77-) İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. 

İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. [Sözler, “23. Söz, 1. Mebhas, 3. Nokta”]

İman, Cenab-ı Allah’ın hem varlığına hem de mutlak Birliği’ne inanmayı gerektirir. Allah’ın Birliği ve buna iman etmek, yani tevhid, tafsilî veya tahkikî iman çerçevesinde, Allah’tan başka yaratıcı, rabb (besleyen, büyüten, rızıklandıran, hayatta tutan, terbiye eden ve terbiye düsturlarının kaynağı), melik (her şeyin mutlak sahibi, mâliki, hükümdarı) bulunmadığına, Hz. Allah’ın mutlak ilim, irade ve kudret sahibi olduğuna, O dilemedikçe ve izin vermedikçe bir yaprağın bile kımıldamayacağına, insanın tek bir adım bile atmaya muvaffak olamayacağına inanmak demektir.

Bu imandır ki, insanı yegâne mutlak kudret, irade ve ilim sahibi olarak, bütün hayırların kaynağı ve bu hayırların ulaştırıcısı olarak, hayırlara ve muvaffakiyetlere götürecek ve şerleri ve başarısızlıkları savacak, dileklerimiz, beklentilerimiz ve korkularımız karşısında sığınacak yegâne merci olarak sadece Allah’ı kabûl etmeye götürür. Neticede insan, bütün varlığıyla Allah’a teslim olur ve bütün işlerini O’na teslim eder. İradesini, sorumluluğunu ve kendine düşen işleri asla reddetmemekle ve Şeriat-ı Tekvîniyye veya Fıtriye denilen Cenab-ı Allah tarafından konulmuş hayat kanunlarına riayet etmekle beraber, kendisinin kâinatın çarkına dâhil bulunduğunu, bu çarkın sadece onun isteklerine göre dönmediğini, en hususî işlerinde bile bu çarkın tâbi bulunduğu umumî hikmetin payı bulunduğunu ve kendi bilgi, güç, kapasite ve kabiliyetlerinin sınırlı olduğunu bilir.

Dolayısıyla, işlerinde kendine düşen vazifeyi ihmal etmez, fakat neticenin tahsilinin bütünüyle Cenab-ı Allah’ın iznine, İradesi’ne ve Kudreti’ne bağlı olduğunun tamamen farkındadır. Hattâ insan bir dereceye gelir ki, iradesinin ve gücünün yetersizliği, nefsinin ve şeytanın hilelerinin çokluğu ve karmaşıklığı, içinde kendisinin pek az rolü bulunan genel şartların elverişsizliği, günahların ve günah seylaplarının hücumu karşısında “Ya Rabbi! İrademi de istemiyorum; onu da Sen yönlendir, Sen’in İradene tamamen teslim olarak, hakkımdaki her türlü kararına razıyım!” deme mecburiyeti duyar.

Kısaca, Allah’a olan imanı, imanın gerektirdiği ve hâsıl ettiği tevhid, tevhidin yol açtığı teslim, insanda tam bir tevekküle götürür. Allah, Kendisi’ne inanan, teslim olan ve samimi tevekkül eden, O’nun bütün icraatına ve tasarruflarına gönülden rıza gösteren kimseyi yolda bırakmaz. O kimse hakkında hayırlı olan ne ise onu yaratır ve neticede o insanı dünyada da Âhiret’te de saadete ulaştırır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 30 kez okundu