyetinde, yani, Hz. Allah’ın onu diğer varlıklar gibi belli istikamette davranmaya zorlamaması, ona irade vermesinde yatar. Evet, insan, belli ölçülerde hür bir varlıktır. Fakat hususî merhameti, yani Rahîmiyet’i sebebiyle Cenab-ı Allah (c.c.), insanı kendi haline bırakmaz. Ona nasıl davranırsa ne ile karşılaşacağını ve hayırlarla karşılaşması için de nasıl davranması gerektiğini Din adı altında gönderdiği kitaplar ve peygamberler vasıtasıyla bildirir. Bazı bilgileri de, ona bahşettiği araştırma ve öğrenme kapasitesi (istidat) sebebiyle onun bizzat kendisinin keşfetmesine bırakır. İradî tercihleri ve öğrenme istidat ve gayretiyle insan, ilmen ve mânen terakkî eder.

İşte, iradî bir varlık olarak insanın sorumluluğu ve bu sorumluluğa hitap eden Din, hem insanlar içindeki yüce ruhların, yani iradelerini doğru istikamette kullanarak tekâmül eden yüce karakter ve şahsiyetlerin âdî ruhlardan, kıymetli ve hayra yönelen istidatların şerli istidatlardan, ayrıca her bir insandaki gelişmeye müsait önemli ve ‘altın, elmas, pırlanta’ vb. olma potansiyellerinin ‘kömür’ gibi olanlardan ayrılması için bir imtihandır, bir müsabakadır. Bunu, bir madene ateş verilip elmasla kömürün, kazanda kaynatılan topraktaki altınla toprağın birbirinden ayrılmasına benzetebiliriz.

Nasıl zeminin içinde altın da toprak da olur ve elmas cevheri ile kömürün bir arada bulunması gibi bir arada bulunur; aynı şekilde, insanlar içinde de bizzat onların kendilerinden kaynaklanan sebeplerle gümüş, altın, elmas, pırlanta olmaya müsait olanlarla bakır, kömür ve posa olmaya müsait olanlar bir aradadır. İşte teklif-i İlâhî olan Din, bir müsabaka, imtihan ve ayrışma zeminidir. Bu müsabaka ve imtihanın neticesinde hayırlar şerlerden, her bir insandaki ‘altın, elmas, pırlanta’ olma potansiyelleri kıymetsiz madenlerden, kömürden ve posadan, yüce ve temiz ruhlar veya karakterler âdî ve kirli ruhlar veya karakterlerden, yüksek ve hayra açık istidatlar şerre açık ve düşük istidatlardan ayrılır ve bu ayrılma, iki akım halinde nihayet Cennet ve Cehennem’de son bulur.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 30 kez okundu