Peygamber Efendimiz (sav), Hayber’de Müslümanlara ait arazileri işletme karşılığında mahsullerinin yarısını vermek şartıyla Yahudilerle anlaşmıştı. Abdullah b. Revaha (ra), Mute Savaşı’da şehit oluncaya kadar Hayber’e gelir, ürünlerin yarısını onlardan alırdı. Abdullah (ra) ürünlerin miktarını belirlemede titiz davranıyordu. Yahudiler bu kadar titiz davranmaması ve mahsulün bir kısmını kaçırmasına göz yumması için kendisine de rüşvet vermek istediler. Abdullah (ra) onlara şöyle dedi: “Ey Allah düşmanları, bana haram mı yedireceksiniz? Allah’a yemin ederim ki ben yanınıza, insanlar arasında bana en çok sevimli olan kişinin (Rasûlullah’ın) yanından geldim… Ama size olan kızgınlığım ve Rasûlullah’a olan sevgim, size karşı beni adaletsizliğe sevketmeyecektir.” Yahudiler: “İşte bu adalet sayesinde göklerle yer yerinde durur” dediler. (El-Bidaye ve’n-Nihaye, İbn-i Kesir, Mavsuatüşşamile, 4. Cilt, 6. Bölüm)
Yahudilere olan kızgınlığı onlara karşı davranışlarında adaletsizliğe sebep olmuyordu. Sanki bu ayetin uygulaması gibi değil mi? “Ey iman edenler! Var gücünüzle hakkı ayakta tutanlar olun (ve bunun gereklerinden olarak) şahitlikte kılı kırk yarar derecede dikkatli davranın, adaleti tam temsil edin. Bir topluluğa karşı duyduğunuz öfke (veya onların size besledikleri kin), sakın sizi adaletsizlikte bulunma günahını işlemeye itmesin. Daima âdil davranın; takvaya en uygunu, en yakışanı budur. Allah’a karşı saygıyla dopdolu olun ve O’na itaatsizlikten sakının. Şüphesiz Allah, her ne yapıyorsanız hepsinden hakkıyla haberdardır.” (Maide suresi, ayet 8)
Dünyada halkı Müslüman olan ülkeler kadar adaletten sapan, insan haklarını hiçe sayan, dünyevi hedeflerine ulaşmak için her yolu mübah kabul eden, evrensel hukuk kurallarına riayet etmeyen, dünya insanlığının şerlerinden emin olduğu kaç devlet var?
Mehmet Akif durumun vahametini şöyle resmeder:
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Adem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.
Peygamber Efendimiz (sav) in beyanıyla insanlar bizim elimizden ve dilimizden selamette olacaklardı. Konuşmamızla, davranışlarımızla, kalemlerimizle kimseye zulmetmemek İslam’ın gereğiydi. Zulüm bizdense ben bizden değilim diyebilmek. Bu çerçevede Kur’ân, “Hem, Allah yolunda, ayrıca, baskı altına alınıp zayıf bırakılmış ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar; çıkar da katından bize bir sahip, bir koruyucu gönder ve tarafından bize bir yardımcı yolla!” diye yalvaran çaresiz, kimsesiz mazlum erkekler, kadınlar ve çocuklar için neden savaşmayacakmışsınız ki!?” (Nisâ Sûresi, 4/75) ayette İNANANLARI İKAZ EDER ve MAZLUMLARA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIR. Nitekim Efendimiz de İslam’da amellerin en faziletlerinden birisinin, zalimlere karşı hakkı haykırmak olduğunu beyan eder. (Bkz. Ebu Davud, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten13)