78- Nasihat Tesellisi

Musibetlerin belki de en büyük hikmeti insana nasihat vermesidir. Cenab-ı Hakk, insanlar üzülsün diye değil, düşünsünler diye musibet verir. Kur’ân-ı Kerim’de helâk edilen kavimlerin anlatıldığı yerlerde, hep duyarsızlıktan, düşüncesizlikten, cahillikten, nasihat almayışlardan dem vurulmuştur. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “…düşünüp öğüt alsınlar diye, senelerce onları kuraklık, kıtlık ve ürün azlığı ile cezalandırdık” (Araf, 130). İnsanlar bu helâkleri yerin ve göğün hareketleriyle, sosyal analizlerle, psikolojik izahlarla açıklamayı sürdürseler de işin özü ve esası dinlenmemiş mesajlar, alınmamış uyarılar, hiçe sayılmış ıslah ve nasihat çalışmalarıdır.

Kötülükler başa gelen musibetlerin sebeplerinden olduğu gibi insanlara yardım etmek, iyiliklerde bulunmak üzerimizdeki musibetlere engel olabilecek sadaka türlerinden biridir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır” (A’raf, 56)“İyilikler kötülükleri giderir” (Hud, 114)Hz. Ali, Kümeyl’e yaptığı tavsiyelerden birinde insanlara karşı iyi davranmanın, onları sevindirmenin, kişiyi Allah’ın lütfuna erdireceğini ve onu musibetlerden kurtaracağını ifade etmektedir (Şerif er-Radî, s. 513; Meclisî, LXXI, 319)Bu hakikat, Peygamberimizin (sav) anlattığı bir hadise de, mağarada mahsur kalan üç gencin, yaptıkları birer iyiliğe vurgu yapmaları neticesinde, mağaranın girişini tıkayan kayadan yavaş yavaş kurtulmaları örneğinde de görülebilir.

Buhari ve Müslim’de geçen bu vakıa özetle şöyledir: “Yolculuğa çıkan üç kişi, akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girerler. Fakat dağdan kopup gelen bir kaya mağaranın ağzını kapatır. Bunun üzerine birbirlerine ‘Yıptığınız iyilikleri anlatarak Allaha dua etmekten başka bizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz’ derler. İçlerinden biri, anne ve babasının yaşlı olduklarını, önce onlara yemek yedirmeden karınlarını doyurmadıklarını anlatır ve bunu Allah rızası için yapmışsa Rabbinden kayanın açılmasını talep eder. Kaya biraz aralanır; ama dışarıya çıkılacak kadar değildir. Bir diğeri, aşık olduğu halde karşılık bulamadığı bir kadının, kıtlık senelerinde kendisine muhtaç duruma düştüğünü, yüz yirmi altın karşılığında onu elde etmek gibi bir imkanla karşılaştığını ancak kadının Allah’tan kork!’ demesiyle son anda bu işten vazgeçtiğini ve altınları da geri olmadığını anlatır. “Bunu senin rızan için yaptımsa bizi kurtar” diye dua eder; kaya biraz daha aralanır. Ancak yine de yeterli olmaz. Üçüncü kişiyise, bir zaman ücretini almadım giden bir işçisinin parasını çalıştırdığını, onunla yatırımlar yaptığını ve bu paradan bir servet elde ettiğini, ücretini almak için çıkagelen o işçiye bu serveti tamamıyla verdiğini anlatır ve ‘Bunu senin rızan için yaptımsa bizi kurtar’ der demez mağaranın ağzını tıkayan kaya tamamen açılır.

Buradaki anlatımın sembollerine odaklandığımızda, kaya, hayatımızda karşılaştığımız zorluklar, kayanın açılmasıysa Rabbimizin rızasını gözeterek yaptığımız yardımların, verdiğimiz sadakaların belayı def etmesi; bizi o zorluklardan ve kederlerden kurtarmasıdır. Hz. Mevlana’nın anlattığına göre”Bir türlü söndürülemeyen bir yangın karşısında, Hz. Ömer’e danışılmış. Halife; ‘Bu yangın insanların cimrilik ateşinden bir parçadır. Boşa çabalamayı bir kenara bırakın da, fukaraya yiyecek gıda dağıtın’ demiştir” (Mesnevi, Cilt 1)Tarihçi İbnü’l-Esir’in de anlattığı bu olay da, Hz. Ömer’in bu teklifinin yerine getirildiğini, dağıtılan sadakalar sonucunda yangının kendiliğinden söndüğü anlatılır (İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t- Tarih).

Hadislerde sadakanın Allah’ın gazabını teskin ettiği ve zararları def ettiği belirtilir (Tirmizi, Zekat, 28)Sadaka denilince akla genellikle maddi yardımlar gelse de bu, sadakanın yalnızca bir türüdür. Gülümsemek dahi bir sadakadır ve sadaka türlerinin oldukça geniş bir yelpazesi vardır. Sadakalar maddi olabildiği gibi, fedakarlık ve hasbilik gibi manevi türden de olabilir. Güzel söz söylemek ve insanlara iyi davranmak da sadakadır. İlim de Allah’ın insanlara lütfettiği mallardan bir türdür ve onu muhtaçlara ulaştırmak da bir sadaka çeşididir. Sadakaların en büyüklerinden biriyse nasihattir. Musibetlerin bazıları, verilmesi gerektiği halde verilmeyen şeyler sebebiyle; yapabilecekken yapmadığımız iyilikler, etrafımızdakilere destek olmayışımız, yakınlarımıza duyarsız kalışımız gibi sebeplere dayanarak, bir uyarı anlamıyla bize ulaşır. Kişi sadaka vererek, yaklaşmakta olan musibetlerin kaynağına bir mesaj yollamaktadır. “Ben üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum ve yapmaya devam edeceğim; ey musibet, madem senin gönderilme hikmetin bana duyarlılık kazandırmak; o halde ben kendi kendimi duyarlı hale getirmek için çaba saif edeceğim” demek ve gayret etmektir, sadakalar.

Kişi kendi kendini ıslah etmeye başladığında, onu oldurmak ve ıslah etmek maksadıyla başına gelmesi mukadder musibetler anlamsız ve hikmetsiz duruma düşer. O musibetler kader sayfalarından gerçekleşmek üzere yola çıkmış olsalar bile, Cenab-ı Hakk atasıyla, sadakanın belayı geri çevirmesi, duanın ömrü uzatması gibi, onları iptal eder. Ancak kişi kendi kendine nasihat vermeyi, ders almayı, kendini düzeltmeyi bıraktığında musibetler yeniden insanı ıslah etmeye, düzene sokmaya ve dolayısıyla eğitim vermeye başlarlar. Bu sebeple insanların nasihat alarak kendilerini ıslah ettikleri ortamları veya eserleri terk etmeleri de birtakım musibetlere davetiye çıkarır. Bir dönem manevi dersler takip edilmiş, gerekli ıslah ortamına girilmiş ancak sonrasında dünyevi nedenlerle o kutsi ortamlar terk edilmiş olabilir. İşte bu dahi bir musibetlerin sebebidir. Kur’an-ı Kerim’ de anlatılan felaketlere bakıldığında, onların nasihat almayı reddetmiş veya aldıkları nasihatlere uymamış kavimlerin başına geldikleri görülür. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Rabbin, halkı dürüst hareket eden, hem kendi nefislerini, hem de birbirlerini düzeltmeye çalışan diyarları, haksız yere asla helak edecek değildir” (Hud, 117). Manevi ve ıslah edici eserlerle meşgul olan insanlar kendi kendilerine bir ıslah çalışması içerisindedirler. Bu ıslah süreci kasten sonlandırılırsa önceden istihkak kesp ettiği halde, birtakım nasihatlere riayet etmesi sebebiyle iptal edilmiş veya ertelenmiş olan belalar yeniden yol bulup insana isabet etmeye başlar. Daha açıkçası, o kendini bir takım manevi eserleri okuyarak ıslah etmeye gayret ederken, ıslah amaçlı gelen musibetler perdelenir. Kendini ıslah eden bir insan haline geldiği için kader onu musibetlerle ıslah etmez.

Her insanın kendini düzeltme ihtimali söz konusu olduğu için, başa gelmesi mukadder olan olayları bekletmek ister Cenab-ı Hakk. İnsana mühlet verir, musibeti tehir eder, erteler. Ama bu tehir ne içindir? Kulun kendine gelmesi ve gittiği yanlış yoldan dönmesi içindir elbette. Kendine nasihat eden, dersler çıkaran, nefsini ıslah etmeye gayretli bir insanın, musibetlerle terbiye edilmesine ihtiyaç kalmamış olacaktır. Böyle biri için musibetler öğreticilik için, onu geliştirmek için gelebilir ama ıslah etme maksadıyla gelmez. Bir musibet bin nasihatten iyidir, derler ama esasında tutulmuş bir nasihat, binlerce musibete engel olabilmektedir. Musibetten kârlı çıkmanın yolu, ıslah edici, kalp ve ruhu arındırıcı ve onarıcı, kişiyi günahlardan uzak tutacak eserlere, ortamlara ve dosdara yönelmekten geçer. Kur’an ”İkra!” (oku), Mesnevi ”Bişnev!” (dinle), İstiklal Marşı “Korkma!” diye başlı yor. Özetle, okuyup dinliyorsak, korkmamıza gerek yok.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 9 kez okundu