93-) İman tecdide, yenilemeye muhtaçtır.

İnsan, hem şahsı, hem de içinde bulunduğu âlem sürekli yenilendiği için her zaman imanını tecdide, yani yenilemeye muhtaçtır. (Mektûbât, “26. Mektup, 4. Mebhas, 4. Mesele”)

Her gün, yeni bir gündür ve yeni bir dünya kurulur. Hattâ, her an yeni bir andır ve dünya her an yenilenmektedir. Bilhassa ehl-i tasavvuf âlimler, kâinatın her an zeval–hudûs yaşadığını, yani Cenab-ı Allah’ın her an kâinatı yok ve yeniden var ettiğini, yok ve var etmenin süratinden dolayı da bizim kâinatı ve kendimizi sürekli var gördüğümüzü söylemektedirler. Bizzat kendimizde müşahede ettiğimiz ve sürekli yaşadığımız üzere, dakikada 60–80 defa denebilir ki, yeniden hayat bulmaktayız. Dakikada kalbimiz bu kadar atmakta, sistolik ve diyastolik hareket denilen gevşeme ve kasılma hareketleriyle vücutta dolaşan kanı toplayıp vücuda pompalamakta ve vücutta dolaşıp, karbondioksitle kirlenen kan, teneffüs yoluyla havadan aldığımız oksijenle akciğerlerde temizlenmektedir. Bütün bu işler, Cenab-ı Allah’ın kurduğu sistemle tamamen bizim irademiz dışında gerçekleşmektedir. Kısaca, her nefes alışverişimizde bize yeniden hayat bağışlanmakta, her nefes alışverişimizde hayatımız yenilenmekte, ayrıca vücudumuzda bulunan yüz trilyon civarındaki hücreler altı ay içinde tamamen yenilenmekte, günde vücudumuzda beşyüz milyardan fazla hücre ölüp, yerlerine yenisi gelmektedir. Yani, bizzat biyolojik yapımız ve hayatımız itibariyle sürekli bir yenilenme yaşadığımız gibi, hallerimiz, duygularımız, tavırlarımız itibariyle de sürekli değişmekte, yenilenmekte, halden hale, tavırdan tavıra geçmekteyiz. Biz nasıl devamlı bu şekilde değişiyor, yani yenileniyorsak, içinde bulunduğumuz âlem de, aynı şekilde sürekli yenilenmektedir. Bu bakımdan, âlem, günler, belki saatler, hattâ anlar adedince aynı model veya mahiyet üzerinde ayrı bir âlem olmakta, biz de her saat, belki her an yine aynı modelimiz veya mahiyetimiz üzerinde ayrı bir fert olarak hayatımızı sürdürmekteyiz. İşte, iman, şahsımızdaki, her insanın şahsındaki her bir ferdin, her bir âlemin ışığıdır; Allah Lâfz-i Celâl’inin bütün İlâhî İsimleri muhtevî bulunması hasebiyle, Lâ Rabbe illa’llah, Lâ Ĥâliqa illa’llah, lâ Râzika illa’llah, lâ Ma’bûde illa’llah, lâ Muhyie illa’llah, lâ Mümîte illa’llah, lâ Kayyûme illa’llah gibi ihtiva ettiği bütün manâlarıyla Lâ ilâhe illa’llah, her bir ferdin, her bir âlemin kapılarını açan bir anahtardır.

Kâinatta ve şahsımızda cereyan eden her bir hadise Allah Lâfz-i Celâl’inin ihtiva eden İlâhî İsimler’in eseri olduğundan, Lâ ilâhe illa’llah, bütün mertebeleriyle tevhidi ifade etmekte ve hadiseler ağında insanı şirke düşmekten korumaktadır. Ayrıca, insanda hükmeden nefs, heva, heves, vehim ve şeytan, her an zihne ve kalbe pek çok şüphe ve vesveseler üşüştürür ve iman nûrunu söndürmeye çalışır. Bunun yanısıra, insandan küfür derecesinde tesiri bulunan bazı sözler ve davranışlar da eksik olmaz. İşte bütün bu sebeplerle her vakit, her gün, her saat Lâ ilâhe illa’llah ile imanımızı yenilememiz son derece önemlidir. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “İmanınızı Lâ ilâhe illa’llah ile yenileyin!” buyurmuşlardır. (Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl, 2:204; Benzer manadaki hadisler için bkz.: Ahmed ibn Hanbel, el-Müsned, 2:359; Abd ibn Humeyd, el-Müsned, 1: 417)

Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 21 kez okundu