64-) Tecrübe, İmtihan, Neşvünema, İstidatların inkişafı, nisbî hakikatlerin zuhuru

Tecrübe ve imtihan, neşvünemaya; neşvünema, istidatların inkişafına; istidatların inkişafı, kabiliyetlerin tezahürüne; kabiliyetlerin tezahürü, nisbî hakikatlerin zuhuruna sebeptir. Nisbî hakikatlerin zuhuru ise, Sâni’-i Zülcelâl’in Esmâ-i Hüsnâ’sının tecelli nakışlarını göstermesine ve kâinatı Samedanî mektuplar suretine çevirmesine sebeptir. [Sözler, “29. Söz, 2. Maksat, 4. Esas, 3. Mesele”]

İMTİHANIN SIRLARI, HİKMETLERİ

Cenab-ı Allah (c.c.), kâinattaki bitmez tükenmez faaliyetten Zâtı’na ve mutlak istiğnasına, yani hiçbir şeye muhtaç olmama, her şeyden bağımsız olma ve hiçbir şeye benzememe hususiyetine has mukaddes bir sürur duyar. Aç olan veya acıkan kullarının nimetleriyle doyma zevkini tatması, susamış kullarının yarattığı ve gökten indirip yer altında biriktirdiği veya yerde akıttığı sularla kanması, yorulmuş kullarının yarattığı gölgeliklerde veya gecenin koynunda dinlenmesi, O’na yine Zâtı’na ve mutlak istiğnasına has bir sürur verir.

İnsan, kâinatın kendinde dürüldüğü bir varlık olarak, Cenab-ı Allah’ın kâinatta mütecelli bütün Esmâ tecellilerine mazhardır. Bu Esmâ ve Sıfât tecellileri içinde onun irade sahibi olarak da kılınması, cemadât, bitkiler ve ağaçlar gibi belli bir istikamette hayata ve davranmaya mecbur bırakılmayıp, belli bir hürriyetle yüceltilmesi, beraberinde bir tecrübe ve imtihanı getirmiştir. Diğer, yani irade sahibi olmayan varlıklar da, bir bakıma kendilerine göre bir tecrübe ve imtihandan geçmektedir. Ama onların tecrübe ve imtihanı, iradelerine bağlı değildir. Onlar, Şeriat-ı Tekvîniye’nin kanun ve kaidelerini yerine getirme noktasında tecrübeden geçerler. Meselâ, toprağa düşen bir tohumun sert toprağı, hattâ bazen taş tabakasını bile delip geçmesi, onun için bir tecrübe ve hayatı adına bir nev’î imtihandır.

Tecrübe ve imtihan, hem insan için, hem diğer varlıklar için gelişip büyümeye sebep olur. Sürekli faaliyet ve gelişip büyüme, varlıklara verilmiş istidatların, yani kapasitelerin inkişafına yol açar. Meselâ, insan büyüdükçe kapasiteleri ortaya çıkar; bir bitki büyüdükçe gövde çıkarma, dal-budak salma, yaprak ve çiçek açma, nihayet meyve veya başak verme kapasitelerine sahip olduğunu anlarız. İnkişaf eden istidat veya kapasiteler aktif hale gelir, yani birer kabiliyete dönüşür. Kabiliyetler ise, zamana, şarta, şahsa, topluma has hakikatlerin ortaya çıkmasının mekanizmalarıdır. Meselâ, insanlardaki öğreticilik, mimarlık, mühendislik, marangozluk, hattatlık, çiftçilik gibi bütün kabiliyetler ve sanatlar, meslek farklılıkları, fakirlik–zenginlik dereceleri, görüşlerde ayrılıklar, ürettikleri eserler veya hayatta sergiledikleri ya da sebep oldukları farklı realiteler, Cenab-ı Allah’ın pek çok İsimleri’nin tecellilerinin tezahürüne sebep olur veya bu tezahürlere zemin teşkil eder.

ÖRF VE MA’RUF

O kadar ki, insan hayatıyla ilgili Din’in hükümleri, çok fazla sayıda değildir. Kur’ân ve Sünnet, temel haramları bildirir ve bunlar dışında insana hayat adına geniş bir mübahlar sahası açar. Bu mübahlar sahası içinde, hattâ Din’in kesin hüküm ve kaidelerinin zamana, şarta, toplumlara tatbiki sürecinde farklı gelenekler, farklı âdetler, farklı yansımalar, farklı sanat türleri, hattâ aynı sanat türlerinde farklı desenler, farklı yapılar oluşur. Din’e zıt olmayan bütün bu gelenekler, âdetler, yansımalar toplamına ‘örf’ veya ‘ma’ruf’ denir. Cenab-ı Allah (c.c.), hayatın pek çok alanını, Din’in pek çok tatbik sahasını örfe veya ma’rufa bırakır. Bunun da ötesinde, Din’in bazı kesin hükümlerinde, hattâ ibadetlerin yerine getirilmesinde bile –meselâ Zekât gibi– söz konusu farklılıklar nazara alınmıştır ve alınır. Bütün bunlar, farklı kapasite ve kabiliyetlerin ortaya çıkardığı nisbî hakikatlerdir ki, her biri, İlâhî İsimler’in yansıma aynaları ve tecelli mihraklarıdır. Böylece bütün kâinat, bütün hayat, baştan sona Cenab-ı Allah’tan gelen, O’nun her türlü ihtiyaçtan mutlak berî, fakat bütün varlıkların O’na mutlak muhtaç, her şeyin O’na bağlı, O’nunla var olduğunu gösteren mektuplar mecmuasına dönüşür.

Varlıkların tâbi tutulduğu tecrübe ve imtihan, onların cevherinin kalitesini de ortaya koyar. Meselâ, tohumların, çekirdeklerin ne kadar arı olup olmadığını, çimlenmeye ne ölçüde uygun olduklarını, hangi iklim ve toprakta ne tür bitkilerin ve ağaçların daha iyi yetişeceğini bu imtihan ve tecrübe ile anlarız. İnsanlar içindeki samimî olanlar ve olmayanlar, farklı karakterler, altın, elmas, pırlanta namzedi ruhlarla kömür ruhlar da, yine bu tecrübe ve imtihanla ortaya çıkar ve birbirlerinden ayrılır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 26 kez okundu