84-) Fanilik Tesellisi

Mezarlıklarda dolaşan insan, başkalarına kendini beğendirmeye uğraşmanın lüzumsuzluğunu, bazı şeylere üzülmenin veya sevinmenin anlamsızlığını, önemsemediği birçok meselenin aslında beş para etmeyen işler olduğunu idrak eder. Dünyanın aldatıcılığını yüreğinde hisseder, işte bu yer benim gerçek ikametgâhım, eninde sonunda varacağım kara topraklı kabrim, der. Mezarlıktakilerin hallerini düşündükçe, bu dünya oyuncayla kendini aldatmış olduğuna kanaat getirir. Ama insan, meğer aldanmışım derken bile kendini aldatmaktadır. Bir gün ben de toprak olacağım, dediğinde bile, toprak olacak kişi imgesine kendisini yerleştiremez. Kendi yerine, ona birçok yönden benzeyen ama kısmen benzemeyen birini bulup toprağa hayalen gömer. Bazen o yalancı imgenin boy uzunluğunda küçük bir fark, bazen saç renginde bir değişiklik, bazen de duruşunda bir başkalık oluşturarak, kendisine ait zannettiği o cenazeyi, tefekküründe, küçük detaylardaki rötuşlar sayesinde bir başkasına çevirir. Dışarıdan kendi ölümünden bahsediyor gibi görünse de esasında hep başkasının ölümünü anlatmaktadır. Dublör kullanmaktadır yani, kendi ölümünü düşünürken… İçten içe hep başkalarına yakınlaştırır ölümü. Çünkü gazetelerde okuduğu hep başkalarının ölümüdür. Çünkü romanlarda hep başkalarının ölümü vardır. Filmler hep başkalarının ölümlerini anlatmıştır. Şiirlerdeki ölüm, hep bir başkasınındır. Kısacası başkalarının ölümüne alışmıştır zihni. Böylece ölenin o değil, hep başkası olduğuna binlerce defa şahit olmuş ve durumun hep böyle gideceği yalanına inanmıştır.

Bir ölüm haberi duyduğunda, ölen asla kendisi olmayacakmış gibi dinler. Çünkü haberi işiten odur ve ölüler işitemezler. Kendi cenazesinin yanı başına hayalen gitse bile, ölü değil, diri olarak gider. Ölenler hayal kuramayacağına göre, oradaki ölü, onun kılığına girmiş bir başkasıdır. Kendi ölümünün detaylarını düşünürken, -ölüler düşünemeyeceğine göre, ölüm gerçeğinden sağ olarak kaçmayı her seferinde başarır. Bu oyunu öyle sık oynar ki insan, ölümü en çok, kendi cenaze törenini düşlerken unutur. Ölmeyecekmiş gibi bir his herkesin içinde vardır. Doğru, gerçekten insan ölmeyecektir. Bu hissin kaynağı, başka bir âlemdeki ölümsüzlüktür. Bu gerçek duygunun, dünyada insana yaşattığı yalancı kalıcılık hissinden kurtulmak kolay değildir. Bu beden, bu ilişkiler, bu sorunlar ve bu nimetler, içinde yer tuttuğu tarih ve coğrafyayla birlikte yok olup gidecektir. Kıyamet sadece fiziki dünyayı yıkan bir şey değildir, metafizik dünya, hisler, düşünceler ve fikirler dünyası da kıyametle birlikte yok olup gidecektir. İçinde yaşadığımız dünyanın bir gün yok olup gideceğini ifade eden yalnızca semavi dinler değildir; bunun yanında Big Bang Teorisi-Entropi Yasası gibi bilimsel yaklaşımlar da bu gerçeğe değinmektedir.

Eğer, bu dünya bitimsiz, insan ölümsüz olsaydı, âhiret gibi muhteşem bir yaşam insanı bekliyor olmasaydı; geçici dünyevi dertlerimize üzülmekte haklıydık. Fakat bu dünya, akıp giden bir nehir… Hiç kimseyi kendi içinde tutmayan, herkesi yolcu eden bir konak… Musibetler namına hiçbir şey fazla önemsenmeye layık değildir. Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz, “Ey Resûlüm, sen de öleceksin, onlar da ölecek” buyurur (Zümer, 30). Bu demektir ki, seni küçümseyen, hafife alan, yadırgayan, aldatan, sana ihanet ve zulmeden her kim olursa olsun onlar da ölecekler. Başına gelen musibetler de günün birinde yokluğa karışıp gidecekler. Sen de öleceksin sevdiklerin de … Seni üzenler de, sevindirenler de ölecekler. İçerisinde bulunduğun dünya gezegeni de, o gezegeni taşıyan Güneş Sistemi de, onu kapsayan Samanyolu Galaksisi de, sonu bulunamamış evren de ölecek. Rabbimiz buyurur ki, “O’nun Vechi (Zatı ve rızası) dışında her şey yok olup gitmeye mahkumdur” (Kasas, 88). Yer yüzünde bulunan her şey yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin Zat’ı baki kalacak (Rahman 26, 27).

Çölde sıcak altında günlerce susuz kalmış iki insandan biri, biraz ilerden yürüdüğü için uzakta bir çeşme görmüşse, diğeri arkadan geldiği için bu çeşmeyi henüz göremiyorsa, aynı seviyede susuz oldukları halde her ikisinin de susuzluktan çektikleri acı aynı olamaz. Zira, çeşmeyi görmüş olan kişi, su suzluğunun birazdan biteceğini anlamış ve yaşadığı acı, henüz o suyu içmemiş olmasına karşın, acıdaki geçicilik bilgisinden dolayı azalmıştır. Dünyanın faniliği ve musibetlerin geçiciliğinin idrakinde olan insanlar da o çeşmeyi (cenneti) uzaktan görmüş sayılırlar. Diğer insanlarla aynı sıkıntıları çekmelerine rağmen yaşadıkları acı daha hafif hatta bazen eğlencelidir.

Dünyayı kalıcı gören insanın yaşadığı acılar büyür ve altın dan kalkılamaz hale gelir. İnsan; dertlerine de mutluluklarına da “Bu da geçer ya Hu!” demelidir. Muhibbi’nin dilinden dökülenler: “Gamına gamlanıp olma mahzun /Demine demlenip olma mağrur/ Ne dem bâki / Ne gam bâki /Hû”

Hz. Musa’nın kederleri üzerinden üç bin dört yüz yıl geçti. Sokrates’in artık acı çekmiyor olduğu yıl sayısı iki bin dört yüz yıldan fazla. Biteli binlerce yıl olmuş acılarla dolu değil midir mezarlıklar? Bir gün bizim acılarımız da bitecek ve üzerinden yıllar hatta asırlar geçmeye başladıkça onların etkisiz varlıkları bize katiyen acı veremeyecektir. Zonguldak’ta geçtiğimiz günlerde Bronz Çağ’da hayata adım atmış 41 12 yaşında bir Porsuk ağacı bulundu. O ağaç yerindeyken, dünyada neler oldu, tarih sahnesinden kimler gelip geçti, ne medeniyetler kuruldu ve yıkıldı, ne acılar ve mutluluklar yaşandı! Şimdi o ağaç orada öyle sağlam duruyor ki, bizim şimdilerde çektiğimiz acıları ve yaşadığımız mutlulukları da, önceden yaptığı gibi geçiciliğin sularına kağıttan bir gemi gibi bırakmaya kararlı…

Marcus Aurelius’un Düşünceler’deki önerisi şudur: “Dara düştüğünde, insan yaşamının kısa bir süre daha devam edeceğini, çok geçmeden hepimizin ölüm döşeğine uzanacağımızı düşün.” İnsanın dünyadaki görevleri, ibadetleri ve kederleri sonsuza dek sürmez. Burada yaşanan sıkıntılar bir süreliğinedir. Bu geçici hayatı istikamet ve mutluluk içerisinde sürdürmenin yolu, dünyayı misafirhane olarak görmekten geçer.

Şairin dediği gibi; “Gelir bir bir, gider bir bir, kalır Bir / Gelen gider, giden gelmez bu bir sır / Gelirse gelir, bir kıl ile eyleme tedbir / Giderse gider, eylemez bir koca zincir.”

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 4 kez okundu