92-) Hidayet dalâlet ve gaflette insanlar derece derecedir.

Hidayette de, dalâlette de insanlar derece derecedir. Bunun gibi, gafletin dereceleri de muhteliftir. Gaflet, hissi iptal ettiğinden, herkes, her mertebede bu hakikatı tamamıyla hissedemez. (Lem’alar, “17. Lem’a, 5. Nota”)

Denebilir ki, insanlar, hattâ insanların halleri sayısınca hidayet ve dalâletin dereceleri vardır. Herkes, aynı hidayet veya dalâlet mertebesinde olmadığı gibi, herkes, her halinde de aynı hidayet veya dalâlet derecesini hissetmez. Dolayısıyla, mü’minlerin hepsi imanı, İslâm’ı, iman ve İslâm’ın hakikatlerini aynı derecede duyup aynı derecede temsil ve tatbik edemedikleri gibi, her kâfir de aynı derecede, küfrün bütün şubelerinde, bütün davranış ve sıfatlarıyla kâfir, her münafık aynı derecede, nifakın bütün şubelerinde, bütün davranış ve sıfatlarıyla münafık değildir. Nasıl hidayet ve dalâlet farklı farklı derecelerde ise, gafletin de aynı şekilde farklı dereceleri vardır. Gaflet, derecesine göre hissi iptal eder. Gafletin, dolayısıyla hissin iptali derecesinde insan, iman ve İslâm hakikatlerini duyamaz, yaşayamaz. Bunun idrakinde olmaz ve bir de imanı, İslâm’ı kendi duyduğu ve yaşadığı kadar zannederse, bu, o insan için bir âfettir.

Diğer yandan, gafletin yine hissi iptal etmesi sebebiyle, kâfirler küfrün, münafıklar nifakın, fâsıklar fıskın, günahkârlar günahın elim acısını her zaman aynı derecede hissetmezler. Hayatın “çalış–kazan–tüket” çemberinde dönüp durması ve buna eğlencenin de eklenmesi, hisleri âdeta bütün bütün iptal etmektedir. İşte bu vaziyet karşısında ancak gerçek ilmî hassasiyetin gelişmesi, insanların önüne hakikatlerin hiç olmazsa ilmen ve misalleriyle konulması, her gün onbinlerce cenazenin gösterdiği ölüm hakikati ve Âhiret gerçeği, gaflet perdesini belli ölçülerde aralayabilir, parçalayabilir.

Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 23 kez okundu