72- Benlik Tesellisi

Sorunların büyümesinin ahında yatan faktörlerden biri de insanın kendini abartıyor olması yani enaniyettir. Kendini fazla mühim gören birinin sorunları da haliyle mühim insanın mühim sorunlarına dönüşmektedir. Enaniyetin, kibrin ve gururun coşkuyla yaşandığı bir asrın çocuklarıyız. Şairin dediği gibi, “Balkonlarınız çok yüksek sizin baş döndürüyor/ Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor…” Binaların yükselip yeryüzünün aşağılarda kaldığı, eşzamanlı olarak, kibrin ilerleyip alçakgönüllülüğün gerilerde kaldığı bir zamanda yaşıyoruz.

Laf dediğimiz nedir? Seslerden oluşan kelimeler… Ama bazen haftalarca insanın uykusunu kaçıran bir şeydir laf. Hatta bazen lafla bile değil, ima ve işaretle, muhatabının onu hafife aldığını düşündüren yoruma açık küçük bir davranışıyla günlerce acı çekebilir insan. Lafa bile tahammülü olmayan insanın, başında dönüp durmakta olan büyük felaketler karşısında acınası bir çaresizliği vardır. Üzülmesine sebep olan kişiler ve olayların, kendisini kasten incittiğini düşünme eğilimindedir insan. Filozof Seneca der ki, “Bizimle dalga geçer gibi masadan düşüp duran bir kalem ya da inatla açılmayı reddeden bir çekmece öfkelenmemize yol açar. Bu öfke genellikle bu nesnelerin aslında bizi aşağıladıkları inancından beslenir. Örneğin kalemin bizi canımızdan bezdirmek için yere düşüp durduğuna, bunu yaparak da bir anlamda, başkaları tarafından onaylanan zekamızı ya da bulunduğumuz mevkii hiçe saydığını göstermek istediğini düşünürüz. “

Enaniyet, varlığın devamı için kısmen gerekli egodan daha ziyade, kibre akraba bir duygudur. Tarihsel seyre baktığımız da, teknolojik gelişmeler hayatımızı her ne kadar kolaylaştırsa da, bir yan etki olarak enaniyeti artırmaktadır. Televizyon kanalları bize başka kıtalardan görüntü sağlıyor. Bir telefonla herhangi birine istediğimiz anda ulaşabiliyoruz. Evimizin çeşmelerinden dilediğimiz zaman sıcak, dilediğimiz zaman soğuk su akıtabiliyoruz. Eskiden bir ayda gidilecek mesafeleri şu anda birkaç saatte kat edebiliyoruz. Aldığımız eğitim, yaşadığımız şehir, yaptığımız iş, bütün bu konfor, lüks ve teknolojik gelişmeler fark ettirmeksizin enaniyetimizi artırıyor ve insan kendini olduğundan ve başkalarından üstün görmeye başlıyor.

Bilgisayarda bir tuşla binlerce işçinin hareketlerini değiştirebilme imkanı Firavun’da var mıydı? Tek bir işaretle yüzlerce makineyi hareket ettirebilme gücüne Nemrut sahip miydi? Ama şimdi birçok insanda bu imkanlar var. Firavun’u Firavun, Nemrut’u Nemrut yapan, şeytanı şeytan yapan kibir ve enaniyet değil miydi? Onlarda kibir ve enaniyete sebebiyet veren, insanları yönetme gücü ve hayatı şekillendirme arzuları değil miydi? Şimdi herkesi şeytan, herkesi Firavun, herkesi Nemrut yapabilecek derecede ayrıcalıklara her insan sahip değil midir? Bin yıl önceden bir kralı getirsek, asgari ücretle geçinen bir insanın imkanlarını ona sunsak, kendini cennete girdi zannetmez mi? Veya bizi alıp bin yıl önceki bir kralın yaşadığı konforda yaşatsalar, taştan bir taht, ilkel ulaşım ve iletişim araçları karşısında kendimizi hakarete uğramış saymaz mıyız?

Kimse itiraf etmese de kendini tanrıya benzer bir pozisyonda görüyor artık insan. Her şeyi yapabileceğini, her şeye sahip olabileceğini, istediği her şeyi değiştirebileceğini ve her şeyi yönetebileceğini düşünüyor. Her insanın nazarı, dikkati, odağı kendi benliğine dönük.. Herkesin enaniyeti okşana okşana çıldırtılmış durumda. Eskiden dünyayı kasıp kavuran veba gibi salgınlar vardı. Şimdi herkese bulaşmış olan hastalığın adı enaniyet. Oysa insan kendi sadeliğine ve basitliğine dönebilse, kendisine doğada ayrılmış olan sıradan yerine geçebilse, kendisine atfettiği uydurulmuş önemden vazgeçebilse, tabiatın ve varlığın bir parçası olduğunu algılayabilse, gerçekte büyük olmayan ama büyütülmüş sorunlarından rahatlıkla kurtulabilecektir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 2 kez okundu