82-) Mü’minde Kâfir, Kâfirde Mü’min Sıfatı

Bir Müslüman’ın her bir sıfatı İslâmiyet’ten kaynaklanması gerekirken pratikte her zaman böyle olmaz. Aynı şekilde, bir kâfirin her sıfatı da küfründen kaynaklanması gerekmez. [Sözler, “Lemeât”; Muhakemât, “1. Makale, 7. Mukaddime”]

MÜ’MİNDE KÂFİR, KÂFİRDE MÜ’MİN SIFATI

Müslüman’dan beklenen elbette her zaman İslâm’a uygun davranmasıdır. Fakat İslâm’ın şubeleri, mertebeleri, esasları, dalları vardır. Bir insanın Müslümanlığını ortaya koyan, ‘zarurât-ı dîniye’ denilen ve inanılması gereken esaslara inanmak, Müslümanlığının en önemli göstergesi olarak namazı kılmak ve zekâtı vermektir. Namaz kılmayan için kâfirdir denmemişse de, “Ancak kâfir olan, namaz kılmaz.” denmiştir. Müslüman da nefis taşıyan bir insandır; o da, girmemesi gerektiği halde günahlara girip çıkabilir; fakat, günahta ısrar etmemek ve günahtan tevbe etmek gerekir.

İnsan, sıfatları ve davranışlarıyla insandır. İman, ibadetlere devam, cömertlik, takvâ, ihlâs, ihsan, insanlara yardımcı olma duygusu ve şevki, insanların ve diğer varlıkların haklarına riayet, doğru sözlülük, Şeriat-ı Tekvîniye’ye, yani bir manâda hayat için Allah’ın koyduğu kanunlara itaat ve öte yandan, cana kıyma, anne-baba hukukuna riayetsizlik, zina, alkol kullanma, kumar, hırsızlık, faiz, yalan, sözde durmama, emanete ihanet gibi günahlardan ve nifak alâmetlerinden uzak durmak ve benzeri sıfatlar, Müslüman’da bulunması gereken sıfatlardan bazılarıdır. Fakat bir Müslüman’da bu sıfatların hepsi her zaman bulunmayabilir. Bunun gibi, nasıl bir Müslüman’ın bütün sıfatları pratikte İslâm’dan kaynaklanmayabiliyorsa, bir kâfirin her sıfatının da küfründen kaynaklanması gerekmez ve küfrüne delil olmaz.

Müslüman’da cimrilik, sözde durmama, hırs, ibadetlerde ihmal, tembellik gibi İslâm’a zıt sıfatlar –bulunmaması gerektiği halde– bulunabilir; çünkü her Müs-lüman, her an kâmil Müslüman olamayabilir. Bunun gibi, bir kâfirde cömertlik, yardımseverlik, kanaat, çalışkanlık, metot bilme, iş ahlâkı gibi aslında İslâm’a ait sıfatlar bulunabilir. Dolayısıyla, bir Müslüman ile bir kâfiri ayıran, öncelikle imandır. Burada şu hususa dikkat çekmek gerekir: Bazen kâfirlerdeki güzel sıfatları gören bazı Müslümanlar, aynı sıfatları bazı Müslümanlarda göremeyince farkına varmadan kâfirleri Müslümanlara tercih eder bir tavır sergileyebiliyorlar. Cenab-ı Allah (c.c.), hiçbir zaman kullarına zulmetmediği gibi, amiyane tabirle, torpil de yapmaz. Eğer İslâm’dan haberdar ve tebliğe muhatap olmuş olmalarına rağmen bir insan küfürde ısrar ediyorsa, Cenab-ı Allah’ın ona hidayet nasip etmemesinin mutlaka sebebi, o insanda hidayete engel ve başkalarının farkına varmadığı, meselâ sadece dünya hayatını ve rahatını düşünme, bencillik, enaniyet, kibir, gurur ve riyakârlık gibi çok kötü sıfatlar vardır. Buna karşılık, kendinde görülen birtakım kötü sıfatlara ve davranışlara rağmen bir insan ehl-i iman ise ve imanında sâdık ve sâbit ise, onda da hidayete sebep, meselâ tevazu, kanaatkârlık, cömertlik, şefkat ve merhamet gibi çok güzel sıfatlar bulunabilir. Dolayısıyla, sadece bazı sıfatlara bakarak hiçbir zaman ehl-i küfür, ehl-i imana tercih edilmez.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 27 kez okundu