- KURBANIN TARİFİ
•Kurbanın Tarihçesi
•Kabil ve Habil’in Kurban Takdim Etmeleri
•Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Hâtırası
-Bu hâdisenin Kur’ân-ı Kerim’deki Anlatımı
-Vahiy ve Peygamberlerin Rüyası
-Kıssanın Kahramanı Hz. İsmail mi? Hz. İshak mı?
•Kur’ân’da Kurban İle İlgili Âyetler
•Kurban İle İlgili Hadis-i Şerifler
- KURBAN KESMEDEKİ GAYE VE HİKMETLER
A. Kurbandaki Mana ve Hikmetler
01. Kurban Allah’ı Zikretmedir/Anmadır
02. Kurban Şükretmenin Bir İfadesidir
03. Kurban Teslimiyettir
04. Kurban Kurbiyettir
05. Kurban Hakiki Sevgiliyi Bulmadır
06. Kurban Fedakârlıktır
07. Kurban Kullara Şefkattir
08. Kurban Takvadır
09. Kurban İbadettir
10. Kurban Sadakatin İşaretidir
11. Kurbanda Büyük Hayırlar Vardır
12. Kurban İslam’ın Şeâirindendir
13. Kurban Hz. Peygamber’e (s.a.s.) Tâbi Olmadır
B. Kurbanda Gaye: İhlâs ve Niyet
C. Kurbanın Şeâirden Olması
D. Kurbanın Küresel Bir Hizmet ve Kardeşliğe Vesile Oluşu
KURBANIN TARİFİ
Yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey manasına gelen kurban; “Allah’ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyetiyle Kurban Bayramı günlerinde belirli cins hayvanları kesmektir.” (Güç, Ahmet, “Kurban”, DİA, 26/433) Kesilen kurbanın etinin bir kısmını kesemeyenlere vererek halka yaklaşarak Hakk’a yaklaşmaktır. Kurban dinin şeâirindendir. Yani Müslüman toplumların belirli simgelerinden olan bir ibadettir. Kurban kesmenin meşruiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Kurban Bayramı günlerinde Allah rızası için kesilen kurbana udhiyye denir. Bu ismin verilmesinin sebebi, kurbanların Kurban Bayramı’nın birinci günü, bayram namazından sonra duha/kuşluk vaktinde kesilmesi sebebiyledir. Hac ve umrede kesilen kurbanlara hedy, doğan çocuk için kesilen kurbana akika, dinen mükellef olmadığı hâlde kişinin kendisine vacip kıldığı kurbana adak kurbanı denmektedir. Türkçede kurban kelimesi tek olarak kullanıldığında Kurban Bayramı günlerinde kesilen hayvan anlaşılır.
KURBANIN TARİHÇESİ
İnsanlık tarihi boyunca bütün ilahî dinlerde kurban kesme uygulaması mevcuttur. Kurbanın tarihçesini Hz. Âdem’in oğulları Kabil ve Habil’in kurban takdim etmelerine kadar götürmek mümkündür. Yüce Rabbimiz “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah’ın adını ansınlar diye biz her ümmete kurban kesmeyi bir ibadet biçimi kıldık. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Öyle ise O’na teslim olun. (Ey Muhammed) Allah’a gönülden bağlananları müjdele!” (Hac/34) buyurmaktadır. İlk insandan bu yana bütün ümmetlere oruç, namaz, zekât vb. ibadetler meşru kılındığı gibi, kurban kesmek de meşru kılınmıştır. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren bu uygulama devam edegelmiştir. Kurban, bütün ilahî dinlerde var olan bir ibadettir. Yüce Rabbimiz kurban kesmeyi bir ibadet biçimi kılmıştır. İbadet de Allah’a saygı ile boyun eğmek ve emirlerine itaat etmek demektir. İbadet, saygı ve itaatin en yüksek derecesidir. Böyle bir saygı/ibadet, sadece varlığı yaratan ve her şeyimizi kendisine borçlu olduğumuz Allah’a yapılır. Kurban da Allah’ın emrine itaattir, ona saygının ve O’na teslim olmanın bir göstergesidir. Tevhidî inançta kurban ibadeti, Allah için, O’nun razı olacağı şekilde ve belirlediği şartlar çerçevesinde yerine getirilir. Ancak tarih içerisinde önceki tevhidî dinlerin bozulması ve yozlaşmasıyla insanlar kurban ibadetinin aslından uzaklaşmışlardır. Nitekim kökeni semavî olan Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. İslam Dini ortaya çıktığında, Arap coğrafyasında hâkim olan putperestlikte de kurban bilinmekteydi ve putlar adına kurban kesiliyordu. İslam Dini her kötü âdeti yıkıp tevhidi ve doğru esasları koyduğundan, şirki reddederek şirk adına kesilen hayvanların yenmesini de haram kılmıştır. (Mâide Sûresi, 5/3; Bakara Sûresi, 2/173)
Kurban ibadeti, ümmet-i Muhammed’e hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. İslam’da kurbanın dinî hükmüyle ilgili olarak Kur’ân ve Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinde önemli açıklamalar yer almış ve fıkıh kitaplarında bu konu ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Kur’ân-ı Kerim kurban konusunda en çarpıcı iki örneği bize aktarmaktadır. Birincisi Habil ve Kabil’in kurban takdimi, ikincisi ise Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kıssası. Bu iki kıssada yüce Allah’ın kullarını imtihan edişini, kazanan ve kaybedenlerin vasıflarını, kazananların isimlerinin tarihin şeref levhasına kazındığını ve kıyamete kadar isimlerinin yâd-ı cemille anıldıklarını görüyoruz.
KABİL VE HÂBİL’in KURBAN TAKDİM ETMELERİ
Kur’ân Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim etmelerinden şu şekilde söz etmektedir. “Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini bir hakikat olarak anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı. Birisininki (Habil’in) kabul edilmiş, diğerininki (Kabil’in) ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen): ‘Andolsun seni öldüreceğim.’ demişti. (Kardeşi de) : ‘Allah yalnız takva sahiplerinden (kendisine saygılı olanlardan) kabul eder.’ cevabını vermişti.” (Mâide/27) Kurban kelimesi, dilimizde Kurban Bayramı gününde Allah için kesilen hayvan için kullanılmakla beraber, bu âyet-i kerimedeki manası Allah’a yaklaşmak için takdim edilen herhangi bir şeydir. Gerek hayvanı gerekse diğer herhangi bir şeyi kapsar. (Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’ân Dili, 3/243) Bu sebeple sahabeden nakledilen rivayetlerde, Habil’in davar sahibi olduğu ve bir koç takdim ettiği, Kabil’in de çiftçi olduğu ve ekin takdim ettiği geçmektedir. (Bu rivayetler mevkuftur, yani sahabenin sözleridir. (Bkz. İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, 3/101-103; Köksal, M. Asım, Peygamberler Tarihi, 2/51, 52.)) Habil sahip olduğu şeylerin (davarların) en değerlisini, en güzelini ve semizini, gönlünden koparak takdim ediyor. Kabil ise ürünün iyi kısmından kurban etmeye kıyamamış, kıymetsiz, işe yaramaz olanını gönülsüz olarak takdim ediyor. Dolayısıyla birininki kabul ediliyor, diğerininki ise kabul edilmiyor, adeta yüzüne çarpılıyor. (İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, 3/101; Köksal, M. Asım, Peygamberler Tarihi, 2/52.)
İbn-i Kesir’de geçen bir rivayette Habil kardeşine: “Ben sahip olduğum en güzel şeyi takdim ettim. Sen ise malının en kötüsünü takdim ettin. Allah sadece müttaki kimselerden ve güzel olanını kabul eder.” demektedir. (İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, 3/102) Gerek Kur’ân gerekse hadislerde kurbanın kabul edilmesinde iyi niyet, samimiyet ve takvanın esas olduğu belirtilmektedir. Allah’ın emrine boyun eğen, gönülden veren Rabbini razı ediyor. Rabbi ondan kabul ediyor. Rabbini razı etmeyi düşünmeyen ve ona göre hareket etmeyen kimsenin kurbanı, takdim ettiği şey kabul edilmiyor. Habil, kendisini tehdit eden ve azgınlaşan kardeşine şu unutulmayacak hakikati ifade etmektedir. “Allah yalnız takva sahiplerinden (kendisine saygılı olanlardan) kabul eder.” (Mâide Sûresi, 5/27) Yani “Senin kurbanının kabul edilmemesi benim suçum değildir. Takva sahibi olmadığından kurbanın kabul edilmiyor. Bu yüzden haset edeceğine, muttakilerden olmaya çalış.” (Mevdudi, Tefhîmu’l-Kur’ân, 1/474) demektedir.
Müfessirlerin çoğu âyetteki “Âdem’in iki oğlu” tabirinden, Hz. Âdem’in oğulları olan Kabil ve Habil’in kastedildiğini söylemişlerdir. (Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 3/242) Aslında gerek Kur’ân’da gerekse Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerinde Hz. Âdem’in bu iki çocuğunun ismi geçmemektedir. Ancak geçmiş kitaplarda ve sahabeye ait sözlerde isimlerinin Habil ve Kabil olduğu zikredilmektedir. Kur’ân bu iki kardeş arasında meydana gelen olayları detaylandırmadan anlatmaktadır. Çünkü burada önemli olan isimler, zaman ve mekân değildir. Önemli olan verilmek istenen mesajdır ve bu mesaj evrenseldir, kıyamete kadar gelecek insanlar için güzel bir örnektir. Kazanan ve kaybedenlerin örneği…
HZ.İBRÂHİM VE HZ. İSMAİL’İN HÂTIRASI
Rabbimizin övgüyle bahsettiği zat… Her gün namazda okuduğumuz Salli-Barik dualarında selam ve rahmetle andığımız, insanlar için hayatı örneklerle dolu olan bir elçi, peygamberlerin babası: Hz. İbrahim (aleyhisselâm). İbrahim (aleyhisselâm) rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görmüştü. Rüyasında bir ömür boyu yıllarca bekleyip, Allah’tan istediği ve kendisine varis olacak biricik oğlu İsmail’in kurban edilmesi emrediliyordu. Öyle bir baba ki; çok merhametli, müşfik, yufka yürekli, yumuşak kalpli bir baba… Âyetin ifadesiyle “Cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi.” (Hud /75) Hz. İbrahim, bir ömür boyu tevhidin bayraktarlığını yapmış, insanları hanif olan dine davet etmişti. Kendisine varis olacak biricik evladı için Hz. Hacer’le evlenmişti. Nihayet Rabbi ona bir ömür bekleyip durduğu, göz aydınlığı olacak salih evladı, İsmail’i vermişti. O, evlat konusunda ilk imtihanını İsmail daha bir bebek iken kuş uçmaz kervan geçmez dağlık bir yerde onu ve annesini bırakarak vermişti. İbrahim (aleyhisselâm) bu imtihanı geçmişti. Ama bu seferki imtihan, insanın dimağını zorlayan bir imtihandı. İsmail büyümüş, koşup oynadığı neşeli ve sevimli bir yaşa gelmişti. İsmail İbrahim’in (aleyhisselâm) hayat neşesi, umudu ve kutlu bir fidanı oluvermişti.
Bir insan için çok zor bir durum, ama İbrahimler için pek zor değil. Tam böyle zamanda, bir gün İbrahim (aleyhisselâm) “Oğulcuğum! Şu vadiye gidelim.” dedi. Rabbinin kendisine emrettiğinden hiç bahsetmedi. Baba, oğul vadiye yöneldiklerinde şeytan bir adam suretine girip, Allah’ın emrini yerine getirmekten vazgeçirmek için İbrahim’in (aleyhisselâm) yolunu kesti. Şeytan: “Sen herhâlde İsmail’i boğazlamak istiyorsun.” dedi. İbrahim (aleyhisselâm) : “Sen hiçbir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü?” diye sordu. Şeytan: “Evet, o baba sensin.” dedi. İbrahim (aleyhisselâm) : “Ben çocuğumu ne için boğazlayacakmışım?” diye sordu. Şeytan: “Sen bunu Allah’ın sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun.” dedi. İbrahim (aleyhisselâm) : “Eğer Allah bunu yapmamı emretti ise Allah’a boyun eğip onun emrini yerine getirmeyi uygun bulurum.” dedi. Şeytan, İbrahim’den (aleyhisselâm) ümidini kesince, İsmail’in (aleyhisselâm) önünü kesti. Şeytan: “Ey çocuk! Baban seni nereye götürüyor biliyor musun? Vallahi baban seni boğazlamak istiyor, boğazlamaya götürüyor.” dedi. İsmail (aleyhisselâm) : “Babam beni ne için boğazlayacakmış?” diye sordu. Şeytan: “Rabbinin bunu kendisine emrettiğini sanıyor.” dedi. İsmail (aleyhisselâm) : “O, Rabbinin kendisine emrettiği şeyi yapsın. O’nun her nerede olsa Rabbine boyun eğmesi, emrini yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan, İsmail’in (aleyhisselâm) da kendisini dinlemekten kaçındığını görünce hemen annesine gitti. “Ey İsmail’in annesi! İbrahim’in İsmail’i nereye götürdüğünü biliyor musun? O İsmail’i boğazlamaya götürdü.” dedi. Hz. Hacer “Bir babanın çocuğunu boğazlayabileceğini nasıl düşünebiliyorsun? Hayır, öyle değil, o oğluna karşı çok şefkatlidir.” dedi. Şeytan: “O, bunu Allah’ın kendisine emrettiğini söylüyor ve öyle zannediyor.” dedi. Hz. Hacer: “Her nerede olsa onun Allah’a boyun eğmesi, Allah’ın buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan İbrahim’e (aleyhisselâm), onun ev halkına bir şey yapamadan, kızgın bir hâlde geri döndü. Hepsi Allah’ın emrine boyun eğmede birleşmişlerdi. Vadiye vardıklarında İbrahim (aleyhisselâm) İsmail’e (aleyhisselâm) : “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” diyerek kendisine emrolunanı haber verdi. İbrahim tereddüt etmiyordu. İsyan etmiyor, neden demiyor, o benim biricik evladım, başka evladım da yok demeden, tereddütsüz ateşe atılmaya razı olduğu gibi, burada da tereddüt etmeden Rabbinin emrine boyun eğiyor ve bir peygamberden beklenen teslimiyet ve tevekkülü gösteriyordu. İsmail (aleyhisselâm): “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat/102) dedi. Oğul da tevekkül ve teslimiyette babasından geri kalmıyordu. “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap!” diyordu. Babasını vazgeçirmeye çalışmak şöyle dursun, babasının Allah’ın emrini yerine getirmesi için babasına yardımcı oluyordu. Ta ki babası merhametinden, yufka yürekliliğinden bu işi terk etmesin diye… Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olmuşlardı. Büyük bir imtihan, şahsın büyüklüğüne göre imtihan da o derece büyük oluyordu. Ardından İsmail babasına: “Sen bunu anneme bildirdin mi?” diye sordu. İbrahim (aleyhisselâm) : “Hayır bildirmedim.” dedi. İsmail (aleyhisselâm) : “Bildirmemekle iyi ettin.” dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim (aleyhisselâm) onu boğazlamak için yüzüstü yere yatırdığında Yüce Allah tarafından; “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. İşte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık!” (Bkz. Saffat Sûresi, 37/105) denildi.
İbrahim (aleyhisselâm) bir de ne görsün. Cebrail’in (aleyhisselâm) yanında boynuzlu bir koç duruyor. “Kalk yavrum sana fidye geldi.” dedi. O koçu 《İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayette (mevkuf olarak) bu koçun Habil’in Allah’a takdim ettiği koç olup, Cennet’e konulup uzun seneler orada kaldığı ve İbrahim’e (aleyhisselâm) İsmail’e bedel kesmek için verildiği anlatılmaktadır. İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, 3/101-102》 orada yani Mina’da kurban etti. (Bkz. Hakim, Müstedrek, 2/555-556; Köksal, Peygamberler Tarihi, 1/186-190.) Yaratan hiçbir zaman İsmail’in kanını murat etmedi. Onun kurbana asla ihtiyacı da olmadı. Hz. Âdem’den son Peygamber’e kadar hiçbir peygamber, hiçbir kitap insan kanının akıtılmasını emretmemiştir. Aksine bunlar, kanın akmasına engel olmaya çalışmış ve insanlığa hayat vermişlerdir. Maksat Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’i imtihan etmekti. Tevekkül, ihlâs ve teslimiyetlerini ölçmek idi.
İbrahim’in yolunu takip edenlerden de et ve kanı değil, niyetlerinde ihlâs ve takvayı istedi. İbrahimî bir duruşu, İbrahim ve İsmail’in teslimiyetini… Şimdi ey sen İbrahim’in torunu, onun takipçisi… Bugün de sen kurban emrine muhatapsın. Kurban Allah’ın Hz. İbrahim’i imtihan etmesinin bir devamıdır. O çocuğunu kurban etmekle imtihan oldu. Bizler de fedakârlıkla ve onun yolunda harcamakla, kurban kesmekle imtihan oluyoruz. Hacılar her sene Mina vadisinde Hz. İbrahim’in iman ve teslimiyetine şahitlik ederler. Hacılar Hz. İbrahim gibi teslim olduklarını ve iman ettiklerini göstermek için kurban keserler. Mina’da bulunmayan Müslümanlar da buna iştirak ederler. Aslında Hz. İbrahim’in kıssası bitmemiştir, bizim için de geçerlidir. Bizler de en değerli olan İsmail’imizi feda edebilecek miyiz? Hiçbir şeye değiştiremediğimiz, uğruna ölmeyi göze aldığımız, bizim her şeyimiz olan İsmail’imizi O’nun uğrunda feda edebilecek miyiz? Yoksa parayı, malı-mülkü, makamı, kariyeri, güzelliği veya enaniyeti mi tercih edeceğiz? (Bkz.Allah Yolunda Fedakârlığın Sembolü Kurban, s. 11.)
İbrahim’in nuru Muhammed’e ve diğer birçok peygambere kaynaklık edecekti. İbrahim çekinmedi, bağlılığını ispat etti ve mükâfatını aldı. Dostluğunu pekiştirdi, Halilullah diye nam saldı. Evlat sevgisini ve bütün sevgilileri de ona kurban etme idealini gösterdi. Sevgililer Sevgilisine her şeyi feda ederek, fenayı onda bekalaştırdı. İşte bu kimse için kurban Buraklaşır, sıratta en zor zamanda ona binek olur. Nefis İbrahim’ine teslim olup kurban olsa o nefis, o beden için Burak olur, Cennet’e doğru yol alır ve onu sahil-i selamete ulaştırır. Kurbanı kesen kimse bıçağı kurbanın boğazına dayadığı anda Rabbü’l-âlemin olan Allah’ın; çocuğundan, eşinden, malından ve canından daha önde olduğunu hisseder. Her şeyi onun yolunda feda edebileceğini göstererek, ona teslim olmuş olur. (Bkz. Allah Yolunda Fedakârlığın Sembolü Kurban, s. 10-11) Rabbim buna karşılık olarak bu dünyada ve ahirette ona ödülünü verir.
Bu hâdisenin Kur’ân-ı Kerim’deki Anlatımı “İbrahim: Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat bağışla! (Diye dua etti.) Biz’de ona halim/uysal bir çocuk müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince, İbrahim ona “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu boğazlamak için yüzüstü yere yatırınca ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” Biz İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.” (Saffat Sûresi, 37/100-110.)
Rabbimizin “Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.” âyetine masadak olarak, biz de ümmet-i Muhammed olarak namazda okuduğumuz Salli-Barik dualarıyla kendi peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) salâvat getirirken Hz. İbrahim’i (aleyhisselâm) de anar ve onu hayırla yâd ederiz. Yahudi ve Hıristiyanlar dahi onu hep saygıyla anarlar. Salâvatlar, bereketler Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ve İbrahim’e (aleyhisselâm), onların ailelerine ve kıyamete kadar onlara tâbi olacak kimselere olsun.
VAHİY VE PEYGAMBERLERİN RÜYASI
Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) rüyası, bizim rüyalarımız gibi sıradan bir rüya değildir. Onun rüyası vahyin geliş yollarından biridir. Cenab-ı Hakk’ın elçileriyle olan bir iletişim şeklidir. Dolayısıyla İbrahim’e rüyada verilen emir, Cenab-ı Hakk’ın ona verdiği bir emirdir. Bazılarının anlattığı gibi sıradan bir rüya veya hâşâ şeytanın ona rüyada seslenişi değildir. Bizim rüyalarımızla, resullerin rüyası arasındaki fark da budur. Peygamberlerin rüyası saf, berrak olup ilahî mesajın bir iletim şeklidir. Bu anlamda insanların rüyası bu vahiy şekliyle karıştırılmamalıdır. Bundan dolayıdır ki dinimizde peygamberler dışındaki insanların rüyasının dinî bir hükmü yoktur. Dinî yaşam için bir kaynak teşkil etmez.
Kıssanın Kahramanı Hz. İsmail mi? Hz. İshak mı?
Allah’a imanın bir gereği olarak müminler tüm peygamberlere iman ederler ve hiçbir peygamberi diğerinden ayırt etmezler. (Bakara Sûresi, 2/285) Hz. İsmail (aleyhisselâm) ve Hz. İshak (aleyhisselâm) her ikisi de Allah’ın elçileridir. Müminler her ikisini sever ve sayarlar. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de bu kıssayı Saffat Sûresi’nde anlatırken olayın kahramanının Hz. İbrahim’in hangi oğlu olduğu ile ilgili bir isim vermemektedir. Ancak Yahudiler ve kitapları Tevrat, bunun Hz. İshak olduğunu söylemektedir. Tevrat’ın bu konuda verdiği haberler ise çelişkilidir. Tarihî bilgilere göre Hz. İsmail’in Mekke’de yaşaması, kurbanın Mina’da kesilmesi, Peygamber Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) yapılan rivayetlerde: “Ben iki kurbanlığın oğluyum.” (Aclûnî, İsmail ibn-i Muhammed, Keşfu’l-Hafa, 1/181) sözü, Kur’ân’da bu olay anlatılırken: “Biz onu (İbrahim’i) halim/uysal bir çocuk ile müjdeledik.” âyetinden sonra: “O’nu İshak ile de müjdeledik.” (Saffat Sûresi, 37/112) cümlesinin kullanılması kurban kıssasının Hz. İsmail ile ilgili olduğunu göstermektedir. Kur’ân-ı Kerim’in kıssayı anlattığında herhangi bir isim vermemesinden anlaşılıyor ki maksat isimler değil verilmek istenen mesajdır. Bu mesaj inananlar için daha önemlidir.
KUR’ÂN’DA KURBAN İLE İLGİLİ ÂYETLER
1• “O hâlde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser Sûresi, 108/2)
2• “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah’ın adını ansınlar diye biz kurban kesmeyi bir ibadet biçimi kıldık. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Öyle ise O’na teslim olun. (Ey Muhammed) Allah’a gönülden bağlananları müjdele!” (Hac Sûresi, 22/34.)
3• “İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Ta ki kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac Sûresi, 22/27,28.)
4• “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın şeâirinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf saf dururken kurban edeceğinizde, Allah’ın adını anın! Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin. İstemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik. Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ancak sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanımanız içindir ki o bu hayvanları sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!” (Hac Sûresi, 22/36,37.)
5• “Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini bir hakikat olarak anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı. Birisininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen : ‘Andolsun seni öldüreceğim.’ demişti. (Kardeşi de : ‘Allah yalnız takva sahiplerinin (kendisine saygılı olanlarınkini) kabul eder.’ cevabını vermişti.” (Mâide Sûresi, 5/27.)
6• “İbrahim: Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat bağışla! (Diye dua etti.) Bizde ona halim/uysal bir çocuk müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona: “ Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu boğazlamak için yüzüstü yere yatırınca ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” Biz İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.” (Saffat Sûresi, 37/100-110.)
KURBAN İLE İLGİLİ HADÎS-İ ŞERİFLER
1• Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Bu günümüzde bizim için yapılacak ilk şey namaz kılmaktır. Ondan sonraki işimiz evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim kurbanı bu vakitten önce keserse o da ancak ailesine sunduğu bir ettir. O kurban sayılmaz.” (Buharî, Edâhî, 1; Müslim, Edâhî, 1.)
2• “Kim imkânı olduğu hâlde (hali vakti yerinde olduğu hâlde) kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın.” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, 2/321.)
3• “Ey insanlar her sene her bir aileye bir kurban kesmek düşer.” (Tirmizî, Edâhî, 18; İbn-i Mâce, Edâhî, 2.)
4• Hz. Âişe’den (radıyallahu anh) nakledilen rivayete göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu Kurban Bayramı gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlemiş olmaz. Kesilen hayvan kıyamet gününde boynuzuyla, tırnağıyla ve kıllarıyla gelir. Akıtılan kan henüz yere düşmeden Aziz ve Celil olan Allah’ın yanındaki yerini alır. O hâlde kurban kesmekle kendinizi hoş ve huzurlu bulun.” (Tirmizî, Edâhî,1; İbn-i Mâce, Edâhî,3.)
5• Zeyd ibn-i Erkam’dan (radıyallahu anh) nakledilen rivayete göre Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbı şöyle sordular: “Ya Resûlallah! Şu kesilen kurbanlar neyi ifade ediyor?” Efendimiz şu cevabı vermiştir: “Babanız İbrahim’in sünnetidir.” Bunun üzerine yine Efendimizin ashâbı: “Peki o sünnetten bize ne gibi faydalar vardır?” diye sorunca Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şu cevabı vermiştir: “Kurbanın her kılına bedel bir hasene (sevap) vardır.” Ashap bu cevap üzerine tekrar sorar: “Onun taşıdığı yünde (sevap var) öyle mi? Efendimiz: ‘Yünden her kıl için bir hasene (sevap) vardır.’ cevabını verdi.” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, 2/321.)
6• “Kim gönül hoşnutluğuyla kurban keser ve mükâfatını yalnız Allah’tan beklerse onun kestiği bu kurban kendisini Cehennem ateşinden korur.” (Munzirî, et-Terğib ve’t-Terhib mine’l-Ehadîsi’ş-Şerîf, 2/155; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr Şerh-u Munteka’l-Ahbâr, 5/133. )
7• Ashâb-ı kiramdan Enes (radıyallahu anh) şöyle rivayette bulunmuştur: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) beyaz renkli, boynuzlu iki koç kurban etti. Besmele ve tekbir getirip, ayaklarını koçların boyunlarının yan tarafına koyarak, kendi eliyle kesti.” (Buharî, Edâhî, 14, 20; Müslim, Edâhî, 17; Ebû Dâvûd, Dahaya, 4.)
8• Hz. Âişe’den (radıyallahu anhâ) “…Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem : “Ya Âişe kurban bıçağını bile.” buyurdu. Bıçağı aldı ve hayvanı yan yatırdı, sonra da kesti. Keserken: “Bismillah. Allahım Muhammed’den âl-i Muhammed’den ve ümmeti Muhammed’den bunu kabul et!” dedi.” (Ebû Dâvûd, Dahaya, 4.)
9• Cündüb ibn-i Süfyan (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Kurban Bayramı’nda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulundum. Bayram namazını insanlara kıldırdıktan sonra, namazdan önce kesilmiş kurbanlar gördü ve şöyle buyurdu: Kim namazdan önce kurbanını kestiyse onun yerine bir koyun kessin. Kim henüz kesmediyse şimdi Besmele’yle kessin.” [İbn-i Hacer el-Askalanî, Buluğu’l-Meram, 2/273.]
10• Bera ibn-i Azib’den (radıyallahu anh) nakledilen rivayete göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Artık kim kurbanını bayram namazından önce keserse onu ancak kendi nefsi için kesmiş olur; kim de namazdan sonra keserse nüsükü (kurban ibadeti) tamamlanmış olur ve Müslümanların sünnetine uygun işlemiş bulunur.” dedi. (Buharî, Edâhî 8; Ebû Dâvûd, Dahaya, 5.)
11• Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kurban Bayramı’nda alacalı, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç kesti. Koçları kesmek üzere (yatırıp kıbleye) yöneltince: “Yüzümü; gökleri ve yeri yaratan Allah’a, -O’nun birliğine- inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetlerim (kestiğim şu kurban), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu. Ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim.” [En’âm Sûresi, 6/79, 162, 163. ] âyetlerini okudu ve: “Ey Rabbim, bu kurban bize sendendir, senin rızan için kesiyoruz ve sana ulaşacaktır. Ey Rabbim, Muhammed ve ümmetinden bunu kabul buyur. Bismillahi vallahu ekber.” deyip koçu kesti.” (Ebû Dâvûd, Dahaya, 4; İbn-i Mâce, Edâhî, 1.)
12• Abdullah ibn-i Abbas: “Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu işittim. “Üç şey bana farzdır size ise nafiledir: Kurban, vitir namazı ve kuşluk namazı.” (Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, 1/231.)
13• Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Gösterişli büyük hayvanları kurban ediniz, Çünkü onlar Sırat’ta binitiniz olacaktır.” (Münavi, Feyzü’l-Kadir, 1/496) buyurmuştur. [İbn-i Salah, hadis olduğu söylenilen bu sözün Resûlullah’tan sabit olmadığını söylemektedir. Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc ilâ Ma’rifeti Meânî Elfâzi’l-Minhâc, 6/126.]
14• Hz. Âişe validemizden nakledilen rivayete göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir Kurban Bayramı’nda Medine’ye gelen fakirler sebebi ile “Kurbanlarınızın etlerini üç gün evlerinizde tutabilirsiniz. Ondan sonra kalan bir şey olursa tasadduk ediniz.” emrini verdi. Bir sonraki Kurban Bayramı’nda kendilerine bu emir hatırlatılınca “Ben o zaman çöl halkından birçok ev halkının gruplar halinde bitkin bir vaziyette (kıtlık içinde) gelmeleri sebebiyle, etin üç günden fazla kalmasını men etmiştim. Şu an (öyle bir durum olmadığından) kurbanlarınızın etinden hem yiyiniz, hem saklayınız, hem de tasadduk ediniz.” (Buharî, Hudud, 31; Müslim, Dahaya, 28, 29.) buyurmuştur.
15• Ebû Ümame (radıyallahu anh) : “Biz Medine’de kurbanlık hayvanı besleyip semiz duruma getirdik. Müslümanlar da öyle yaparlardı.” (Buharî, Edâhî, 7.)
KURBAN KESMEDEKİ GAYE VE HİKMETLER
A. Kurbandaki Mana ve Hikmetler
Kurban kesmek, kişinin Allah’ın emrine boyun eğdiğini, kulluk bilincini koruduğunu canlı bir şekilde ispat etmesidir. Hak yolunda fedakârlığın bir nişanıdır. Yüce Allah’ın verdiği sayısız nimetlere karşı bir teşekkürün ifadesidir. Cennete bir adım daha yaklaşmaktır. Bu günlerde oğluna bedel olarak koç keserek Allah’ın emrini yerine getiren Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) mirasını diriltmektir. Sırata binek hazırlamak ve günahların affedilmesidir. İbrahim’e tâbi olmanın ve İbrahimî kulluğun bir işaretidir. Kısacası Allah’ın rızasını kazanmak için bir fırsattır. İbadetler, Allah’ın Allah olarak hakkı, kul olarak bizim vazifemizdir. Bununla beraber her bir ibadette pek çok hikmet, maslahat ve fayda vardır. Bunları bilmek güzel bir kulluğa vesiledir. Ancak ibadetlerdeki gaye, bu hikmet ve faydalar değil Allah’ın rızasıdır. Bir ismi Hakîm olan Allah’ın her bir emrinde birçok hikmetin bulunduğu şüphesizdir. Kurban ibadeti, içinde birçok hikmet ve mananın bulunduğu bir ibadettir. İşte bu mana ve hikmetlerden bazıları şunlardır.
1. Kurban Allah’ı Zikretmedir/Anmadır
Kurban, kişinin muttaki olduğunu ve kalbinin Allah’ın zikriyle diri olduğunu gösteren bir ibadettir. Kurban kesmenin meşru kılındığını ifade eden âyet-i kerimede bu ibadetin sebebi, Allah’ın adının anılması olduğu bildirilmektedir. “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek ilahtır. Öyleyse yalnız O’na teslim olun. Sen ey Resûlüm! O alçak gönüllü, samimi ve ihlâslı olanları müjdele!” (Hac Sûresi, 22/34.) Bu da gösteriyor ki kurban; Allah’ın hatırlanması, anılması ve O’nun rızasının kazanılması için emredilmiştir. O’nun bize verdiğinden; O’nun yolunda, istediği yerde kullanmak ve fedakârlıkta bulunmaktır. Ve O’nun emri olan kesme işlemini yaparken O’nun ismini anarak O’na yaklaşmaktır kurban.
2. Kurban Şükretmenin Bir İfadesidir
İnsanoğlu âlemlerin Rabbi tarafından nimetlerle donatılmıştır. Bu anlamda zengin, kurban keserek şükrünü ifade ettiği gibi fakir kimseler de bu varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmiş olur. Yüce Allah “Öyleyse siz Ben’i anın ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara/152.) buyurmuştur. Nimet şükrü gerektirir. Bir iyilikten dolayı iyilik sahibine teşekkür gerekli olduğu gibi verdiği nimetlerden dolayı da Allah’a şükür bir vazifedir. Kevser Sûresi’nde “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes!” denilerek verilen nimete şükür olarak namaz kılma ve kurban kesme emredilmektedir. Namaz kalben, lisanen ve bedenen bir şükür olup, malî ibadetlere şamil değildir. Allah Teâlâ namazın yanında kurban ile malî fedakârlığı da emretmektedir. Bu da mal ile şükürdür. (Bkz. Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 9/352.)
3. Kurban Teslimiyettir
Kurban Allah’ın emrini yerine getirmektir, Allah’a teslimiyetin güzel bir örneğidir. Müminler her kurban kesiminde Cenab-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat eden Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in verdikleri başarılı sınavın hâtırasını, kurban keserek tazelemiş olurlar. Bu anıyı canlı olarak her sene gündemde tutarlar. Müminler, bir bayram sabahı Allah’ın emrine itaat ettiklerini, Rableri için maddi imkânlarını harcadıklarını, o istediği için kan akıttıklarını ve onun her bir emrine teslim olduklarını göstererek, babamız İbrahim’in ve oğlu İsmail’in teslimiyetlerini ortaya koymuş olurlar.
4. Kurban Kurbiyettir
Kurban kelimesi, “kendisi ile Allah’a yaklaşılan şey” manasındadır. Bu isimden anlaşıldığı gibi kurban Allah’a yakınlaşma vesilesidir. Kurban Yaradan’a yaklaşmaktır. Kurban komşuya, akrabaya, dünyanın dört bir tarafındaki Müslüman kardeşimize bir selamdır, yaklaşma ve yakınlaşmadır. Uzaklıkları yakın eylemektir. Kalpleri buluşturup, tebessümleri artırıp Rabbini razı etmektir. Kurban sadece ikram edilen bir et değildir.
5. Kurban Hakiki Sevgiliyi Bulmadır
Kurbanla bize verilen mesaj, Allah’a giden yoldaki engelleri kaldırmamızdır. Bizleri Allah’tan ayıran, O’nu unutturan, karşımıza dikilen her engeli kendi elimizle kaldırmamızdır. O’nun üstünde başka bir sevgilinin olmamasıdır. Eş, evlat, mal, mülk ve sevdiğimiz ticaretimiz hepsi O’nunla aramızda engel değil, O’nun sevgisine ulaştıracak vesileler olmalıdır. Kurban sahiplenmeyi ortadan kaldırmaktır. Hakiki mal sahibini bulmak ve O’na yönelmektir.
6. Kurban Fedakârlıktır
Kurban, Cenab-ı Hak için her şeyin feda edilebileceğinin remzidir. Hz. İbrahim gibi gerekirse kulun evladını Allah yolunda seve seve kurban edebileceğini; İsmail (aleyhisselâm) gibi gerekirse kulun Allah yolunda canını dahi feda edebileceğini gösterir. Kurban, kulun gerektiğinde malını hatta canını bile Allah uğrunda vermekten çekinmeyeceğinin ifadesidir. Dini, namusu, vatanı için gerektiğinde gazveye çıkıp savaşabileceğini, kan akıtabileceğini ve şehit olabileceğini göstermektir. (Bkz. Akyüz, Vecdi, Mukayeseli İbadetler İlmihali, 4/288.). Fedakârlık gösterenler mükâfatlandırılmışlardır. İbrahim’e koç indirildiği gibi O’nun yolundaki her iyiliğe ve itaate de on, yüz, yedi yüz kat belki daha fazla sevap yazılır. Nitekim O’nun yolunda canını feda edenlere de Cennet verilecektir. Her şeyden kurban olabilir. Zengin, malının bir kısmını zekât bıçağıyla onun yolunda kurban ederek, O’nun istediği yere verir. Malımız gibi hayatımızın bir kısmını onun yolunda kurban etme… Hak yolda zerre miskal bile kurban çizgisidir. Bizi kurtaracak bâki ameller onun yolunda kurban ettiğimiz şeyler olacaktır. (Bkz. Erdoğan, Mehmet, “Kurban Tarlası”, Teslimiyet ve Fedakârlığın Sembolü Kurban, s. 41-42.)
7. Kurban Kullara Şefkattir
Kurban bir yardımlaşma kampanyasıdır. Dayanışma seferberliğidir. Fakirlik yoksulluk kıskacında ihtiyacını karşılayamayan, et satın alamayan kimselere uzatılan bir yardım elidir. Kardeşine yardım etme mutluluğunu yaşayabilmektir. Kurban merhamet etmektir. Kardeşliğimizi hatırlamaktır, hatırlanmaktır. Ümidi paylaşmaktır, tebessümü bölüşmektir. Kardeşimize infak ve ikram etmekle, mutluluğu yaşamak ve yaşatmaktır. Yardımlaşma ve kardeşliğin en güzel bir örneğidir. Şefkat ve merhameti izhar ederek sevgiyi paylaşarak bayram etmedir. Kurban, küreselleşen dünyada ne kadar uzak olursa olsun dünyanın öbür ucunda da olsa yıllardır bayram yapamayan, sevinemeyen açlık ve ölümle karşı karşıya kalan, Müslüman oldukları için vatanlarından sürülen, ambargoya maruz kalan, mazlum, mağdur kardeşlerimize ulaşıp “Selam kardeşim! Ben geldim.” demektir.
Kurban kimsesizlere aş olur, nimete şükür olur. Yüzlerde tebessüm, gözlerde sevinç olur, kardeşlik olur, yakınlaşma olur. Kurban bir bayram olur, sevinçler büyür, sel olur. Giderek yitirdiğimiz infak, sevgi, kardeşlik ve dayanışma gibi insanî değerlerimizi yeniden kazandırır kurban. Kurban, var olanı paylaşmaktır. Yalnızlığı, yokluğu, acıyı, ekmeği, duaları paylaşmaktır. Yardımlaşmayı imanla temellendiren, beni biz yapan, egoistlikten/nefsanî yaşamdan bizi uzaklaştıran yüce dinimizin rahmet kaynaklı şu çağrısına uymamız gerekir.
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân, 3/92.51 Âl-i İmrân, 3/92.) Ellerimizi almaktan çok, vermek için uzatmanın zamanı gelmedi mi? Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Veren al alan elden hayırlıdır.” (Buharî, Zekât, 18.) buyuruyor. Artık paylaşmanın zamanı gelmedi mi? Öyleyse gelin sevgisi sönmüş çağa rağmen paylaşalım. İşte hayırda yarışma fırsatı. Kurbanla komşu ve akrabalarımıza, vekâlet verdiğimiz kurbanlarla da dünyanın dört bir yanındaki muhtaç insanlara ulaşalım. Bu dünya ve hayat bir emanettir. Herkes bir diğerine emanettir. Fakirler zenginlere, hastalar sağlam olanlara, yetimler diğerlerine, bilmeyenler bilenlere emanettir. (TDV, “Kurbanlarımız Kardeşlik İçin” cd’si, Kurban 2012.)
Kısaca kurban kardeşlik duygularını canlı tutan, kişinin elindekini paylaştıran bir ibadettir. Allah’a inanan insan; başkalarıyla paylaşarak, teslim olduğu Rabbi yolunda harcama zevk ve alışkanlığını elde edecektir. Cimrilik hastalığından, katı kalplilikten uzaklaşacaktır. Kesmekle, kan akıtmakla katılığını merhametsizliğini kesecektir, fakirdeki karamsarlığı alacaktır.
8. Kurban Takvadır
Hakikatte kesilen kurbanın ne eti ne de kanı Allah’a ulaşır. Allah’ın böyle bir şeye ihtiyacı da yoktur. Allah Teâlâ bu vesile ile kullarının takvalarına, takarrüp (yakınlaşma) hislerine bakar. Nitekim Yüce Rabbimiz “Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ancak sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanımanız içindir ki O bu hayvanları sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!” (Hac Sûresi, 22/37.) buyurmaktadır. Allah Teâlâ kurbanın yani kan akıtmanın gayesini tek kelime ile açıklamaktadır. O da takvadır. Kurbanı kabul edilen Habil, kardeşi Kabil’e: “Allah yalnız takva sahiplerinden (kendisine saygılı olanlardan) kabul eder.” (Mâide/27) cevabını vermişti. Kurbanın rüknü, kan akıtma, kesme dahi olsa mesele sadece görünen bu boğazlamadan ibaret değildir. Kurban Allah rızası için kesilmeli, Allah rızası için dağıtılmalıdır. Bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da esas olan takvadır. Takva da Allah katında üstün olmanın yegâne ölçüsüdür.
9. Kurban İbadettir
Kurban bir ibadettir. Allah’a boyun eğmektir. Kulluk bilincini yaşamaktır. İbadet niyetiyle belirli cins hayvanı, onun adını anarak, tekbirle “Bismillahi Allahu ekber” diyerek kesip itaati, kulluğu göstermektir. Bu ibadetin vakti de Kurban Bayramı günleridir.
10. Kurban Sadakatin İşaretidir
Müminin şiarı “Rabbim Allah’tır.” deyip, dosdoğru olmaktır. (Müslim, İman, 62.) Kurban, kişinin imanında sadakat göstermesi ve teslimiyetinin bir gereğidir. İbrahim (aleyhisselâm) oğlunu alnı üzerine yatırmasıyla, oğlu İsmail de “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demesiyle her ikisi sadakatlerini ispat etmişlerdi. Allah’a sadakatin her şeyin önünde olduğunu İbrahim (aleyhisselâm) yaşayarak o büyük imtihanıyla bizlere ders vermektedir. İmkânı olan kimseler kurban kesmekle imanlarına olan sadakati göstermiş olacaklardır.
11. Kurbanda Büyük Hayırlar Vardır
Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere verdiği müjdede “Kurbanın her kılına karşılık, bir hasene (sevap) vardır.” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, 2/321.) “Kurbanın akıtılan kanı henüz yere düşmeden aziz ve celil olan Allah’ın yanındaki yerini alır” (Tirmizî, Edâhî,1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3.) buyrulmaktadır. Allah için yapılan her bir şey, Allah’ın Cennet mükâfatı için bir vesiledir. Cehennem üzerindeki Sırat Köprüsü’ndeki kancalardan kurtulmak, sürünerek gitmek yerine köprüyü güvenli bir binekle bir anda hızlı geçmek, salih amellerimize bağlıdır. Allah Teâlâ “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır.” (Hac Sûresi, 22/36.) buyurmakta ve “İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.” (Bkz. Saffat Sûresi, 37/105) buyurarak emrine itaat eden muhsin kullarını mükâfatlandıracağını vadetmektedir.
12. Kurban İslam’ın Şeâirindendir
Allah Teâlâ “Kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden/şeâirinden kıldık.” (Hac Sûresi, 22/36.) buyurmaktadır. Şeâir, şiar’ın çoğulu olup, Allah’ın dininin alameti olan özelliklerdir. Kurban kesme bir İslam şiarıdır. Dini hayatın tezahürüdür. Kurban kesmenin özünde dine sahip çıkma ve onu yaşama şuuru vardır. Bazı kimseler kurbanın vahşet olduğunu söyleyerek, kurbanın insanlığın ilk çağlarından bize miras olarak kalan en ağır, sökülmesi zor bir ibadet olarak değerlendirirler. Ne yazık ki bu eleştiriyi yapanlar kurbanın esprisini anlamaktan uzaktırlar. Allah’a ibadet maksadıyla kesilen kurbana vahşettir diyenlerin, dünyanın dört bir tarafında binlerce cana kıydıklarına, insanları sömürdüklerine, menfaatleri için milletleri birbiriyle vuruşturup kan akıttıklarına şahit olmaktayız. Yapılan bazı araştırmalara göre kurban kesmeyen milletlerin spor ve eğlencelerinin birçoğu kanlıdır. Yani onlar insanın derinliklerindeki kan akıtma güdüsünü başka yollarla tatmin etmektedirler. (Akyüz, Mukayeseli İbadetler İlmihali, 4/281.)
13. Kurban Hz. Peygamber’e (s.a.s.) Tâbi Olmadır
Allah Teâlâ Kevser Sûresi’nde Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” diyerek kurban kesmeyi emretmiştir. Böylece kurban kesmek Efendimize ve ümmetine vacip kılınmıştır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) her sene Kurban Bayramı günlerinde kurban kesmiştir. Cenab-ı Hakk Müslümanlara Hz. Muahmmed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) tâbi olmaları konusunda “O’na uyunuz ki doğru yolu bulasınız.” (A’raf Sûresi, 7/158) “(Resûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/31) “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab/21) buyurduğundan bize de düşen ona tâbi olmaktır.
B. Kurbanda Gaye: İhlâs ve Niyet
İbadetlerimizde bizi Allah rızasına ulaştıracak olan temel unsur, kalplerimizdeki niyetimiz ve bu ibadetleri gösterişten uzak olarak sırf Allah rızası için yapma çabamızdır. Nitekim Hz. Peygamber de bir hadis-i şeriflerinde: “Amellerin kıymeti ancak niyete göredir. Herkesin niyeti ne ise eline geçecek olan da odur.” (Müslim, İmâre, 45.) buyurmuştur. Kurbanı diğer hayvan kesimlerinden ayıran temel farklardan biri, onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır. Kesilen kurbanın etinin yenmesi ve bir kısmının dağıtılması, toplumsal bir gereklilik olduğundan dolayı bunu kurbanın özünden ayırmamız mümkün değildir. Çünkü toplumsal dayanışmayı sağlamak da Allah’ın rızasına giden bir yoldur. (Demircan, Yunus, Hanefîlerin Kurbanın Vucûbiyeti ile İlgili Delilleri, s. 3.)
Kurban Allah’a ibadet, ona yaklaşmak ve onun rızasını kazanmak maksadıyla, ihlâsla, samimi bir niyetle kesilmelidir. Aksi takdirde Kurban Bayramı günlerinde kesilse bile bu kurban sayılmaz. Zira niyetsiz bir amelin, ibadetin değeri yoktur. Yüce Allah kesilen kurbanlık hayvanların et ve kanlarının değil, bu kesimi yapan Müslümanın niyet, ihlâs, takva ve bağlılığının kendisine ulaşacağını bildirmiştir. (Hac Sûresi, 22/37) Niyette asıl olan kalbin niyetidir. “İnsanlar kurban kesiyor.” diye, “Tatil günüdür, piknik yapalım, kavurma yiyelim.” niyetiyle hayvan kesilip Allah’ın rızası umulmuyorsa, bu kesim kurban olmaz. Allah ancak kendisi için yapılan amelleri kabul eder, farklı niyetlerle yapılmayan amelleri ise kabul etmez. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Her zaman amellerinizde ihlâsı gözetin, zira Allah sadece kendisi için yapılan (hâlis olan) ameli kabul eder.” (Nesâî,Cihad, 24.)
Kevser Sûresi’nde “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” emri gereği bu iki ibadetin de Allah için hulûs-i niyet ile olması gerekir. “Namazını ve kurbanını yalnız Allah için yap. Müşriklerin ve gösteriş yapanların aksine sen bunları ancak Rabbine has kıl!” mesajı verilmektedir. Çünkü müşrikler, putlara tapar ve putlar için kurban keserlerdi. Riyakârlar da halka gösteriş için yaparlar. Allah için olmayan namaz, namaz olmayacağı gibi, Allah için kesilmeyen kurban da kurban olmaz ve onların yenilmesi haram olur.(Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 9/351-353.) Allah’ın rızasını kazanmak, emrine itaat edip gazabından sakınmak, Cennet’ine talip olmak maksadıyla; güzel, sağlıklı hayvanı seçen ve bayram günlerinde Hz. İbrahim ve İsmail’in hâtırasını yâd edip hem ailesine yediren hem de dost, akraba, komşu ve fakirlere dağıtan kimse kurban ibadetini yerine getirmiş olur. İnd-i ilahîde güzel bir kabulle mukabele görür. Böylece kurbandaki hikmetler tecelli eder.
C. Kurbanın Şeâirden Olması
Kur’ân-ı Kerim’de “Kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden/şeâirinden kıldık.” (Hac Sûresi, 22/36) buyrulmaktadır. Kurban kesme bir İslam şiarıdır. Kurban kesmenin özünde dini yaşama ve ona sahip çıkma şuuru vardır. Bu yönüyle kurban, kalpteki imanın dışa aksedişi, iman ve kulluğun bir alametidir. Ezan, cuma, cemaatle namaz kılmak ve bayramlar gibi kurban ibadeti de dindarlığı, Allah’a bağlılığı ifade eden İslam’ın bir alametidir/şiarıdır. Diğer bir ifadeyle o bölgede Müslümanların varlığının bir delili, Müslümanın ruhî ve içtimaî hayatını şekillendiren ve İslam’ın medeniyet kurucu özelliğini yansıtan ilahî sembollerdir. Dünyanın neresinde olursak olalım bir cami, minare gördüğümüzde, ezanı işittiğimizde orada Müslümanların, tevhide bağlı insanların yaşadığı anlaşılır. Bu şiarlar/ilahî semboller farklı renk, dil ve mizaçları potasında eritir, onları kardeş yapar. (Ünal, Ali, “Kurban İbadeti”, Teslimiyet ve Fedakârlığın Sembolü Kurban, s. 34, 35.)
Şeâir bir Müslümanın hayatından çıkaramayacağı ve dinin koruyucu boyutu olan ibadetlerdir. Müminin bunları muhafaza etmesi gerekir. Şiar boyutu olan sünnetler çoğu zaman farz-ı kifaye olarak da algılanmış ve ona göre itibar edilmiştir. (Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 1/268, 269, 430, 563; Mevsılî, Abdullah ibn-i Mahmud ibn-i Mevdûd , el-İhtiyâr li Ta’lîli’l-Muhtâr, 1/42, 57) İslam’ın bu şiârını ümmet arasında tam bir şekilde yerleştirmek, yaymak ve insanları bu konuda duyarlı hâle getirmek gerekir.
D. Kurbanın Küresel Bir Hizmet ve Kardeşliğe Vesile Oluşu
Kesilen kurbanlardan yakın komşu ve akrabaların istifade etmesi, yerel bazda bir kardeşlik oluşturmaktadır. Ancak günümüzde açlık ve sefalet içinde yaşayan uzak ülkelere veya kardeşliği göstermenin acil olduğu yerlere bizatihi kurbanları götürüp, ellerimizle takdim etmek, küresel bir hizmet ve kardeşlik için zaruridir. Hac için Arafat’ta merkezde buluşmayla birlikte kurbanla dünyanın dört bir tarafına yardım seferberliğinin yapılması, İslam milletlerinin kardeşliğini kuvvetlendirecek ve kardeşlik ruhunun canlanmasına etki edecektir. Ayrıca Allah’ın adının yücelmesi istikametinde hizmet eden hayır kuruluşlarına kurban bağışında bulunup onlara maddi manevi destekte bulunmak da kurbanımıza ayrı bir mana katacaktır. İslamî hayır kurumları ve dernekleri fakir ve zenginler arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Bu hayır kurumları vekâlet yoluyla ülkemizde ve ülkemiz dışındaki kardeşlerimize kurbanlarımızı ulaştırmakta ve bizleri çok uzaklardaki kardeşlerimizin dualarıyla buluşturmaktadır.