Az mı çok mu yaşadığımız yılların sayısına göre değil, yaşamdan ne kadar etkilendiğimize göre değişir. Güzelim kelebekler bize göre az yaşıyorlar; Birkaç gün, hatta birkaç saat… O güzellik için acınası bir hal. Esasında hayatın uzunluğu süresinde değil, hissedilişindedir. Uzun süre yaşamak, çok yaşamış olmak anlamına gelmez. Kelebekler hayatı çok uzun hissettikleri için, bu hayat niye bitmiyor diye sıkıntıdan, bıkkınlıktan ölüyorlardır belki de kim bilir? İnsan ömrünün kelebeğin hayatından uzun olduğu fikri doğru değildir. Çünkü iki farklı zaman ölçüsü birbiri ile kıyaslanamaz. Bizim günlerle, saatlerle ölçtüğümüz zaman, onların hayatında kim bilir hangi ölçüyle hissediliyordur. Montaigne’nden bir tespit: “Ölüm, uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı ortadan kaldırır.” Hoşumuza giden bir film saatler sürmüş olsa da bir dakika gibi gelir. Sevilmediğimizi hissettiğimiz bir ortamda, bir saat kalmak ise seneler gibidir. Zaman izafidir. Mutluluk zamanları uzun sürse de kısaymış gibi algılanır. Buna karşın musibet zamanları kısa bile olsa uzun hissedilir. Musibet içerisinde bir gün bazen yıllar gibi yaşanır. Kur’an-ı Kerim, zamanın bu izafi yönüne dikkat çekerek, ahiret hayatından bir sahneyi şöyle anlatır: “(Allah inkarcılara) Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız” (Müminun 112-114).
Nimetler akıp giderken, musibetler zamanı olabildiğine yavaşlatır. Zarifoğlu’nun şiirindeki ifadeyle, “Kavuşmalarımız ağır aksak /Ayrılıklarımız koşar adım.” Bu gerçek Pablo Neruda’nın satırlarında, Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun” şeklinde kendini buluyor gibidir. Oğuz Atay’ın şikayetiyse şudur: “Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu; güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu. “Fuzuli’yi bu meseleden ayrı düşürmemeli; “Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir / Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat.” Yani, en uzun gecenin hangisi olduğunu, takvim yapanlar ne bilsin! Gam müptelası olan söylesin geceler kaç saatmiş?” Bediüzzaman Hazretlerine göre, musibet zamanının uzun algılanmasının sebebi, ahirette uzun zaman dilimine tekabül eden neticelerinin daha dünyadayken hissedilmesidir. Üstat, ‘uzun hissedilen musibet vaktini’, berzahta ve ahirette uzun zaman dilimlerine yayılan mükafatların insan ruhunda algılanması olarak yorumlar.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyetinde geçen, “Ey Oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz” sözü ne güzeldir. Evet, kainatın altı evrede yaratılması, ağaçların bir yılda yeşermesi, kış ve yazın belli sürelerle gelmesi gibi tabiatın her yanındaki kanunlar bize, her şeyin zamanla kayıtlı olduğunu, takdir edilen vakit gelmeden dertlerin sona ermeyeceğini fısıldamaktadır. Gecenin aniden sabaha, kışın birden bahara dönmemesi gösteriyor ki, yaşadığımız kederler de aniden değil, safha safha hayatımızı terk edecektir. Mevlana Hazretleri’nin bu konudaki önerileri şöyledir: “Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir çatıya bile basamak basamak, merdivenle çıkılır. Tencereyi dahi ocakta yavaş yavaş kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerede pişen yemekten hayır gelmez. Cenab-ı Allah’ın bu kainatı bir kerede “ol!” demekle yaratmaya gücü yetmez mi? Neden kainatın yaratılışı altı evre sürdü? Çocuğun dünyaya gelişi neden dokuz ay sürer? Onu bir anda yaratmaya Allah’ın gücü çatmaz mı? Hakk’ın adeti yavaş yavaş yaratmaktır” (Mesnevi, Cilt, 6). “Sıradan otlar, bir ayda yetişir. Gül yetiştirmek isteyen bir sene beklemelidir” (Mesnevi, Cilt, 6).
Çöldeki bedeviler uzun süre susuz kalmış birine rast geldiklerinde, onlara kesinlikle su vermezlermiş. Önce onun vücuduna ıslak bezle masaj yapar, sonra dudağına ıslak bezi sıkarak yavaş yavaş su damlatırlarmış. Çünkü uzun müddet susuz kalındığında kana kana su içmenin, insanı ölümle burun buruna getirdiğini iyi bilirlermiş. İşte musibetler de, aniden değil safha safha, damla damla çözülürler. Onların birdenbire sona ermesinin yaşatacağı zararlar, bu durumun getireceği faydalardan çoğu zaman daha fazladır.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu