9-) Biçare hakikatler, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.

 Biçare hakikatler, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur. [İşârât; Mektûbât, “Hakikat Çekirdekleri”: 104]

Hakikatleri sahiplenenler, onları bilhassa temsil ve başkalarına anlatma mevkiinde olanlar, halkın değer verdiği gerçekten değerli insanlar olmalıdır. Yoksa halk çoğunluğu, yukarıda yine Bediüzzaman’dan naklen arzedildiği üzere, doğruyu, güzeli kıymetsiz insanlarda gördüğünde onu kabule yanaşmaz. Doğru bir söz, yanlış bir insanın ağzından çıkınca maalesef doğru görülmez ve kıymeti olmaz. Aynı şekilde, hakikatler, onların kıymetini bilmeyen ellerde kıymetten düşer, kıymetini bulmaz. Meşhur La Fontaine’in (1621–1695) bir şiirinde tasvir ettiği gibi, horoz yerde bir inci bulsa, onu bir buğday danesine değişir. Buna karşılık halk, kıymetli insanlarda gördüğü yanlışları dahi kabullenir, sahiplenir. İnsanların çoğu avam olduğundan, doğruyu ve yanlışı, hakkı ve bâtılı bizatihî bilerek ve tahkik ederek seçmez; taklit ederek seçer. Dolayısıyla, hak ve doğru söz, yanlış bir insanın ağzından veya kaleminden çıktığında çok defa kabûl görmez; bâtıl ve yanlış bir söz ise, güvenilir bir insandan sâdır olduğunda kabûl görür. Dolayısıyla, hak, doğru ve gerçek için çalışanlar, kendileri de doğru ve güvenilir insanlar olmalıdırlar.

Hz. Bediüzzaman, bu gerçeğin bir diğer yansıması veya boyutu olarak şu çok önemli tesbitte de bulunur: (Sosyal ve siyasî hayatta) zayıf ve azınlıkta kalan eller, Kur’ân ve İslâm davasında (en azından önde) bulunmamalıdır. Kesinlikle müsbet hareket çizgisinde Kur’ân ve İslâm davasında bulunacak kuvvetli eller iyi eğitilmiş olmalı ve ilmi takip etmelidir. Bunlar, İslâm’a ve Kur’ân’a âşık, derinden bağlı ve onu hayatlarına hayat yapmış olmalıdırlar. [Sözler, “Lemaât”]

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 30 kez okundu