“Cenab-ı Allah (c.c.), yeryüzünde her yere, her kavme peygamber göndermiştir. Fakat ya zamanla bu peygamberlerin bizzat kendileri de, mesajları da yanlış anlayış ve değerlendirmelere ve tahrife maruz kalıp başkalaştırılmışlar veyahut inananları az olduğu için gerektiği gibi tanınmamışlardır.” [Mektûbât, “28. Mektup, 8. Mesele”]
Cenab-ı Allah (c.c.), hiçbir devirde insanlığı peygambersiz veya peygamberin yolunu takip eden peygamber vârisi mürşidlerden mahrum bırakmamıştır. Fakat zamanla bu peygamberler, mürşidler ve mesajları ya da kitapları, yanlış anlama, yanlış değerlendirme ve yorumlara maruz kalarak başkalaştırılmışlardır. Kur’ân-ı Kerim inmemiş olsaydı, bütün İsrail Oğulları peygamberlerini bugün Kitab-ı Mukaddes’te anlatıldıkları gibi bilecektik. Hz. İbrahim’i, Hz. Musa ve Hz. İsa’yı (aleyhimisselâm) gerektiği gibi tanıyamayacak, üstüne üstlük, Hz. Lût ve Hz. Süleyman (aleyhimesselâm) gibi peygamberleri, Kitab-ı Mukaddes’te kendilerine atfedilen şenî günahlar işlemiş, hattâ bütün bütün yoldan çıkmış insanlar olarak görecek, kendimizi modern seküler tarihle sınırladığımızda ise, insanlık tarihinde en azından Hz. İbraim’e kadar semavî bir dinin de, peygamberlerin de var olduğunu bilmeyecektik. Her zaman doğrunun temsilcisi ve tebliğcisi bir peygamber veya peygamber vârisi insanlar bulunsa ve bulunmuş da olsa, kendilerine tebliğ gitmeyen çok sayıda insan da yine daima var olagelmiştir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |