01-)
“ZEKAT ve SERVETİ BEREKETLENDİREN İNFAK”
Zekât, sadece eldeki nakit parayı hedef almayan, aksine maddî değeri olan birçok şeyi içine alan çok yönlü malî bir ibadettir. Bu yönüyle zekât, elinde imkânı olan hemen herkesi ilgilendirmekte ve toptan iyileştirme adına cemiyetin bütün fertlerini sorumlu tutmaktadır. Bu noktada İslâm, barınma, binek ve giyim gibi aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan her bir Müslüman’ı zekât gibi bir vazifeyle yükümlü kılmaktadır. Elbette bir insan, daha fazla mülke sahip olabilecektir; ancak bunun şartı, elindeki malın zekâtını vermektir.
Bu yönüyle zekât, maddî anlamda toplumu ayakta tutmaya yarayan en önemli güçtür ve bu gücü ortaya çıkaran potansiyelle ilgili detaylar bizzat Peygamber Efendimiz tarafından tespit edilmiştir. Şu da bir gerçektir ki İslâm, ortaya koyduğu meseleleri, günün şartlarına göre değişiklik arz edecek bir yapı yerine hemen herkesin rahatlıkla algılayıp kullanabileceği pratik değerler olarak takdim etmiştir.
Ticaret eşyasının zekâtındaki oran 1/40 (% 2,5) olmakla birlikte diğer emtiada bu oran, malın konumu ve değerine göre farklılık arz etmektedir. Ancak bütün bu değerler, zekâtın asgari ölçüde sınırlarını belirtmektedir ki, yeri ve zamanı geldiğinde bu oranların isteğe bağlı olarak artırılma kapısı açıktır.
(Bir Müslümanın Yol Haritası, s. 495.)
- Zekâtın kimlere verileceğini bizzat Allah (c.c.) tayin etmiştir. Buna göre zekât verilecek yerler;
اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ (٦٠)
“ZEKÂTLAR, ancak FAKİR oldukları bilinenler, gerçekten muhtaç fakat kendilerini belli etmeyen DÜŞKÜNLER, onu toplamakla görevli MEMURLAR, kalbleri İslâm’a ISINDIRILACAK olanlar ve dostlukları veya kötülüklerinin def’i umulanlar, ESİR ve KÖLELİKTEN kurtulacak veya kurtarılacaklar, BORÇLARINI ödeyemeyecek durumda olanlar, (ilim tahsili ve hac yolculuğunda bulunup da bunlara güç yetiremeyenler de dahil olmak üzere,) Allah yolunda O’nun adını YÜCELTME UĞRUNA GAYRET ve CİHAD edenler ve YOLDA KALMIŞLAR içindir. Bu konudaki Allah’ın kesin hükmü budur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir; her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.” [Tevbe Sûresi-60] (Meal: A.ünal)
FAKİR VE MİSKİNLER: Fakir ve miskinin tarifi hususunda fıkıh âlimlerinin ihtilafı bir yana bırakılacak olursa, bu iki zümre; bir günlük yiyeceğini bulamayacak derecede düşkün kimselerden, biraz daha iyi durumda olanlara kadar, nisab miktarı mala sahip olmayan yani zekât vermekle mükellef olmayan bütün Müslümanları da içine alır.
ZEKÂT MEMURLARI: Zekâtın devlet eliyle toplanıp dağıtıldığı durumda, zekât toplamakla görevli memurların maaşı da zekât olarak toplananan mallardan verilir
MÜELLEFE-İ KULÛB: Kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimselerdir. Bu grubu üç başlıkta toplamak mümkündür:
➖Müslüman olduğu halde henüz iman kalbinde oturaklaşmayan kimseler.
➖Müslüman olmayan ama Müslüman olması umulan insanlar.
➖Müslüman olmadığı halde şerrinden emin olmak ve ortamı yumuşatmak için ihsanda bulunulan şahıslar.
Ancak konuyla ilgili olarak ikinci halife Hz. Ömer’in, kalplerin ısındırılmasına bağlanan hükmü ‘artık şartlar değişti, telifi kuluba ihtiyaç yok’ diyerek Müslüman olmayan insanlara zekâttan pay verilmesini şartlara bağlı olarak durdurması söz konusudur ki, aynı şartların gerekli olduğu zaman ve yerlerde bu uygulamanın devam edeceğinde şüphe yoktur.
KÖLELER: Bilhassa eski tarihlerde yaygın bir uygulama olan kölelik sisteminin temelde karşısında olan İslâm, bu insanlara maddî destek olmak ve hürriyete giden yolları kendilerine kolaylaştırmak maksadıyla zekâttan pay vermiştir.
BORÇLULAR: Normal şartlarda zengin bile olsa insanın işleri bozulmuş ve geçici de olsa bir borç içine girmişse bu şahsa da zekât verilmektedir.
Fî SEBÎLİLLAH: ‘Allah yolunda’ anlamında bir kelimeyle tercüme edebileceğimiz bu alan, oldukça geniş bir yapıyı kapsamaktadır. Allah için kendini adamış ilim erbabını, dini başkalarına da ulaştırma adına gayret sarf eden kişi ve kurumları, genel olarak İslâm kültürünün yaygınlaşması için faaliyet gösteren birçok kişi ve hayır kurumunu, bu kavramın içinde mütalâa etmek mümkündür.
YOLCULAR: Zekât verilecek bir diğer sınıf da, normal şartlarda zengin olsalar bile yolculuk şartlarında imkânları tükenen ve maddî ihtiyacı bulunan kimselerdir
- Bir diğer konu da, zekâtı verirken dikkat edilecek hususların belli prensiplere bağlanmış olmasıdır.
Buna göre, daha olgunlaşmadan zirai ürün ve meyvelerin miktarını tahmin edip zekât alınma yoluna gidilmemesi, zekât verilecek yerlerin ayetle tespit edilmiş olmasından hareketle, zekâtın toplanıp dağıtılması sırasında başka gelirlerle zekâtın karıştırılmaması, malın kendisinden bizzat zekât verilebileceği gibi, zekâta konu olan malın kıymeti takdir ve tespit edilip zekâtının, aynı değerde başka bir cins mal ya da para olarak da verilebilmesi, kadın, bekçi ve hizmetçi gibi kimselerin de evin reisine vekaletle zekât verebileceği, hukukî prensipler açısından problem olmasa da kişinin, zekât veya sadaka olarak verdiği malı tekrar geri almaması, zekâttan kaçma anlamında belli başlı hilelere baş vurulmaması, verirken başa kakma, küçük görme ve aşağılama gibi tavırlara girilmemesi, yeri geldiğinde açıktan verip diğer insanları da vermeye teşvik, yeri gelince de gizli vererek, her iki durumda da sadece Allah’ın rızasını talep etme, malın arızalı ve çürük olanını tercih yerine en iyisinden vermeye çalışma ve geciktirip vakit kaybetmeden ve mümkünse Ramazan ayı gibi mübarek zaman dilimlerinde verme gibi bir kısmı bağlayıcı, diğer bir kısmı da tavsiye edilen uygulama biçimlerine dikkat edilmelidir. (Kaynak: Bir Müslümanın Yol Haritası)
***
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَثِيمٍ (٢٧٦)
“Allah faizin bereketini eksiltir, zekât ve sadakaları ise nemalandırır. Hem Allah kâfirlikte ileri giden, günahta ısrarlı hiç bir kimseyi sevmez.” (Bakara, 2/276)
✨Hak Dîni Kuran Dili:
-Allah, malı arttırır sanılan ribâyı derece derece eksilte eksilte nihayet mahveder.
–Ribâ içinde ayın on dördü gibi parlak görünen servetleri, hilal gibi küçülte küçülte nihayet gözle görünmez hale getirir de buna karşılık; malı eksiltir sanılan sadakaları “irba” eder, yani gitgide büyütür ve çoğaltır, nemalandırır.
–Ribâ, mal üretecek hayatları kurt gibi yiye yiye bitirir, nihayet sermayelerin de batmasına sebep olur. Halbuki sadakalar ecir, hayat ve bereket olur.
–Cenab-ı Allah, haramı helal tanımakta ısrar eden çok kâfir, çok günahkâr kimselerin hiç birini sevmez. O tevbe edenleri sever, onlardan razı olur. Ribâ ise pek kâfirane ve pek günahkârane bir iştir.
وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا ف۪ٓي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ (٣٩)
“Başkalarına, onların malları içinde çoğalıp da size geri dönsün mülahazasıyla verdiğiniz (hediye, bağış, borç para ve benzeri) şeyler, (zahiren artsa bile) Allah katında hiçbir zaman artmayacaktır. Buna karşılık, yalnızca Allah’ı ve rızasını dileyerek zekât (sadaka) kapsamında ne verirseniz, işte (o gerçekten artar ve) verdikleriyle gerçek artış ve kazanç sağlayanlar, böyle yapanlardır.” (Rûm Sûresi, 30/39)
“Bu âyet, faizin kesin yasaklanmasına giden yolda gelen ilk âyet, zekâtın kesin emredilmesine giden yolda inen âyetlerden de bir tanesidir. Bazıları, bağışta bulunur veya diğerlerine hediye, borç para veya benzeri şeyleri verirler, fakat bunu verirken, verdikleri kimseler bilhassa tüccar veya tefeci, faizci ise, onların verdiklerinin malları içinde artıp kendilerine geri dönmesini beklerler ya da bu gaye ile verirlerdi. İşte İslâm, önce bunun hoş bir davranış olmadığını ilan etmiş, sonra da merhale merhale faizi yasaklamıştır.” Kaynak: Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerim Ve Açıklamalı Meali-Ali Ünal
- Hak Dîni Kuran Dili:
Halkın mallarında faiz gibi nemalanarak (artış göstererek) fazlasıyla karşılığını almak için verdiğimiz bağışlar, hediyeler Allah yanında nemalanmaz, artmaz. Faizin Allah yanında hiçbir sevabı olmadığı gibi, halktan karşılığı fazlasıyla alınmak niyetiyle verilen hediyeler de öyledir. Gerçi bu günah değildir, fakat sevabı da yoktur. Allah rızasını dileyerek verdiğiniz zekat ise işte kat kat katlayanlar onlardır. “Bir tohuma benzer ki yedi başak bitirmiştir, her başakta yüzer tane vardır. Allah dilediğine böyle veya daha fazla kat kat verir.” (Bakara, 2/261).
.. وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًاۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًاۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٢٠)
“..Namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve bir de Allah’a güzel ödünç takdim edin! Unutmayın ki kendi iyiliğiniz için âhirete hazırlık olarak her ne gönderirseniz mutlaka onu Allah’ın nezdinde bulursunuz. Hem daha üstün ve daha hayırlı, mükâfatı kat kat artmış olarak! Allah’tan af dileyin. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur)” (Müzzemmil Sûresi, 73/20)
- Hak Dîni Kuran Dili:
Farz olan vakit namazını kılın ve zekâtı verin ve Allah’a güzel bir ödünç takdim edin yani ilerde sevabını almak üzere iyi niyetle ve samimiyetle, ödünç verir gibi hayır yolunda harcamalar yapın. Çünkü nefisleriniz için önceden her ne hayır yapıp gönderirseniz Allah yanında onu hayır ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız, hem de Allah’tan mağfiret dileyerek bütün hallerinizde sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ (٣٩)
“De ki: “Rabbim rızkı kimi dilerse ona bol verir, kimi de dilerse ona kısar ve ölçülü verir. Siz HAYIR YOLUNDA NE HARCARSANIZ, Allah, (dünyada veya Âhiret’te veya her ikisinde) onun YERİNİ DOLDURUR. O, her zaman en hayırlı rızk veren ve rızk vermede nihaî mertebede hayır sahibi olandır.” (Sebe’ Sûresi, 34/39)
Allah, infak ettiğiniz şeyin yerini şimdi veya gelecekte mutlaka doldurur. Ondan başka görünüşte rızık verir görülenler, O’nun rızkını ulaştırmaya vasıtalardır, yoksa Allahın Rezzâk olmasında O’na ortak değillerdir. [Beydavi tefsiri]
https://x.com/__Sungur__/status/1874306598958432737?t=JXoWT3hglGoug3RnU53BHA&s=19
02-)
EN İYİ ŞEYLERDEN İNFAK VE ŞEYTANIN KORKUTMASI
Bakara Sûresinde Cenâb-ı Hak ;
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَب۪يثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذِيهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ (٢٦٧)
–Ey iman edenler! Ürettiğiniz malların, kazancınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyi, temiz ve helâl olanından infak ediniz; göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı ve kötü mallardan vermeye yeltenmeyiniz. Bilin ki Allah, mutlak servet sahibi, (dolayısıyla kullarının infakından) mutlak müstağnîdir; (bütün ihtiyaçlarınızı gideren ve rızkınızı veren Rabbiniz olarak) hakkıyla hamde ve övgüye lâyıktır. (Bakara Sûresi-267) buyurur.
Bu ayet ile ilgili “Hak Dîni Kuran Dili” Tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır da şunları söyler:
Ey müminler, sizin kazandıklarınızın ve bizim yerden çıkardıklarımızın temizlerinden infak ediniz ve kendinizin gönül rahatlığı ile almadığınız, kabul etmediğiniz kötü şeylerden zekat ve sadaka vermeye kalkmayınız! Ve biliniz ki, Allah, kesinlikle zengindir, sadakalarınıza muhtaç değildir, sadakalarınız kendi faydanız, kendi menfaatiniz içindir.
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌۚ (٢٦٨)
“Şeytan sizi (hayırda ve gerekli yerlere harcamakla) fakir olacaksınız diye korkutur ve sizi cimriliğe, (malınızı harcama yeri olarak) çirkin işlere ve ahlâksızlığa teşvik eder. Allah ise size Kendi katından, (sizin tahmin edemeyeceğiniz) bir bağışlanma ve hiç karşılıksız bol bol lütuf va’dediyor. Allah, (rahmet ve lütfuyla) her varlığı kucaklayan, (merhametiyle) kullarına genişlik gösterendir; her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara Sûresi-268) buyurur..
İnsanın en büyük düşmanı olan şeytanın onun infak etme isteği ve heyecanına “Fakir düşersin. Yarın bu mala ihtiyacın olacak. Kenara mal ayır ki yarın kimseye muhtaç olmayasın.” gibi telkinlerle engel olmak istediğini haber verir.
İnsan her ne zaman iyilik adına bir adım atmak istese şeytan bundan son derece rahatsız olur ve iyilik adına düşünülen her projenin önüne geçmek ve onu akîm bırakmak ister. Bütün hayırlı işlerde olduğu gibi infak konusunda da o, elindeki bütün tuzakları kullanarak salih insanlara mâni olmaya çalışır.
Bu ayet ile ilgili “Hak Dîni Kuran Dili” Tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır da şunları söyler :
Ey nisab sahibi olan zenginler! “Elimize geçenlerin en iyilerini vere vere kendimiz fakir düşmez miyiz,” gibi bir düşünceye kapılırsanız, bunun bir şeytan vesvesesi olduğunu biliniz. O şeytan, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş olan o karamsar iblis veya hayırlı işlere karşı gizlice veya açıkça ümitsizlik telkin ederek, yanlış ve aldatıcı fikirler ve duygular saçan her çeşit şeytanlar veya insanın içindeki nefs-i emmare, size hep fakirlik vaad eder, “Aman hayır yapmayın, sonra züğürt düşersiniz.” der, ve size çirkin hasletler emreder, sizi cimriliğe ve hasisliğe sevkeder, mallarınızı fenalıklara, fuhşiyata, anlamsız şeylere, isyanlara harcamanızı teşvik eder, Allah ise, size, tarafından bağışlama ve lütuf ve ihsan vaad ediyor. O sadakalarla ahirette günahlarınızı bağışlamayı, dünyada da yaptığınız harcamaların yerine kat kat kârlar, dünyada ve ahirette ecirler ve sevaplar ihsan ederek sonsuz mutluluğunuzu güvence altına alıyor.
“Ve Allah vâsîdir, alîmdir.”
Yani kerem ve ihsanı bol, ilmi de çoktur. İnfakınızın kadrini bilir, ecrini verir, sözünü yerine getirmekte hiç güçlük çekmez. Her şeyin önünü, sonunu bilerek emir verir ve ona göre vaadde bulunur.
https://x.com/__Sungur__/status/1874659849566302489?t=AUlKBpYaCzu_dlt2kUnHnA&s=19
03-)
“EBRAR DEFTERİNE KAYDEDİLMEK İÇİN..”
لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهِ عَلِيمٌ (٩٢)
“Bizzat sevdiğiniz (mal, güç, zekâ, bilgi…)den infak etmedikçe gerçek fazilete ve kâmil manâda iyiliğe ulaşamaz, (ebrardan olamazsınız.) Bununla beraber, her ne infak ederseniz, Allah onu mutlaka bilir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/92)
“Gerçek fazilet ve kâmil manâda iyilik’ manâsı verdiğimiz birr; iyilik, hayır ve fazilette üstün bir mertebe olup, bu mertebeyi elde edenlere berr (çoğulu: ebrar) denilir. İbadetin özünde Allah sevgisi vardır ve O’nun rızası her şeyin üstündedir.
Ebrar defterine kaydedilebilmek için, mü’minin infaka konu sevdiği her ne varsa ondan infakta bulunması, tasadduk etmesi, Allah yolunda harcaması gerekir. Yoksa birr ü takva, bazı şeklî kaideleri tamamlamakla elde edilmez.” [Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerim Ve Açıklamalı Meali-Ali Ünal]
Ebrâr’dan olabilmek için birr yani fazilet, iyilik ve hayır yolunda koşturmak gerekir. Hak yolunda yürüyüp maksuda erişmek için maldan, sevdiğimiz şeylerden hatta gerekirse candan bile geçmek vardır. Âşık sevgilisi uğruna ne kadar fedakârlık yapabiliyorsa o nispette sevgisinde sadıktır, samimidir. Allah’ı sevdiğini iddia eden her kul, O’nun sevgisine götüren amellerde yürekten ve samimi davranarak mesafe kat eder. Allah yolunda infak ederken eskimiş, pörsümüş, gözden çıkardığımız eşyalarımızı değil, bize en sevimli gelen ve hediye edildiğinde hora geçecek şeylerden infakta bulunmak gerekir. Takvâ, bazı şeklî tarafları tamamlamakla elde edilmez. Bilakis o, bir kalp amelidir. (Hak Dîni Kuran Dili-özet)
Yukarıda zikredilen âyet-i kerime nâzil olduğunda Allah Resûlü’nün bazı arkadaşları en çok sevdikleri malları dağıtma yarışına girmişlerdi. Ebû Talha el-Ensârî “Beyruhâ” namıyla meşhur çok kıymetli hurma bahçesini, Abdullah İbni Ömer çok sevdiği câriyesini, Zeyd İbni Hârise en güzel atını Allah rızasına ulaşmak için elden çıkarmışlardı. Hz. Ömer, Resûl-i Ekrem’e gelmiş ve en sevdiği malının Hayber’deki hissesi olduğunu söyleyerek onu nereye harcaması gerektiği hususunda kendisinin görüşünü almak istemişti. Resûlullah Efendimiz de araziyi elinde tutup meyvesini sadaka olarak vermesini tavsiye etmişti. (Muhtasar Hayatü-s-Sahabe-2)
https://x.com/__Sungur__/status/1875027433713184868?t=cpnt2Ms1T4JKtaGq1EupCw&s=19
04-)
“İYİ, TEMİZ ve HELÂL OLANINDAN İNFAK”
يَٓا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذِيهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا فِيهِۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ (٢٦٧)
“Ey iman edenler! Ürettiğiniz malların, kazancınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyi, temiz ve helâl olanından infak ediniz; göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı ve kötü mallardan vermeye yeltenmeyiniz. Bilin ki Allah, mutlak servet sahibi, (dolayısıyla kullarının infakından) mutlak müstağnîdir; (bütün ihtiyaçlarınızı gideren ve rızkınızı veren Rabbiniz olarak) hakkıyla hamde ve övgüye lâyıktır.).” (Bakara Sûresi, 2/267) âyet-i kerimesinin sebeb-i nüzulu olarak Bera İbn Azib (radıyallahu anh) şu hadiseyi nakleder:
“Bu âyet-i kerime Ensar (radıyallahu anhum) hakkında nazil oldu. Onlar, hurma toplama mevsimi gelince, kendi bahçelerinden taze hurma salkımlarını devşirip Resulullah’ın mescidinde sütunlar arasına gerilmiş iplere asarlardı. Bunlardan fakir muhacirler yerlerdi. Ensardan biri, bu kadar çok salkımın arasında bir tane adi hurmalı salkımın bulunması mahzur teşkil etmez diyerek araya adi hurmalar bulunan bir salkım sokuşturmuştu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak bizleri ikaz etti.” [Ebu Dâvud, Zekât: 16 (1608); Nesâî, Zekât: 27, (5, 43, 44); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/37.]
✍️Ömer b. Abdülaziz, yoksullara bol bol şeker dağıtır ve sebebini şöyle izah ederdi: “Ben şekeri çok severim. O yüzden en sevdiğim şeyden vermeyi tercih ediyorum.”
✍️Harun Reşidin hanımı Zübeyde, otuz bin altın harcayarak bir mushaf yazdırmıştı. Mushafın yazımı tamamlanıp da kendisine getirdikleri vakit bu âyet-i kerimeyi okumuş ardından mushafı kapatarak: “Alın bunu, hediye edin. Şu anda bu mushaftan daha çok sevdiğim bir şey yoktur.” demiştir.
✍️Hak dostu Mevlânâ Hazretleri infâkın bereketini ne güzel ifâde eder:
-“Sen varlığını, malını ve mülkünü güzelce infâk et de, bir gönül al! Ki o gönlün duâsı, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nûr olsun!..”
-“Şunu iyi bil ki ! Mal; bağışlamakla, infâk etmekle, görünüşte elden çıkar gider ama, onu verenin gönlüne yüzlerce mânevî hayat gelir!”
https://x.com/__Sungur__/status/1875384139848851657?t=oEvRBuV139I_QYsdtxaQ0g&s=19
05-)
“İNFAK ET AZALIR DİYE ENDİŞELENME!”
Nebiler Nebisi (sallallâhu aleyhi vesellem), Hazreti Bilâl’in evine geldi ve orada bir yığın hurma gördü. Kendisine “Bunlar nedir?” diye sordu. Hz. Bilâl: “Misafirleriniz için bekletiyorum yâ Resûlallah!” cevabını verince Efendimiz: “Bilâl Sen, kendine Cehennem ateşi hazırlamaktan korkmuyor musun? Bunları hemen infak et! Rabbin azaltır diye de sakın endişelenme !”(Ebû Nuaym, Hilye 1/149; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 1/340) buyurdu.
Ebu Kebşe el-Enmârî (ra) anlatıyor: “Resulullah (sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdular ki: “Üç şey vardır, (bunların doğruluğu hususunda size) yemin ederim. Ayrıca bir de hadis söyleyeceğim, bunları iyi belleyin:
➖Kişinin malı SADAKA SEBEBİYLE eksilmez.
➖Bir kula haksız zulüm yapılır o da sabrederse, Allah onun izzetini (dünya ve ahirette) mutlaka artırır.
➖Bir kul dilenme kapısını açtı mı, onunla birlikte Allah da o zavallıya fakirlik kapısını açar. ” (Tirmizî, Zühd 17)
[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/174]
https://x.com/__Sungur__/status/1875746863577551123?t=sR4JyM01M2VlVQr3RIIacQ&s=19
06-)
“UHUD DAĞI KADAR ALTINIM OLSA”
Ebû Zer (ra), Allah Resûlü ile olan bir hatırasını bize şöyle naklediyor: Resûl-i Ekrem (Sallâllâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte Medine’nin Harre mevkiinde yürüyorken Uhud dağı önümüzde belirdi. Resûlullah: “Ebû Zer!” diye seslendi. Ben: “Emret ya Resûlallah!” dedim. Bunun üzerine: “Şu Uhud dağı kadar altınım olsa bile, bundan dolayı mutlu olmam. Herhangi bir borcu ödemek gayesiyle yanımda tuttuğumdan başka da elimde bir dinar olduğu halde üç gün geçmesini istemem.” buyurdu. Resûlullah, dört bir tarafına elleriyle verme işareti yaparak “Yanımda bulunanı Allah’ın kullarına şu senin, şu da senin diyerek dağıtmak isterim.” diyordu. Ardından bir süre yürüdü ve: “Dünyada çok mala sahip olanlar, âhirette az sevaba malik olanlardır. Ancak dünyayı kalben terk edip kesben terk etmeyen ve her türlü hayır hizmetine ve muhtaçlara şöyle, şöyle ve şöyle tasaddukta bulunup himmet edenler müstesnadır. Fakat maalesef onların sayısı da ne kadar azdır!” (Buhârî, Rikak 14; Müslim, Zekât 32) dedi.
Evet, görüldüğü üzere Allah Resûlü’nün bütün hayatı başkalarını sevindirmek, başkaları için fedakârlıkta bulunmak ve dünyayı âhiretin mezrası olarak değerlendirmekle geçmişti. O’nun hedefinde hep fani olanı ebedileştirmek yani fenada beka aramak vardı. Başkalarının gönlünü kaptırdığı dünya malına O, sadece bir vesile olarak bakmış ve dünyaya ait her şeyde Rabbin rızasına ulaşmak istemişti. Şunu itiraf etmeliyiz ki Allah Resûlü’nün hayatından vereceğimiz cömertlik örnekleri tabii ki bununla sınırlı değil. Sadece bir fikir vermesi açısından birkaç örnek. Bu örneklerden çıkan sonuç Muhammedî ahlâkla kuşanıp O’nun cömertliğinin izdüşümünü hayatlarımıza yansıtmak olsa gerek.
Ne mutlu En Büyük Civanmerd’in (Sallâllâhu aleyhi ve sellem) peşinden giden yaşatma sevdalısı keremkârlara …
https://x.com/__Sungur__/status/1876113098018279886?t=8XIJHlWNuLbEsIK03qLhiQ&s=19
07-)
Cennetin Kapısını Açacak Olanlar
“Cennet’in kapısını cömertler açacaktır. Dünyada o kapıya giden yolları açmalıyız ki yanımızda daha nicelerini o kapıya kadar götürebilelim. Cennet’e ilk defa âlimler, vaizler veya hocalar değil, hak ve hakikati neşir uğruna malını ve canını hak yolunda harcayan, esnaf, tüccar ve kazanç seviyesi ne olursa olsun, bütün cömertler, Hakk’a dilbeste civanmertler girecektir. Evet, onlar Rab’lerine fanî olan şeyler verecek ve bakiyi kazanarak ebediyete ereceklerdir.” [F.Fasıla-2, s. 102.]
https://x.com/__Sungur__/status/1876431826706641044?t=P-JE_GuoGwgRM1c0_CAq4w&s=19
08-)
“ALLAH’IN İNAYETİ İÇİN”
Hz. Zeynep Validemizin ilk adı Berre idi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun bu ismini değiştirerek Zeynep koydu. Hz. Zeynep Validemizin en önemli özelliklerinden biri, onun insanlara yardım etme hususunda en ön sırada yer almasıydı. Allah’ın yardımının, insanlara yardımdan, Allah’ı razı etmenin de, insanları razı etmekten geçtiğini mükemmel bir şekilde kavrayan Hz. Zeynep (r.a.), elinde, avucundaki her şeyi ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor; hatta bunun için deri tabaklıyor, başkalarına el işi yapıyor, böylece kazandığı paraları infak ediyordu. Âdeta o, dağıtmak için yaşıyordu.
Çünkü o, Cenab-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de buyurduğu:
➖“Ey İman edenler! Ne alışverişin, ne bir dosttan yardım beklemenin, ne de bir kimseden şefaat ummanın mümkün olmadığı bir gün gelmeden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden harcayın.” (Bakara 2/254) âyetine gönülden inanmıştı.
➖Çünkü o: “Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever.” (Bakara 2/195) beyanındaki güzel hareketi yakalamak istiyordu.
➖Çünkü o: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her başağında yüz dane bulunan danenin haline benzer. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah ihsanı bol olan, hakkiyle bilendir.” (Bakara 2/261) müjdesine inanan bir hanımdı.
➖Çünkü o: “Allah’ın Kitabını okuyup ona uyanlar, namazı hakkiyle ifa edenler ve kendilerine nasip ettiğimiz imkânlardan, gizli ve aşikâr olarak hayır yolunda harcayanlar, ziyan ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.” (Fâtır 35/29) beyanında anlatılan bitmeyen ticaretin yolunun ancak infaktan geçtiğini biliyordu.
➖Çünkü o: “Sizden herhangi birinize ölüm gelip çatmadan önce, size nasip ettiğimiz imkânlardan Allah yolunda harcayın! Ölüm gelip çatınca: “Ya Rabbi, az mühlet ver bana, bak nasıl hayırlar yapacağım, tam takva ehlinden olacağım!” diyecek olsa da, Allah vâdesi gelen hiçbir kimseyi ertelemez. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Münafikûn 63/10-11) âyetinde haberverilen sürpriz zaman gelmeden önce harcamanın, pişmanlıkla karşılaşmamanın tek çare olduğunu çok iyi kavramıştı.
➖Çünkü o: “Müslüman olan bir kul, sahip olduğu her bir maldan Allah yolunda bir çiftini infak ederse, cennetin kapıcıları onu mutlaka karşılar ve her biri kendi beklediği kapıdan girmesi için davet eder.” buyurmuştu. “Bu nasıl olur?” diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi: “Diyelim ki malı deve cinsindendir, iki deve; sığır cinsindendir, iki sığır (infak eder).” (Nesai, Cihad 45. ) müjdesindeki mükâfata ermek istiyordu.
➖Çünkü o Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun.” (Buhari, Zekât 10, Menâkıb 25, Edeb 34, Rikâk 49, 51, Tevhid 24, 36; Müslim, Zekât 66-67) uyarısındaki ateşten kendisini korumak istiyordu.
Zeynep Validemiz hayırda o kadar ileri bir seviyedeydi ki, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun bu durumunu mecazi bir ifadeyle haber vermişti. Hz. Aişe Validemizin anlattığına göre; Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) eşlerinden bazıları: “Ey Allah’ın Resûlü! Hangimiz sana daha çabuk kavuşacak?” diye sormuşlardı da, O da: “Kolu en uzun olanınız!” diye cevap vermişti. Bunun üzerine onlar bir ölçme aleti alıp kollarını ölçtüler. En uzun kollusu Sevde Validemiz çıktı. Bilahare, Sevde (r.a.) henüz Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatta iken vefat edince, anladık ki, kolun uzunluğundan maksat, fiziki uzunluk değil, sadaka verme imiş. Zaten Zeynep sadaka vermeyi severdi. Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatından sonra ilk önce o, Hz. Peygambere (sallallâhu aleyhi ve sellem) kavuştu.” [Buhari, Zekat 11; Nesai, Zekat 59 ; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 24/50]
https://x.com/__Sungur__/status/1876818181345747137?t=m9R1iWX2OzUf6ICF0bXGWg&s=19
09-)
“Zor Şartlarda Bir Dirhem İnfak Bolluk İçinde On bin dirhem İnfaktan daha hayırlıdır!”
Hasan Basri anlatıyor: Birisi, Hazreti Osman’a gelerek şöyle dedi: “Ey mal mülk sahipleri, bütün sevapları sizler kazanıyorsunuz! Sadaka veriyorsunuz, köleleri hürriyete kavuşturuyorsunuz, Kâbe’yi ziyaret ediyorsunuz ve Allah yolunda infak ediyorsunuz…”
Hazreti Osman: “Sizler de bize gıpta ile bakıyorsunuz, öyle değil mi?” dedi.
Adam: “Evet, size gıpta ediyoruz doğrusu.” diye cevapladı.
Hazreti Osman: “Vallahi, zor şartlarda yaşayan bir insanın Allah için infak ettiği bir dirhem, zengin olup da bolluk içinde infak edenin on bin dirheminden daha hayırlıdır!” dedi. [Beyhaki, Şuabu’l-Îmân, 3/251 (3456)]
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir dirhem, yüzbin dirhemi geçmiştir.” “Bu nasıl olur, ey Allah’ın Resulü?” diye sordular. Şu cevabı verdi. “Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan daha iyisini tasadduk etti, Diğeri ise, malının yanına varıp, malından yüzbin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti.” [Nesâî, Zekât: 49, (5, 59)]
Hadis, bağışlanan malın Allah yanındaki kıymeti, onun azlığına çokluğuna bakmadığını, bağışlayanın haline ve niyyetine baktığını göstermektedir. Hadiste bir dirhem veren, malının yarısını vermiş olmaktadır. Ayrıca o, ancak kavîlerin bağışta bulunabileceği bir halde vermiş olmaktadır. Böylece bunun ücreti, himmeti nisbetinde olacaktır. Halbuki zengin olan kişi, malının yarısını vermiş değildir.
[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/21-22.]
https://x.com/__Sungur__/status/1877202379281510858?t=17ZobsRwj5OksNhrOeKqQQ&s=19
10-)
“İbrahim İbn Ethem gibi Hayırhah Dostlar İbrahim İbn Beşşâr gibi İbret alan Kullar”
“Söyle o iman etmiş kullarıma: Namazı hakkıyle kılsınlar ve ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı gün gelmeden önce, gizli ve açık şekilde, kendilerine ihsan ettiğimiz rızıklardan, nimetlerden infak etsinler.” (İbrahim, 14/31)
İbrahim İbn Beşşâr, İbrahim İbn Ethem ile olan bir hatırasını şöyle nakleder:
“Kendisiyle birlikte Trablus şehrinde idim. Yanımızda yiyecek olarak iki parça ekmekten başka hiçbir şey yoktu. Karşımıza çıkan bir dilenci yalvara yakara bizden ekmek isteyince İbrahim İbn Ethem bana onları dilenciye vermemi söyledi. Ben bir müddet duymazlıktan geldim. Bunun üzerine bana ‘Senin neyin var? Neden adama istediği şeyi vermiyorsun?’ diye çıkıştı. Bunun üzerine ben de iki ekmekten ibaret olan sermayemizi o dilenciye verdim. Çok şaşırmıştım ve onun ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordum.
Az sonra bana dönerek dedi ki ‘Ya Ebâ İshak! Sen yarın şimdiye kadar hiç görmediğin şiddetli bir günle karşılaşacaksın. Bil ki o gün önceden göndermiş olduğun şeyleri hazır bulacak dünyada iken yiyip tükettiğin şeyleri ise arkanda bırakacaksın. Binaenaleyh yarınki mahşer gününe çok iyi hazırlan. Zira ölümün seni nerde ve ne zaman yakalayacağını bilemezsin.’
Bu sözlerden sonra gözlerim doldu ve ağlamaya başladım. Tesirli nasihati ile dünyayı gözümde değersiz bir meta haline getirmişti.” (Mustafa İbrahim Hakkı, Reddu’l-belâ bi’s-sadaka, [Neşr: saaid.net])
Keşke bizim de İbrahim İbn Ethemler gibi hayırhah dostlarımız olsa. Dünyaya doğru meylettiğimiz zaman bizleri ahirete doğru çevirseler. Hikmetli ve ibretli nasihatleri ile ebedi hayatı kazanma yolunda bizlere yardımcı olsalar.
Allah’ım! Kerem ve lütfundan bizlere de böyle sadık dostlar nasip et ve bizleri İbrahim İbn Beşşâr gibi ibret alabilen, hayatına çeki düzen verebilen kullarından eyle…
https://x.com/__Sungur__/status/1877564499290427868?t=_OnHXrAGkDt9F1QOuz2skQ&s=19
11-)
“DÜNYADAN GÖÇÜP GİDEN YAKINLARINIZA HEDİYELER GÖNDERİN”
Her kul dünyada sayılı nefeslerini tükettikten sonra bu diyardan göçüp berzah âleminin kabir menzilinde İsrafil’in (aleyhisselâm) Sûr sesini beklemek üzere ayrılır. Ölüm şerbeti içilmişse gayri hayır ve şer kapıları kapanmıştır. Ancak bu hakikatin bazı istisnaları olduğunu da unutmamak gerekir.
Mesela hayatta iken sadaka-i câriye kabul edilebilecek hizmetler ortaya koyan insanların vefatlarından sonra da bu hizmetleri vesilesiyle amel defterine sevap yazılmaya devam edilir. Diğer taraftan şahs-ı manevî olarak nitelendirilebilecek bir cemaatin, gönüllüler hareketinin aktif, samimi, diğergâm ve hâlis bir ferdi olarak hizmet ederken öbür dünyaya göçen insanların da amel defterleri açık tutulmaya ve sevapları işlenmeye devam eder.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri vefat eden talebesi Hafız Ali (rahmetullahi aleyh) için “Şer cihetinde vefat etti ama hayır cihetinde hayatta olan kardeşlerinin salih amellerinden istifade edecektir.” kaydını koymaktadır.
Âişe annemizin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adam: “Annem aniden vefat etti. Şayet yaşasaydı, sadaka verilmesini vasiyet ederdi diye umuyorum. Şimdi ben onun adına tasaddukta bulunsam, sevabı kendisine ulaşır mı diye sorunca, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Evet” cevabını vermiştir. (Buhârî, Cenâiz 95, Vesâyâ 19; Müslim, Zekât 51 )
Görülüyor ki bu dünyadan göçüp gitmiş sevdiklerimize, akrabalarımıza iyilik yapma, onlara arkadan hediyeler gönderme, onların adına hayır yapma, infakta bulunma imkanımız var ve Yapacağımız bu iyilikler vesilesiyle inşallah onlar bu hayırlardan istifade edeceklerdir.
https://x.com/__Sungur__/status/1877955798652842320?t=qGEbe0iUh3aJ8OWMH34KCA&s=19
12-)
“DÜNYA HAYATI VE İNSANIN GERÇEK SERVETİ!”
Abdullah İbn Şihhîr (ra) Efendimiz’in huzuruna girmişti. Allah Resûlü Nesep ve malla böbürlenip yarışma, sizleri oyaladıkça oyaladı; O kadar ki, kabirlere kadar uzanıp, onları da hesaba katar oldunuz. Hayır, asla doğru değil bu yaptığınız! (Ölüm gelecek ve) bileceksiniz (bunun ne demek olduğunu)! Hayır, hayır! (Öldükten sonra diriltilip kabirlerinizden çıkarılacak ve bir de o zaman) bileceksiniz (ne demekmiş bu yaptığınız). Hayır, bırakın bunu! Eğer ilme dayalı bir kesinlikle bilmiş olsaydınız (bunun ne demek olduğunu, o zaman yapmazdınız). (Ama eğer böyle yapmaya devam ederseniz,) elbette göreceksiniz o Kızgın Alevli Ateş’i. Nihayet gözlerinizle görecek (görmeye dayalı kesinlikle bilecek)siniz onu! O gün elbette sorguya çekileceksiniz (size bahşedilen) bütün nimetlerden.” (Tekâsür Sûresi, 102/1-8) âyetlerini okuyordu.
Bitirdikten sonra Hz. Abdullah’a şöyle dedi EFENDİMİZ: “Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Hâlbuki ey insanoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Zühd 3-4)
Yani mal, evlât, nesep, kısaca dünya adına size ne verilmişse, onlarla ilgili vazifeleriniz olduğunu unutmayın. Yapmanız gereken, onlarla ve onların çokluğuyla övünmek değildir; bunun yerine, malınızı onu Allah yolunda kullanmak niyetiyle helâl yollardan kazanmak ve karşılığında Allah’a şükretmek, çocuklarınızı ise iyi birer mü’min olarak yetiştirmeye çalışmaktır.
- Tekâsür Sûresi, şu âyetle benzer anlamdadır:
İyi bilin ki, dünya hayatı bir oyun, bir oyalanma, süsler edinme, (makam, mal, eşya, evlât, fizikî görünüm gibi dünyalıklarla) birbirinize karşı övünme ve daha fazla, daha iyi mal, daha fazla, daha iyi evlâda sahip olma yarışından ibarettir. Bir yağmur düşünün ki, onunla biten bitkiler çiftçilerin çok hoşuna gider. Ama sonra o bitkiler kurur da, onları sararıp solmuş görürsün; ardından da çerçöp haline gelirler. Dünya hayatı, işte böyledir. Âhiret’te ise ya şiddetli bir azap vardır veya Allah’tan (sürpriz mükâfatlarla dolu) bir bağışlanma ve rıza. Evet, dünya hayatı, bir aldanma metaından başka bir şey değildir. (Hadîd Sûresi/57: 20) 《Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli》
https://x.com/__Sungur__/status/1878286908230406503?t=HuL4VyQuHqZxrO2u7L83Ug&s=19
13-)
“SADAKA VE İYİLİKLERLE TAMİR”
Günahlar insanın uhrevi hayatını hedef alan irili ufaklı tehditler; Allah’ın rızası ve Cennet’e doğru giden yolda karşımıza çıkan tuzaklar ve engellerdir. Bu engel ve tuzaklardan kurtulmanın birinci yolu istiğfar ikincisi de sadaka vermektir. İşlenilen her bir günahın ardından hemen istiğfar etmeli ve günahın yer açtığı boşluğu vereceğimiz sadaka veya yapacağımız iyiliklerle doldurmalıyız.
Ebû Zer Cündeb İbni Cünâde ve Ebû Abdurrahman Muâz İbni Cebel (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurmuştur:
« اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحسنةَ تَمْحُهَا، وخَالقِ النَّاسَ بخُلُقٍ حَسَنٍ »
“Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Kötülük işlersen hemen arkasından bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin.” (Tirmizî, Birr 55) buyurmuş ve günahların manevî atmosferimizde açtığı yırtıkları sadaka ve iyiliklerle tamir etmemiz gerektiğini bizlere talim etmiştir.
İyiliğin hatayı iyiliğe dönüştürmesi veya hiç değilse, kötülüğün sonuçlarının ortadan kaldırılması, hiç hata işlememenin mümkün olmadığı dünyamızda, kötülüklere karşı müsamahasız olmayı öngörmek ve öğütlemek demektir. Günahların ve kötülüklerin tortularını, işlenen iyiliklerle dezenfekte edebilmek gerçekten çok büyük bir imkân ve şanstır.
https://x.com/__Sungur__/status/1878648244953051478?t=FYRIvnmkHZLbNPDXvJT7CQ&s=19
14-)
“BEREKET VE KEFÂRETE VESİLE İNFAK”
Özellikle günümüzde her şeyde olduğu gibi ticaret hayatında da müthiş derecede bir hareketlilik söz konusudur.
Ticari hayat ülke sınırlarını aşmış dünya çapında bir genişliğe uzanmıştır. Bu noktada hızlı akan bu sürecin içinde her ne kadar arzu edilmese de bilmeden birtakım yanlışlıklar, hak yemeler vs. mevzu bahis olabilir.
- İmanlı tüccarlara bu noktada Allah Resûlü bir yol göstermekte ve onlara şu tavsiyede bulunmaktadır:
“Ey tüccarlar, ey iş adamları! Şeytan alışverişte hazır bulunur. Ticaretinize yalan ve yemin katıştırabilir. Alışveriş yaparken, ticaretle meşgul olurken sadaka verin ki muhtemel hatalarınızın kirini, pasını temizlesin. Sizleri muhtemel şaibelerden ve şüphelerden kurtarsın. Böylece hem işlerinizi bereketlendirmiş hem de farkında olmadan yaptığınız hatalara kefaret olmak üzere bağışta bulunmuş olursunuz.” (Tirmizî, Büyû 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/6)
https://x.com/__Sungur__/status/1879008069348409378?t=_HB2QI8PcLqHcZZscFK0og&s=19
15-)
“BİR BAHÇE İNFAKINA CENNET MÜKÂFATI NASIL OLUR”
Hazreti Enes (ra) anlatıyor: Bir adam, Allah Resûlü’ne geldi ve “Yâ Resûlallah! Filân adamın bir hurma ağacı var. Kendime bir ev yapmak istiyorum. Sahibine söyleseniz de evin inşasında onu kullansam.” dedi. Allah Resûlü o şahsa, “Cennet’teki bir hurma ağacına mukabil bu kardeşine istediği hurma ağacını hibe et.” buyurdu. Ancak, mal sahibi vermek istemedi. Ebu’d-Dahdâh geldi ve mal sahibine, “O ağacı, evime karşılık bana sat!” dedi. Bahçe sahibi bu teklifi kabul etti.
Ebu’d-Dahdâh Peygamberimize gelerek: “Yâ Resûlallah, o hurma ağacını evime karşılık olarak satın aldım. Şimdi, onu muhtaç durumdaki kardeşime vermen için sana teslim ediyorum.” dedi.
Efendimiz Ebu’d-Dahdâh’ın bu civanmertliği karşısında “Onun için Cennet’te ne salkım salkım hurmalar var!” buyurdu ve bu cümleyi birkaç kez tekrar etti. Ebu’d-Dahdâh, bütün bu yaşananlardan sonra hanımının yanına geldi ve dedi ki: “Ey Ümmü’d-Dahdâh! Evden çıkıyoruz, çünkü ben bu evi Cennet’teki bir hurma ağacı karşılığında sattım.” dedi. Hanımı da eşinin yaptığı davranışı takdir ederek “Kazançlı bir alışveriş bu gerçekten.” dedi ve yapılan bu yardım ve infaktan duyduğu memnuniyeti ifade etmiş oldu. (Hâkim, Müstedrek 2/24 / İbn Hibbân, Sahîh, 16/113 (7159))
Ebû Dahdah dünyada Allah adına en değerli malını bağışlamıştı. Peygamber Efendimiz de, (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın onun verdiklerini ebedî saadet yurdu olan cennette kendisi için ebedileştirildiğini ifade ederek, infakın bir ebediyet yatırımı olduğunu ders vermiştir. Evet, infak bir ebediyet yatırımıdır. İçinde ebediyet arzusu olanlar infaktan geri durmamalıdırlar.
Akla gelebilir bir bahçe infakına cennet mükafatı nasıl olur diye.. Rabbimiz ilâhi kelamında “Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse malını Allah yolunda harcarsa Allah bunu kat kat artırır. Ona değerli bir mükâfat da vardır.” (Hadîd, 57/11) buyuruyor. O dilerse sınırsız mükâfat verip yapılan infakın çok çok üstünde bir lütuf da bulunabilir.
https://x.com/__Sungur__/status/1879372017884881355?t=i8zjzPQcRMXsqXd4g4t2Sg&s=19
16-)
“SADAKA KERVÂNI”
Allah Resûlü bir gün “Sadaka vermek hür Müslümanın görevidir.” buyurduğunda sahabîler “Ya tasadduk edecek bir şey bulamazsa?” diye sorarlar.
EFENDİMİZ “Çalışır alın teri, el emeği ile para kazanır böylece hem kendisine gelir getirmiş olur hem de kazandığı paradan başkalarına tasadduk eder.” diye cevap verir.
SAHABİLER bu sefer “Ya bunu yapmak için imkân bulamazsa, o zaman ne yapmalıdır?” diye sorarlar.
PEYGAMBERİMİZ bu sefer “Darda kalmışlara ve muhtaç kimselere yardım eder.” buyurur.
SAHABİLER “Onu da yapamazsa” dediklerinde “İyilik yapmayı tavsiye eder, insanları hayra davet eder.” der Allah Resûlü.
SON BİR DEFA “Onu da yapamazsa ya Resûlallah?” dediklerinde Efendimiz sözünü şöyle tamamlar: “Hiç olmazsa kötülük yapmaktan uzak durur. Böylece bu bile onun için bir sadaka yerine geçer.” (Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55)
Bu hadis bir bakıma sadaka adına yapılması gerekenleri sıraladığı gibi diğer taraftan özellikle de ev hanımlarına seslenir kanaatimizce. Her ne kadar dinimiz; kadına, aşırıya gitmeyecek şekilde kocasının parasından sadaka verebilme serbestliği tanısa da kadının sadaka kervanına katılması için başka yollara başvurması da mümkündür.
Bu Hadis-i Şerif ile ilgili Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisindeki şerh şu şekildedir:
1- Hadiste her Müslümana vermesi “gerektiği” belirtilen sadakadan maksad “farz” olan sadaka yani zekât değildir. Çünkü zekât, zenginlere gerekli ve farzdır. Öyle ise mendûb olan sadaka muraddır. Hadis “sadaka” deyince sâdece maddî bağışların araştırılması gerektiğini ifade etmektedir. Tatlı bir söz, şuurlu olarak başkasını rahatsız edici davranışlardan kaçınma bile sadaka olabilmekte ve üzerimizdeki borcun düşmesini sağlamaktadır. Ancak, bunlardan en üstünü, umumiyet itibariyle, verilen maddî sadakadır. Mevcut yoksa çalışıp kazanacak sonra tasadduk edip bağışlayacak. Çalışamayacak kimse muhtaca yardım etmek suretiyle aynı borcu ödeyebilir. Muhtaç, mutlak bırakılmış, binaenaleyh yapılacak yardım da mutlaktır, her çeşit “yardım” buraya girer.
Son çâre olarak ma’rûfu işlemek ve zarardan kaçınmak gösterilir. Hadîsin el-Edebu’l-Müfred’de yine Buhârî tarafından kaydedilen vechinde “hayrı ve ma’rûfu emretsin” denmiştir. Yukarıdaki hadisin ifâdesinde “ma’rufun emredilmesi” başlı başına bir amel olmakta ve “kötülük yapmaktan kaçınmak”tan önce gelmektedir. ez-Zeyn İbnu’l-Münîr bu sonuncu durumun yani kötülükten kaçınmak sûretiyle sadaka işleme keyfiyetinin niyetle olacağını belirtmiştir. Yani tabiatından gelen mücerred bir terk yeterli değildir, “Allah’a tekarrüb, rıza ve yakınlığını kazanmak düşüncesiyle kötülüğü terketmelidir” der.
2- Şârihler yukarıdaki ifadede geçen “Ya bulamazsa?” tâbirinin tertip ifâde etmediğini, binaenaleyh gücü yeten kimsenin, aynı anda bu sayılanların hepsini yapabileceğini, bu tertibin sırf bir izah için, herkesin mutlaka bir sadakada bulunabilme imkânına sahip olduğunu bildirmek için geldiğini belirtirler.
3- Bu hadis, niyet dahil her bir hayır amelinin sevab yönüyle sadaka derecesine çıkabileceğini göstermektedir. Ayrıca maddî sadakaya gücü yeten öncelikle bunu yerine getirmelidir, zîra diğerlerinden üstündür.
4- Allah’ın mahlûkatına karşı müşfik olup mal veya bir başka şekilde de olsa mutlaka bir iyilik yapma imkânı aranmalıdır.
5- Hadisin verdiği diğer bir derse göre, insanoğlu sırf kendisi için yaşamamalı, mutlaka, başkasına sirâyet edecek bir hayırda bulunmalıdır.
Muhammed İbnu Ebî Cemre bu amelleri efdaliyet ve iktidar derecesine göre şöyle sıralar: Sadaka; buna gücü yetmezse buna yakın olan veya yerine geçen bir şey ki bu da çalışmak ve kazanıp harcamaktır. Çalışmaya gücü yetmeyen bunun yerine geçecek olan yardıma tevessül eder. Bu olmadığı takdirde ma’ruf amel’de bulunmak. Bunun içine, önce zikredilenler dışındaki ma’ruf (aklen ve örfen hoş kabul edilen) ameller girer, yoldan rahatsızlık veren bir şeyi kaldırıp atmak gibi. Bu da olmadığı takdirde namaz. Buna da gücü yetmezse şerri terketmek gelir. Bu en düşük mertebeyi teşkîl eder. Burada şerden maksat dinin yasakladığı herşeydir.
İbnu Ebî Cemre, hadiste, içinde bulunduğu şartlar icabı, mendub amellerden hiçbirini yapamayacak durumda olan kimselere teselli bulunduğunu ayrıca kaydeder. Şunu da belirtelim ki, İbnu Ebi Cemre “namaz” diyerek, yukarıdaki hadiste görülmeyen bir menduba yer vermektedir. Bu tâbirle, hadisin farklı bir vechine işaret etmektedir. Çünkü sözkonusu rivayette: “… İki rekatlik kuşluk namazı bunların hepsinin yerine geçer” buyrulmuştur.
Hadîste, Tasadduk etmek maksadıyla çalışmanın fazileti anlaşıldığı gibi, Kişinin, kazancını, önce kendi ihtiyaçları için harcaması gerektiği de anlaşılmaktadır.
Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi
Prof Dr İbrahim Canan
https://x.com/__Sungur__/status/1879733964098670915?t=ETMHDDAzHWs3gdpsKBILbw&s=19
17-)
“MEVLÂNA VE ŞEYH SÂDİYE GÖRE İNFAK”
•Mevlâna Hazretleri malın verdikçe bereketlendiğini şu güzel örnekle anlatmaya çalışır: “Ekin eken, önce ambarı boşaltır, ama sonra hâsılatı pek çok olur. Tohumu ambarda tutan ise sonunda onu farelere yem eder.”
•Şeyh Sâdî de Mevlâna gibi konuşur: “Para yığmakla yükselip artacağını sanma. Duran su fena kokar. Bağışlamaya çalış. Akan suya sema yardım eder. Yağmur yağdırır, sel gönderir, onu kurutmaz.”
https://x.com/__Sungur__/status/1880085669659230283?t=bQsRDr2CyzZmdzKGfGAKLQ&s=19
18-)
“RIZIKTA BEREKET VE BOLLUK İÇİN!”
•“Allah’ın rızasını kollamak ve ruhlarındaki imanı kökleştirmek için MALLARINI HARCAYANLARIN durumu ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin haline benzer. Bir bahçe ki ona bol yağmur yağar, meyvelerini iki kat verir. Bol yağmur düşmese de hafif bir yağmur, bir çisinti de yetişir. Allah ne yaparsanız hepsini görür.” (Bakara, 2/265)
•“Kim Allah’a güzel bir ÖDÜNÇ VERİRSE malını Allah yolunda HARCARSA Allah bunu kat kat artırır. Ona değerli bir mükâfat da vardır.” (Hadîd, 57/11)
•“Dini tasdiklerinin ifadesi olarak, hayır işlerinde mal harcayan erkekler, mal harcayan hanımlar ve Allah’a güzel bir ödünç verenlerin ÖDÜLLERİ kat kat artırılacak, ayrıca onlara değerli bir mükâfat da verilecektir.” (Hadîd, 57/18)
“Rızık hususunda Cenâb-ı Hak’tan sadaka vermek suretiyle yardım talep ediniz.”(Aclûnî,Keşfü’l-Hafâ 1/132) sözü sadaka vermenin rızık ve bereketi celbettiğini ifade etmektedir. Yani insan sadaka vermek ve infak etmek suretiyle bir anlamda rızkının bollaşmasına ve bereketin artmasına duacı olmuş olur. Böylece o infak ettikçe Allah da onun rızkını ve bereketini artırır.
https://x.com/__Sungur__/status/1880449410683015213?t=23MksSFjVMMsLFP1Y5cjJA&s=19
***
19-)
“Bela ve Musibetler Sadakanın Önüne Geçemez”
Dünya ve ahiret hayatı adına en büyük rehberimiz Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) :“Sadaka verme konusunda gevşeklik göstermeyin ve o konuda ahesterevlik etmeyin. Zira bela ve musibetler sadakanın önüne geçemez.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 4/189, Şuabu’l-İman 4/214) buyurmaktadır.
Günlük hayatımızda bu hadisin pratik olarak uygulandığına çok şahit olmuşuzdur. Özellikle seyahate çıkarken aramızda sadaka toplar yolculuğumuzun hayırla geçip neticelenmesi için dua ederiz. Bir mecliste iken çay bardağı kırılsa, çay dökülse veya bu paralelde bir başka olumsuzluk yaşasak bunu bir ikaz olarak algılar ve daha büyük bela ve sıkıntılara maruz kalmamak için hemen aramızda sadaka toplamayı düşünürüz. İşte bunu yapmamızın sebebi Efendimizin bizlere yapmış olduğu bu önemli tavsiyedir.
Akla şöyle bir soru gelebilir: “Hepimizin kaderi baştan belli olduğuna göre sadaka vermek neden kadere etki etsin veya sadaka vermenin kaderî planda bize bir tesiri var mıdır?” Bu durumda şu bilgileri hatırlamamız gerekir. Kader denilince hiçbir şekilde değişmeyen Levh-i Mahfuz’u ve birtakım sebep ve hikmetlere binaen değişen Levh-i Mahv ve İspat’ı anlıyoruz. Kâinattaki her şey Levh-i Mahfuz dairesinde olup, biter. Fakat bu dairenin içindeki daha alt bir dairede bazı şeyler “atâ” dediğimiz kanunla iptal edilebilir veya değiştirilebilir.
Kaderde yazılı olan bir şey bizim dua niyetiyle vereceğimiz bir sadaka vesilesiyle kaza ânı gelince ata kanunu ile geçersiz kılınır ve biz önemli bir musibeti bu vesileyle atlatmış oluruz. Tabii bütün bunların hepsi Levh-i Mahfuz dediğimiz dairenin dışına çıkmadan ve Allah’ın ezeli ve ebedi ilmi içinde cereyan eder.
Dolayısıyla sadakanın bela ve musibetleri geri çevirmesi ve onların önünü almasını kader açısından böyle yorumlamak gerekir.
https://x.com/__Sungur__/status/1880823563134935219?t=tXc10c6jAi0NGDVq30rG0Q&s=19
20-)
“PARATONER OLAN SADAKA”
Rivayet edilir ki bir gün kumaş ve elbise işleriyle iştigal eden bir adam Hz. İsa’nın meclisine uğramış ve selam vermiş. Yanında da bir miktar elbise taşıyormuş. Bir süre dinlendikten sonra oradan ayrılmış. Hz. İsa orada hazır bulunanlara, öğle vaktinde bu şahsın cenazesinde hazır bulunun demiş. Hz. İsa haber verdiği vakit gelince adamın bulunduğu yere gitmiş fakat adamın ölmediğini ve elbiseleri yıkamakla meşgul olduğunu görmüş. Az sonra Hz. Cebrail kendisinin yanına gelince bu adamın öleceğini bana haber vermiştin fakat o halen sağ demiş. Hz. Cebrail şu şekilde cevap vermiş: Evet, sizin yanınıza uğradığında öleceği takdir edilmişti. Fakat sizden ayrıldıktan sonra yolda üç somun ekmeği sadaka olarak verdi. Bu vesileyle ölümden kurtuldu. Onun taşıdığı elbiseler içinde bir yılan vardı. O yılan kendisini ısıracak ve zehirlenerek can verecekti. Sadaka verince bu musibetten kurtuldu. Yanındaki elbiseleri döküp açınca da yılanı ağzı kapalı bir şekilde buldu. (Mustafa İbrahim Hakkı, Reddu’l-belâ bi’s-sadaka, [Neşr: saaid.net] )
https://x.com/__Sungur__/status/1881174963987624421?t=dI5S1TDfgG_bBSK1n-jWAg&s=19
21-)
RIZIKTA BEREKET İNÂYET VE DUÂLARIN KABÛLÜ
Başkalarının derdiyle dertlenip onlara yardım etmek, muhtaçların ızdırabını yüreğinde hissedip onların imdadına koşmak Rabbe uzatılan ellerin boş çevrilmemesi adına en büyük teminattır. Allah’ın rızasını avlamak için infak tutkunu hâline gelmiş bir kul, kendi darlığını ve çaresizliğini Rabbine ifade ederken yalnız bırakılmaz. Hemcinslerinin aç ve açıkta kalmaması için çabalayan bir yüreğe semadan iltifat gelmemesi düşünülebilir mi?
Fahr-i Kâinat Efendimiz “Ey insanlar! Ölmeden önce yürekten Allah’a teveccüh edip tevbe edin. Dünya işleri ve birtakım mâniler sizi meşgul etmeden önce siz amel-i salih yapmaya bakın. Allah’ı çok zikredin. Gizli açık bol bol sadaka verip Rabbinizle aranızdaki bağı koparmayın. Böyle davrandığınız takdirde rızkınız Allah tarafından gönderilir, O’nun tarafından inayet görürsünüz ve dualarınız da müstecab olur.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 78) buyururlar. Evet, hedefe ulaşmak istiyorsak yolumuz ve usulümüz doğru olmalı. Allah’a ve rızasına talip olan da gideceği yolun gereklerini harfiyen yerine getirmeli, O’nunla irtibatını sağlayan ipleri koparmamalı ki Yüce Dergâh’tan herhangi bir şey talep ettiğinde reddedilip inkisar-ı hayal yaşamasın.
https://x.com/__Sungur__/status/1881547031287640270?t=fpR8dEa3EyP9wZ5G6ORTcQ&s=19
22-)
“Kıyâmet Gününde Sadaka’nın Gölgesi”
Allah Resûlü “Her insan (kıyâmet gününde) hemcinsleri arasında hüküm verilinceye kadar sadakasının gölgesinde durur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/148) buyururlar. Boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını arayacağı ve herkesin hesap verme endişesinden dolayı terleyeceği o mahşer gününde bir kısım insanlar özel olarak ağırlanacak ve o dehşetli günün sıkıntı ve kederlerinden uzak tutulacaklardır.
Peki neden? Çünkü onlar dünyada iken Allah için çok büyük işler başarmışlar ve pek çok kimsenin takıldığı veya başaramadığı ağır imtihanlardan yüzlerinin akıyla çıkmışlardır. Kendisi için yapılan en küçük bir iyiliği bile kayıt altına aldıran Cenâb-ı Hak da onların bu gayretlerini hesap günü onlara yapacağı özel muamele ile ödüllendirecektir.
Allah’a karşı sadakatinin nişanesi olarak, ekmeğinden, suyundan artırıp Hak rızası için infak ettiği malını, Allah’tan başka kimsenin bilmesini arzu etmeyerek bir sır gibi saklayan ve sağına infak ettiğini solundakinden bile saklamaya çalışan ihlâs ve civanmertlik kahramanlarının o En Vefalı’dan, tasavvurlar üstü mukabeleye mazhar olması ne büyük bir müjdedir.
https://x.com/__Sungur__/status/1881897866785902732?t=RgaX1lPsNonM-sSHZmaOuA&s=19
23-)
“Hak yolunda olduktan Sonra en küçük şeyler bile çok değerlidir.”
Fani ömrünü gönüllerinden gele gele verdikleri sadakalarla bakiye dönüştüren salih kulların Cennet’teki dereceleri üstün, hesapları da kolay olacaktır. Yahya İbn Muâz der ki: “Sadaka olarak verilen bir buğday tanesinden başka hiçbir şey dünya dağları kadar ağır değildir.” Yani Allah için verilen bir hurma, bir buğday tanesi, gönül almaya vesile en küçük bir şey Allah nezdinde dağlar kadar değerli ve mizan kefesinin artı hanesini ağır bastıracak kadar kuvvetlidir.
Hak yolunda olduktan sonra en küçük şeyler bile çok değerlidir. Kolay hesap verebilmek, sıratı engellere takılmadan ve ayağımız sürçmeden kolayca geçebilmek istiyorsak dünyada iken bize kolay gelen şeyleri yapmalı, Allah için insanlara faydalı olabilecek en basit, en küçük şeyleri bile kullanabilmeliyiz. Allah gönlümüze verme ve insanları hoşnut etme duygusunu bağışlasın. Bağışlasın da yürüdüğümüz yollar asân varacağımız yer de Cennet olsun inşallah…
https://x.com/__Sungur__/status/1882273005218172944?t=MWZi1s5SaEkzG2y8Agw0ag&s=19
24-)
“HELÂLİNDEN İNFAK”
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)“Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse –ki Allah, helâl olandan başkasını kabul etmez- Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi sahibi adına ihtimamla büyütür.” (Buhârî, Zekât 8; Tevhîd 23; Müslim, Zekât 63, 64) buyururlar.
Efendimiz sadakanın malı azaltmadığı bilakis bereketler getirdiğini ifade ederlerken istidradi olarak ayrıca infak edilecek varlığın temiz ve helal yollarla elde edilmiş olmasına dikkat çekmektedir. Meşru yollarla kazanılmış bir maldan yapılan tasadduk değer veya miktar bakımından bir hurma kadar dahi olsa kabul olunur ve o kişi adına dağ gibi oluncaya dek arttırılır.
Neticede bir hurma tanesi sadaka veren kimse, dağ kadar mal tasadduk etmiş gibi olur. Helalinden verilen sadakaların Allah tarafından arttırılması, ecir ve sevaplarının katlanması yoluyla gerçekleşir.
https://x.com/__Sungur__/status/1882630038614372394?t=pGydTnibktqK-QqODVLjwQ&s=19
25-)
“Âlimler ve Cömertler”
Zenginlerle âlimler arasında geçen bir ahiret tablosu hadis kitaplarında şöyle anlatılmaktadır. Rivayete göre; varlıklarını Allah yolunda infak eden zenginler ile öğrendikleriyle amel eden âlimler Cennet’in kapısında buluşacaklar.
Âlimler, cömert zenginlere hitaben, “Buyurunuz, öncelik sizin hakkınızdır, evvela siz giriniz. Çünkü şayet siz servetinizi Allah yolunda sarf etmeseydiniz, ilim müesseseleri açmasaydınız ve eğitim imkânları hazırlamasaydınız, biz ilim öğrenemez ve istikamet ve hakikati bulamazdık. Biz bu yola girdiysek sizin vesilenizle girdik; biz size şükran ve minnet borçluyuz. Dolayısıyla önce siz buyurunuz!” diyecek ve onlara hürmeten geri duracaklardır.
Fakat hayatları boyunca infak duygusu ile yaşamış cömert zenginler, “Hayır! Aslında biz size borçluyuz; çünkü eğer siz o engin ilminizle bizim gözlerimizi hakikate açmasaydınız, güzel bir şekilde bize rehberlik yapmasaydınız ve helalinden kazanıp Allah için infak etmenin güzelliğini göstermeseydiniz, biz servetimizi böyle hayırlı bir iş uğrunda sarf etmez, gayrimeşru yollarda ve israf içinde tüketirdik. Siz kılavuzluk yaptınız ve bize bir verip bin kazanma fırsatı sundunuz. Bundan dolayı, dünyada olduğu gibi burada da öncülerimizsiniz; buyurunuz, evvela siz giriniz!” mukabelesinde bulunacaklar.
Bu tatlı muhavereden sonra âlimler öne geçecek ve peşi sıra Cennet’e gireceklerdir. [ Kutlu miras ve peygamber vârisleri – Ölümsüzlük İksiri.]
https://x.com/__Sungur__/status/1882988995518308442?t=WLOJck8SgUJiMWPk153NSw&s=19
26-)
“Ahiret ülkesine İnfakları Meccânen taşıyanlar”
Hz. Âişe annemiz sadaka verdiği kişi kendisine dua ettiği zaman kendisi daha güzel bir dua ile ve hoş sözlerle mukabelede bulunurmuş. Kendisine “Niçin sadaka verdiğin kişiye dua ediyorsun. Sadaka veren sensin, alan o. Dua etmesi gereken biri varsa o da tasaddukta bulunduğun kişi olması gerekmiyor mu?” diye sorulunca “O bana dua edince benim de ona dua ile karşılık vermem gerektiğini düşünüyorum. Böyle davranmakla hem onun gönlünü hoş etmeyi arzuluyor hem de rıza-yı ilahiyi tahsil etmeye çalışıyorum.” karşılığını vermiş.
Fudayl İbn İyâz tasaddukta bulunduğu kişileri kastederek “Bu mübarekler bizim azıklarımızı ve yüklerimizi meccânen ahiret ülkesine taşıyorlar. Ta ki o yükleri Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna vardıklarında mizanın kefesine koyacaklar.” der ve sadaka verdiği insanlara olan şükran hislerini bu şekilde dile getirir.
Leys İbn Sa’d da konuyla ilgili şu hoş sözleri zikreder:“Benden bir hediye veya sadaka kabul eden kişinin hakkı, benim onun üzerinde olan hakkımdan daha fazladır. Çünkü o, bana kurbiyet-i ilahiyeye giden yolu açtı. Kurbanımı Allah’a takdim etmede bana yardımcı oldu.”
Şa’bi de şöyle der: “Her kim kendisini vermiş olduğu sadakanın sevabına fakirin sadakaya olan ihtiyacından daha fazla muhtaç hissetmiyorsa tasadduk etmiş olduğu şey geçersiz ve kıymetsizdir.”
https://x.com/__Sungur__/status/1883327302445990266?t=sadr_FhX4MpXtNHiZSUGNQ&s=19
27-)
“Hakkında Ayet İnmesine Vesile olan Bir Fedakârlık Örneği”
Ebû Hureyre anlatıyor: Müslümanlardan biri Allah Resûlüne gelerek, “Yâ Resûlallah, çok fakir düştüm.” dedi. Efendimiz, hemen hanımlarından birine adama bir şeyler vermeleri için haber saldı. Hanımı dedi ki: “Seni hak ile gönderen Rabbime yemin ederim ki, yanımda sudan başka bir şey yok!” Resûlullah, diğer bir hanımına haber gönderdi, ondan da benzer haberi aldı. Nebiler Nebisi bunun üzerine: “Bu adamı, bu gece evinde kim ağırlayabilir? Allah da onu bağışlasın.” dedi.
Ensâr’dan biri kalktı ve “Ben ağırlarım Yâ Resûlallah!” dedi. Adamı alarak evine götürdü. Eve varınca hanımına: “Yiyecek bir şeyler var mı hanım?” diye sordu. Hanımı da, sadece çocuklara yetecek kadar yiyeceğin bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine, adam hanımına şöyle dedi: “Sen çocukları bir şeylerle avutmaya çalış, onların uyumasını temin et. Daha sonra misafir geldiğinde ve yemek için oturduğumuzda, ışığı söndür ki bizim de kendisiyle beraber yediğimizi zannetsin.”
Oturdular, misafir yemeğini yedi. Ancak, o gece, ev sahipleri açlıktan kıvranarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca, misafirperver olan Müslüman doğruca Allah Resûlünün yanına gitti. Efendimiz onu görünce: “Allah, konuğunuza yaptığınız iyilikten razı ve hoşnut oldu.” buyurdu. Bu olay hakkında şu âyet nazil oldu: “Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler.” (Haşr, 59/ 9) [Müslim, Sahîh, 3/1624 (2054)/Muhtasar HayatüsSahabe-2]
Normal şartlarda bir fakire yapılan ikramdan Allah hoşnut oluyor ve hakkında âyet iniyor.. bir de şöyle düşünelim; Hak ve hakikate sahip çıktıkları için.. Zulme uğrayan ve mağdur edilen kardeşleri için.. insani yardımın suç sayıldığı bir zamanda.. kendileri sıkıntı içinde olsa bile maddi ve Mânevî destek olanlardan Allah razı olmaz mı ? Kimbilir dünya ve ahirette Allah ne lütuflarda bulunur?
https://x.com/__Sungur__/status/1883725179219546317?t=0ie8rOJtU7yvw3qazhiiBg&s=19
28-)
“ŞAHİTLİK EDECEKLER”
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir mübarek sözlerinde “Sadaka burhandır.” (Müslim, Tahâret 1) buyururlar. Acaba sadaka neyin delili veya neye burhandır? Tasadduk etmek, insanların hayrı adına bir şeyler bağışlamak şüphesiz öncelikle o kişinin imanına işaret eder.
Sadaka; başta zekât olmak üzere iyilik adına yapılan her türlü güzelliği içine alan bir üst kavramdır. Mümin, bir garibi sevindirirken, fakirin karnını doyururken bunu, Allah’a inandığı ve O’nun rızasına giden yolda bir vesile telakki ettiği için yapar. Verirken Allah’ı şahit tutarak verir. Gerek gizli gerek açık ama ihlâsla verdiği her bir sadakanın melekler tarafından amel defterine kaydedildiğine inanır. Yaptığı her bir iyiliğin yarın Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda kendisine şahitlik yapacağına, onun sadaka veren kişinin iman sahibi ve amel-i salih düşkünü bir kul olduğuna lisan-ı hâliyle tanıklık edeceğine itimat ederek verir.
Böylesi insanlara “Malınızı nerede harcadınız?” diye sorulduğunda kendilerinden önce Hak rızası istikametinde harcamış oldukları sadakalar, burslar, himmetler muavenetler öne çıkacak ve haklarında hüsnüzanla şahitlik edeceklerdir..
Mallarını bu duygu ve bu yüce beklenti içinde tasadduk edenleri Kur’ân şöyle tasvir eder: [ “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar. Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır. Bu kullar, dünya hayatında iken sözlerinde durur, adadıkları şeyi yerine getirir ve felaketi bütün ufukları tutan kıyamet gününden endişe ederlerdi. KENDİLERİ de İHTİYAÇ DUYDUKLARI HALDE yiyeceklerini, sırf Allah’ın rızasına ermek için FAKİRE, YETİME ve ESİRE ikram ederler. Ve derler ki: ‘Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz. Biz, yüzleri ekşiten, asık suratlı o günde Rabbimizin gazabından korkarız.’…” (İnsan Sûresi, 76/5-11) ]
Bu faziletler, kâmil manâda iyi ve faziletli olmanın esaslarındandır. (Bkn: Bakara Sûresi/2: 177, Âl–i İmran Sûresi/3: 92) İbn Mirdeveyh’in rivayet ettiği, Zemahşerî ve Vahidî’nin tefsirine alıp, Fahrüddin er-Razî’nin Vahidî’den naklen tefsirinde zikrettiği üzere, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Allah onlardan razı olsun) ciddî hastalanmış ve bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.s.) Hz. Ali’ye çocukların sıhhatlerine kavuşması için adakta bulunmasını tavsiye buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Ali, Hz. Fatıma ve cariyeleri Fidda, çocuklar iyileşirse üç gün oruç tutma adağında bulunmuşlardır.
Cenab-ı Allah bu mübarek çocuklara sıhhatlerini iade edince de adaklarını yerine getirmeye başlamışlar, evde bir şey bulunmadığı için de iftar etmek üzere Hz. Ali efendimiz (r.a.), Hayber’li bir yahudiden arpa ödünç almıştır. Öğütülen bu arpadan çörek yapılmış ve tam akşam iftara oturulduğunda kapıda beliren bir yoksul yiyecek istemiştir.
Ehl-i Beyt, yiyeceklerini bu dilenciye vermişler ve su ile iftar etmişlerdir. İkinci gün aynı şekilde iftar edecekleri zaman kapıda bir yetim belirmiş ve Ehl-i Beyt, yiyeceklerini bu defa ona vermişler, kendileri yine su ile iftar etmişlerdir. Üçüncü akşam tam sofraya oturdukları zaman bu defa bir esir kapıya gelmiş, üçüncü gün de yiyeceklerini bu esire vermişlerdir.
Sabahında Hz. Ali (r.a.) çocukları ellerinden tutarak Allah Rasûlü’ne (s.a.s.) getirmiş, Allah Rasûlü açlıktan titreyen çocuklara çok üzülmüş, onlarla beraber mübarek kızının yanına gelmiş, O’nu da karnı sırtına yapışmış, gözleri çukurlaşmış bir halde bulmuştur. O esnada Hz. Cebrail (a.s.) bu âyetleri getirmiştir.
Âyetlerdeki övgünün birinci muhatapları Ehl-i Beyt-i Rasûl olmakla birlikte, her zaman aynı sıfatlara sahip ve aynı şekilde davrananlar da, elbette derecelerine gore âyetlerin manâ kapsamı içindedirler. [Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerim Ve Açıklamalı Meali-Ali Ünal]
https://x.com/__Sungur__/status/1884057636431356289?t=P80-ODJOiAyqpeKDfoXhwg&s=19
29-)
“ASIL TEHLİKE”
Emevi hilâfetinin daha ilk yıllarında, İslâm askerleri İstanbul surları önünde savaşıyorlardı. Bu arada, bir yiğit, yalın kılıç ortaya atılmış, sağa sola koşuyor ve düşman saflarına saldırıyordu. Onu böyle gören askerler bağırıyor ve: “Sübhanallah, kendi eliyle kendini tehlikeye atıyor!” diyorlardı.
Bunun üzerine, o güne kadar Allah Resûlü’ne karşı hep vefalı davranmış, Medine’yi ilk teşriflerinde mübarek evini O’na açmış, gül devrinde hep O’nunla olmuş, O’ndan sonra da yolundan milim ayrılmadan hep aynı çizgide yürümüş ve en yaşlı döneminde de kendini atın sırtına bağlattırarak, Konstantiniyye’nin fethine, Anadolu misafirliğine ve ötelere yürümüş, peygambere birkaç ay mihmandarlık yapmasına bedel gibi, birkaç asırdan beri, mihmandarlığını yaptığımız Ebû Eyyub el-Ensarî Hazretleri (radıyallahu anh) hemen öne atıldı ve: “Ey insanlar, siz, bu ‘Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever.’ (Bakara Sûresi, 2/195) âyetini yanlış tevil ediyorsunuz.
Bu âyet, biz Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Allah, İslâm’ı kuvvetlendirip de onun yardımcıları çoğalınca, biz de kendi aramızda, ‘Allah, İslâm’ı güçlendirdi ve İslâm’ın yardımcıları çoğaldı. Artık, biraz da ziyan olan mallarımızın telafisine çalışsak; kaybettiğimiz dünyalığımızı yeniden kazanmaya baksak iyi olacak.’ dedik. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, işte bu âyeti inzal buyurdu ve bize şunları hatırlattı: ‘İmkânlarınızı Allah yolunda harcamamak, infak etmemek suretiyle kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Asıl tehlike, malların üzerine oturmak, gazayı terk etmek ve dünyalığa dalmaktır.” [Hayat-üs-Sahabe/Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi]
Evet, bizim dinimizde istikamet ve istikrar çok önemlidir ve biz ölüm gelip kapımızı çalıncaya kadar Allah’a ibadet etmek ve O’nun yolunda hizmet etmekle mükellefiz. “Ben bir zamanlar şu kadar hizmet etmiştim, şu kadar malı Hak yolunda infak etmiştim; artık bir köşeye çekilip kendi işlerimle meşgul olayım, şahsi işlerime öncelik vereyim.” demek kulluk ve gayret adına önce duraklamayı sonra da -Allah korusun- gerilemeyi netice verecek bir düşüncedir ve Hakk’ın razı olmadığı bir yoldur. Bundandır ki Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri seksen küsur yaşında Müslüman ordularıyla İstanbul önlerine kadar gelmiş ve şahadeti bu topraklarda yudumlamıştır. O mübarek zat “Ben yaşlandım artık başkaları i’lâ-yı kelimetullah yolunda gayret etsin.” demeyerek arkadan gelenlere hüsnümisal olmuştur.
Rabbim, hepimize bu şuur ve idraki nasip etsin inşallah…
https://x.com/__Sungur__/status/1884432043682967928?t=PFhfK5xVn1y2rhx1YqzZGQ&s=19
30-)
“Rıza’yı ilahi yörüngeli infak ve Hüsn-ü Âkıbetle Neticelenen Gayretler”
Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir adam: “Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim!” deyip, sadakasıyla çıktı. Fakat (farkına varmadan) onu bir hırsızın avucuna sıkıştırdı. Sabah olunca herkes: “Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!” diye dedikodu yaptı.
Adam: “Ya Rabbi bir hırsıza sadaka verdiğim için sana hamdediyorum” dedi ve ilâve etti: “Ancak mutlaka bir sadaka daha vereceğim!” Yine sadakasıyla çıktı. (Gece karanlığında bu sefer de) bir zaniyenin avucuna sıkıştırdı. Sabahleyin herkes: “Bu gece bir zâniyeye sadaka verilmiş!” diye dedikodu yaptı.
Adam: “Allah’ım bir hırsız ve zâniyeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun! Ancak yine de bir sadakada bulunacağım!” dedi. Sadakasıyla birlikte sokağa çıktı. (Karanlıkta) bu sefer de bir zenginin eline sıkıştırdı. Sabahleyin herkes: “Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!” diye dedikodu yaptı.
Adam: “Allah’ım, bir hırsız, bir zâniyeye ve bir zengine sadaka verdiğim için sana hamdediyorum!” dedi. (Bilahare rüyasında ona gelip şöyle denildi): “Senin sadakaların kabul edildi. Şöyle ki: (İhlasla yani Allah rızası için vermen sebebiyle) hırsızın hırsızlıktan vazgeçip iffete gelinesi, zâniyenin zinadan vazgeçmesi, zenginin ibret alıp Allah’ın kendine verdiklerinden tasadduk etmesi umulur.” (Buhârî, Zekât 14; Müslim, Zekât 78)
Görülüyor ki Allah adına hareket edilip rıza-yı ilahi yörüngeli infak edilince Allah, o gayreti boşa çıkarmıyor ve hüsn-ü âkıbetle neticelendiriyor. İnşaallah o sadakalar muhakkak sahibini bulacak ve sahibi adına nice hayırlara vesile olacaktır…
https://x.com/__Sungur__/status/1884801839712890971?t=zN3RHp067KrhylBjr7ZF6A&s=19
31-)
“Kârlı Bir Ticâret”
Herhangi bir tüccara gidip “Sana öyle bir kazanç vesilesi söyleyeceğim ki 1’e 700 alacaksın!” deseniz hiç durmaz hemen bütün sermayesini o bahsedilen işe yatırmak için talip olur. Aynı şekilde herhangi bir çiftçiye gidip “Sana öyle bir tohum vereceğim ki 1 ekecek ama 700 mahsul alacaksın.” deseniz şüphesiz o çiftçi de her şeyi göze alır ve bahsedilen ürünün tohumunu elde edip ekmeye çalışır. Gayet tabii olarak hiç kimse karşısına çıkan böyle bir fırsatı kaçırmak istemez.
Biz insanlar birine borç veya işine yarayacak bir emanet versek onları geri isterken karşılığında bırakın ekstradan bir şey vermeyi bilakis teşekkür bekleriz. Fakat Allah Teâlâ bize benlik, vücut, hayat, mal, ilim, güzellik… Her şeyi vermiş ve geri isterken de O’nun yolunda kullanılmak şartıyla çok pahalıya satın alıyor. Nasıl mı? Şu âyet-i kerimenin seslendirdiği hakikate kulak verelim: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her başağında yüz tane bulunan bir tanenin hâline benzer. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah’ın lütfu geniştir, ilmi her şeyi kaplar.”(Bakara Sûresi, 2/261)
•Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu âyetin verdiği müjdeye paralel olarak “Her kim Allah yolunda herhangi bir şeyi infak ederse bu iyiliğinin karşılığı yedi yüz katıyla yazılır.” (Hâkim, Müstedrek 2/96; İbn Hibbân, Sahih 14/45) der ve müminleri infak etmeye teşvik eder. Şüphesiz Allah yolunda yapılan en küçük şey bile heba olmaz.
Elimize bir buğday tanesi geçse önem vermez kurda kuşa yem olsun diye müsait bir yere koyarız. Hiçbirimiz o tek tanenin bir çuval buğday veya çok daha fazlasını geri verebileceğini düşünmeyiz. Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine ve bereketine bakın ki kulun yaptığı en küçük bir ameli, en küçük bir fedakârlığı yedi yüz, hatta çok daha fazlasıyla çarpıyor. Onun öylesine engin bir keremi var ki kendi yolunda harcanan en küçük bir zekâtı, sadakayı, bağışı, himmeti muaveneti yedi yüz ve katlarıyla mükâfatlandırıyor ve bizlere az amel karşılığında çok şey elde etme imkânı sunuyor.
Zikrettiğimiz âyet iyilik adına hiçbir şeyi küçük görmemeyi bize öğrettiği gibi yapılan en küçük yardımların, bir gönlü mutlu etmenin kullar bilip takdir etmese de Allah tarafından bilindiğini ve zamanı geldiğinde karşılığının verileceğini de müjdeliyor aynı zamanda. İnsan infak ettiği şeylerin karşılığını, bereketini şüphesiz hem bu dünyada hem de ahirette Cenâb-ı Hakk’ın vaad ettiği gibi kesinlikle alacaktır. Zira O, verdiği sözden geri adım atmaz. Bu durumda iken bize düşen şey, Allah’ın bu muştusunu çok iyi değerlendirmek; infak yolunda az-çok demeden vermeye çalışmaktır. Zira Cenâb-ı Hakk’ın rızasının şifresini çözen amelin ne olduğunu önceden kestirmek zordur. O’nun rızası istikametinde yapacağımız küçük bir yardım bize Cennet’in kapılarını aralayabilir.
https://x.com/__Sungur__/status/1885139981494096011?t=JnzzOZsN9Nc99iEMMg65MA&s=19
32-)
“Kopuk İnsanlar ve Muâvenette Ölçü”
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ
“Müslümanların dert ve ızdırabını içinde duymayan, onlardan değildir.”
(et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 1/151, 7/270; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/356). Yani bir insanın Müslümanlıktan azıcık nasibi varsa, Müslümanların maruz kaldıkları ıstırapları en azından bir dert hâlinde içinde duyması gerekir. Zaten bunu içinde bir dert olarak duymayan birisi, söz konusu problemleri giderici alternatif bir kısım çözümler geliştirmeyi de düşünmez. Fakat bu konuda öncelikle herkes kendisine bakmalı ve başkaları hakkında su-i zanda bulunmaktan kaçınmalıdır. [13/12/2015. | K.Testi]
Dövüle dövüle öldürülenlere, katledilenlere, çocukları yetim bırakılanlara …(Mazlum ve mağdur olanlara) vefamızı ortaya koymalıyız!.. Dünyayı kaybetmişler, öbür tarafı kazansınlar. Dünyada olan insanlar da bir gün gerçek manada hürriyetlerine kavuşsunlar!.. … İnsanın müdafaa adına dimdik durması gerekli olan, olmazsa olmaz kabul ettiği esaslardandır hürriyet. İşte o mazlumların hürriyete kavuşmaları için yürekten dua etmeliyiz.
Ben, elimde olmayarak, bu mevzuda dudakları dua ile kıpırdamayan insanlara içten içe gönül koyuyorum: Kardeşlerinden ne kadar kopuk insanlar onlar!.. MÜ’MİN kardeşlerinden, KENDİNİ HİZMETE ADAMIŞ insanlardan kopan bir kimse, ALLAH’TAN DA KOPMUŞ demektir; Hazreti Rasûl-i zîşândan da kopmuş demektir. Ve -sevimsiz bir tabir, argoca bir ifade- öylelerine dense dense -mele-i a’lânın sakinleri de o tabiri kullanır mı, bilemiyorum- “KOPUK İNSAN ” denir.
Evet, kalben, hissen, ruhen, fikren onlarla beraber yaşama!.. Yatağa girdiğimiz zaman, “Onları anmadan, yâd etmeden, Allah’ım, uyutma beni!.. Gözlerimi kapatma benim!..” mülahazasıyla, kalbimizin onlar için çarpması; his ve heyecanlarımızın onlar için köpürüp durması. [05/03/2017. | Bmtl]
……..
Evet, muavenet… Şimdi, elimizden geldiğince, Hazreti Pîr’in dediği gibi, “Tatmaya izin var, doymaya yok!” esprisine bağlı yaşamalıyız; kendi hayatımızı biraz daha ekonomik hale getirerek, iktisadî hale getirerek. ŞİMDİYE KADAR ayda bin dolar ile geçiniyor idiysek, örnek olarak arz ediyorum, bundan sonra yedi yüz elli veya sekiz yüz ile geçinip iki yüzü de “MUÂVENET” İÇİN AYIRMAK.. bir yolunu bulup orada akraba ve taallukatımıza, yakınlarımıza, mağdurlara, mazlumlara, mehcûrlara, yurt dışında -bir yönüyle- başlarını sokacak yer arayan insanlara mürüvvetkerâne yardım etmek.. onların imdadına koşmak. Bu da günümüze göre bir “îsâr ruhu” sergilemek demektir. “Îsâr ruhu”, başkalarını yaşatma hissiyle yaşama demektir; “Yaşayacaksam, başkaları için yaşamalıyım, kendim için değil!” mülahazasına bağlı olmaktır. Bir de bu “muâvenet” mevzuu; onlar için yapılması gerekli olan şey. [Bamteli: Bayram, Mazlumlar Ve Hüzün | 02/09/2017 | ]
Cenab-ı Hak, darda kalmış herkese ferec ihsan eylesin. Bizleri de bu zor zamanlarda, üzerimize düşen sorumlulukları tam anlamıyla yerine getirmeye muvaffak kılsın.
https://x.com/__Sungur__/status/1885533798982369790?t=pfhHhKiHoX0-UUXD3wmXVA&s=19
33-)
“Allah yolunda kullanılmak üzere verilmiş mal ve parayı sarf edilmesi gereken yere taşıyan herkes son derece hassas olmalıdır.”
Ebu Musa (ra)’nın rivayetine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Emîn bir Müslüman MAL MUHAFIZI olsa ve VAZÎFESİNİ DÜRÜSTLÜKLE YAPSA, şöyle ki, kendisine (sadaka vs. nevinden) emredileni gönül hoşluğuyla eksiksiz ve TAM OLARAK YERİNE VERSE, sadakayı veren iki kişiden biri olur.” (Buhârî, Vekâlet 16; Müslim, Zekât 79)
- Bu hadisi Buhârî: “Efendisinin emriyle müfsid olmadan tasaddukta bulunan hâdimin sevabı” adını verdiği babta kaydeder.
Âlimler, MAL SÂHİBİNİN emriyle hizmetçinin veya kocasının emriyle kadının veya aracı herhangi birinin, gönül hoşluğu ile vereceği sadakadan AYNEN MAL SÂHİBİ GİBİ sevab kazanacağını söylemişlerdir. Kadının, kocasının malından, gıyabında eksilme belli olmayacak kadar verebilir, fazlası için izin alması gerekir demişlerdir. Hâzin ve hâdim izinsiz sadaka veremezler. [İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/374.]
✨Her varlıklı kişinin muhtaç durumdaki insanları tek tek tespit edip yardım edebilmesi çok zordur. Varlıklı insanlar mallarını ya itimat ettikleri bir zata teslim ederek onu uygun gördüğü yerlere sarf etmesini tavsiye ediyorlar ya da vakıflara bağışta bulunarak tevziatın detaylarını onlara bırakıyorlar. Zenginle fakir arasında köprü olan, zenginin malını, parasını alıp da FAKİRE, MAZLUMA, miskine, yoksula, talebeye ulaştırmaya çalışan gerek fertler gerekse kurumlar bu vazifeyi yaparken çok dikkatli ve hassas olmalı, iş takibinde izah edemeyeceği noktalar bulunmamalıdır. Müslüman’ın en büyük itibar vesilesi konumu, zenginliği ve sahip olduğu imkânları değil; güven ve doğruluğudur. Binaenaleyh müminin hayatında izah edemeyeceği türden karanlık noktalar asla bulunmamalıdır. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki ne kadar samimi hizmet edersek edelim, bazı yönlerimiz itibarıyla, nabızlarımız sürekli başkalarının ellerindedir. Muhataplarımız, her zaman nabzımızı kontrol etmekte ve “Dün nasıl atıyordu, bugün nasıl?” sorusuna cevap aramaktadırlar. On sene evvel iki odalı kiralık bir evde oturuyorken, on sene sonra bir villaya kurulmuşsak birtakım insanlar “Vay mel’un vay!.. Demek ki, bir yerden sızdırıyor bunlar!..” diyeceklerdir. Temelinde fedakârlık ve hasbîlik olan kudsi bir hizmet hakkında o türlü şüpheler uyarmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. [Bkz. Bmtl-Hızıriyet Makamı ve Alan İhlalleri, 11.08.2008]
Bundan dolayı da Allah yolunda kullanılmak üzere verilmiş mal ve parayı sarf edilmesi gereken yere taşıyan herkes son derece hassas olmalıdır. Bu, bir yönüyle insanlar nezdindeki itibarımızın devamlılığını sağlarken diğer taraftan hayırlı hizmetlere sarf edilen zekât ve sadaka paralarının SEVABINA ORTAK OLMA GİBİ bir fırsatı bize sağlamış olmaktadır.
https://x.com/__Sungur__/status/1885777893415895209?t=ydakDstoGIqtOJNM8fNLbQ&s=19
***