8 -) Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek

Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her zaman sâfî zihinleri yaralar, dalâlete atar. [Sözler, “Lemeât”]

İnsanların çoğu ehl-i tahkik değildir; yani gördüğünü, duyduğunu, okuduğunu yukarıda sözü edilen zihnî imbiklerden geçirerek hakikate ulaşmaz. Bir kısmı hayal mertebesinde, bir kısmı tasavvur, daha başka bir kısmı tasdik, iz’an, nihayet iltizam mertebesindedir. En fazla taraftarlık gösterir ve taassupta boğulur. Bu çoğunluk, çok defa güvenilir gördüğü insanlardan duyduğunu doğru kabûl eder. Hattâ öyle ki, hakikati itimata şayan olmayan birinde görse kabûle yanaşmaz; kıymetsiz bir meseleyi, hattâ bir yanlışı güvendiği birinde görse onu kıymetli ve doğru addeder.

Bu bakımdan, doğruyu yanlıştan ayıramayan, hisleriyle veya gördüğüyle, duyduğuyla hareket eden, gerektiği ölçüde tefekkür ve muhakemede bulunamayan, ayrıca kötünün, kötülüğün dünyasına girmemiş, bâtılla tam tanışmamış, hak ve bâtıl, doğru ile yanlış arasında tam muhakeme yapamayacak insanlara bâtıl, yanlış, saptırıcı şeyler ilgi çekici ve etraflı olarak anlatılır veya gösterilirse, bu, onların kalbinde, zihninde yaralar açar, imanlarını zedeler, onları dalâlete götürür. Müstehcen, şehevî şeyler de aynı şekilde tasvir edilecek olursa, bu da, yanlış davranışlara ve günahlara iter.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 26 kez okundu